Ana içeriğe atla

Aşk

Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım.

Aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü.

Ey bana gizlerinin ve mucizelerinin varlığına inandığım Aşk 'ı soran sizler,
Aşk peçesiyle beni kuşattığından beri ben size aşkın gidişini ve değerini sormaya geliyorum.

Sorularımı kim yanıtlayabilir? Sorularım kendi içimdeki için; kendi kendime cevaplamak istiyorum.

İçinizden kim içimdeki benliği bana ve ruhumu ruhuma açıklayabilir?

Aşk adına söyleyin, yüreğimde yanan, gücümü tüketen ve isteklerimi yok eden bu ateş nedir?

Ruhumu kavrayan bu yumuşak ve kaba gizli eller nedir; yüreğimi kaplayan bu acı sevinç ve tatlı keder şarabı nedir?

Baktığım bu görünmeyen, merak ettiğim açıklanamayan, hissettiğim hissedilemeyen şey nedir? Hıçkırıklarımda kahkahanın yankısından daha güzel, sevinçten daha mutluluk verici bir keder var.

Neden kendimi beni öldüren ve sonra şafak sökene kadar tekrar dirilten, hücremi ışığa boğan bu bilinmeyen güce veriyorum?

Uyanıklık hayaletleri kurumuş gözkapaklarımın üstünde titreşiyor ve taştan yatağımın etrafında düş gölgeleri uçuşuyor.

Aşk diye seslendiğimiz şey nedir? Söyleyin bana, bütün anlayışlara sızan ve çağlarda gizli olan o sır nedir?
Başlangıçta olan ve herşeyle sonuçlanan bu anlayış nedir?

Yaşam 'dan ve Ölüm 'den, Yaşam 'dan daha acayip, Ölüm 'den daha derin bir düş oluşturan bu uyanıklık nedir?

Söyleyin bana dostlar, içinizde Yaşam 'ın parmakları ruhuna dokunduğunda Yaşam uykusundan uyanmayan biri var mı?

Yüreğinin sevdiğinin çağrısıyla babasından ve annesinden vazgeçmeyecek kimse var mı?

İçinizden kim ruhunun seçtiği kişiyi bulmak için uzak denizlere açılmaz, çölleri aşmaz, dağların doruğuna tırmanmaz?

Hangi gencin yüreği tatlı nefesli, güzel sesi ve büyülü dokunuşlu elleriyle ruhunu kendinden geçiren kızın peşinden dünyanın sonuna gitmez?

Hangi varlık dualarını bir yakarış ve bağış olarak dinleyen bir Tanrı 'nın önünde yüreğini tütsü diye yakmaz?

Dün kapısından geçenlere Aşk'ın sırları ve değeri sorulan tapınağın girişinde durmuştum. Ve önümden çok zayıflamış, yüzü hüzünlü yaşlı bir adam iç çekerek geçti ve şöyle dedi:
'Aşk bize ilk insandan beri bağışlanmış bir güçsüzlüktür.'

Yiğit bir genç karşılık verdi:
'Aşk bugünümüzü geçmişe ve geleceğe bağlar.'

Ardından kederli yüzlü bir kadın hıçkırarak şöyle dedi:
'Aşk cehennem mağaralarında sürünen kara engereklerin ölümcül zehiridir.
Zehir çiy gibi taze görünür, susuz ruhlar aceleyle içer onu; ama bir kere zehirlenince hastalanır ve yavaş yavaş ölürler.'

Sonra gül yanaklı bir kız gülümseyerek dedi ki:
'Aşk Şafak 'ın kızları tarafından sunulan ve güçlü ruhlara güç katıp onları yıldızlara çıkaran bir şaraptır.'

Ardından çatık kaşlı, kara giysili, sakallı bir adam geldi:
'Aşk gençlikte başlayıp biten kör cahilliktir.'

Bir başkası gülümseyerek açıkladı:
'Aşk insanın tanrıları mümkün olduğunca fazla görmesini sağlayan kutsal bir bilgidir.'

Sonra yolunu asasıyla bulan kör bir adam konuştu:
'Aşk ruhlardan varlığın sırlarını gizleyen kör edici bir sistir;
yürek tepeler arasında sadece titreşen arzu hayaletlerini görür ve sessiz vadilerin çığlıklarının yankılarını duyar.'

Çalgısını çalan genç bir adam şarkı söyledi:
'Aşk ruhun çekirdeğindeki yangından saçılan ve dünyayı aydınlatan bir ışıktır.
Yaşam 'ı bir uyanışla diğeri arasındaki güzel bir düş olarak görmemizi sağlar.'

Ve paçavraya dönmüş ayaklarının üzerinde sürüklenen güçsüz düşmüş çok yaşlı bir adam titrek bir sesle şunları söyledi:
'Aşk mezarın sessizliğinde bedenin dinlenmesi, Sonsuzluk 'un derinliklerinde ruhun huzura ermesidir.'

Ve onun ardından gelen beş yaşındaki bir çocuk gülerek dedi ki:
'Aşk annemle babamdır, onlardan başka kimse bilmez aşkı.'

Ve böylece Aşk'ı tarif eden herkes kendi umutlarını ve korkularını bıraktı önüme sır olarak.

O anda tapınağın içinden gelen bir ses duydum:
'Yaşam iki yarıya ayrılmıştır: biri donar, biri yanar; yanan yarı, Aşk 'tır.'

Bunun üzerine tapınağa girdim, sevinçle diz çökerek dua ettim:
'Tanrım, beni yanan alevin besleyicisi yap...
Tanrım beni kutsal ateşine at...'

Halil Cibran


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Şiirde Açan Gelincik Çiçekleri

Hayat hikayem mi? Tarlaların kıyısındaki gelincikler. Süreyya Berfe sandınız ki haz içindeydim şiirlerle, kitaplarla, dergilerle esrik tasasız yaşayıp gidiyordum; dağ eteğinde mavi çiçekli hayıtların uzun saplı gelinciklerin donattığı yaz ırmağı kıyılarında yalıncak! Ahmet Uysal Bir sap gelincik iki taş arasında Bulmuş da boyunu uzatan hızı, Sallanır durur çiçeğiyle rüzgarda; Bütün gelinciklerden daha kırmızı… Metin Altıok Senin resmini yaparken Parlak kırmızıyla laciverti Birbirine karıştırıyorum. Söyle bana ey gelincik Toprakta ne al, ne lacivert, Ne kırmızı, ne de sarı varken Sen nasıl boyuyorsun böyle Çiçeğinin yapraklarını?.. Nakagawa Kazumasa gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda işi iş kasabanın su yüzlü çocuğun işi iş bir de poyraza döndü mü hava başlar masmavi damarlar fışkırmaya yanaklarından faytonların turuncu tekerlekleri yansır gaz tenekeleriyle çevrili bahçelerde asılı çamaşırlarından bir tutam çivit kokusu alıp gider gelin...

Düştanbul

Düştanbul “Siz kâinatın etrafınızda dönmesini istiyorsunuz.  Düşünmüyorsunuz ki hayat sizi mahrekinin dışına  atmış. Hayat kimsenin etrafında dönmez, herkesle beraber yürür.”  I “Serin kuşu sabahın, acılı ve tekdüze,  açılan sessiz bir yaprak gibi gündüze.”  Her kentten içeri, sarı gündüzler çıldırtıyor insanları. Bir gece gelir her gündüzle, bitimsiz düşler; bir kentten içeriye hep girince. O yaralı ece, çıldırmış gündüz, İstanbullu o orospu; kirpiğin her kapanması o, ıslanmış bir düş— acısıdır haça gerilmiş kentin. Soluksuz bir gecededir arası yağmurla düşün; ağacaktır o da ağmışsa dünyaya ruhu arınmış İ(n)sa(n); çarmıhlı kentimin acısı, düşümde gördüm, sarı bir gündüzde bitmiş. Uyandım, baktım, güneş doğmuş. II Ne san. Bir kentte bir gündüzde bir düşte. Sarı Japon fincanlarını diz içine üstüste. Fincan içre bir iç bu. Fincan içre bir can. Alttakini çekince, şan— gırr! İnsan! Ne san. ...

AŞK YAMA TUTMAZ

Aşk yama tutmaz - belli değildi kime söylediği gözleri bakıyor mu bakmıyor mu belli değildi Aşk yama tutmaz - Şarap kadehine döktü içini - Aşk yama tutmaz - Tere alkole kesmişti her yan sirke tadındaydı şarap diye içtiği - Kara yazgısına karşı savaştığında herkes O saatte bir yabancı girdi kapıdan - Terziyim - dedi ve sustu Yama yapar mısın? diye sordu biri Aşk yama tutar mı? diye sordu bir başkası Kadın kadehine baktı - boştu - Ayağa kalktı - baktı içerdekilere sanki bir söyleyeceği vardı da - söylemek istemedi - döndü sırtını ve sözlerini dışarıdaki sise gömdü - Aşk yama tutmaz - Zareh Yaldızcıyan

50 Yaş

Mutsuz kente mutlu yağmurlar yağıyordu, Aylardan bir deli zemheri, Canım yanarken gözler gördüm sanki yangın yeri. Elveda bedenden bedene yollandığım günlere, Elveda beline sarıldığım güzellere, Elveda memur çocukları gibi zor terk ettiğim kentlere. Gittim ben sonsuzluğa, sorgusuzca gittim, Seni martılara emanet ettim, Islak, yorgun, huysuz martılara… Bektaşi tekkesinde deyiş okudum, Okudukça sana dokundum. Yangın yeri gözlerine yüreğimi açtım. Ben Yalova'dan bir öğretmen, 50'sine yeni bastım. Gözlerim gözlerine akmak ister, Sen ister gizle ister göster. Gözlerimden başka göze gitme, Gidersen de sevme, seversen de delirtme. Beni incitme, Kapatma gözlerini gözlerime. Sana derdimi kaç satırda anlatırım, Kaç bahar dayanırım yokluğuna, Yumuşak hünerli ellerini nasıl bırakırım sabah karanlığına. Dumanlı dağlarda mavi güvercinli hatıralarım, Yeşil dallarda kızıl kirazlarım, Meydanlarda söylensin şiirlerim şarkılarım, Varlığın yıldız yangınları aydınlan...

Bir ağaç bir mezartaşını yutuyordu çarşıkapıda

Sen mezarım olsaydın mışıl mışıl uyurdum içinde. Oruç Aruoba Sevmeliyiz mezartaşlarını biz, Çünkü yalnız onlar bizi yâd eder. Ahmet Kutsi Tecer Bir mezar gibisin sen artık, bakmadan Geçip gidiyoruz kibirlim, önünden. Rufinus Bir kuş yaşıyordu bende. Bir çiçek dolanıyordu kanımda. Yüreğim bir kemandı. ... (Burada bir kuş yatıyor. Bir çiçek. Bir keman.) Juan Gelman Bütün hoşçakallar, Mezar taşlarında saklıdır. Kazınmıştır ince ince, Ama derin derin yazılmıştır. Mezar taşları gibidir hayatım, Mahcup, boynu bükük, sakin. Bir ırmak gibi sessizdir adımlarım, Bir fatihaya muhtaç gibidir lakin. Yağız Gönüler Öldüğün vakit harikulâde bir hava vardı Mezarlık o kadar güzeldi ki Hiç kimse mahzun olamadı Philippe Soupault Artık bana hiçbir şey söylemeyeceksin Hiç ama hiç Bir sürü adam çiçekler getirdi Nutuklar bile söylendi Ben hiçbir şey söylemedim Seni düşündüm. Philippe Soupault İpleri kesik artık uçurtmaların insan yiyen otlar çıkar ...

İmam-ı Şâfiî'nin Şiirlerinden Seçmeler

BIRAK GÜNLERİNİ DİLEDİĞİNİ YAPSIN Bırak günleri dilediğini yapsın Razı ol hükmedince kader Gecelerin musibeti sabrını taşırmasın Bâki değil dünyadaki zorluklar Güçlü bir adam ol, korkuların üstünde Ahlâkın müsamaha ve vefa Kusurların çoğalsa da tüm mahlukatta Örtüsü olması seni sevindirir yine de Cömertlikle setret ki her ayıbı Örter denilir cömertlik Sakın gösterme düşmanlarına zillet Belâdır üzüntünle onları sevindirmek Cimriden yardım umma Ateşte susayan için su yok Rızkını eksiltmez ağırdan alış Ve artırmaz hırsla çabalamak, yorulmak Ne hüzün devam eder ne sevinç Ne sıkıntı, ne rahatlık Eğer kalbin kanaatkarsa Farkın yok, başkası dünyaya sahip olsa Kimin inerse meydanına ölümler Ne gök korur onu, ne de yer Allah’ın mülkü geniştir ama Feza daralır hükmettiğinde kader Aldırma vefasız günlere hiç Fayda vermiyor ölüme ilaç GAM Ne zenginlik içinde olan bilir fakirliğin tadını Ne sağlam bedenli biri hasta gibidir Ne yoksulluklar vardır ki, örtülüdür üstü onurla Ne zaruretler memnuniyet a...

Bahara İnan

Aç pencereleri, ki meltem Akasyaların doğum gününü Kutlamaktadır Ve bahar Her dalda her yaprağın yanı başında Mum yakmıştır. Bütün kırlangıçlar Geri döndüler Ve tazeliği haykırdılar Sokak baştanbaşa sese dönmüştür Ve kiraz ağacı Akasya ağaçlarının doğum günü hediyesi diye Çiçeklerle doldurmuş eteğini. Aç pencereleri ey arkadaş Sahi hiç hatırlar mısın Yeryüzünü vahşi bir ateşin yaktığını Yapraklar solduğunu Ve susuzluğun toprağın ciğerine ne yaptığını Hiç hatırlar mısın Uzun gecelerin karanlığında Soğuklar neler yaptı asma ağacına Beyaz çiçeklerin başına bağrına Neler yaptı öfkeli rüzgarlar bir gece yarısında Hatırlar mısın Şimdi yağmurun mucizesine inan sen Ve cömertliği çimenliğin gözlerinde gör sen Ve muhabbeti meltemin ruhunda Ki bu daracık sokaktaİşte bu bomboş ellerle Akasyaların doğum gününü Kutluyor Toprak canlanmıştır Sen neden durgunsun böyle Sen neden bu kadar kasvetlisin Aç sen pencereleri Ve baharlara İnan sen Ferîdûn-i Muşîrî

Baltalanan İncire Ağıt

Duvarda kaldı köklerin çıplak, utanmış. Toprağa saçıldı dalların kopuk, parçalanmış. Bir boşluk esniyor eski yerinde. Kumru gelince sekiyor eksikliğinden. Yongalar arasından kokulu, kuruyan bir hava yükseliyor martılara ulaşan. Yokluğun bile yokolacak boşalamadan, baharda. Ben de giderim artık buralardan yakında. Oruç Aruoba

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...