Ana içeriğe atla

Mazideki Yaşam - Malatya

Battal Gazi’si ile destanlaşan ünü var,
Niyazi Mısri İle anlatılan dünü var,
MALATYA, asırlardır –İslam-a oldu kale,
Türklüğü-yle övünen, çok şanlı bugünü var


MALATYA” yemyeşildi, aratmazdı cenneti,
Kolaylıkla çekerdik, bu yüzden her mihneti.
Şehrin her tarafında güzel sular çıkardı.
Harık”larda suyumuz, şırıl şırıl akardı.

Anlatmak mümkün değil, bir hoştu âlemimiz,
Olayları tasvirden acizdir kalemimiz.
Bizim yurdumuzdaki insanlar barışıktı.
Her yerde savaş vardı, dünyamız karışıktı.

Harpten korunmak için siperler kazılmıştı.
Alnımıza yokluğun zilleti yazılmıştı.
Boş verdiğimiz dünya, alev alev yanardı.
Yaşamımızda her gün bir yaramız kanardı.

Öyle günler gördük ki, ölüye yoktu kefen,
Yoksulluğun önünde aciz idi ilim, fen.
Dalkavukluk, rezillik başın almış giderdi,
En büyük kötülüğü, bunlar bize ederdi.

Hesaba alınmazdı haklıca sözlerimiz,
Mayıs ayı geldikde ağrırdı gözlerimiz.
Mihnetle konulurdu, göze bir damla ilaç,
Karne Ekmek”iyle de doymazdık, kalırdık aç.

Moda” tabir edilen ilaç konurdu göze,
Tatlıca bir kızıllık verirdi o da yüze.
Mıymış mıymış bakardı, o güzelim gelinler,
Pek etkili olmazdı, idareyi telinler.

Kürsü” kurar yatağa, ısınırdık her gece,
Sorulunca, çözerdik, birkaç tane bilemece.
Türküyle anılırdı eski, yeni her olay,
Böylece hafızaya nakşı olurdu kolay.

“Çarşıda leymun tuzu, vali taktı boynuzu,
Avratlar manto giydi, ne tadı var ne tuzu.”
Söylenirdi avazla, yakılan bu türkümüz.
Çarşaf”ı kovmaktaydı, “Çülâki”den kürkümüz.

Herkesin durak yeri olmuş idi “Sümerbank”.
Dağıtamazdı halkı, ne tüfenk ne de bir tank.
Birkaç metre bez için, olurdu büyük savaş.
Kavgasından kurtulduk, çok şükür, yavaş yavaş.

Vergi borcu elinden bütün millet naçardı.
Görünce bir memuru, köşe bucak kaçardı.
Satılırdı icrada legen, kazan, teşd, tava,
Zavallı mükellef de alırdı bundan hava.

Zengine hizmet için bankalar kurulmuştu.
Saf, biçare vataş, kalbinden vurulmuştu.
Öyle bir düzendi ki, yoktu kimsenin dostu.
Devlete kaptırmıştı, herkes sonunda postu.

Merhamet nanay idi, yürekler olmuştu taş,
Devletin memurundan yılmış idi vataş.
Her şey memur içindi, ne gaz vardı, ne şeker.
Onlar için dönerdi, devletteki her teker.

“Ganne” yakmak için yağ, “Çıra” için ise gaz,
O günler bulamazdık, karanlık geçerdi yaz.
En büyük suçlardı, cepteki çakmak taşı,
Zehir, zıkkım olmuştu, soframızın her aşı.

Tükürük Kebabı”ıyla, “Salata”ydı aşımız,
Kurtulmazdı beladan, şu zavallı başımız.
Gözümüzde büyürdü söylenilen her maval.
Anlatırdı yaşlılar, dinlerdik aval aval.

Günlerimiz geçerdi ya bahçede, ya bağda.
Umutlar tükenmişti hem ölüde hem sağda
Kalmamıştı ortada, tutunacak dalımız,
Pek çekilecek gibi, değildi vebalımız.

Somun” pişirilirdi: yasaktı, “Açık Ekmek”,
En büyük suçlardı, toplanıp “Zikir Çekmek”.
Bir düdük çalınınca, değişirdi her makam,
Kazalar’da da ilah kesilmişti kaymakam.

Kimse bilmez, kim söyler, kim çalar “Zilli Def” i?
Emniyet’in zikreden olmuş idi hedefi.
Kur’an” okutulmazdı, yasaktı Eski Yazı,
Yeni Ezan”a karşı, kızardık bazı bazı.

Hastalıklar taşırdı, hasret kaldığımız (!) “Bit”,
Ondan kurtulmak için kalmamıştı bir ümit,
Verem’le tifo, tifüs yıkardı evimizi,
Celâllensek de kimse, dermezdi devimizi.

Beş Taş” oynatmazlardı, pahallık olur diye,
Yedi Tuğla” yıkana verilirdi hediye.
En büyük eğlenceydi, “Yüzük-Fincan” oyunu,
Uykum kaçmaya görsün, sayamazdım koyunu.

Sigara kutusundan oluşurdu “Sayı”mız.
Her oyunun içinde vardı bizim payımız.
Kırardık tabakları, “Cıncık” oynamak için,
Aklımıza gelmezdi, ne Japonya, ne de Çin.

Canımız sıkıldıkça “Develeme” atardık.
Hıbilik”den korkunca, çıkar damda yatardık.
Bazen da fazla gelir, olurduk “Orta Kadı”.
Bugünkü oyunlarda, yok o günlerin tadı.

Pöt, Pöt, Pötürcek” diye , dolaşırdık her evi,
Sırıklarda taşırdık, “Pötürcek denen devi.
Yağmur yağsın isterdik ıslanmak pahasına,
Halen hayranımdır ben, halkımın dehasına.

Peygamber Buğdası”ydı, “Gilgil”, “Mısır”ın adı,
Arpa Ekmeği”nin de, damağımdadır tadı.
Gilgil Ekmeği” yiyip, bir hayli tıkanırdık,
Dere Başı”na gidip, don, gömlek yıkanırdık,

Yıkanırken derede gelirdi “Aboş Dayı”,
Yediğimiz dayakta vardı O’nunda payı,
Kadınlar Hamamı”nda kraldı “Zeyneb Bacı”,
Kızınca söylenirdi, bizlere acı acı.

Yollar ayrı ayrıydı, yoktu amaçta birlik,
Bu yüzden bozulmuştu, işlerde düzen dirlik.
Deli Gaffar” soyunur söverdi dağa, taşa,
Nasibin alamazdı küfründen “İsmet Paşa”.

Humallah” dediğimiz “Faro”, çalardı kaval
Anlattığı her olay, gelirdi bize maval.
Oldukça kuvvetliydi, sağlam idi bünyesi,
Ahrete çabuk gitti, okununca künyesi.

İnsan bazen üzülür, bazen da sabrı taşar,
Halen unutulmadı “Şorikli Deli Yaşar”.
İzo” ile “Kız Mahmut”, şehre olmuştu nişan,
Bugünse delilerin hepsi oldu perişan.

Şosenin kenarında “Hac’eli” yan yatardı.
Yoldan geçen her şoför o’na para atardı.
Korucuk”a gidenken biz de uğrardık o’na,
Soğuk, sıcak demezdi ; beklerdi, dona dona.

Her yaz gider gelirdik, yol olmuştu bize “Venk”,
Aliseydi” içinse, yükümüz olurdu denk
Abdulvahap”a gider kalırdık birkaç gece,
Ahmet Duran”a gitmek olmuş idi eğlence.

Hacı Bayram” küserdi gitmeyince yanına,
Gitmemek yakışmazdı, o’nun kutsal şanına.
Meşhur idi “Çınar”ı, “Pınar”ı “Orduzu”nun,
Hakkı ödenemezdi ekmeğinin, tuzunun.

Horata”ya giderdik binbir heves, naz ile.
Bütün pınar başları, şenlenirdi yaz ile.
Yama”, “Sarıçiçek”de tez geçirirdik yazı,
Cennetten bir köşeydi, “Çırmıktı’yla Banazı”.

Şaban Dede”ye gider soğuk sular içerdik.
İnek Pınarı”ndaysa, kendimizden geçerdik,
Kündübeğ Pınarbaşı”, bizlere can katardı,
Kapılık”ın hayali içimizde yatardı.

Yanlışımız olunca kimse etmezdi ikaz,
Çok uzak kalıyordu bize “Sürgü”nün “Takaz”.
Gitmek mümkün değildi vasıtasız yolu,
Görmezsek de özlerdik, içimiz dolu dolu.

Aşağışeher”deydi eski karışmış ırklar,
Üçler”, “Beşler”, “Yediler”, sonra gelirdi “Kırklar”,
Sıddı Zeyneb”, “Tavabil”, “Emir Ömer” en başta.
Battal Gazi”miz ise galipti her savaşta.

Emir Ömer”, daima saygıyla anılırdı,
Malatya”nın en büyük “Emir”i sayılırdı.
Tüm Malatyalı’ların o’na vardı saygısı,
Rahmetler dileyenin, kalmazdı bir kaygısı.

Battal Gazi”miz ise şehrimizin şanıydı,
O’nun gazaları’ysa, birer –tatlı anı-ydı.
Doğduğu yere saygı duyulurdu her zaman,
Hanesi’ni yıkana, küfredilirdi her an.

Sıddı Zeyneb” bizlere hem ana, hem bacıydı.
Manevi nüfuzuyla, şeherin baş tacıydı.
Yerindeydi “Nefise Hatun”un mezar taşı,
O’nun da yüce idi, ta göklerdeydi başı.

Taşraya ulaşmıştı, “Ali Baba” nın ünü,
Kara Baba” nın ise, duymadık güldüğünü.
Hersli Baba” dan korkar heyecanlar yaşardık,
Kemahlı Sultan” daysa, şaşım şaşım şaşardık.

Korkuyu giderirdi, meşhur “Vaiz Baba”mız.
Pek de boşa gitmezdi, bu yöndeki çabamız.
Her zaman gözümüzde büyürdü “Ahmet Duran”,
İnsanlığı, mertliği o’ydu bize buyuran.

Değirmen Önünde” ydi “Horasan Padişahı”,
Kimselere kalamazdı, mazlumun acı ahı.
Kırklar” da harabeydi, “Usta-Şeğirt Kubbesi”,
Onlar’dan çok uzaktı haramın bir habbesi.

Kervansaray” harabdı, hazindi, pür melali.
Yürekler acısıydı, “ULU CAMİ” nin hali.
Kapalıydı kapısı, “Ak Minare”, “Toptaş”ın,
Yollara döşenmişti, olsaydı, mezar taşın.

Yıkılmıştı hunharca, meşhur “Çingene Han”ı,
Tarihi yaşamında, silmiş idi zamanı.
Bakmamıştı hiç kimse, gözlerinin yaşına,
Dünyalığa temahla, kıymışlardı taşına.

Sütlü Minare” mizin yıkılmıştı camisi,
Hiçbir dini eserin, kalmamıştı hamisi,
Halfetih Minare” miz, ta dipden oyulmuştu.
Tekkeler ve türbeler, haince soyulmuştu.

Türbeler soyulurken muhafızdı “Tam Baba”,
Kara Baba” ya kızıp, olmuştu biraz kaba.
Sancaklar alınırken O’nu çok beklemişti.
Güveni sarsıldıkça,işini teklemişti.

Kanlı Kümbet” ve “Zindan” yıkılmak istenirdi.
Edir ile Bedir” se, zalime direnirdi.
Her yer zibillik olmuş, camiler satılmıştı.
O nazlı kitabeler, yerlere atılmıştı.

Karga Pepe” önünde çocuktan geçilmezdi,
Kahkaha seslerinden, sevinen seçilmezdi.
Konuşmayan konuşur, böyleydi inancımız,
Üç Kardeş” in taşıyla, kesilirdi sancımız.

Ağrı sızı kalmazdı, sürerlerse bu taşı.
Çokça abartılırdı, “Abdulvahab”ı n yaşı.
Çatlak” da yaşanırdı; gezide, neşeli gün,
Ordaki zamanımız, olurdu bize düğün.

Alacakapı” daydı, “Hoppa Kadı Çınarı”,
Çınar ile birlikte yok ettiler “Pınar”ı
Battal”, “Hoppa Kadı”yı kilisede basmışdı,
Malatya”ya getirip, bu çınarda (?) asmıştı.

Hötüm Dede”ye alır çocukları giderdik,
-Simitini kaçırır- :duayla, keyfederdik,
Sarılık”a gitmezsek geçmezdi o derdimiz,
Hastalıklarla dostluk, kaçmazdı bir ferdimiz.

Müftü Mezarlığı”nda kalmamıştı bir tek taş,
Orayı dağıtana buğzetmişti vataş.
Namazgah” halliceydi, diretmişti zamana,,,
Seyit Gazi Hanesi”, gelmemişti amana.

Karahan”dan çamurdan ve tozdan geçilmezdi,
Çeşmeleri kurumuş, suları içilmezdi.
Yıkılmıştı binalar, çalınmıştı taşları,
Zavallı halkınınsa, eğik idi başları.

Şeherin Surları”da harabeye dönmüştü,
Taşları sökülmüştü, haşmetiyse sönmüştü.
Yapılan her binaya olmuştu temel taşı.
O’nun da sona ermiş, bitmiş idi savaşı.

Şehrin de tamamlanmış, artık bitmişti işi,
Önlenemez olmuştu, -sona doğru- gidişi.
Zulme varan ihmalden nasibini almıştı,
Harabolmuş, yıkılmış; yalnız, -ismi- kalmıştı.

Biz tarihten kopmuştuk güzelim tarih bizden.
Harık” da boğulmuştuk, korkmaz iken denizden.
Sürüklenip dururduk meçhule doğru hızla.
Mazimizden kopmuştuk, yemeyen bu ağızla.

Köşger Baba”, “Fırat”ın sağ yanında yatardı.
Bitirdiği işini ta şehere atardı.
Maşrabasın uzatıp, nehirden su almıştı.
Çok uzun boyununsa, efsanesi kalmıştı.

Anlatırlar, dinlerdik O’na köleymiş zaman,
Fırat”ın suları da vermedi O’na aman.
Karakaya Barajı”, sildi efsanesini,
Bundan böyle bizler de duymaz olduk sesini.

Tecde”nin süsü idi, “Pirceviz”le “Dermegi
Herkes ondan beklerdi, muradına ermeği.
Dermeği” şifa verir, “Pirveciz” ise derman.
Çorlu” hastalar için buradan çıkardı ferman.

Al Ocağı” na gider “Al” gelmiş kadın ve kız,
Kırk Ocağı”nda ise kesilirdi bütün hız.
Hoşirik Çamuru”yla sıvanırdı yüzümüz,
Her şeye inanmıştık, buydu bizim “Öz”ümüz

Hastalığın elinden olmuştuk idik –madrabaz-,
Alerji”nin adıydı, bizim o eski “Dabaz”.
Gider “Dabaz Suyu”na birkaç defa girerdik,
Sonunda iyi olur, mutluluğa ererdik.

Atarlardı “Köynek”i –boyalı olsun- diye,
Böylelikle olurdu, ilacımız hediye.
-Kabak-ın çekirdeği –kolye –olunca bize,
Boğmaca” uğramazdı, kolayca semtimize.

Hoca Keşşaf Efendi”, oldukça sayılırdı.
Her zaman, her meka rahmetle anılırdı.
Dileklere devaymış, defedermiş nazarı,
Dolup dolup taşardı her –Cuma-‘a mezarı.

Van Müftüsü” okursa, şifalı olurdu su,
Hiç kimsenin Allah’tan başka yoktu korkusu
Başlar iken her işe, çekerdi bir –besmele-,
Duyulan manevi haz, geçmiyor bugün ele.

Hasretimize karşı, hasreti bize “Kernek”,
En ufak sevincimiz olurdu düğün, dernek
Allah’ın lütfu idi, o ne renk, o ne boya...
Tefekküre dalıp da bakardık doya doya.

Derme Deresi” idi, bizim de yazlık plaj.
Yıkanabilmek için, evde yapardık sondaj
Bey Suyu” verilip de kesilince suyumuz,
İmdada yetişirdi, evlerdeki kuyumuz.

Tohma”da çimmek için, gider idik “Kırkgöz”e,
Kolayca aldırmazdık, söylenilen her söze.
Fırat”dan çok korkardık, bakarken “Kömürhan”da,
Zannederdik eşi yok, o’nun da bu ciha.

Yine oldukça şendi, eski “Sıtma Pınarı”,
Hasta için arasak, orda bulurduk nar’ı
Kaf Dağı” kadar bize uzak idi “Çarmuzu”,
İstenirse giderdik gene de kuzu kuzu.

Her düğün, her davette vardı –bayram havası-,
Başımıza geçerdi bazen da yağ tavası
Çok şükür geldi geçti; iyi, kötü o günler.
Etrafa nam salardı çevredeki düğünler.

Kemancı Arakil”le “Defçi Kör Sıddı Bacı”,,
Hak edip olurlardı, her düğünün baş tacı.
Mahalleli savardı sazlı, sözlü düğünü,
Şehrimizi aşmıştı, “Köçek Mahmut”un ünü.

Nuri” dombelek çalar, “Çalgıcı Zöhre”yse def,
Düğünün neş’esiydi, Onlardaki ilk hedef.
Güzel keman çalardı, “Hasan” ile “Kalender”,
Agob”un udu ise, dinlenirdi pek ender.

“Zurnacı Abuzer”le meşhur “Davulcu Hasan”,
“ Mişmiş Geceleri”nde onlardı hava basan.
Davul, zurna çalarak gezerlerdi yurtları,
“Derino” ve “Lorke”yle yenmişlerdi kurtları.

Malatyalı Fahri”nin tamburu çok inlerdi.
Dömbelekçi Kör Sait” bakraç sesi dinlerdi.
Sese doğru atardı, lastik sapanla taşı,
Bize komik gelirdi, hedefinin telaşı.

Ekmekçi Meryem Bacı”, güzel ekmek yapardı.
Birkaç mahalle halkı, sanki o’na tapardı
Yalvar yakar olup da zor alınırdı sıra,
Mesleğinde ustaydı, hakim idi tıra.

Gübürlü’nün Zeynep”le “Hamikli’nin Adile”,
Rahmetler diliyoruz, kendileri yad ile.
Methlerini duyardık, o günkü gebelerde,
O ustalık şimdi yok, -Fermanlı Ebe-lerde.

İğneci Kaya Bey”de iğnemizi vururdu,
Tatlı dil, güler yüzle bizleri avuturdu.
Çok severdik kendini, hemi de çok sayardık,
Ününü, şöhretini her tarafa yayardık.

Yemeni’de ustaydı, komşumuz “Köse Kasım”,
Çok iyi çalışırdı, ayakkabıcı “Asım”.
Semerci Saraç Arif”, ustamız sayılırdı,
Deli Samed” çıraktı, kızınca bayılırdı.

Kır eşeğin üstünde artar idi hızımız,
-Mişmiş- toplar dururdu kadınımız, kızımız.
Sığırları yayardı, “Sığırcı Emine”miz,
-Ocak” ismi altında tüterdi şöminemiz.

-Me- ile –Mö- sesleri, kaplar idi her yeri
Sığırların dönüşü ırırdı mahşeri.
Toz, duman geçilmez; kapanırdı, ufkumuz,
-Geç kala sığırlar-, kaçar idi uykumuz.

Deli Emine idi şehrin meşhur hancısı,
En ağır küfürlerin O idi kemancısı.
Kulağımızdan tutup, havaya kaldırırdı.
Bazan da fazla kızar, etrafa saldırırdı.

“Su içen....” diyerekten, -Sebilci-miz gezerdi.
Bizi, beleş su ile, minnet ile ezerdi.
Her sabah erkenleyin dükkanlar açılırdı.
-Duasız pazarlıktan-, şiddetle kaçılırdı.

Üç Aylar” da sevginin tohumu ekilirdi.
Ramazan” aylarında –tombala- çekilirdi.
Bayram” günlerimizin, bambaşkacaydı tadı,
Söylemeye gerek yok, “Bayram”dı günün adı.

Şirket Hanı” ayakta, “Afyon Hanı” yanmıştı.
Esnaf, müşterisini fazlaca saf sanmıştı.
Kazıklamak isterken, kazıklanırdı kendi,
Onu da alt ederdi, müşterisinin fendi.

“Öllük ha öllük...” diye –Öllükçü-müz geçerdi,
Herkes, “Recep Dayı”dan bolca –biyam içerdi.
“Bir batman şeker döktüm...” diyerek bağırırdı,
Şerbetçi Çoban Dayı”, müşteri çağırırdı.

Tellal Kulaksız Nazım”, parayı şeddeleyip,
Bağırırdı uzunca cümleyi heceleyip,
Eski para toplardı, olmuş idi –paracı-,
Çil Mahmut”un malının o’ydu reklam aracı.

O zamanlar dinmezdi içimizdeki sızı,
Okuturdu –Kur’an-ı tınmazdı “Piri Kızı”.
Hapis yatar, çıkardı; zulme pek aldırmazdı.
Dünyadaki hiçbir güç, vebalin kaldırmazdı.

Kurulmuştu Meydana korkulan dar ağacı,
Hanım”ın asılması, gelmişti bize acı.
Son a söylediğin türküler çok yanıktı,
O gün sabaha kadar “Malatya” uyanıktı.

Anıyorken eskiyi, “Horey”i yad edelim,
Af dileyip ruhundan, sonra feryad edelim.
Tepür”lerken buğdayı, çok takılırdık o’na,
Kalender meşrebliydi, her an hazırdı sona.

Hem yeşil hem çıplaktı, hem ormanlıktı dağı,
Görmemek eksiklikti, tarihi “Akçadağ”ı.
Kendisi yakıncaydı, yine bitmezdi yolu,
Bazan da kapatırdı bu yolu yağmur, dolu.

Her tarafı yemyeşil, huzurla içine gir.
Giden misafirini hoş ederdi “Arapgir”.
Tahir” kasabasının merkeziydi “Arguvan
Sefil, görünüşüne, dayanmazdı değme can.

Büyük sevgisi vardı hem dostta, hem yarende,
Tarihi yaşamıyla meşhur idi “Darende”,
Camisiz minareler, han, hamam ve kalesi,
Onun da bitmemişti, ağyara ihalesi.

Akardı burada “Tohma”, durgun, coşkulu, deli.
Kenarında parlardı, pir “Şeyh Hamid-i Veli”.
Meşhurdu “Aşudu”su, hoştu “Gavur Hamamı”,
Zengibar”ın üstünde, görülürdü tamamı.

Polat”a bağlıcaydı, tarihi “Viranşehir”,
İlçe olunca adı olmuştu “Doğanşehir”.
Memluk’e, Selçuklu’ya epey hizmet etmişti,
Bizans zulmüne rağmen, bu günlere yetmişti.

Hekimhan” ilçesinde demir yolu geçerdi.
Gitmek isteyen herkes trenleri seçerdi.
Oldukça meşhur idi kasabadaki –Han-ı,
Görmeden edemezdik, giderken “Yazıhan”ı.

Fethiye”deki cami, o zaman harap idi.
Cemaatı pek yoktu, hali de serap idi.
Külliyesi yıkılmış; yalnız –cami- kalmıştı.
Onun da güzelliği çevreye nam salmıştı.

Pütürge”yle “Kahta”yı bölerdi “Nemrut Dağı”,
-Yalancı Tanrılar-ın olmuş idi otağı.
Tepehan”dan geçilip “Pereş”e gidilirdi,
Barsawma Manastırı”, ziyaret edilirdi.

Yeşilyurt” olmuş idi, “Çırmıktı”nın da adı,
Bağının, bahçesinin bir yerde yoktu tadı.
Yaz gelende giderdik, bahçeleri serindi,
Etrafı çok ağaçlık, vadisi de derindi.

Memleketi anlattık, şimdi gelelim bize...
Elbetteki ibrettir, bu geçmiş hepimize.
On adımdan öteye atamazdık bir –Taş-ı,
Meskenimiz olmuştu, sokağın –Köşebaşı-

Bir tümseğin üstüne –Hollik- diler dururduk,
Sonrada da –Hollik-i –Yassı Taş-la vururduk.
Gözümüz bağlıkta “Kör Ebe”ydi adımız,
İyi oyun oynardı, bazen “Orta Kadı”mız.

Sülü Değnek” oynardık…-yan tuluk, -oşo mini-,
Böylece avuturduk içimizdeki kini.
Bu oyunun sonunda –gaggılardık- herkesi,
Onu da bitirdikten sonra keserdik sesi.

Naldır Naç”ın adını “Kız Doğurtma” koymuştuk,
Hombek” oynayarak da oyunlara doymuştuk.
Yenmek amacımızdı, yenilmemek gayemiz,
Birazcık övülmekti, oyundaki payemiz.

Horhop” için önceden hedefleri seçerdik,
-Meydan Savaşı” verip, kendimizden geçerdik.
Bazen da hedef olur, kırılırdı kafamız,
Evde dayak yeyince, tükenirdi safamız.

Süpsüpü”yü yapardık sulu söğüt dalından,
Bu dalı da alırdık, başkasının malından.
Hırsızlığa geçerdik komşu bahçeye, bağa,
Kızmazlardı, derlerdi : “Bırak da yesin çağa”.

Ser verir sır vermezdi, bizim eski sırdaşlar,
Pöçük” toplar dururdu, “İzmaritçi” –gardaşlar-.
Kavga önleyemezdi yerinde akrabalık,
Çok basit olaylara bakardık alık alık.

Guşgana” da pişerdi “Ispanaklı Köfte”miz,
Ağzımız yanarsa da tez geçerdi öfkemiz,
Beğenmezsek yemeği çatılırdı kaşımız,
Sözümüz dinlenmezdi, küçük idi yaşımız.

Kağız Anam” diyerek lafa başlardı kadın.
Dinlemekten usansan, duyulmazdı feryadın.
Elti, gelin, görümce kavga ederdi her an,
Kavganın çokluğundan çabuk geçerdi zaman.

-Duvar anarşisi-nin “Arslan Çakkal” –Colis-i,
Nevzat Çobanoğlu” da kızdırırdı polisi.
Çizerdik duvarları tebeşir ve çakıyla.
Bir –Aferin- alırdık, yüzümüzün akıyla.

Sinemaya giderdik, güzel film gelince,
Makiniste söverdik ceryanlar kesilince.
Karanlıkta ederdik hem kavga, hem de dövüş,
Dilimize persenkti, olur olmaza sövüş.

Okullar bizim için evden kaçış yoluydu.
Hocalara içimiz sevgi ile doluydu.
Okuldan kaçar isek, hoş geçerdi günümüz.
Hava güzel oldukda pazar’dı düğünümüz.

Koyunun yoğurdunu, sitilde çalkalardık.
Güz geldikçe nöbetle değirmene kalkardık.
Doldururduk ambara bulgur ile yarmayı,
Böylelikle düşlerdik kışı da çıkarmayı.

Kavurma yapmak için keserdik koyunları,
Kış günleri –masal-la süslerdik oyunları.
Cin, Peri’den bahsedip ürkütürdük herkesi,
Ziyaretle korkutup keserdik çıkan sesi.

Ay’ın tutulmasıyla, Güneş’in tutulması,
Büyük olay olurdu onların kurtulması.
Teneke, kap-kacağı ne bulursak çalardık,
Kurtarınca onları çok hülyaya dalardık.

Dam loğlardık loğ ile, damda kürürdük kar’ı,
Kendi işimizdi bu olmazdı bir çıkarı.
Kanalizasyon yoktu, halimiz bir alemdi,
Bütün ihtiyacımız, ancak birkaç kalemdi.

Evlerde banyo yoktu, lüküstü –gusulhane-,
Hamama gitmek için ancak buydu bahane.
Öfeleme” yenirdi, “Samut” kokardı hamam,
Bu ziyafetten sonra banyo olurdu tamam.

Gelin Hamamı” ile “Kırk Hamamı” çok hoştu,
Yapılan eğlencenin, halk keyfinden sarhoştu
Darbuka eşliğinde çalınıyordu sazlar.
Neş’e ile oynardı müşteri kadın, kızlar.

Ne kızgın, ne dargınlık uymuştuk bu gidişe,
Tek tesellimiz vardı, yaklaşmıştık finişe.
Uzun süre yürürdük, gün gelirdi bize ay,
Ellili yıllardaydı evimize girdi çay.

Seçimler getirmişti, bize yeni bir hava,
Bol vaadi görünce hepimiz geldik tava.
Kimimiz CHP’li kimimizse DP’li,
Akıl baştan gitmişti, olmuştuk hepten deli.

Tavuk esirgenmezdi, eğer gelecekse kaz,
Menfaati gördükte, hiç kimse etmezdi naz.
Düşünemez olmuştuk, canımız idi yanan,
Hayaller yok olmuştu, hakikatti yaşanan.

Her zaman kuvvetliydi, güçlüydü imanımız,
Arkadaşlık uğruna feda idi canımız.
Kalbimiz zengin idi belki azdı nakdimiz,
Buna rağmen neş’eyle geçer idi vaktimiz.

Her şeye sabrederdik, buydu alın yazımız,
Bazen da sessiz kalır, çınlamazdı sazımız.
Memur, eşraf birleşmiş, hepsi keyfe düşmüştü.
Leş kargaları gibi, başlara üşüşmüştü.

Herkesin kendine has vardı muhakkak derdi,
Gözümüzde büyüktü ordumuzun her ferdi.
Bayram geçitlerini, oldukça çok severdik,
Onları nefsimizden daha fazla överdik.

Ne günlere kalmıştık, ayaklar olmuştu baş,
Zehirden de beterdi, var olan bir lokma aş.
Elbet ki bu günlere koşa koşa gelmedik,
Çok şükür, o günleri yaşayıpta ölmedik.

Eski çektiğimizi, görmeyenler bilemez,
O devrin ayıbını hiçbir silgi silemez.
Övüyorlarsa eğer, biliniz hepsi yalan,
İnkarla örtülemez, o haysiyetsiz talan.

Gözlerimiz görmezdi dilimiz olmuştu lal,
Kuzu gibi olmuştuk, nice giderdi bu hal?
Susturulmuştuk hepten kesilmişti sesimiz,
Korkumuzdan da çıkmaz olmuştu nefesimiz.

Unuttuğumuz vardır, yoktur eklediğimiz,
Anladık ki boşaymış, onca beklediğimiz.
-Hizmet- adı altında zulmederlermiş,
Korkumuz boşunaymış, üfürsek giderlermiş.

Zaman, zemin değişir: ama değişmezdik biz,
Kolay kolay üzülmez, neş’eliydik hepimiz.
Sevinçte ve kederde ortak payımız vardı.
Herkese geniş dünya inanın bize dardı.

Bizler için tatlıdır, yaşamımızdaki dün,
Güzel Anı”dır bize: o hatıralar, bugün.
Mazimizden memnunuz, istikbalden umutlu,
“MALATYALI OLMAYI” yaşarız, mutlu mutlu

(Mayıs-1993)

Bin dokuz yüz doksan üç yılının Mayıs ayı,
Anlatmamı sağladı içimdeki dünyayı.
Yaşadığım zamanın –onbeş yıllık- dönemi
Anlatınca belirdi, o günlerin önemi.

(1940-1955 Yılları)

Celal Yalvaç

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...