Ana içeriğe atla

Şâir Nâbî (Yusuf)’den Oğluna Nasihat (Hayriye)

Öğütlerin Yazılış Sebebi :

1 – Ey isteklerimin sevinç artıran çerağı ! Ey Celil olan Allah’ın bağışı oğul!

2 – Bendeki özelliklerin ve şahsî erdemlerin hepsi sende aynıyla mevcut.

3 – Sende methedilecek ahlâk çoktur ve çok şükür, ben de o bakımdan zararda değilim. Edebe dair alâmetler ise sende yaradılıştan mevcut.

4 – Lâkin babanın bu söyledikleri de evlâdına fazladan bir tesirde bulunsun.

5 – Kulaklarına bir küpe olsun diye ve sana akıllıca bir sermaye olması için.

6 – Dilerim ki, bunu, canından da nazik tutasın ve bir an bile yanından ayırmayasın, aklından çıkarmayasın.

7 – Bunun feyzi mahşer gününe dek yürürlükte olsun ve hem seni, hem de başka mü’minleri kuşatsın.

8 – Bu nimetten sen de yiyip istifade edesin “Babamın yadigârıdır” diye anasın.

9 – Böylece ben ölünce ruhumu şad edesin, bir dua ile beni daima hatırlayasın.

10 – İşlediklerinin daima sonunu düşün ve böylece din evin onarılmış olsun.



İslâm’ın Beş Temeli :


Kendini Kelime-i Şehâdet ve Namaza Vakfet :

1 – İslâm yapısının beş temeli hikmet ölçüsüyle yükseldi.

2 – Bu binanın içinde olan kişi rahattır. Dışında olan fenalıkların içinde boğulur.

3 – Bilhassa seher vaktinde hiç yatma, uyanık ol. O vakitte kendini tevbe seccadesine vakfet. ( Böylece, İman ve İnancın asla sarsılmasın.)

4 – O saatte Allah huzurunda el bağlayıp hatalarından dolayı göz yaşı dökmek ne büyük saadettir.

5 – Secde için anlını yere koy da yeryüzünde gerçek saltanat ne imiş bir gör.

6 – Eğer İslâm’ın değerini gerçekten anlayabilseydin, namazı kılmak için bir an bile gecikmezdin.

7 – Gerçi senin yaşındaki çocuk bunu anlayamaz, ama yine de bu sırrı sana açıklayayım. Çalış ve gayret göster ki, git gide bunun hikmetini anlarsın.

8 – Ey parlak ay gibi olan oğul ! Eğer namaz kılacak olursan elif gibi düzgün durmalısın.

9 – Rükûya varınca da dal harfi ortaya çıkar. Bu söz peygamber’simdir bilesin.

10 – Secdeye kapandığında da mim harfinin daire şekli görünür. Anla ki “namaz kılmayan kişi, hiç âdem olur mu?” sözündeki sırlar birgün sana açılır.


Oruç Bir Rahmet sofrasıdır :

1 – Ey babalık bağının seçkin meyvesi ! Ey hayat denizindeki sedefin incisi oğul

2 – Hasta olmadıktan ve vücudun halsiz kalmadığı müddetçe Ramazan orucunu sakın tutmamazlık etme.

3 – Oruç, Allah’ın kullarına bir lutfudur. Orucun mükâfatını bizzat Allah verir.

4 – Oruç bir rahmet sofrasıdır. Oruçlu için ise nurdan bir elbisedir.

5 – Oruç gizli tutulan gizli bir ibadettir. Onun için asla oruca riya giremez.

6 – Oruç, Alllah’ın ezelî kudret ve kuvvetine mensup temiz bir gizliliktir. Oruç melekiyet sıfatına bürünmektir.

7 – Oruç, cennet nimetlerinin yol göstericisidir. Böyle oruçta yeme içmeyi terketmek bir rahmet sebebi olur.

8 – Ta gecenin karanlığı uzadığı bir vakitte güneşin parlak yüzük taşı, senin ağzına mühür vurur, yeme içme kesilir.

9 – Artık kendi nurun parlamaya başlar ve kötü emellerin gece karanlığına gömülür, affedilir.

10 – O ne saadettir ki, dudağın kapalı olduğu için, yeme-içme olmadığı için bütün beyhude işlerden uzaklaşmışsındır.


Kabe Yoluna (Hacca) Git :

1 – Ey can güllüğünün taze yetişmiş gülü ! Ey bilgi ve anlayış dimağını kokularla donatan oğul !

2 – Yola çıkacaksan mutlaka Kâbe yoluna git. Gayesiz boşuna yapılmış bir yolculuk cehennem ateşine götürür.

3 – Hacer-i Esvet, Allah’ın sevgili kullarının, öperek şifa buldukları bir taştır.

4 – Günahlarından minnetsizce yıkanıp temizlenmek için Altın Oluktan Allah’ın rahmeti dökülür.

5 – Zemzem suyu ferahlık verici bir ilaç gibidir. Ondan içen suçlu kullara şifa verir, günahlardan arınmalarını sağlar.

6 – “Lebbeyk” sadâlarını çıkaran nefesler göklere doğru uydular gibi yükselir.

7 – Bu ne ikbal, bu ne saadet ve ne mertebedir ki, Allah’ın evini tavaf edersin.

8 – Arefe günü, yarlığayıcı Allah’ın, insanları hesap için topladığı kıyamet gününden bir örnektir. – Arafat’ın o berraklığı ve tertemizliği, satır satır günahların affı için berat yazmaktadır. – Orada günahtan kararmış defterler yıkanmış, paklanmış ve orada günaha esir olanlar azat olmuştur.

9 – İhramlar içindeki hacıların oluşturdukları gümüş halkanın üstünde Rahmet dağı bir yüzük taşı gibi durur.

10 – Ey oğulcuğum ! Eğer sen Kâbe’nin etrafını tavaf eden bir pergel olursan, bir gün elbet kazanç noktası sana kendini gösterecektir, karşılığını kıyamette Allahü Teâlâ (c.c.)’nın izni ile alırsın.


Malını (Zekatını Ver) Muhtaçlardan Esirgeme :

1 – Ey sedefin kulak süsleyen incisi ! Ey şeref hanedanının hayırlı halefi oğul !

2 – Üzerinde zekâta ait olan bir tanecik bile bırakma. Zekâtını ver ki malın bereketi ve hayrı olsun.

3 – Zekât, fakirlerin hakkıdır. Ondan elini çekme, vermemezlik yapma ki temiz olan malını kirletmeyesin.

4 – Zekâtını verdikçe Allah’ın emri üzerinesin ve Allah senin o malının birine on (yüz, bin ve yüz binler) verir.

5 – Malının zekâtını vermezsen bereketi kalmaz ve o nimet sende fazla durmaz.

6 – Malın telef olması, zekâtı vermemektendir. Ayrıca zekâtı vermemek bazı musibetlere de hedef olur.

7 – Dine uyularak verilen zekât, malın tohumudur ve zekat olarak verilen mal, bu tohum, Allah katında kabul toprağına ekilmiş olur.

8 – Serpilmiş tohum yerden fazlasıyla biter ki, bu da iki âlemde sana yeterlidir.

9 – Fakirliği ve zenginliği yaratan Allah, zekâtı da fakirlere tahsis etmiş.

10 – Her şeye kâdir olan Allah’ın seni zengin yaratırken onu da fakir etmesinin elbette bir hikmeti vardır.

11 – Fakirlerin hakkını asla kesme. Senesi geldikçe ( zamanında) zekâtını ver.

12 – Ayrıca sadaka vererek de zekâtını tamamla. Bir mal için zekât kök, sadaka ise dal budaktır.

13 – Sadakadan elde edilecek sevabın sınırı yoktur. Nitekim bunu kuvvetlendiren birçok da âyetler vardır.

14 – Fakirler zenginlerin aynasıdır. Nitekim her şey zıddı ile vardır. Eğer Allah’ın takdiri, seni onun yerine fakir yaratsaydı, bunu değiştirmeye gücün yeter miydi.

15 – Fakir olmayınca zenginliğin güzelliği ve çekiciliği kalmaz. İşte Allah bunu böyle yaratmış.

16 – Nimetin şükrüne sebep fakirliktir. Devlet ve ikbâlin güzel oluşuna süs yine fakirliktir.

17 – Bu fâni dünyada fakirler olmasa acaba sen zekâtını kime verirdin.?

18 – Fakir, zekâtı almaktan kaçınırsa üzül, alırsa da memnun ol, sevin. Zekât, senin ikbaline ve varlığına bir vesiledir. Bunu da Allah tarafından sana verilmiş bir nimet ve lütuf kabul et.

19 – Allah’ın verdiği nimete şükretmesini bil ki ekmeğin ve suyun ziyadeleşsin.

20 – Fukaraya merhamet nazarıyla bak. Sertlikle konuşma, cömertlik et.

21 – Malını muhtaçlardan esirgeme. Allah’ın sana verdiği nimetten açlara ve yoksullara yedir.

22 – Kapını, fakirlerin boş dönmeyecek bir hale getir ve mümkün olduğu kadar ihsanda bulun.

23 – Acıkmışı doyurmak, her gün nafile oruç tutmaktan hayırlıdır.

24 – Senin elinden bir acın doyması, nice camiyi tamir ettirmekten yeğdir.

25 – Bir susuza su vermen, her yıl Kâbe’yi ziyaret etmenden daha hayırlıdır.

26 – Senin yüzünden ihtiyaç sahiplerinin sevinmesi ne büyük saadet, ne büyük yücelik, ne büyük devlettir. – O geçim malı ne kutludur ki, fakirler onunla ihtiyaçlarını karşılarlar.

27 – Bir fakire yardımı dokunan kişi gerçekten dine layık kişidir ve o kişinin hayrı başkalarına da geçer. – Sakın fukaraya tiksinti ile bakma ve asla ihsanda bulunmaktan kaçınma.

28 – İhsanda bulunarak çocukları sevindir. Gönüllerini alarak kalblerini mamur et. – Hele hele yetimlerin ve kimsesizlerin yaralı gönüllerine merhem olursa.

29 – Eger gidişatını düzelttiysen ve Allah da sana malca nimet ve zenginlik verdiyse nimete nankörlük semtine sakın ayak basma ve hem fiil, hem de söz ile şükrünü eda et.

30 – Gerçi şükür kelimesi herkesçe bilinir, herkes şükreder, ama sen yine de can-u gönülden şükret. – Hem gizli gizli ve çok çok şükret ; hem de aynı şekilde ihtiyaç sahiplerine ihsanda bulun. – Allah’ın kullarını aç, ekmeğe, yiyeceğe ve elbiseye muhtaç görünce ihsan kapısını sakın kapatma ve sana hacetini bildireni sakın geri çevirme.


Îlim, Ahlâk ve Görgü Kuralları :


İlimlerle Kendini Donat :

1 – Ey edeb çimenliğini süsleyen fidan ; ey babasının gönlüne ve gözüne nur bağışlayan oğul !

2 – Gece gündüz şerefli mukaddes, ilimlere çalış ve hayvan gibi cahil kalma da ilim öğrenen ol.

3 – İlim Allah’ın sıfatlarındandır ve dolayısıyla tüm sıfatların en yücesi ilim sıfatıdır. İlim her şeyin üstündedir.

4 – İlim öğrenmeye çalış ve bilgililerin bilgisi ol. Resûlullah-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) ilim öğrenmenin farz olduğunu söyledi.

5 – Yine O ilim sahibi Peygamber (s.a.v.) der ki : “Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz !”

6 – Nur diyarının Sultanı ilim hakkında “Rabbi zidnî ilmen” (Rabbim ilmimi artır) isteğine memur oldu.

7 – Öyle bir ilim şehrini arayıp bul ki, kapısı Peygamber (s.a.v.)’in damadı Hz. Ali (r.a) olsun.

8 – İlim ilâhî bir sofradır. İlim Allah (c.c.)’tan insanlara bir bağış, bir bahşiştir.

9 – İlim, büyüklük ve mertebenin güvenliği ve koruyucusu ; İlim, doğruluğun ve talihin kopmayan bağıdır.

10 – İlim, sahili olmayan bir denizdir ki ; onun içinde âlim geçinenler gerçekte câhildirler.


Cehâlet Dünya ve Ahiretini Karartır :

1 –Allah cahillik için “ölüm” ilim için “hayat” tır dedi. Sen de sakın ölü gurubuyla aynı durumda olma.

2 – Cahillik ile (dünya ve) ebedî hayattan mahrum olma ve iyi ile kötüyü ilim vasıtasıyla birbirinden ayır.

3 – Çeşitli ilimlerle kendini donat, zihnini doldur. Belki bir gün ona ihtiyacın olur da kullanman gerekir.

4 – Bir şeyi bilmek, sorulduğu zaman “ben onu bilmiyorum” demekten daha güzel değil mi ?

5 – Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in insanlara telkini “İlim Çin'de de olsa gidip alınız” hadisidir.

6 – Bir şeyi ehlinden öğren ve bunu yaparken utanma. Çünkü her şeyin âlimliği, câhilliğinden daha iyidir.

7 – Bir şeyden habersiz olan câhil nerde ; her şeyi bilen nerde ! Hiç gören ile âmâ bir olur mu?

8 – Cehâlet insana bir belâ zindanıdır ki, içine düşenler ondan kurtuluşun yüzünü görmez. – İlim, varlığın ; câhillik ise yokluğun kaynağıdır. Hiç var ile yok beraber olabilir mi?

9 – İlimle uğraşmak kadar yüce bir iş olmadı. İlimden de hiç kimse elem görmedi. – Yaratıcı olan Allah’ın sıfatlarına sınır olmadığı gibi ilmin şerefine de bir son yoktur.

10 – Sakın ilmin dış kabuğunda kalma. Manânın özüne ulaşmaya bak. – İlmin dış kabuğunda kalmak, kuşun tek kanatla uçmaya kalkması gibidir. Onun için sen de ilmin dışında kalmayıp içine doğru yönel. – Hiç denizin sahilinde inci olur mu? Cevher istiyorsan elbette derinine dalman lâzım.


Misafire İkrâm Et :

1 – Evine gelen misafir kim olursa olsun elinde bulunan şeylerle sofranı donat.

2 – Misafire kıymeti ölçüsünde tazim göster ve misafirliğin şanına yakışır ikramlarda bulun.

3 – Misafir kaba saba bir kişi bile olsa sabır göster ve bir tatlı dil ile hürmet et.

4 – Misafirin gözünü hasret çektiği şeyden perdeleme ve isteğinin imkânı varsa onu ondan esirgeme.

5 – Misafirin arzusunu yerine getirmek elinde değilse, o garibi küstürmeden geri çevirmeye çalış.

6 – Komşularına eğri bakışla bakma ! Mahrum ve düşkünlere iltifatta bulun !

7 – Konu komşuyla iyi geçinerek onların hakkını gözet. Kimse senden incinmesin. !

8 – Tek başına bir lokmaya ağız açma, yediklerinden onları da faydalandır.

9 – Sana ihtiyaçları oldukça onlara yardım et, civarını düşkünlerin sığınacakları bir yer haline getir.

10 – Kötü iş için adımını atma ve bir elin daima hayır ve hasenatta olsun.


Yaptığın Hayrı Başa Kakma :

1 – Fakirlere lütuf ve ihsanda bulunduğunda riyakâr davranmamak da ayrıca teşekküre değer.

2 – Eğer fukaraya ihsanda bulunursan bunu gizli yap ve yardım ettiğini yalnızca Allahü Teâlâ (c.c.) bilsin.

3 – Yaptığın hayrı sakın başa kakarak boşa giderme. Karşındakinin utanmasına meydan verme ve ancak kendin utan.

4 – Nice insanlar yardım istemekten utanırlar. Senin vazifen bu durumda olanları arayıp bulmaktır.

5 – Nice ikbâli ile aşağılık olmuş kişiler vardır ki, bunlar kendi felâketlerinin ayakları altına düşmüşlerdir.

6 – Öyleleri de vardır ki, fakirlik köşesinde ayaklar altında kalmıştır da birşey isteyip dilenemez.

7 – İşte böyle kişiler için sen bir çare ulaştıran ol ki, bu hareket altın tavan yapmaktan daha iyidir.

8 – Eğer yardımında karşındakini incitirsen yahut riya için yaparsan, bunun hayrı ne sana, ne de ona fayda etmez ve kaybolup gider.

9 – Kimsesizlere yardım dağıtmak; zenginleri dâvet etmekten elbette çok daha (hayırlı ve) üstündür.

10 – Oysa o zenginler hem yer içerler ; hem de seni çekiştirirler ve bir noksanın varsa onu anlatırlar.


Dilinde ve Gönlünde Allah Olsun :

1 – Ey varlık ve vücud mecmuasının seçkin nüshası, ey sıfat aynasının süslü ve yakışıklı resmi oğul !

2 – Bu öğüdümü kulağına küpe eyle : “Sakın kimseye fazilet satmaya kalkma”

3 – İnsanı hakikate yaklaştıran, Allah yolunda yüce mertebelere ulaşan kişilerin temiz nefesleri, sözleridir.

4 – Eğer devrinde mürşid-i kâmil yoksa, sana Kur’an bir mürşid olarak yeter.

5 – Ârif ol, sakın ham sofu olma ; gayret göster de yakın sırrına, Allah ilmine erenlerden ol.

6 – Allah seni kendisini bilmen için ve O’na kulluk etmen için yarattı.

7 – Asıl lâzım olan dünya denilen bu evin sahibidir. (Evin sahibi Allah’tır) Cahil ise sahibi yerine evini isterler. – Evin sahibi senin olasıya kadar gece gündüz çalış ve bunun için pervane ol.

8 – Dilindeki ve gönlündeki daima Allah olsun. Uğruna can verdiğin yer, yine Allah’ın yüce dergâhı olsun.

9 – Cennet ümidi ve cehennem korkusu ile çalışma. Ey gerçeği gören kişi ! Cennet ve Cehennemin asıl sahibini isteyip bul.

10 – Âmâ o kişidir ki, hakikat kapıları kapandığı zaman varlıkları hakikatleriyle göremez. – Peygamberin övüncü Hz. Peygamber bile, hakikatler kendisine açılsın diye duada bulunurdu.


Rızkına Kanaat Et :

1 – Kimseye ihtiyacını arz etme de, minnet yükü altında eğrilme.

2 – Sana ayrılmış olan rızık elbette seni bulur. Öyleyse aç gözlülükten ele geçen yalnızca yüzsuyu dökmektir. – Sana takdir olunmamış rızık ele geçmez ; sana ayrılmış olan da asla başkasına gitmez.

3 – Allah, lütfunu herkese karşılık beklemeden verir. kulun mülkiyeti ise arada yalnızca bir vâsıtadır.

4 – Sana rızık olarak verilen şeyin seni bulması için birinden istemeye ihtiyacın olduğunu sanma. Başkasından isteyip de boş yere mihnet ve sıkıntı çekme.

5 – Allah’ın sana bahşedeceğine güven ki rızkın, sana kavuşmak için senin ona olan aşkından daha büyük âşıktır; sen ona yürürken o sana doğru koşar.

6 – Senin rızkın sadece herhangi bir mal dolayısıyla değildir. Rezzâk olan Allah, başka sebeplerle de sana rızık ulaştırır.

7 – Fakirlik seni hiç korkutmasın ki, nimetin sahibi olan Allah, hiç kulunu aç bırakır mı?

8 – Ancak sana ikram eden gerçekten sadık dostun olursa ve külfetsiz karşılıksız ikramda bulunursa kabul et.

9 – Sen de dostuna karşılık ver ve onu ikram ile mükâfatlandır. – Vefa elini vadeye açık tut. Kime bir vaadde bulunursan yerine getir.

10 – Zimmetinde bulunana ve himmete vade vermeyi borç bil. Vadettiğinden geri dönmeyi kişiliğine kusur say.


Söylediğin Az, Manası Çok Olsun :

1 – Dostunu bir latifeye feda etme ki, tuz ekmek hakkını ara yerden kaldırıp atmış olmayasın. Latifenin bile (ki zarif ve nükteli olursa güzeldir) bir tarafı yanar ateş gibidir.

2 – Hele hele dostların kalbine saplanan bir söz okuna, yergi ve alaya latife demek bile olmaz. Kasten yapılmış keskin başlı kırıcı bir latife, dostlarını ağzına kadar dolu bir çekişme içine sürükler.

3 – Zarif kişilerin latife dedikleri şey, yerinde söylenmiş cilveli güzel sözdür. – Söylediğin az, mânâsı çok olsun ve asla kimsenin gönlünü incitme.

4 – Söylediğin söz, gönül bağından yeni koparılmış bir gül olmalı, onu duyan da içindeki mânâ ile bülbül olmalı. – O söz, gül kokusu gibi gönülleri açmalı ve gönüllerden kinleri gidermeli. – Gönüllere vuslat müjdesi gibi olmalı, onu işiten rağbet ile şevke gelmeli. – Böyle olursa latife ne güzel. Eğer böyle olmazsa onu terketmeyi amelin hayırlısı say.

5 – Kimseyi kötüleyip dedikodusunu yapma. Bunu yapmak akıllı kişiler için bir ayıptır.

6 – Dedikoduculuk ve başkasını kötülemenin lüzumu ve lezzeti yok. Üstelik günahı, diğer suçlardan da fazladır. – Bunları yaparsan dostların senden emin olamazlar ve adın anıldıkça senden nefret ederler.

7 – Dedikodu ve başkasını kötülemek, onu yapan kişiyi de kötü andırır. Zaten bu tip kişilerin nasibi de yoktur. – Allah seni bu tür işlerden koruya. Temiz kalbli ve rahat canlı olasın ey oğul !

8 – Kimseye kin ve düşmanlık gütme. İyi geçinmeyi terk etmeyi de âdet edinme. – Öfke, hiddet ve kin gösterme ! Kimseye alnını kırıştırarak bakma ! – Herkesle iyi geçin ! Cimri de olsa herkes ile gönlün hoş olsun.!

9 – Dostlarının haricinde bir kimse de olsa onları incitme ! Hoyrat teklif ile kalblerini kırma. – Kimse senin suratından muzdarip olmasın ! Bütün dünya iyi huyunun esiri olsun.!

10 – Mahkeme salonuna hiç yolun düşmesin. Sakın başını kuru kavgaya bulaştırma ! – İnsanlarla kavga ve çekişme halinde olanın eline rahatsızlık ve sıkıntıdan başka birşey girmez. – Kimse ile inatlaşma ve kimseye ayak direme ki bunlar, düşmanlık ateşini tutuşturur...


Edep İnsanın Süsüdür :

1 – Halka yumuşaklık ve alçakgönüllülükle selâm ver, onlarla buluş ve sakın onlara, ayağa kalkma külfetini yükleme.

2 – Utanma duygusu ve edeb sende mevcut iken elbette bunlar senin saygınlığına sebeptir.

3 – Utanma duygusu iman nurunun süsüdür. Utanmazlık ise dünya ve ahirette ne yaman şeydir.

4 – Edeb insanın süsüdür. Edepsiz ise şeytanın arkasından giden kişidir.

5 – Hz. Allah hâzır ve nâzır, her yerde dâimâ mevcud ve her şeyi görücü iken, sakın ona karşı edebini terketme.

6 – Peygamber sözüne uyup “Basit de olsa her kişinin yüzüne gül”. Peygamber mesleğini kabul ki, Peygamberimiz böyle yapmakla emrolunmuştu.

7 – Böyle yapmazsan (güler yüzlü olmazsan) zaten rahat edemezsin. Âlemin övüncü olan Hz. Peygamber der ki : “ Hikmetin başı yüze gülmektir.”

8 – Sebepsiz yere insanlarla kavga etme ve aşağılıklara (hayasızlıklara) karşı yüze gülme siperini terketme.

9 – Dünya mihnetinden (sıkıntısından) emin olmak için böyle kişilerin yüzüne gülmekten daha sağlam bir kale olamaz.

10 – Rüzgar gibi her yere girip çıkma, güneş gibi de her kapıyı (sebepsiz yere) dolaşma.


Bir Söyle İki Dinle :

1 – Ey oğul ! Başkalarının evine davetsiz olarak gitme. Hatta her dâvet edildiğin yere değil, hürmet ehli olanların evine git.

2 – Vardığın meclis doğru yolda olan insanlarla dolu olmalıdır, fesat ve kötü kumkuması olmamalıdır.

3 – Gerçi davete icabet etmek gerekir, ama dâvet, kötü ve dedikodudan da emin olmalıdır. Öyle kötü meclisler sana bir oyalanma yeri olamaz, oralar senin namusuna leke düşürür.

4 – Mecliste sürekli susup durma; yeri geldikçe dil ol, yeri geldikçe kulak. Sözünü mümkün olduğu kadar kısa tut ki, inci ve mercan gibi değerli olsun.

5 – İnsanlarda bir dil, iki kulak vardır. Öyleyse sen de bir söyle, iki dinle.

6 – Gerçi çok konuşan hafiflik eder, boş konuşur; buna karşılık, dinlemeyi tercih eden ağır başlılık eder.

7 – Sözü ne kısa, ne de uzun söyle. Sözün ne zaman söylenmesi gerektiğini iyi ayarla ve sözünde ne hafif ol, ne ağır.

8 – İrfan ve olgunluk metâını teraziye koyan bilgeler dedi ki ; “Çok söz ancak Kur’an’a yaraşır”.

9 – Söylediğin sözü tekrarlama, bir şeyi iki defa söyleme. Tekrar edilecek söz ya zikir, yahut Allah’tan bağışlanmayı isteme sözü olmalıdır.

10 – Zikir yaparken alenen dudaklarını kıpırdatma. Zikir ve Allahü Teâlâ (c.c.)yı anış gizli gerekir.


Kimsenin Ayıbını Yüzüne Vurma :

1 – Riyakârlık meclisine aşağılık kişiler katılır, ondan elde edilen sonuç da fenâlıkların yağmalanması olur.

2 – Kimseye sertlikle cevap verme, bilakis lütuf ve yücelikle hitap et.

3 – Kimsenin ayıbını yüzüne vurma; bir kişi ayıplı da olsa onun sözünü sonuna kadar dinle.

4 – Asla kimseyi câhillikle suçlayıp da Allah’ın yarattığı bir insanı ayıplandırma.

5 – Aman ha ! Kimseyi ayıbıyla ayıplama ! Böyle bir şeyin sonucu ebedî bir tasa olur.

6 – İlim cevherini sana bağışlayan Allah, sana ilmi ; ona da cehaleti uygun bulmuş. Bu, Allah’ın hikmet rabıtasıdır, kudretin âdilce verdiği kısmetidir. Bu söz dudaklarının bir süsü olsun : “Kimsenin ahını alma, halin yaman olur”..

7 – Cefa ve sitem işini terket. Aman ha ! Kerem et de kötü bir iş olan kalb kırıcılığını yapma.

8 – Cancağızım ! Hele ne yaparsan yap da, tek kalp kırıcı ve keskin dilli olma.

9 – Hatır yıkmak günahların en büyüklerindendir, hatta bütün günahların en kötüsüdür. Bunun yerine kalbleri kazanmaya, hatır yapmaya çalış da Allah’ın Arş’ını harap etme.

10 – Hiç Yüce Allahü Teâlâ (c.c.), mamur birer ev olan kalblerin harap olmalarına razı olur mu?...


Borçtan Çok Sakın :

1 – Ey babasının canı ! Şu sözümü kulağına küpe et : “Borçtan çok sakın. Borç insanı çok perişan eder, eğer kişi Eflâtun kadar akıllı bile olsa, borç onu deliye döndürür”.

2 – Borç kültürlü insanları aptal eyler, hatta kişiyi, kahramanların en kahramanı bile olsa kadın gibi korkak eyler.

3 – Borçlu kişinin vücudu sıhhatli, ama içi hastadır. Borçlu, alacaklısının karşısında da boynu bükük bir köledir.

4 – Borçlunun borç vadesinin gelmesi, ona canını teslim edeceği anın gelişi gibidir. Borcunu veremediği için çarptırıldığı hapis cezası ise ölülerin mezarı sayılır. Hele alacaklısı da şer bir kişiyse, her gün kafasını düşünce ve kederlerle doldurur.

5 – Faiz geliri de sermayeye eklenince bu faiz yükü insanın belini büker. Alacaklısı faizi de dahil, borcun ödenmesini istediğinde “Kanun böyle emrediyor, ödeyeceksin” der ve yalancı şahitleri de yardıma çağırır. Yani borcun faizini ödemekten aslını ödemeye fırsat kalmaz. Ey gözümün nuru ! Bu tür borçtan Allahü Teâlâ (c.c.) seni korusun.

6 – Borçlanmamak için elbiseni ve çulunu satsan daha iyi. Borçsuz olarak aç ve çıplak yatmak,borçlanmaktan iyidir.

7 – Rehinsiz ve kefilsiz sakın kimseye mal verme ki, sonra bu hususta anlaşmazlık çıkar.

8 – Halkta Allah korkusu azalmıştır, onun için baltalama ve inkar hemen hazırdır.

9 – Bazı güçlü kişiler de vardır ki, haklının hakkını vermemekte üstlerine yoktur. Bu kişilerin yaptığı iş inkâr ile inkarlarını ispat için ettikleri yemindir.

10 – Borçlu borcunu inkâr ettikten sonra bu hengâme giderek büyür ve senin hakkını sana vermez de hakimlere rüşvet olarak yedirir.


Er Kişi Yalana Tenezzül Etmez :

1 – Ey cömertliğin son yüksek mertebesinin en güzel süsü, ey varlık okulunda edeb öğrenen oğul ! Yalan ve aslı olmayan şeyi sakın söyleme ki kendi söz sabahında parlaklık olsun.

2 – Er olan kişi, yalana tenezzül etmediği gibi yalanın kötü sonucuna da tahammül etmez.

3 – O kötü kişi ne utanmaz ve arlanmazdır ki, yalan ile ağzını pisletir. Yalanın – ki aslı olmayan bir sözdür – İslâm inancında gideceği bir kapı yoktur.

4 – Bütün işlerin bozukluğunun aslı, yalandır. Akıl sahibi kişiler onu yapmaz.

5 – Ancak gâyesi, düşmanları ortadan kaldırmak olan yalanı söylemek kötü değildir. Yoksa her yalan söz, aykırılıkların özüdür ; zaten böyle söz de boş lakırtıdan başka bir şey değildir.

6 – Yalan söyleyen bu tip kişilerle dostluk kurmaktan sakın ki onunla sohbet etmekten dolayı kişiye Cehennem ateşi isabet eder.

7 – Âlemlerin övüncü, Peygamberler sultanı Hz. Muhammed (s.a.v.) der ki : “Bir ağızdan yalan söz çıktığında, o taraflara kötü bir koku yayılır ve oralara melek inmez. Yalanın söylendiği yer merkezinen 30 mil kadar bir daireye o pis kokudan dolayı melek uğramaz.”

8 – Nice insanlar var ki yalan söyleyip aslı olmayan şeyler anlatarak övünürler. Sonra da yalanını tasdik ettirmek için yemini, sözün doğruluğu hususunda sıkıca bağlanmış bir kemer haline getirirler.

9 – Allah yolunda ilim yapmış uğurlu kişiler, can verirler, ama yine de Allah adı vererek yemin etmezler. Ancak bilgisiz câhiller, ahmaklar ve inatçılar, yemin ederek, sözlerini kuvvetlendirmeye çalışırlar.

10 – Nice dinsiz ve mezhepsizler görmüşüz ki, her sözlerinde üç kere yemin ederler. Çok yemin edenler imanlı kişiler değildir. Hatta üst üste ettikleri yeminler de yalancılıklarının şahididir. – Bundan daha iğrenci, nice hırsız ve kötü kişilerin yalanları ile âdeta veli imiş gibi hareket etmeleridir. – Bunlardan bir çoğu, güya kerametlerinin şöhretine parlaklık vermek için yalan rüyalar uydururlar. Aslı olmadığı halde takva ve doğruluk satanlar iki âlemde kurtuluş yüzü görmezler.


Laf Taşıyan Nasıl Çalışır ? :
1 – Boşboğaz ve aşağılık birçok kişiler vardır ki, söz taşımak için hızlı hızlı solurlar, koşarlar. Ta ki bir an önce başkalarına yetiştirmek için oturamaz ve yeni getirdiği dedikodu haberini yaymadıkça duramaz.

2 – Nefesine iki nefeslik bir zaman bile sahip olup, hiç olmassa o meselenin açılmasını beklemeye de sabredemez. Dağarcığında her ne varsa hemen boşaltıverir. Hemen heybesinin başını aşağı getiriverir.

3 – Ne duyduysa tamı tamına nakleder; hatta birazını da kendi kesesinden (İşkembesinden) uydurur.

4 – Laf taşıyıcı, bir sirke tulumuna benzer ki, söz taşımazsa çatlar gider.

5 – Gammaz, bedava gönüllü olarak kedere bulaşmıştır, başkasında gördüğü bir dert ile ortak olmuştur. Başkalarının sıkıntısından o zevk alır. Kimde bir keder görse kendisi sevinir.

6 – Dili bir kurşun ; haşin ağzı da bir tüfek. Bir nefeste savaş kıvılcımları koparır. Onu ateşlemeye başladığı zaman, birini de bozgunculuk için saklar.

7 – Anlatacaklarını bitirdiği zaman artık duramaz ve hızla oradan da ayrılır. Bu sefer canını başka bir meclise atar, her ne yapıldıysa orada da satar.

8 – Böyle böyle laf taşıyarak akşama kadar bütün şehri baştan sona dolaşır. Onun huyu, âdeti ve işi budur. Gece gündüz biricik düşüncesi budur.

9 – O laf taşıyıcı soysuz, böyle halkın arasına düşmanlık bırakır ve o huyu; evladı ve neslinde de fasılasız devam eder.

1 0 – Böylece iki topluluk sıkıntı ve üzüntülere hedef olur. Artık aralarında sulh bile olsa işin tadı kaçmıştır. Onun yaptığı bozgunculuk dillere düşer ve bu arada kendisi de satılır gider. Onun âhiretteki tek işi inleyiş ve çığlıktır. Çünkü Allah “Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha şiddetlidir” buyurdu.


Gaflet Elinde Oyuncak Olma :

1 – Ey oğulcuk ! Denizin incisinin soyundan gelen oğul ! Şu söyleyeceğim inciler kulağına küpe olsun : Asla oyun ve oynaşa rağbet etme ki gaflet elinde oyuncak olmayasın. Onlarla boş vakit geçirmek yerine, insan gibi şöyle Allah’ın huzurunda işe yarayacak şeylerle meşgul ol.

2 – Kur’an okumak, zikredip salavât getirmek varken vaktini oyuna harcama.

3 – Allah’ın insanlara gerçek bir lütfu olan nefes hazinesi âdi hevesler uğruna harcanırsa yazıklar olsun. İrfanın varsa anla ki, dostların, “Vakit nakittir” diye söyledikleri işte budur.

4 – Ey kaynaşma ve dostluk kitabından ders okuyan ; ey sohbet usullerinden edep öğrenen oğul ! Sakın ha, gaflete düşüp de söz taşıyıcılık yapma ve koğucunun sözüne postacı olma. Kulak kesesine giren sözleri tellallık yaparcasına ona buna satma. Şeytanın bayrağını yükseltici olma ve insanları birbirine düşürme.

5 – O mânâ Sultanı Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “ Lüzumsuz ve malayânî boş söz söylemeyi terketmek dinin güzelliğidir” buyurdu.


Her İşin Düğümünü Sabır Çözer :

1 – Ey ebedî yüceliğe doğru koşan ; ey ümit geliniyle yüz-yüzelik süren oğul ! İşlerinde acele etme, sabret. Sabır kapı üzerinde duran, sıkıntılardan sonraki sevinç anahtarıdır.

2 – Sabır ile düşmanlar dost; yol kesiciler ise yol gösterici olur.

3 – Her işin düğümünü çözen sabırdır. Karanlık gece bile sabreder de sabaha erişir.

4 – Sabûr Allah’ın isimlerinden biridir. Sabır sonsuz hikmetlerden bir hikmettir. Hikmetler söylemede şekerler yiyenler : “Sabır, sıkıntıdan sonra gelen sevincin anahtarıdır” dediler.

5 – Cennet ve Cehenneme hayret edenlerden olma da onların sahibi olan Allah’a karşı inleyici bir âşık ol. Seher vaktinde yatma da uyanık ol; o vakitte kendini af dileme seccadesine ada...


Nâbî


(Şâir Nâbî (Yusuf)’den Oğluna Nasihat (Hayriye)

Hayriye, Şâir Nâbî’nin aruz vezniyle yazdığı manzum bir öğüt kitabıdır. Bir divan edebiyatı şâiri olan Yusuf Nâbî, daha çok bu eseriyle tanınır. Şâir bu eserini oğlu Ebu-l Hayr Mehmed Çelebi adına yazar ve muhatap da oğludur. Kitap kendi dönemi için olduğu kadar günümüz için de şaşmaz ve değişmez dersler, öğütler ve nasihatlerle doludur. Kitabın diğer önemli yönü de, devrinin iç yüzünü ve sosyal hayatını yansıtmasıyla da tarihî bir vesika oluşudur.

Hayriye’nin yazılış dönemi (1700) Osmanlının inişe geçtiği yıllara rastlar. Saraya Valide Sultanlar hâkim olmuştur. Yeni çeri kazan kaldırıp isyan etmektedir. Sık sık padişahlar değişmekte, İç isyanların yaşandığı, sosyal ve ekonomik bozuklukların başgösterdiği ve halkın huzurunun kalmadığı bir dönemde yazılmış bir eserdir.

Günümüz şartları ve gidişatı gözönüne getirilirse, tarihin tekerrür ettiğini göreceğiz. Üç asır önceki Osmanlı ile günümüz Cumhuriyet toplumu aynı dertlerle muztarip ve aynı tedâvi şekillerine muhtaç haldedir. Hayriyeden yapılan bu seçme öğütler dikkatle gözden geçirilirse, herkes kendi derdine derman bulacaktır.

Metin ve tercümesi ile birlikte 1647 beyit, 34 bölüm ve 223 sayfadan meydana gelen Hayriye kitabının daha çok günümüze ışık tutan bölümleri ve beyitlerinden seçmeler yapılmıştır.

Bu arada okuyucuya kolaylık sağlaması için de ara başlıklar çıkararak kısa, ara bölümler halinde verilmiye çalışılmıştır.)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

İnsanlıktan kaçmayan imam!

En son nefret söylemi kurbanı olan Beylikdüzü’nde kafasının arkasından tek kurşunla öldürülen trans arkadaşımızı duyduğumda şöyle bir geriye gittim... Seks işçiliği yaptığım 90’lı yıllarda bir trans cinayeti serisi başlamıştı. Travestiler bazen tornavida ile öldürülüyordu, bazen kurşunla, bazen de polisten kaçarken araba çarpıyordu. Arabalar yardım etmek için duruyordu, trans olduğunu görünce tekrar üstünden geçiyorlardı. Tabii ki aileleri tarafından reddedilen transeksüel bireylerin cenazelerinde de kimse sahiplenmiyor ve almaya gelmiyorlardı. Biz morga gidiyorduk. Bazen yalvarıyorduk, bazen durumumuzu anlatıyorduk. “Ailesi reddetmiş, kimse gelip cenazesini almayacak. Aynı soyadından kimse gelip imza atmayacak bu çok net” diyorduk. Bazı morg görevlileri pozitif ayrımcılık yapıyordu. Cenazeyi biz alıyorduk. Bazen ailelerin de sahip çıktığı oluyordu. Cenazelere hep katılıyorduk. Kimi zaman da belediye gömüyordu. Yine Kulaksız Mezarlığı’nda belediyenin gömeceği bir cenazeye katılmıştık. ...

Gelecek Yıl İlkbahar Yokmuş

Yüzünü bir kedi tırmalayacak ona deli deme sakın Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Raylarda kırmızı şarap şişeleri patlamışçasına Bu gece yağmur yağacak ona dur deme sakın Su yaramazdır, toprağın yorgunluğundan ne anlayacak İçini sürüklediğin bu korkunç mermi yuvasında En büyük dansa kalkmaya hazır ağır dallarınla Ninnilerle değil, vedalarla uyut kendini Dışarıdaki cemre sana düşmez uyma hayata Bu gece herkesin hafızası silinecek itinayla Buna kader deme sakın Zaten üç beş kişiyiz gürültümüz tuhaflığımızdan Sevişsek içkiler bitiyor sandık Ağlaşsak hüzünler harfiyen sıradan Hangimiz hainiz hangimiz hırpalandık Hangimiz kuvvetli yalnızlıklarıyla böyle olağan Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Bu gece kökler yeryüzüne yürüyecek neden deme sakın Acı arsızdır, bedenin direncinden ne anlayacak küçük iskender

Beşinci Mevsim

Fırtınalı bir günün sonunda bir dal istedi kadın, tutunmak için dostane Bir mum yaktı adamın biri, elini uzattı beyaz bir gül geldi karşılığında Böylece bir muhabbet başladı gözlerde aylarca devam etti bu dostluk sessizce Bir mum daha yaktı adam yüreğini açacaktı kadına ellerini avuçlarına alıp korkusuzca bakacaktı kadının gözlerine ve birlikte yaslanacaklardı geceye Gözlerinde aşk koynunda ihtirasla düşler! Dedi kısaca Geldim dedi kadın ama yer bulamadım kendime Korkuyla geriledi adam ya bir daha gelmezse, ya onu hepten kaybedersem diye geçirdi aklından bir kez daha erteledi düşlerini her seferinde olduğu gibi Dört mevsim yaşadı kadın çelişkiler içinde son mevsimin son gününde, aklı yenik düştü yüreğine beyaz bir gül ile misafir oldu adamın düşlerine sana geldim götür beni gözlerindeki karanlığın ötesine Dalgındı, fark etmedi adam bozulmasını istemediği bir rüyanın içindeyi kendince Utandı kadın çok utandı çırılçıplak hissetti kendini o an söndürdü mumu beyninde hoşça kal. Dedi adama ...

Ben hergeleyi görmüşümdür

BENDEN DE BİR KALİNİKHTA SANA BALIKÇI 23 Kasım 1906’da Adapazarı’nda dünyaya geldi. İstanbul'da 11 Mayıs 1954’te sirozdan yaşamını yitirdi. İlköğrenimini Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi'nde yaptı. İki yıl Adapazarı İdadisi'nde öğrenim gördü. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ailesi İstanbul'a yerleşince İstanbul Sultanisi'ne girdi. Onuncu sınıfta bir öğretmene yapılan şaka yüzünden sınıfı dağıtılınca Bursa Erkek Lisesi’ne geçti, 1928'de mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir süre eğitim gördü. 1931 yılında ekonomi öğrenimi için gittiği İsviçre'den kısa süre sonra ayrılıp Fransa'nın Grenoble kentine geçti ve orada üç sene yaşadı. Sonraki yıllarda, Grenoble Üniversitesi'ne de devam ettiği şehirde, aslında başıboş gezerek edebî şahsiyetini bulmaya çalıştığını açıkladı. Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik, getirdiği yeniliklerle “kökü kendisinde olan” bir yazar olarak kabul edilir. Klasik öykü tekniğini y...

Bence Malumdur

dikenin kalbime battığı bir sonbahar günüdür sen elini bulutların içinde gezdirirsin bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler içini kurtlar kemirir bence malumdur buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün senin ateşler içinde olduğun bence malumdur ellerin muhakkak çocuk elleridir hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün onlar neden daima okul türküleridir süleymancıktan bahseder kara toprakta açık yeşil bir yıldız gibi akıp giden süleymancıktan ve karınca yuvalarından bahseder ışıksız kömürsüz karınca yuvalarından gökyüzünde kızıl bir hilalin kaydığını görürsün sen ansızın gökyüzünde görünürsün gözlerinin rengi bence malumdur elinde değildir akşam serinliğinde üşüsün eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler sokakların üstüne bulutlar gelirler bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir bir yıldız bir yıldızın ardınca gider yıldızların kayboldukları yer bence malumdur  karanlıkta bir şeyler kopar dağılır...

MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI

Bir padişah rüyasında bütün dişlerinin döküldüğünü görmüş. Sabah olunca bunu yorumlatmak üzere müneccimbaşını çağırtmış. Rüyayı dikkatle dinleyen müneccimbaşı üzülerek " Sultanım, bu rüya bütün sevdiklerinizin ölümünü göreceğinize işarettir ." demiş. Bu uğursuz yoruma öfkelenen padişah, müneccimbaşını görevinden azletmiş. Bunun üzerine huzura müneccimbaşının yardımcısı getirilmiş. Padişah, ona da aynı rüyayı anlatmış ve " Peki, sen ne diyorsun bu işe ?" diye sormuş. Genç yardımcı ise -biraz da çekinerek- " Efendim, bu rüya sizin, bütün sevdiklerinizden daha uzun yaşayacağınızı müjdelemektedir ." diye cevap vermiş ve yaptığı bu yorum sebebiyle ödüllendirilmiş. Kıssadaki her iki yorum da aslında aynı anlama gelmektedir. Ancak kelime seçimi ve üslup, sonucu tamamer değiştirmiştir: İlk yorum karamsarlık doğururken ikincisi umut ve güzellik aşılamıştır. Hayattaki olayların çoğu böyle iki türlü de yorumlanmaya müsait olarak kapımızı çalar. Kötüye de iyiye de yor...

Bir dil-rübâya düşdü gönül mübtelâsı çok

Bir dil-rübâya düşdü gönül mübtelâsı çok ‘Aşkun safâsı yok değül ammâ cefâsı çok Şehr-i cemâl o gamze vü ebrû vü hâl ile Hakkâ ne cây-ı dil-keş olur dil-rübâsı çok Bin câna virmeye n’ola bir bûsesini yâr Az olıcak metâ’ olur anın bahâsı çok Hiçbir belâ mı var ki gönül anı bilmeye Seyyâh-ı bî-karârın olur âşinâsı çok Zülf-i siyâh-ı yârda var sad-hezâr çîn El çek tolaşmadan ana Yahyâ hatâsı çok Şeyhülislam Yahya Efendi

Big Bang

Sözlerimi çok kısa tutacağım Kementler atacağım cümle kaygan akıl istihsâline Bozmak pahasına tüm iyi niyetli tertiplerini iyi olmayı becerebilenlerin Sözlerimi çok kısa tutacağım Farkedeceğim taacüple örtünen tüm ayıpları Yansıtarak Şeytanın yangınından aldığım ışığı sevaba Kısılmış gözlerimde görmeye çalışanlar ruhumu Yılgınlığa düşecek küfrümün tınmayan kayıtsızlığıyla Düşlerinde gezeceğim iyi hesap yapabilen herkesin Kimin yoksa dişe dokunur bir endişesi Bir kez daha kanacak o doğru söyleyeceğim yalana Gizli gizli sileceğim noktalarını tüm ف ‘lerin Toz alıyordum diyeceğim gözü açılanlara Bir aşırılığa mecbur etmek için tüm mutedil iyilikleri, kötülükleri Kolay unutulan bir pişmanlık planlayacağım Butonlar koyacağım eylemekten alıkoyan rengarenk butonlar Aklı kalkacak kim varsa aklı sürünen fikirlerle dolu Kolay kopan bağlar kuracağım Anbean hayal kırıklıklarıyla sınayacağım tüm zayıf imanlıları Suyun şeffaflığıyla sırlayarak tüm anlamları Akıtacağım zevk seylab...