Ana içeriğe atla

Şarkılar Kitabı

— 1 —
Karanlık hayatımda çok önce
Parıldayan tatlı yüz,
Yitti gitti şimdi
Dört yanım gece.
Karanlıkta çocuklar
Gönülleri daralınca,
Bastırmak için korkuyu
Türkü söyler yüksek sesle.
Ben de çılgın bir çocuğum.
Sesim neşeli değilse de
Türküler çağırdım karanlıkta,
Korkumdan kurtuldum.


— 2 —
Öylesine üzgünüm,
Bilmem ki neye yormalı;
Hiç aklımdan çıkmayan
Eski bir masaldan olmalı.
Durgun yavaş akıyor Ren,
Hava serin, kararmak üzre;
Doruğu tepenin
Parlıyor akşam güneşinde.
Oturmuş yukarda
Güzeller güzeli bir peri;
Altın saçlarını tarıyor,
Işıl ışıl süsleri.
Bir yandan şarkı söylüyor.
Elinde altın tarağı;
Sesi öylesine güzel,
Öylesine tatlı.
Küçük teknesinde kayıkçı
Büyülenmiş, çılgın;
Tepede gözleri,
Değil farkında, kayaların.
Yuttu dalgalar kayıkçıyı,
Sandal battı;
Söyledi o şarkıyı,
Bunu Lorelei yaptı.


— 3 —
Kalbim üzgün, kalbim,
Oysa pırıl pırıl mayıs;
Yukarda, eski hisarın orda
Duruyorum ıhlamura yaslanmış.
Akıyor durgun, sessiz
Mavi dere, aşağıda;
Sandalda bir oğlan.
Ağzında ıslık, elinde olta.
Karşıda cana yakın,
Küçük, renkli görüntüler:
Evler, bahçeler, insanlar
Öküzler, çayırlar ve orman.
Çamaşır yıkayan hizmetçiler
Koşuşuyor çayırda;
Değirmen çarkından uçuşuyor elmaslar,
Uzak uğultusu kulaklarımda.
Gri, eski kulenin yanında
Bir nöbetçi kulübesi;
Gidip geliyor önünde
Bir er, kırmızı ceketli.
Selâm duruyor, omuzluyor,
Oynuyor tüfeğiyle,
Parlıyor güneşin kızılında silâh —
Ah, beni öldürseydi!


— 4 —
Ormanda dolaşıyor, ağlıyorum,
Ardıç kuşu yüksekte;
Sekiyor, ötüyor inceden:
— Neyin var, neden dertlisin?
Kız kardeşlerin kırlangıçlar
Söyler bunu, yavrum;
Ne güzel yerde yuva kurmuşlar:
Penceresinde sevgilimin.


— 5 —
Gece nemli, fırtınalı,
Gökte yok yıldız;
Hışırdayan ağaçlar, ormanda
Dolaşıyorum, yalnız.
Uzakta titrek bir ışık:
Issız kolcu kulübesi.
Gitmek istemiyorum,
Kasvetli içerisi.
Kör nine oturmuştur
Meşin koltuğuna gene;
Konuşmaz hiç, korkunç,
Benzer heykele.
Gezinir homurdanarak,
Kızıl saçlı oğlu adamın;
Fırlatır tüfeğini duvara.
Güler alaycı, kızgın.
Çıkrık önünde güzel kız
Islatır ipliğini gözyaşı:
Babasının köpeği iniler, sokulur,
Dizlerine sürünür başı.


—6 —
Ailesine sevgilimin
Rasladım yolculukta;
Sevindiler beni görünce
Küçük kardeş, anne, baba.
Sordular hatırımı: Nasılsın?
Eklediler sonra:
“ Hiç değişmemişsin,
Yüzün biraz solgun ama!”
Halaları, yengeleri sordum,
Bir sürü tanıdıkları;
Sonra minik köpeği,
Ne de sevimli havlardı.
Evlenmiş sevgilimi
De sordum bir ara:
Cevap verdiler sevinçli:
— Çocuğu oldu yakında.
Candan kutladım
Sesim fısıltı halinde.
Çok selâm söyleyin,
Tebrikler benden de.
Söze karıştı küçük kız:
— Ne güzeldi köpeğimiz, minik,
Büyüdü, kudurdu sonra,
Ren nehrine attık.
Hele güldüğü zaman,
Sevgilime benziyordu kardeşi;
Gözleri beni perişan eden
Tıpkı onun gözleri.


— 7 —
Balıkçı kulübesi yanında
Oturmuş, denize bakıyorduk;
Akşam sisleri
Göğe yükseliyordu.
Fener kulesinde
Yandı ışıklar;
Enginde, uzaktan
Bir gemi daha göründü.
Konuştuk fırtınadan, kazalardan,
Gemicilerin gökle su,
Sevinçle korku.
Arasında yaşadıklarından.
Konuştuk uzak kıyılardan,
Güneyden, kuzeyden.
Garip milletler,
Garip âdetlerinden.
Hoş kokular, parıltılarla Ganj,
Kocaman ağaçlar tomurcuk içinde,
Güzel sessiz insanlar diz çökmüş,
Lotüs çiçekleri önünde.
Kirli pasaklı Laponlar,
Yassı kafa, yayvan ağız, bodur;
Bir ateş çevresine çömelmiş,
Balık kızartır, bağrışıp durur.
Dinliyordu kızlar merak içinde,
Derken herkes sustu;
Gözden kayboldu gemi,
Karanlık bastı.


— 8 —
Dilber balıkçı kızı,
Çek kıyıya sandalı;
Elin elimde
Gel otur yanıma.
Koy kalbime başçağızım,
Telâşlanma, korkma;
Azgın denize her gün
Güveniyorsun ya!
Çalkanır, kabarır, yatışır,
Kalbim de denize benzer;
Onun da derinlerinde
Güzel güzel inciler.


— 9 —
Ay doğdu,
Dalgalarda ışınları;
Kollarımda sevgilim,
Kalbimizde çalkantı.
Dinleniyorum kumsalda,
Kollarında sevgilimin;
Bir şey mi duydun rüzgârda,
Ürperdi beyaz elin?
İşittiğin rüzgâr değil,
Deniz kızlarının şarkısı;
Kardeşlerimdi onlar,
Deniz çekip aldı.


— 10 —
Ayaklarında rüzgârın
Beyaz su pantolunu!
Kamçılıyor dalgaları azgın;
Kükrüyor, köpürüyor dalgalar.
Kararmış gökten boşanır
Sağnak halinde yağmur;
Sanki koca gece
Boğmak ister kocamış denizi.
Direğe tutunmuş martı,
Kısık çığlıkları;
Ürkmüş, kanat çırpıyor,
Sesinde felâket haberi.


— 11 —
Islık çalıyor, uğulduyor, gürlüyor,
Hora tepiyor fırtına;
Haydaa! Zıplıyor küçük gemi!
Katıldı gece de bu taşkınlığa.
Kuduran deniz şimdi
Sularla oluşmuş canlı bir dağ;
Burda siyah bir uçurum,
Yüksek beyaz bir kule orada.
Küfürler, kusmalar, dualar
Kamaradan taşmakta dışarı,
Sım sıkı yapıştım direğe,
Ah, evde olmak vardı!


— 12 —
Karanlık çöküyor, akşam,
Sis kaplıyor denizi;
Dalgalarda esrarlı bir hışırtı,
Bir beyaz kabarma sularda.
Çıkıyor ortaya deniz kızı,
Geliyor kumsalda yanıma;
Dolgun göğüsleri apak
Taşmış tül giysilerinden.
Kucaklıyor, sıkıyor kollarında
Acıtır gibi, beni —
Eziyorsun âdeta,
Güzel su perisi!
Sıkıyorum kollarımda
Ezer gibi seni;
Çok soğuk bu akşam,
Isınayım sana sarılayım da!
Ay bakıyor gittikçe solgun
Alaca bulutlar arasından;
Güzel su perisi
Gözlerin bulanıyor, yaşarıyor!
Bulanmıyor, yaşarmıyor gözlerim,
Zaten bulanıktı, yaşlıydı;
Çünkü denizden çıkarken
Bir damla su kaçtı.
Martıların çığlığı, ve deniz
Kabarıyor, çatlıyor kayalarda —
Güzel su perisi,
Kalbin çarpıyor çılgınca.
Kalbim çılgınca çarpıyor,
Çarpıyor çılgınca;
Sevgili insanoğlu,
Candan vuruldum sana!


— 13 —
Geçtikçe sabahları
Evinin önünden yavrum,
Penceredeysen eğer
Sevinçten uçar gönlüm.
Merakla bakar bana
Koyu kahve rengi gözlerin:
Hasta, yabancı adam.
Neyin var, kimsin?
Ben bir Alman şairi,
Bütün Almanyada meşhur;
En değerli isimler söylenince
İçlerinde benimki de bulunur.
Neyim mi var, küçük kız,
Almanyada çoklarında olan şey:
En ağır acılar söylenince
İçlerinde benimki de bulunur.


— 14 —
Engine doğru parlayan deniz
Akşamın son ışınlarında;
Konuşmadan oturuyorduk ıssız
Balıkçı kulübesi yanında.
Uçuşurken martılar
Sis çıktı, sular kabardı;
Tatlı gözlerinden
Sızarken gözyaşları.
Gördüm, düştü ellerine damlalar,
Diz çöktüm önünde;
İçtim beyaz avucundan,
Silindi gözyaşları.
O gün bugün eriyor gövdem,
Ölüyor ruhum, özlemler içinde —
Mutsuz kadın beni
Gözyaşıyla zehirledi.


 —15 —
Orda, o tepede
Hoş, zarif bir şato;
Üç güzel genç kız,
Aşkı onlardan tattım.
Öptü beni cumartesi Jette,
Pazar günü Julia,
Pazartesi Kunigunde
Boğuyordu az daha
Üç kızlar şatosunda
Salıya şenlik vardı;
Geldiler konu komşu
Hepsi atlı arabalı.
Ya ben, çağrılmadım ben,
Ayıp ettiler doğrusu!
Fısıldaştı hala, yeğen
Güldüler sezip durumu.


— 16 —
Enginde, ufukta
Sisli bir görüntü:
Kuleleriyle şehir
Akşam şafağına büründü.
Yaslı suda nemli rüzgâr,
Oynaşır menevişleri:
Kayıkçı kürek çekiyor
Üzgün, dertli.
Doğruluyor bir daha yerinden,
Gösteriyor sevgilimi,
Işınlar saçarak güneş,
Nerde yitirdiğimi.


— 17 —
Koca, esrarlı şehir
Selâm sana;
Sevgilimi bir zaman
Basmıştın bağrına.
Kuleler, kapılar, söyleyin
Hani nerde gülüm benim?
Göz kulak olun demiştim,
Hani nerde emanetim?
Kulelerin ne suçu var,
Kımıldayamazlardı yerlerinden;
Valizler kutularla sevgilim
Şehirden kaçarken.
Kapılar, ama onlar
Bıraktılar gitsin, sessizce;
Bir kapı her zaman boyun eğer,
Bir deli kız ona açıl deyince.


— 18 —
Gene eski yolumdayım,
Dost, âşinâ caddeler;
Derken sevgilimin evi...
Yok içinde kimseler.
Bu yollar ne darmış meğer,
Ne berbat şu kaldırım!
Çökecek başıma evler...
Kaçar gibi uzaklaştım.


— 19 —
Girdim o salonlara, bir zamanlar
Bağlılık yeminleri etmişti;
Sürünüyordu yılanlar
Gözyaşları dökülen yerlerde şimdi.


— 20 —
Sessiz gece, dinleniyor sokaklar.
Sevgilim şu evde otururdu;
Yerinde duruyor ev,
O gideli çok oldu.
Sokakta biri, gözleri göğe çevrili,
Uğuşturuyor ellerini, acısından;
Bana kendi yüzümü gösteriyor ay:
Ürperiyorum yüzüne bakarsam.
Aşkın acılarına niçin özenirsin,
Ey benim benzerim, solgun delikanlı!
Geçmişte bazı geceler
Ben burda kıvranmadım mı?


— 21 —
Biliyorsun daha sağım,
Nasıl rahat uyursun?
Tutacak gene öfkem,
Zincirimi kıracağım.
Bilir misin o eski şarkıyı:
Gelir hani ölü genç,
Alır gider mezarına
Sevgilisini, gece yarısı.
İnan bana, sevda gülüm,
Güzeller güzelim, sen:
Yaşıyorum, daha da güçlüyüm
Bütün ölülerden!


— 22 —
Uyuyor odasında genç kız,
Çekingen bakıyor ay, içeri;
Derken bir vals melodisi gibi
Şarkı, çalgı sesleri.
Pencereden bakayım,
Kimdir rahatımı bozan?
Bir iskelet, aşağıda
Şarkı söylüyor, çalıyor keman:
“Bir dans vadetmiştin bana,
Nerde verdiğin söz, tutmamak olmaz!
Mezarlıkta bir balo var bugün,
Gel gidelim, dans edelim biraz!"
Kız kaptırmış kendini.
Çekiyor onu bir kuvvet;
Şarkı söyleyip keman çalarak
Yürüyor önünde iskelet.
Çalıyor, hopluyor, zıplıyor,
Selâmlar dağıtıyor bir kuru kafa;
Takırdıyor kemikleri,
Ürpertiyor, ürkütüyor ay ışığında.


— 23 —
Karanlık rüyalar görüyordum,
Gözlerim resmine saplanmıştı;
Sevgili yüzü çok hoş
Canlanmaya başladı.
Dudakları çevresinde
Tatlı bir gülüş belirdi;
Sanki hüzün yaşlarıyla
Parlıyordu gözleri.
Aktı yanaklarıma yaş,
Gözlerimden benim de —
Ah, hiç inanamıyorum
Seni yitirdiğime.


— 24 —
Ben mutsuz Atlas! Taşımak zorundayım
Acılar dünyasını sırtımda;
Yüklenmişim katlanılmaz şeyi,
Kalbim kopacak âdeta.
Ey mağrur kalp, sen istedin!
Mutlu olmak diledin, sonsuz mutlu,
Ya da mutsuz alabildiğine, ey kalp!
İşte buldun mutsuzluğu


— 25 —
Yıllar gelip geçiyor,
Soylar mezara göçüyor;
Benim kalbimdeki sevgiyse
Duruyor olduğu gibi.
Bir daha görseydim seni,
Önünde diz çökseydim,
“ Madam, sizi seviyorum!"
Deseydim, ölseydim!


— 26 —
Bir düş gördüm: parıldayan
Ay ve yıldızlar üzgündü;
Çekti beni bir el, uzaklara
Sevgilimin şehrine götürdü.
Evinin önüne vardım,
Öptüm taş basamakları:
Değmişti etekleri kaç kez,
Değmişti minik ayakları.
Çok soğuktu taşlar,
Uzundu, soğuktu gece;
Bakıyordu ay-parlak
Solgun bir yüz pencerede.


— 27 —
Ne ister benden
Gözümde bu tek damla?
Karartıyor bakışımı,
Eski günlerden kalma.
Pırıl pırıl kardeşleri vardı,
Aktı gitti hepsi,
Acıların!, sevinçlerimle
Gecede, rüzgârda.
Acıları, sevinçleri
Kalbime gülümsemişlerdi
O mavi yıldızlar
Sis gibi onlar da eridi.
Aşkım, aşkım da boş bir soluk
Gibi dağıldı gitti;
Ey geçmişten kalan tek damla
Sen de ak git haydi!


— 28 —
Güzün solgun yanmayı
Bakıyor bulutlardan;
Kilise mezarlığında sessiz,
Rahip evi, bir başına.
Anne, İncil okumakta,
Oğul dalmış, ışıkta gözleri,
Uykulu geriniyor abla,
Konuşuyor kız kardeşi:
"Allahım, geçmiyor günler,
Burası ne de ıssız!
Birini gömmeye geliyorlar,
Bir şeyler görüyoruz.”
Anne, gözleri kitapta: "Yanılıyorsun,
Yalnız dört kişi öldü
Mezarlık kapısı yanına
Babanı gömdük gömeli."
Esniyor büyük kız:
"Yanınızda açlıktan ölmek —
Konta gideceğim yarın,
Tutkundur o, zengindir pek.”
Başlıyor oğlan gülmeye:
“ Meyhanede üç avcı zilzurna,
Altın yapıyorlar.
Öğretecekler bana da.”
Anne, oğlanın zayıf yüzüne
Doğru sallıyor İncil’i:
“Allahtan korkmaz, utan.
Gidip haydut mu olacaksın!”
Pencerede bir tıkırtı.
Bir el, bir şey hatırlatmada:
Dışarda siyah cübbesiyle
Ölü baba.


— 29 —
Hava pek berbat:
Yağmur, kar, fırtına;
Oturmuş, karanlığa bakıyorum
Pencere kenarında.
Derken belirdi bir ışık,
Yürüyor yavaş, titrek
Bir annecik, elinde fener,
Geçiyor sokağı sallanarak.
Un, yumurta, yağ
Aldı her halde,
Sevgili yavrusuna
Çörek yapacak.
Kız evde uzanmış koltuğa,
Kırpıştırır ışığa uykulu gözlerini;
Dalgalanır tatlı yüzünde
Saçları altın rengi.



— 30 —
Aşkın acılarında
Helâk oluyormuşum,
Başkaları gibi ben de
İnandım sonunda buna.
İri gözlü bebeğim
Sonsuz sevdiğimi seni,
Aşkın kalbimi kemirdiğini
Sana her zaman söyledim.
Ama yalnızken konuştum
Bunları, ıssız odamda;
Sustum ah her zaman,
Seninle olunca.
Kötü ruhlar vardı
Bağlayan ağzımı;
Benim mutsuzluğum ah,
Onlar yüzünden şimdi.


— 31 —
Beyaz zambak parmakların
Öpebilsem bir daha,
Sıksam kalbimde, sessiz ağlayışlar
İçinde erisem gitsem sonra!
Duru menekşe gözlerin
Gece gündüz karşımda.
Bu tatlı mavi bilmecenin anlamı?
İçimde bir tasa.


— 32 —
Tutkunluğuna
Hiç mi bir şey demedi?
Aşkına bakışlarıyla
Hiç mi karşılık vermedi?
Gözlerine baktın da kızın
Hiç mi ruhuna inemedin?
Aziz dost, böyle işlerde
Hani eşek de değilsin!


— 33 —
Karşılıklı sevda; ama ikisi de
Gizledi ötekinden;
Bakıştılar haince
İçin için erirlerken.
Ayrıldılar, düşte gördüler
Ara sıra birbirlerini;
Farkında değildiler,
Çoktan ölmüşlerdi.


— 34 —
Size acılarımdan dert yanınca
Esnediniz, hiçbir şey demediniz;
Onlardan zarif şiirler çıkarınca
Övdünüz, iltifatlar ettiniz.


— 35 —
Şeytanı çağırdım, geldi,
Seyrettim hayranlıkla;
Ne çirkindi, ne kötürüm,
Sevimli, hoş bir adam,
Ömrünün en parlak yıllarında,
Candan, nazik, görmüş geçirmiş.
Usta bir diplomat,
Dinden, devletten konuşması yaman.
Solgun biraz, buna da şaşılmaz:
Sanskritçeyi ve Hegel’i öğreniyordu.
En sevdiği şair Fouque imiş hâlâ.
Artık eleştirmeyle uğraşmayacakmış,
Bırakmış bu işi tamamen
Nineciği Hekate’ye
Benim hukuk çabalarımı övdü,
O da uğraşmış eskiden.
Dostluğumdan pek memnunmuş;
Başını salladı, sordu bir ara:
Biz sizinle daha önce
İspanyol elçiliğinde tanıştık galiba!
Anladım, eski ahbabım,
Yakından yüzüne bakınca.


— 36 —
İnsanoğlu, şeytanla alay etme,
Kısadır ömrün yolu,
Ebedî lânetse
Ne hayal, ne kuruntu.
İnsanoğlu, öde borçlarını,
Uzundur ömrün yolu,
Arada borç ver, ödünç ver gene,
Hep verdiğin gibi.


— 37 —
Doğudan gelen üç kutsal kıral,
Sordular köylerde, kentlerde:
“ Bethlehem'e nereden gidilir,
Ey oğullar, ey kızlar?”
Ne gençler biliyordu, ne ihtiyarlar,
Kırallar yollarına devam ettiler;
Altın bir yıldızın peşinden gittiler:
Işıl ışıl gökte parlıyordu.
Yusuf'un evinin üzerinde
Durdu yıldız, kırallar içeri daldılar;
Dana böğürüyor, bebek bağırıyordu,
İlâhiler okudu üç kutsal kıral.


— 38 —
Yavrucuğum biz çocuktuk,
Küçük, şen iki çocuk;
Girerdik tavuk kümesine,
Samanlara sokulurduk.
Öterdik horozlar gibi,
Gelip geçenler
Duyunca sesimizi
Öten horoz sanırlardı.
Avlumuzdaki sandıklara
Sererdik bir güzel yaygı,
Dayardık döşerdik,
Evimizdi orası.
Yaşlı kedisi komşunun
Misafir gelirdi sık sık;
Buyurun, oturun, hoş geldiniz!
İltifatlar ederdik.
Sorardık hatırını.
Dostça ağırlardık;
O gün bugün birçok yaşlı kediye
Aynı şeyi yaptık.
Oturur, konuşurduk
Görmüş geçirmiş ihtiyarlar gibi;
Dert yanardık: Bizim zamanımızda
Her şey ne kadar iyiydi!
Muhabbet, sadakat, din iman
Kalmadı artık dünyada;
Kahve ateş pahası,
Kimde var ki para! —
Geçti gitti çocuk oyunları,
Her şey geçti gitti —
Para, dünya, o günler,
İman, sadakat, sevgi.


— 39 —
Kalbim daralmış, özleyerek
Anıyorum geçmiş zamanı;
Ferahtı henüz dünya,
İnsanlar rahat yaşardı.
Şimdi her şey alt üst sanki,
Bir eziklik, bir çöküntü!
Tanrı öldü yukarda,
Şeytan aşağıda ölü.
Kasvetli, bulanık her şey,
Soğuk, çürük, karman çorman;
Birazcık sevgi de olmasa
Ne yapardı insan?


— 40 —
Ay karanlık bulutlardan doğru
Pırıl pırıl süzülürken,
Aydın bir görüntü karşımda
Karanlık geçmişlerden.
Herkes güvertedeydi,
Gidiyorduk Ren’de gururlu;
Yaz yeşili kıyılar
Akşam güneşinde ışıldıyordu.
Oturmuştum düşünceli, güzel-şirin
Bir hanımın ayakları dibinde;
Oynaşırken altın kızılı güneş
Solgun sevimli yüzünde.
Lavtalar çalıyor, gençler
Şarkı söylüyordu, sevinçli;
Açıldı ruhlarımız,
Gök mavileşti.
Bir masalda gibi geçiyordu
Dağlar, şatolar, orman, vadi —
Parlar gördüm o güzel kadının
Gözlerinde ben bütün bunları.


— 41 —
Sevgilimi gördüm düşümde,
Yılgın, çileli bir kadın;
Solmuş çökmüş, eskiden
Benzeriydi baharın.
Bir çocuk kucağında,
Birini elinden tutmuştu;
Üstünde başında, bakışlarında
Belliydi kederi, yoksulluğu.
Kaykıla doğrula çarşıdan geçiyordu,
Birden beni gördü, baktı yüzüme;
Ona şunları söyledim,
İçim acıyla doldu:
"Gel, evime gidelim,
Bak, solgunsun, hasta...
Çalışır ederim,
Yer, içersin yanımda.
Çocuklara da bakarım,
Ne aç korum, ne açık;
Ama önce seni düşünmeliyim,
Zavallı, talihsiz çocuk!
Seni sevmiş olduğumu
Söylemem hiç sana,
Ancak öldüğün vakit
Ağlarım mezarında.’'


— 42 —
Aziz dost! Neye yarar,
Boyuna söylersin, bu beylik şarkı?
Hep kuluçkada mı olacaksın,
Altında eski sevda yumurtaları?
Ah bu sürekli gözetleme!
Çatlar kabuklar, civcivler çıkar,
Cik cik, kanat çırpar, uçuşurlar, ve sen
Kapatırsın onları bir kitapçık içine.


— 43 —
Sabredin,
Eski kederlerin ezgilerinden
Bazıları duyuluyorsa hâlâ
En yeni şarkılarda.
Bekleyin, erir gider zamanla
Acılarımda yankı, ve açar
İyileşmiş kalplerde yeniden
Şarkılardan bir bahar.


— 44 —
Kullanıp aklımı, bütün çılgınlıklardan
Vakti artık, kurtulmanın;
Bir aktör oldum bunca zaman,
Seninle komedi oynadım.
Gösterişli kulisler boyalıydı
Eski, romantik stilde;
Şövalye pelerinim sırmalı
Duygularım pek ince.
Saçma sapan çocukluklardan
Artık arınıyorum ya,
İçimde gene de mutsuzluk,
Şimdi de komedi oynuyorum âdeta.
Allahım, geçenleri içimden,
Varmadan bilincine, şaka gibi söyledim;
Ben kendi bağrımdaki ölümle boğuşurken.
Ölen savaşçı rolündeydim.


— 45 —
Kıral VVisvvamitra’da
Ne dur var, ne durak;
Savaşır, çile çeker, niyeti
W asischta’nın ineğini almak.
Ah, kıral Wiswamitra,
Öküzsün sen, öküzün biri!
Savaşlar, çileler, bunca eziyet
Bir inek için, öyle mi?


— 46 —
Üzme kendini, kalbim,
Katlan kaderine;
Kışın senden aldığını
Bahar verir gene.
Güzel daha bu dünya,
Şurda ne kaldı?
Durma sev, kalbim,
Her hoşlandığını.


— 47 —
Sen bir çiçeği andırıyorsun,
Güzel, temiz ve duru;
Ne zaman baksam sana,
Kalbim hüzünle dolu.
Koysam ellerini başına,
İçimde dua eden bir duygu;
Tanrı bağışlasın seni
Güzel, temiz ve duru.


— 48 —
Yavrum, bu senin felâketin olurdu;
Sevgili kalbinde benim için
Parlamasın aslâ aşk ateşi.
Diye çalıştım doğrusu.
Ah, pek de kolay başardım diye bunu,
İçimde ince bir hüzün;
Bazan düşünürüm hani,
Beni hiç mi sevemezsin?


— 49 —
Gece yatağa girerim,
Düşer başım yastığa;
Sevimli tatlı görüntü
Belirir karşımda.
Rahat uyku gözlerimi
Kapar kapamaz daha,
Girer düşlerime
Bu hayal, yavaşça.
Sabahları rüya ile beraber
Eriyip gitmez hem öyle;
Kalbimde bu sefer,
Bütün gün gene benimle!


— 50 —
Minik ağzı kırmızı,
Tatlı, aydınlık gözleri;
Sevgilim, küçüğüm,
Düşünüyorum hep seni.
Ne uzun kış akşamı!
Yanında olsam, yanına otursam
O küçük, âşinâ odada
Sohbet etsem seninle!
İsterdim dudaklarıma bastırmak
Narin, beyaz ellerini;
Islatmak gözyaşımla
Narin, beyaz ellerini.


— 51 —
Kar yığılsın dışarda,
Kopsun bora, fırtına,
Takırdasın pancur, cam,
Ne yerinme, sızlanma...
Sevdiceğlm kalbimde,
Gönlümde bahar sevinci.


— 52 —
Kimi Meryem'e hayran,
Kimi ermişlere;
Güzel güneş, yalnız sana
Tapmak isterim bense.
Öp beni, şâd et beni,
Kızların içinde en güzel güneş,
Güneşin altında en güzel kız,
Lütfeyle, kerem eyle!


— 53 —
Solgun yüzüm sana duyurmuyor mu
Aşk yüzünden çektiğim acıları?
Sanki mağrur ağzımdan beklediğin.
Bir yalvarma çığlığı.
Ah, öyle onurlu ki bu ağız,
Öper, şakalaşır sade;
Eğlenir, takılır, alay eder
Ölürken ben ıstıraplar içinde.


— 54 —
Aziz dost, âşıksın,
Çilesinde yeni acıların;
Kararırken kafanın içi,
Aydınlanmada kalbin.
Aziz dost, âşıksın,
İtiraftan kaçınsan da,
Görüyorum bağrındaki yangın
Gömleğinden dışa vurmada.


— 55 —
Seninle olmak istedim,
Yanında dinlenmek;
Çok işin varmış,
Bırakıp gittin.
Dedim ki: “ Ruhum,
Kalbim senin tamamen!”
Kahkahayla güldün
Bir reverans yaparak.
Çoğalttın daha da
Duyduğum acıyı, aşktan;
Çok gördün sonunda
Bir veda öpücüğünü.
Yok, öldürmem kendimi,
Pek kötü bile olsa durum!
Evvelce de geçti bunlar,
Benim başımdan, gülüm!


— 56 —
Gözlerin safir senin,
Şirin, baygın gözlerin,
Ah, üç kez mutludur o adam,
O gözler sevgiyle selâmladıysa.
Pırlantadır kalbin senin,
Soylu ışınlar yansıtan.
Ah, üç kez mutludur o adam,
Işıkları sevginin, ona yansıdıysa.
Yakuttur dudakların senin,
Olamaz daha güzelleri.
Ah, üç kez mutludur o adam,
O dudaklar seni sevdim dediyse.
Tamsam o bahtiyar adamı,
Ah, bir bulsam,
Yeşil ormanda yalnız her halde
Olurdu mutluluğundan.


— 57 —
Sevda sözleriyle yalandan
Kalbine bağladım kendimi;
Dolandım kendi ipliklerime,
Şaka ciddîye döndü.
Çok haklısın gerçi,
Eğlenerek uzaklaşırsan benden;
Yaklaşır cehennemin güçleri,
Kıyarım canıma, cidden.


— 58 —
Dünya da, hayat da kırık kopuk —
Bir Alman profesöre gideyim bari.
O bilir hayatı birleştirmeyi,
Akla yakın bir sistem çıkarır sonra,
Başında takye, sırtında hırka,
Tıkar, yamar dünyadaki delikleri.


— 59 —
Kafa yordum uzun zaman,
Ölçtüm biçtim gündüz gece;
Bana bu kararı aldıran,
Güzel gözlerin, ne çare.
Baygın, zeki gözlerinin
Parladığı yerdeyim —
Hiç aklıma gelmezdi
Tekrar seveceğim!


— 60 —
Bu gece onlarda toplantı var,
Evleri ışık içinde.
Aydınlık pencerede, yukarda
Kımıldayan bir gölge.
Bir başıma, karanlıkta, aşağıda,
Görmüyorsun beni;
Bakman imkânsız daha da
Karanlık kalbimden içeri.
Yaslı kalbim seviyor seni,
Seviyor ve parça parça
Titriyor, kanıyor
Sen görmüyorsun hâlâ.


— 61 —
Bütün çektiklerim
Tek söze dökülseydi,
Şen rüzgâr güle oynaya
Alıp götürseydi.
Acı dolu o sözü
İletseydi rüzgâr sana;
Duysaydın her saat,
Duysaydın her yerde.
Yumunca uykulara
Geceleyin gözlerini;
En derin düşlerine,
Sözüm peşinden gelirdi.


— 62 —
İnciler, elmaslar,
İnsan ne dilerse hepsi elinde senin,
Gözlerin en güzeli sende —
Gülüm, daha ne istersin?
O güzel gözlerine bir ordu
Kurdum ben de şarkılardan,
Ölümsüz şiirlerdesin —
Gülüm, daha ne istersin?
O güzel gözlerinle
Ne çok acı çektirdin,
Öldürdün, bitirdin beni —
Gülüm, daha ne istersin?


— 63 —
İlk seven, mutsuz da olsa,
Bir tanrıdır bence;
İkinci kez sevenler,
Ümitsizse bu sevgi, aptaldır.
Ben böyle bir budala, karşılıksız aşka
Tutuldum yeniden;
Güneş, ay gülüyor, yıldızlar beraber,
Ben de gülüyorum — bir yandan ölürken.


— 64 —
Bana öğüt verdiler, akıl verdiler,
Şereflere, şanlara boğdular beni;
Bekle hele! dediler,
Sözde korudular beni.
Böyle koruyadursunlar,
Yetişmeseydi bir yiğit,
Destek olmasaydı bana,
Geberirdim açlıktan.
Mert adam! Aç bırakmadı beni!
Hiçbir zaman unutamam!
Ne yazık, öpmem imkânsız onu!
Ben’im çünkü bu adam.


— 65 —
Bu kibar gence
Hayran olunsa az ne kadar;
Sık sık ziyafet çeker bana
İstridye, şarap, likör.
Zarif ceket, pantolon mum gibi,
Daha da hoş kıravat;
Uğrar her sabah,
Hal hatır sorar bana.
Yaygın şöhretimden söz açar,
Zarifliğim, nüktelerim;
Hamarat, işgüzar
Hizmetime koşar.
Geceleri toplantılarda
Yüzünde hayranlık,
Kibar hanımlar önünde
Okur yüce şiirlerimi.
Ah ne bahtiyarlık,
Böyle bir genç bulmak hâlâ;
Gün gün iyiler
Yok olurken çağımızda.


— 66 —
Tanrı olmuşum düşümde,
Gökyüzüne kurulmuşum;
Çevremde melekler
Överler şiirlerimi.
Çil çil liralar isteyen
Pastalar yiyormuşum, şekerlemeler;
Âlâ içkiler içiyormuşum,
Yok hiç borcum kimseye.
Ama canım sıkılıyordu çok,
Yeryüzünde olsam diyordum;
Tanrı olmasaydım
Şeytan olurdum.
Sen uzun boylu melek Cebrail,
Düş yollara, var git,
Aziz dostum Eugen’i
Al getir gökyüzüne!
Kurullarda arama,
Şarap bardağı başındadır;
Kiliselerde arama,
Matmazel Meyer’in yanındadır.
Açtı kanatlarım melek,
Uçtu yeryüzüne doğru;
Buldu getirdi yukarıya
O haylaz dostumu.
Hey ahbap, tanrıyım ben, tanrı,
Yeryüzü benim emrimde!
Söylemez miydim sana, bir şeyler
Olacağım günün birinde!
Mucizeler yaratıyorum her gün,
Hayran ol, sen de seyreyle!
Eğlen, sevin bugün, bak
Berlin’i mutlu edeyim de!
Sokaklarda kaldırım taşları
Bölünsün ikiye,
Her taşta taze, parlak
Bir istridye.
Bir limon yağmuru, şebnem gibi
Serpilsin üzerlerine,
Aksın oluklardan
En âlâ Ren şarabı.
Ne kadar sevinir Berlin'liler,
Başlarlar atıştırmaya;
Sayın yargıçları mahkemenin,
Habire içerler.
Ne kadar sevinir şairler,
Bu şölen sofrasında tanrıların!
Teğmenler, subay adayları
Yalarlar sokakları.
Teğmenler, subay adayları
En akıllıları bunlar;
Her gün olmaz bugünkü mucize.
Diye düşünür dururlar.


— 67 —
Temmuzdu, ayrılmıştım sizden;
Geldim aylardan ocakta.
O zaman çok sıcaktı, siz sereserpe,
Şimdi üşüyorsunuz, donmuş hattâ.
Giderim gene yakında, ve dönerim yeniden;
Gene bulurum sizi; ne terli, ne üşümüş.
Yolum geçer yattığınız mezarlıktan,
Kalbim yoksul, perişan.


— 68 —
İtti güzel dudaklar, güzel kollar itti,
Sarmışken sım sıkı, uzağa beni!
Bir gün daha kalmak isterdim, atlarıyla
Posta tatarı çıkageldi.
Hayat budur, yavrum! Feryattır boyuna,
Vedalaşmadır, ayrılıştır sürekli!
Koparıp atmadı mı kalbimi kalbin,
Alıkoyabildi mi gözlerin beni?


— 69 —
Bütün gece ışıksız
Posta arabasında yol aldık,
Yaslanarak birbirimize
Gülüştük, şakalaştık.
Sabah, yavrum, bir de baktık
Aşk, gözleri kör o yolcu
Oturmuyor mu aramızda,
Şaşırdık, kaldık.


— 70 —
Hay Allah, nereye yerleşti
Bu çılgın âşifte;
Söverek yağmura yağışa
Koşuyordum şehrin sokaklarında.
Meyhane meyhane
Arandım durdum,
Kaba saba garsonlara boş yere
Bir bir sordum.
Derken onu pencerede gördüm,
El etti, çağırdı, gülüşü mutlu.
Kızım, ben nerden bilirdim senin
Bu şahane otelde olduğunu?


— 71 —
Esrarlı rüyalar gibi
Evler uzun bir sıra;
Sessizce yürüyorum,
Sarılmışım paltoma.
Katedral kulesinde saat
Demin vurdu on ikiyi;
Hoşluğu, güzelliği, öpüşleriyle
Bekliyor beni, sevgili.
Yol arkadaşımdı ay,
Fenerim oldu dostça;
İşte evinin önündeyim,
Sevinçle seslendim yukarıya:
“Çok teşekkür, eski dost
Aydınlattın yolumu;
Seni fazla tutmayayım,
Götür başka yerlere nurunu!
Bulursan bir sevdalı,
Dertli bir aşk garibi.
Var git onu teselli et,
Eskiden beni ettiğin gibi.”


— 11 —
Evlendik, diyelim karımsın,
Herkes kıskanır seni;
Zevkler, hazlar, güzelim,
Geçer günlerin sevinçli.
Diyelim şirret çıktın,
Sabırla katlanırım;
Ama şiirlerimi beğenmezsen,
Senden ayrılırım.

— 73 —
Akpak omuzlarına
Yasladım başımı,
Gizlice dinleyebilirim
Kalbinin özlemini.
Mavi üniformalı süvari erleri
Eorular çalarak giriyorlar kapıdan;
Canımın içi sevgilim
Yarın ayrılacak benden.
İstersen yarın bırak beni,
Bugün henüz benimsin ya;
İki kat mutlu olayım
O güzel kollarında.


— 74 —
Mavi üniformalı süvari erleri
Borular çalarak çıkıyorlar şehirden;
İşte geldim, sevgilim, getirdim sana
Bir gül demeti.
Bir patırtı, bir kıyamet!
Bir felâket, savaş kıtaları!
Hattâ senin küçük kalbinde
Kimler konaklamadı!


— 75 —
Ben gençlik yıllarımda da
Aşk ateşinden
Çektim bazı acılar.
Fakat odun pahalıdır,
Ve ateşin sönmek istemesi
İnan ki, iyidir.
Düşün bunu, genç güzel kız,
Bırak aptalca ağlamayı,
Aşkın saçma kaygılarını bırak.
Hayatın kurtuldu ya.
Unut eski sevdayı,
İnan ki, kollarımda.


— 76 —
Gerçekten düşman mısın bana böyle,
Değiştin mi büsbütün sahi?
Herkese söyleyeceğim,
Bana ettiklerini.
Ah ey nankör dudaklar
Nasıl kötülersiniz,
Sizi o günlerde
Aşkla öpen birini?


— 77 —
Ah, gözler o gözler gene,
Bir zamanlar selâmlardı beni candan;
Dudaklar o dudaklar,
Hayatımı tatlandıran.
Ses de o ses, bir zaman
Doyamazdım duymaya!
Yalnız, ben eski ben değilim,
Değişmiş döndüm yurduma.
Beyaz, güzel kollarla
Sarılm ış sım sıkı, sevdalı
Yatıyorum şimdi onun yanında
Neşesiz, tasalı.


— 78 —
Siz beni binde bir anladınız,
Ben de öyle, çok az, sizi;
Çirkeflerde buluştukça yalnız,
Anlıyorduk hemen birbirimizi.


— 79 —
Hadımlar beğenmediler
Ben şarkıya başlayınca;
Sızlandılar, dediler:
Senin sesin kalın, kaba.
Nazlı, sırça, incecik
Seslerini yükselttiler;
Kristal gibi ezgiler
Söylediler nazik, kibar.
Aşk özlemlerini şakıdılar,
Aşkı, boşalısları;
Sanat hazzıydı bu, bayanlardan
Aktı sel gibi gözyaşları.


— 80 —
Salamanca surlarında
Hava yumuşak, ılık;
Yanımda sevgili Donna,
Yaz akşamı geziyorduk.
Güzelimin ince beline
Kemer olmuş kolum benim;
Göğsünün mağrur dolgunluğu
Üzerinde mutlu elim.
Esti geldi ıhlamurlardan
Çekingen bir mırıltı, ne çare;
İlerde değirmenin deresi
Korkulu hayaller fısıldadı kalbe:
"Ah, Sennora, bir sezgi:
Gün gelir, sürerler beni buradan;
Salamanca surlarında
Biter gezintiler o zaman.”


— 81 —
Komşumdur Don Henriquez,
Güzel Adam da derler ona;
Yan yana odalarımız,
İnce bir duvar arada.
Salamanca hanımları hayran:
Mahmuz şakırdatarak, bıyık burarak,
Yanında köpekleri
Caddelerden geçtikçe o.
Ama sessiz akşam saatleri
Kapanır odasına bir başına,
Gönlünde tatlı hayaller
Ellerinde gitar.
Tıngırdatır telleri titreyerek,
Dalar hülyalarına —
Gitar gıcırtıları, sayıklamalar
Bir mahmurluk verir bana.


— 82 —
Daha ilk bakışmada sesinden, gözlerinden
Kanın kaynadı bana, anladım;
Annen olmasaydı, zalim annen,
Hemen öpüşürdük sanırım.
Yarın gene bu şehirden ayrılırım,
Savuruyor kader beni oradan oraya;
Ben giderken pencereden bakar kumralım,
Ben de onu selâmlar, bakarım yukarıya.


— 83 —
Güneş doğdu dağların ardından,
Kuzu çıngırakları, uzakta;
Sevgilim, kuzucuğum, güneşim, mutluluğum
Görseydim seni bir daha!
Umarak, aranarak bakıyorum yukarıya —
Buralardan gidiyorum, hoşça kal, yavrum!
Boşuna! Kımıldamıyor perdeler;
Uyuyor — görür mü ki beni rüyasında?


— 84 —
Halle'de pazar yerinde
İki büyük aslan.
Ah yazık, sizi nasıl
Uysallaştırdılar!
Halle’de pazar yerinde
Dev gibi bir adam.
Elinde kılıcı, kımıldamıyor.
Taş kesilmiş korkudan.
Halle'de pazar yerinde
Bir koca kilise.
Genç yaşlı şehir halkı
Orada dua etmede.


— 85 —
Çökmüş yeşil çayırlara, ormana
Akşam karanlığı yazın;
Mavi gökten altın ay
Serpiyor nurların.
Ötüyor cırcırlar dere boyunda,
Sularda bir kıpırdanış;
Yolcu bir şıpırtı duyuyor,
Ve sessizlikte bir soluk alış.
Orda, yıkanıyor derede
Güzel peri bir başına;
Parıldıyor kolları, ensesi
Akpak, güzel, ay ışığında.


— 86 —
Çöktü yabancı yollara gece —
Kalbim hasta, ayaklarım yorgun;
Derken aktı sessiz bir rahmet gibi,
Tatlı ay, gökten senin nurun.
Tatlı ay, ışınlarınla
Kovuyorsun gecenin dehşetini;
Akıp gidiyor kaygılarım,
Toplanıyor gözlerimde çiy.


— 87 —
Bunaltıcı bir gün hayat,
Serin bir gece ölüm.
Karanlık basıyor, uyku basıyor,
Gün boyu fena yoruldum.
Yatağımın üzerinde bir ağaç,
Dallarında şakıyan bir bülbül, yeni.
Duyuyorum düşlerimde bile,
Şakıdığı katıksız sevgiyi.


— 88 —
Söyle nerde o güzel sevgilin?
Güçlü, büyülü alevler
Tatlı, hoş sarmışken kalbini,
Ona ne şiirler söylerdin!
Söndü gitti o alevler,
Kalbim soğuk, üzgün, bulanık;
İçinde aşkımın külleri,
Bir kap, bir vazo bu kitapçık.


Heinrich Heine
Çeviri: Behçet Necatigil







Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Beşinci Mevsim

Fırtınalı bir günün sonunda bir dal istedi kadın, tutunmak için dostane Bir mum yaktı adamın biri, elini uzattı beyaz bir gül geldi karşılığında Böylece bir muhabbet başladı gözlerde aylarca devam etti bu dostluk sessizce Bir mum daha yaktı adam yüreğini açacaktı kadına ellerini avuçlarına alıp korkusuzca bakacaktı kadının gözlerine ve birlikte yaslanacaklardı geceye Gözlerinde aşk koynunda ihtirasla düşler! Dedi kısaca Geldim dedi kadın ama yer bulamadım kendime Korkuyla geriledi adam ya bir daha gelmezse, ya onu hepten kaybedersem diye geçirdi aklından bir kez daha erteledi düşlerini her seferinde olduğu gibi Dört mevsim yaşadı kadın çelişkiler içinde son mevsimin son gününde, aklı yenik düştü yüreğine beyaz bir gül ile misafir oldu adamın düşlerine sana geldim götür beni gözlerindeki karanlığın ötesine Dalgındı, fark etmedi adam bozulmasını istemediği bir rüyanın içindeyi kendince Utandı kadın çok utandı çırılçıplak hissetti kendini o an söndürdü mumu beyninde hoşça kal. Dedi adama ...

İnsanlıktan kaçmayan imam!

En son nefret söylemi kurbanı olan Beylikdüzü’nde kafasının arkasından tek kurşunla öldürülen trans arkadaşımızı duyduğumda şöyle bir geriye gittim... Seks işçiliği yaptığım 90’lı yıllarda bir trans cinayeti serisi başlamıştı. Travestiler bazen tornavida ile öldürülüyordu, bazen kurşunla, bazen de polisten kaçarken araba çarpıyordu. Arabalar yardım etmek için duruyordu, trans olduğunu görünce tekrar üstünden geçiyorlardı. Tabii ki aileleri tarafından reddedilen transeksüel bireylerin cenazelerinde de kimse sahiplenmiyor ve almaya gelmiyorlardı. Biz morga gidiyorduk. Bazen yalvarıyorduk, bazen durumumuzu anlatıyorduk. “Ailesi reddetmiş, kimse gelip cenazesini almayacak. Aynı soyadından kimse gelip imza atmayacak bu çok net” diyorduk. Bazı morg görevlileri pozitif ayrımcılık yapıyordu. Cenazeyi biz alıyorduk. Bazen ailelerin de sahip çıktığı oluyordu. Cenazelere hep katılıyorduk. Kimi zaman da belediye gömüyordu. Yine Kulaksız Mezarlığı’nda belediyenin gömeceği bir cenazeye katılmıştık. ...

Ben hergeleyi görmüşümdür

BENDEN DE BİR KALİNİKHTA SANA BALIKÇI 23 Kasım 1906’da Adapazarı’nda dünyaya geldi. İstanbul'da 11 Mayıs 1954’te sirozdan yaşamını yitirdi. İlköğrenimini Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi'nde yaptı. İki yıl Adapazarı İdadisi'nde öğrenim gördü. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ailesi İstanbul'a yerleşince İstanbul Sultanisi'ne girdi. Onuncu sınıfta bir öğretmene yapılan şaka yüzünden sınıfı dağıtılınca Bursa Erkek Lisesi’ne geçti, 1928'de mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir süre eğitim gördü. 1931 yılında ekonomi öğrenimi için gittiği İsviçre'den kısa süre sonra ayrılıp Fransa'nın Grenoble kentine geçti ve orada üç sene yaşadı. Sonraki yıllarda, Grenoble Üniversitesi'ne de devam ettiği şehirde, aslında başıboş gezerek edebî şahsiyetini bulmaya çalıştığını açıkladı. Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik, getirdiği yeniliklerle “kökü kendisinde olan” bir yazar olarak kabul edilir. Klasik öykü tekniğini y...

Gelecek Yıl İlkbahar Yokmuş

Yüzünü bir kedi tırmalayacak ona deli deme sakın Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Raylarda kırmızı şarap şişeleri patlamışçasına Bu gece yağmur yağacak ona dur deme sakın Su yaramazdır, toprağın yorgunluğundan ne anlayacak İçini sürüklediğin bu korkunç mermi yuvasında En büyük dansa kalkmaya hazır ağır dallarınla Ninnilerle değil, vedalarla uyut kendini Dışarıdaki cemre sana düşmez uyma hayata Bu gece herkesin hafızası silinecek itinayla Buna kader deme sakın Zaten üç beş kişiyiz gürültümüz tuhaflığımızdan Sevişsek içkiler bitiyor sandık Ağlaşsak hüzünler harfiyen sıradan Hangimiz hainiz hangimiz hırpalandık Hangimiz kuvvetli yalnızlıklarıyla böyle olağan Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Bu gece kökler yeryüzüne yürüyecek neden deme sakın Acı arsızdır, bedenin direncinden ne anlayacak küçük iskender

Bence Malumdur

dikenin kalbime battığı bir sonbahar günüdür sen elini bulutların içinde gezdirirsin bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler içini kurtlar kemirir bence malumdur buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün senin ateşler içinde olduğun bence malumdur ellerin muhakkak çocuk elleridir hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün onlar neden daima okul türküleridir süleymancıktan bahseder kara toprakta açık yeşil bir yıldız gibi akıp giden süleymancıktan ve karınca yuvalarından bahseder ışıksız kömürsüz karınca yuvalarından gökyüzünde kızıl bir hilalin kaydığını görürsün sen ansızın gökyüzünde görünürsün gözlerinin rengi bence malumdur elinde değildir akşam serinliğinde üşüsün eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler sokakların üstüne bulutlar gelirler bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir bir yıldız bir yıldızın ardınca gider yıldızların kayboldukları yer bence malumdur  karanlıkta bir şeyler kopar dağılır...

Aşk gibidir şiir

Aşk gibidir şiir de: Söyleriz, söyleriz, çok şeyler söyledik gibi gelir bize, bir de bakarız ki bir şey söyleyememişiz, hep çevre de dolaşmış da öze değememişiz. Nurullah Ataç

MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI

Bir padişah rüyasında bütün dişlerinin döküldüğünü görmüş. Sabah olunca bunu yorumlatmak üzere müneccimbaşını çağırtmış. Rüyayı dikkatle dinleyen müneccimbaşı üzülerek " Sultanım, bu rüya bütün sevdiklerinizin ölümünü göreceğinize işarettir ." demiş. Bu uğursuz yoruma öfkelenen padişah, müneccimbaşını görevinden azletmiş. Bunun üzerine huzura müneccimbaşının yardımcısı getirilmiş. Padişah, ona da aynı rüyayı anlatmış ve " Peki, sen ne diyorsun bu işe ?" diye sormuş. Genç yardımcı ise -biraz da çekinerek- " Efendim, bu rüya sizin, bütün sevdiklerinizden daha uzun yaşayacağınızı müjdelemektedir ." diye cevap vermiş ve yaptığı bu yorum sebebiyle ödüllendirilmiş. Kıssadaki her iki yorum da aslında aynı anlama gelmektedir. Ancak kelime seçimi ve üslup, sonucu tamamer değiştirmiştir: İlk yorum karamsarlık doğururken ikincisi umut ve güzellik aşılamıştır. Hayattaki olayların çoğu böyle iki türlü de yorumlanmaya müsait olarak kapımızı çalar. Kötüye de iyiye de yor...

Erteleme

Öbür gün, evet, yalnızca öbür gün... Yarın öbür günü düşünmeye başlayacağım, Belki her şey olup bitecek; ama bugün değil... Hayır, bugün değil; bugün yapamam. Öznel nesnelliğimin şaşırtıcı inadı, Gerçek yaşamımın uykusu, araya girmesi, Sezinlemesi, bitimsiz bezginlik- Bütün dünyam bir tramvaya yetişme çabası- Öyle bir ruh o... Yalnızca öbür gün... Bugün hazırlanmak istiyorum... Hazırlanmak istiyorum kendi yarınım için, öbür günü düşünmek için... Sonucu belirleyecek olan bu. Halihazırda planlarım var, ama hayır, bugün planlama yok... Yarın plan yapma günüdür. Yarın dünyayı fethetmeye masama oturacağım; Ama ancak öbür gün fethedeceğim dünyayı... Ağladığımı hissediyorum, Apansız ağladığımı hissediyorum, derinden içime doğru... Bugün ne olup bittiğini bilmeyin, bu bir giz, söyleyemem. Yalnızca öbür gün... Çocukken her hafta Pazar günü sirki beni eğlendirirdi. Bugün bütün eğlencem çocukluğumdaki tüm hafta süren Pazar günü sirki... Öbür gün, bambaşka biri olacağım, Yaşamım zaferle taçlanaca...