Ana içeriğe atla

Kitapçılık bir nevi şövalyelik

30 yıldır kitapçılık yapan Ahmet Koyutürk, dükkanına gelip camları silen ve karşılığında kitap alan biri sayesindesosya medyanın ilgi odağı oldu. 15 dakikalık ünlü olma hakkını kullandığını belirten Şirinevler Kitabevi’nin sahibi Koyutürk, “İnsan sosyal medyaya kendini kaptırmamalı ve her zaman amatör kalabilmeli. Sanal dünyanın insanı hasta eden bir tarafı var” diyor.



Günümüzde kitaba ulaşmak çok kolay. Ancak insana ulaşmanın zor olduğu günlerden geçiyoruz. Hem kitabı hem de hoş sohbeti bulabileceğimiz bağımsız kitapçıların sayısı giderek azalıyor. İnternet ve AVM kitapçılarına karşı “365 gün fuar tadında” insanları kitapla buluşturan Şirinevler Kitabevi, ilginç bir tivitle gündeme geldi. Yüz yüze konuşmaların yanı sıra sosyal medyadan da muhabbet edebileceğiniz kitabevinin sahibi Ahmet Koyutürk, dükkâna gelip cam silme karşılığında kitap rica eden adam hakkında bir tivit atmıştı. Tivitleriyle farklı konulara değinen, yayınevleri ve okurla diyaloga giren, güncel olaylara yorum yapan Koyutürk, haberleri takip etmek için sosyal medya kullanmaya başlamış. Profesyonel kullanıcı olmaktan sakındığını söyleyen Koyutürk, ekliyor: “İnsan bu mecraya kendini kaptırmamalı ve her zaman amatör kalabilmeli. Sanal dünyanın insanı hasta eden bir tarafı var. Benim tek amacım gündemi takip etmek ve küçük bir hatırayı kaydetmekti. Bir nevi günlük olarak kullanıyorum.”

15 DAKİKALIK HAKKIMIZI DOLDURDUK

Yüz binlerce kişiye ulaşan şu anı sayesinde tanıdık Koyutürk’ü: “Yoğun akşamlardan birinde bir ses duydum: ‘10 lira karşılığında camınızı silmemi ister misiniz?’ Tebessüm edip tabi dedim ve diğer müşterilerle ilgilenmeye devam ettim. Sonra bitti dedi ve baktığımda camlar pırıl pırıldı. Camları hiç böyle temiz görmemiştim. Yaklaşık 10 yıldır İstanbul’un muhtelif yerlerinde cam silerek geçimini sağlayan bir arkadaş olduğunu öğrendim. Çıkışa doğru yöneldi, ‘Tesla’ isimli biyografi kitabını aldı. Bence cam silme ve emeğinin karşılığında kitap alması kadar, talep ettiği kitap da insanların ilgisini çok çekti. Rüya Tabirleri ya da macera türü kitabı değil, bir bilim adamının hayat öyküsünü aldı.”

Twitter’daki artan ilgi sonrası değişim hakkında şunları söylüyor: “O tivitimden sonra gördüm ki, evet reklam diye bir şey varmış. İnsanlar bu vesileyle burada bir kitabevi olduğunu farketmiş oldu. Yani Andy Warhol’un “Herkes bir gün 15 dakikalığına ünlü olacaktır” sözü var ya, biz de böyle bir meşhurluk yaşadık ve hamdolsun kötü bir şekilde doldurmadık hakkımızı.” Sosyal medyanın mantıksız bir yer olduğuna değinen Koyutürk, “İki kere iki dört dendiği zaman altında bunun dört olmadığına dair ciddi kavgalar dönüyor. Herkesin kendini oradan koruması lazım. Çok kalın bir deriniz olması lazım orada konuşabilmek için o yüzden konuşmaktan imtina ediyorum. Burada çok rahatlıkla konuşabilirim her türden her ideolojiden insanla. Görüşümün arkasında dururum doğru ya da yanlış. Oradaysa tedirgin oluyorum” ifadelerini kullanıyor.


ŞİRİNEVLER’DE KADIKÖY’DEN ÇOK KİTAP SATILIYOR

13 yıldır İstanbul’da olan 49 yaşındaki Ahmet Koyutürk, Cağaloğlu ve Kadıköy’ün ardından Şirinevler’de kitapçılık yapıyor. Kadıköy ve Şirinevler İstanbul’un iki farklı uç noktasıdır. İki semti de iyi bilen Koyutürk, şöyle bir karşılaştırma yapıyor: “İkisi çok farklı coğrafya. Orada satılan kitaplarla bura da satılan kitaplar birbiriyle örtüşmüyor. İnsanların yapısı da sosyo ekonomik, kültürel anlamda çok farklı. Kadıköy Anadolu Yakası’nda olmasına rağmen Avrupa’dır. Şirinevler ise Asya... Ancak beklenti tam tersi olsa da, adet olarak Kadıköy’den daha fazla Şirinevler’de kitap sattığımı düşünüyorum.”


KLASİKLERİN SATMASI BENİ MUTLU EDİYOR

Çoğu kitabevinde şiir kitapları köşelerde, alt raflarda olur. Şirinevler Kitabevi’nde ise dükkânın ortasında iki kitaplık şiire ayrılmış. Koyutürk, “Kitabevimizde şaire ve şiir kitaplarına pozitif ayrımcılık yapılır. Yani popüler değil, kemikleşmiş Fuzuli, Baki’den Ah Muhsin Ünlü’ye geniş bir skalada şairler her zaman benim baştacım burada. Bir Sohrab Sepehri sorduklarında var dediğimde şaşırıyorlar” diyor. Nihal Atsız ile Mehmet Uzun kitaplarının sırt sırta satılması da dikkat çekiyor. Klasik eserlere her zaman ilgi olduğuna değinen Ahmet Koyutürk, “Bizim burada özellikle biraz daha yoğun. Bunun da nedeni ince kalın farketmeksizin tüm klasikleri 5 TL’den satıyoruz. Klasiklerin satması beni mutlu ediyor. Bundan her zaman keyif duydum” şeklinde konuşuyor. Yakın dönem klasiklerine de dikkat çeken Koyutürk, “1984, Hayvan Çifliği çok satıyor ama bunların ne kadarını direkt okuyucu alıyor tartışılır. Öğretmenlerin, Bakanlığın belirlediği 100 temel eserden olması nedeniyle alan öğrenci sayısı çoğunlukta. Zorunlu olarak alınan kitaplar diyebiliriz. Onun haricinde farklı yaştaki okuyucular da rağbet gösteriyor” diyor.


Tesla’dan sonra tıp kitabı aldı

Olayın asıl kahramanı Metin Ulusoy, 15 yıllık seyyar cam silici. 50 liralık sermayesiyle her gün ofis ve dükkanların camını silmek için evden çıkıyor. “İstanbul’a 2 yaşında, anamın kucağında gelmişim. İnsan her zaman gelişmeye açıktır. Ortaokuldan beri dünyayı merak edip okumaya başladım. Psikoloji, din ve bilim kitaplarını seviyorum” sözleriyle kendini anlatan Ulusoy, kitabevinden en son alternatif tıp üzerine bir çalışma olan Aidin Salih’in “Gerçek Tıp” adlı kitabını almış. İşi gereği kirli cam gördüğünde dayanamadığını belirten Ulusoy, “Muhasebe ve avukatlık bürolarına gidip cam siliyorum. Bazıları düzenli olarak tekrar çağırıyor. O gün de kitapçıya girdiğimde işimi yapmak için bir soru sordum ve kabul edilince kitabı almaya karar verdim. Olayın duyulması beni hiç etkilemedi, aynı hayatıma devam ediyorum. Emekliliğim yok. İlk fırsatta emekliliğimi devam ettirmek istiyorum” diyor.


Kitapçılık bir nevi şövalyelik

* Kitapçılıktan emekli olmuş nadir insanlardan biri olan Ahmet Koyutürk, “Yıllar önce bir yazı okumuştum ‘Kitabevleri biner biner kapanıyor’ demişlerdi. Evet kitabevleri biner biner kapandı gitti. Şu küçük kitabevine 10 bin lira kira veriyorum. Yani bir nevi şövalyelik bunu yapmak. Kırtasiye koymuyorum, fotokopi koymuyorum, başka hiçbir şeye yer vermeden ısrarla sadece kitap satmaya çalışıyorum. Kitaba bir mekan olsun. Ne kadar götürürüz, gidebildiği kadar. Okuyucu teveccüh gösterdiği sürece, geldiği sürece, alışveriş olduğu sürece götüreceğiz. Zaten başka da bildiğim bir iş yok” diyor.

Dükkânda kapı yok

* Dükkânlarında kapı bulundurmadığını belirten Ahmet Koyutürk, kitabevlerinin rahatça girip kitap bakılabilen bir yer olması gerektiğini söylüyor. Anadolu’daki kitabevlerinin birer kültür ocağı olduğuna değinen Koyutürk, “İstanbul’daysa böyle bir kültür yok. Öğrencilerin buluştuğu ortak mekanlardır. Gençliğimde ben daha bu mesleğe başlamadan, lisedeyken şehirde ne kadar kitapçı varsa hafta sonumu buraya ayırıp tüm kitabevlerini gezerdim. İstanbul’a geldiğimde yine kitapçıları gezer dolaşırdım, kitap alayım almayayım. Yani bir kitabevini gezmek benim için bir sosyal aktivite gibiydi. O aidiyet buralarda yok” ifadelerini kullanıyor.


İlker Nuri Öztürk

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

İmam-ı Şâfiî'nin Şiirlerinden Seçmeler

BIRAK GÜNLERİNİ DİLEDİĞİNİ YAPSIN Bırak günleri dilediğini yapsın Razı ol hükmedince kader Gecelerin musibeti sabrını taşırmasın Bâki değil dünyadaki zorluklar Güçlü bir adam ol, korkuların üstünde Ahlâkın müsamaha ve vefa Kusurların çoğalsa da tüm mahlukatta Örtüsü olması seni sevindirir yine de Cömertlikle setret ki her ayıbı Örter denilir cömertlik Sakın gösterme düşmanlarına zillet Belâdır üzüntünle onları sevindirmek Cimriden yardım umma Ateşte susayan için su yok Rızkını eksiltmez ağırdan alış Ve artırmaz hırsla çabalamak, yorulmak Ne hüzün devam eder ne sevinç Ne sıkıntı, ne rahatlık Eğer kalbin kanaatkarsa Farkın yok, başkası dünyaya sahip olsa Kimin inerse meydanına ölümler Ne gök korur onu, ne de yer Allah’ın mülkü geniştir ama Feza daralır hükmettiğinde kader Aldırma vefasız günlere hiç Fayda vermiyor ölüme ilaç GAM Ne zenginlik içinde olan bilir fakirliğin tadını Ne sağlam bedenli biri hasta gibidir Ne yoksulluklar vardır ki, örtülüdür üstü onurla Ne zaruretler memnuniyet a...

Ey bu kupkuru yaşamda açan tek çiçek!

sarıp sarmaladı bizi kanatlarıyla bezginlik; beşikten mezara başımızın ucundan ayrılmadı hiçlik * kadınlar az şey beklemiyor sizden * Yaşam o zaman güzeldir, ancak, tehlikeler yaşandıkça; insan unutur kendini; ayrımında olmaz... * ne ki, yürekli bir insan son vermek isteyince çekilmez yaşamına; doğa dikilir karşısına, ölüm kendi elinden olmadı diye. * Ve sen öyle umursamaz duruyorsun bakışlarınla * Daha kötüye gidiyor zaman; hatadır beklemek gelecek yoz kuşaklardan; yüceltmezler soylu yurttaşları, almazlar öçlerini acılardan. Kanat çırpsın etrafımda aç gözlü kara akbaba; yem olsun adsız cesedim yabanıl hayvanlara; dövsün bulutlar; dağılan parçaları sağa sola yağmurda; silinsin adım, sanım yeryüzünden rüzgarla. * Hoşlanıyordum duygusallığımdan, derin bir konuşmaya dalıp gitmekten yüreğimle ve acılarımın bekçiliğini yapmaktan. * Cendere altında gibi yüreğim, düşününce herşeyin nasıl gelip geçtiğini; ve hiçbir iz bırakmadan sanki. İşte geçip gi...

Z'ORDA ÇOK KALIRSAM,ÖLÜRÜM

Sesinin üstünde yüzdü güz Yüzün süzdü gözümün sapağını S'oluklarca kanadı aklım dudağının kenarına, ... Sen hiç konuşmadın.. Gönlü düz yazılı Kadınlar sessiz kalınca şiire uyak uyarlar.. Soruldukça yoruldum ben Yoruldun mu diye sormadığından Ağıt ve kalemle Kına'dım bu sensizliği ellerime, Sen hiç susmadın.. Tenin temin ederken tuzlu terleri Terimsizdir ve bu yüzden acıtır gece Ki sıfatı kayıp her cümlede Özenle özne gizleyenin adı olur adın yine.. Tenimde İzli öznesin.. Gizli özlerim Uzatmasak iyi olacaktı belki,yürek.. Gelmedin.. Artık yağma aklıma din.. Susmak tutsak kalır ağzımda Seni yanıma istiyorsam şimdi Yalnızlığıma da yakıştıramadığımdandır Sensizliği.. Emre GÖKCE 

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

PARANIN ROMANI VE GERÇEĞİ ÜZERİNE

Diyelim şöyle bir cümle yer alsaydı bir romanda: "O ay ev kirasını veremediği için, eski bir arkadaşından borç istemişti …" Bu cümleyle karşılaşan roman okurları, sanırım etkilenirlerdi. Ve büyük bir olasılıkla kirasını veremeyenden yana çıkarlardı. Hatta ilerki satırlarda zengin eski arkadaşın bu parayı vermediğini okuduklarında, ona kızabilirlerdi de. Ama paranın romanı ve gerçeği her zaman farklı oluyor. Bunu bana altmış bir yıllık yaşamımda en iyi öğreten de, yine para oldu. Hiç bir zaman yeterince sahip olamadığım o nesne, insanoğlu denen canlının karakterinin binbir rengini tanıtma konusunda bana gerçekten çok iyi rehberlik yaptı. Evet, insanlar yukarıdaki gibi bir cümleyi romanlarda okuduklarında, anlatılanları kolayca paylaşabiliyorlar. Buna karşılık aynı cümleyi kitaptan okumak yerine bir "canlıdan" duyduklarında, rahatsız oluyorlar. İçlerini bir tedirginliktir alıyor. Bu, çoğunlukla karşılarındakinin zor durumundan değil, fakat sıkıntısını onun ağzından d...

Ey başı kesilmiş ney; dilsiz, dudaksız olarak sırlar söyle!

• Ey güzel sesli ney! Çıkardığın seslerle gönüller almadasın. Hoşsun, güzelsin, sıcak sıcak nefes vermedesin. Soğuklukları silip, süpürmedesin. • İçin bomboş, ne boğum var, ne başka bir şey! Sen dertlere düşmüş, perişan olmuş gönüllerden, dertlere düşmüş canlardan derdi, elemi almakta, onları da kendine döndürmekte, böylece de dertli, kederli, elemli kişilerin yerine sen feryad etmekte, sen ağlamaktasın. 78 78  Hz. Mevlana Dîvan-ı Kebîr'inin başka yerlerinde, ruba'îlerinde de ney hakkında güzel şiirler söylemiştir. Mesnevî'ye "Bu neyi dinle!" diye başlamıştır. Mevlana aşığı merhume Fevziye Çamsever Hanım'ın Mesnevî başındaki "Dinle neyden" ilham alarak yazdığı "Dinledim Neyden" başlıklı şiirinden birkaç kıt'a alarak bu şiiri açıklamak istiyorum: "Andırır bir hasta kalbin ah ve istimdadını Nağmesinden topladım bin bir fırakın yadını Peyrev eyler ahına güya gönl-i naşadını Dinledim neyden, bu akşam, hasretin feryadını Kah ...

şano

Kuyruğumda arkadaş ölülerinden bir mahya Alkolik bir babadan ıslaklık Polis korkusundan bir çelenk Askerlik şubelerinden bir son yoklama Boynumda işsizlikten bir kement Oğlumun sorularından bir yanıtsızlık Karımın sabahlarından bir suçlama Annemin hafta sonlarından bir hayırsızlık kaldı... - Bu oyun burada bitti mi amca? - Hayır, yönetmen yeniden başa aldı. Yenilgimin oyuncularını ıslıklıyorum Hücrelerimi haykırıyor: Bir yerde yanıldın sen! Belki de her yerde yanıldım ben Şunun şurasında kaç yıl yaşadım Bağışlayın beni Çünkü bağışlanabilecek pek çok şey yaptım... 1990 Ahmet Erhan

KISA ŞİİR / bir

Bir roman kadar uzun bu tümce, - Sonra işte yaşlandım. Gülten Akın