Ana içeriğe atla

"Yavaş yavaş delirdim, kimse farketmedi. Hayat çok zor. Ailemi çok seviyorum."

Yavaş Yavaş Delirmek

Bir not düştü hayatın anlamsızlığına
'Yavaş yavaş delirdim, kimse bunu farketmedi'
Suskun bir kelebek çarptı boğazın sularına
Ertesi gün gazetelerde -gülen- eski yüzü ile
Neydi dostlarının anlayamadığı
Anlatamadığı ne vardı
Tabutuna sarılı duran ihtiyar babasına
*
'Yavaş yavaş delirdim, kimse bunu farketmedi'
Solgun bir yaprak düştü boğazın sularına
Tam da bahara çalarken gözleri
Avunacağı bir sevda vakti
Ağlatarak bir yalnız kenti
Anlatamadıklarıyla veda etti.
*
Bu şehrin insanına nisyan vurduğu zaman
Korkar oldu insandan insan
Şu körolası yalnızlık hortluyor ya!
Azgın sularda boğuluyor insanca her isyan.
*
'Yavaş yavaş delirdim, kimse bunu farketmedi'
Haber saatlerinde unuttuk gülmeyi
Yürekleri kinli, elleri kirli, dişleri sivri
Gözleri korkulu heber spikerleri
Parkta, durakta, sokakta
Ürküttüler masum kelebekleri
*
'Ne yaptın kızım!' feryadında bir baba
İzi bile kalmıyor çığlıkların
Sonraki sabahlarda
Yavaş yavaş deliriyorum haberin ola!

Erol

***

"ipek ne acı çekti bilmiyorum, neler düşündü, nasıl süreçlerden geçti, nerede yenik hissetti, hiç kimsesizliğinin idrakına nasıl vardı; hiç bir fikrim yok. çok konuşasım var kendisiyle, artık diğer tarafta olur herhalde.
cümlelerim, yazılarım çok uzun oluyor. düşüncelerimi bir çırpıda anlatamadım hiç ama bu dünyada ipek gibi insanlar da yaşıyor işte. bir cümlede çıkarıveriyor her şeyin özetini. bu kadar özetlenebilir miydi hayat, intihar?

çok garip ya. hissediyorsun her şeyin çığrından çıktığını, sağa sola saldırmaya başlıyorsun. sahte sosyallikler içine giriyorsun, ayaktaymış gibi görünüyorsun sürünürken, gülüyorsun-eğleniyorsun-alkolün dibine vuruyorsun-salak salak gülüyorsun; en son acziyetini fark ediyorsun, sahtelikten bıkalı zaten çok olmuş, içine kapanıyorsun.
tüm bu ve daha sayamayacağım süreçlerde, bunalımlarında, insanlar sürekli seni eleştiriyor, sana yaftalar üretmekle meşguller. gülüşün gevşeklik, eğlenmen "hadsizlik", sosyalliğin "orospuluk/piçlik", umursamazlığın "hayvanlık", birine umursamazca cevap vermen "edepsizlik", içine kapanıklığın "bunalım takılmak", odandan çıkmayışın "şımarıklık", bazılarının depresyon dediği küskünlüğün "bulmuşken bunamak", "kıymet bilmemek", "şükürsüzlük" oluyor.

sen tüm iğrenç ruh haline rağmen, bu yaftaların farkına varırsın. rağmen falan değil aslında; bu durumlarda her şeyi biraz fazla net görmeye başlarsın. umursamazlığının yerini derin bir hüzün alır, insanları kendine hiç tahmin edemeyeceğin kadar uzak görmeye başlarsın, anlatacak hiç bir şeyin yoktur, anlatsan bir işe yaramayacağını/anlaşılmayacağını bilirsin; çözümsüzlüğü kabul etmişsin, yenilgiye doymuşsun, savaşamazsın.
yavaş yavaş delirmişsindir, bilirsin. müthiş sosyal, konuşkan, güleç, paralı günlerinde susmayan telefonuna artık günlerce bir çağrı gelmemesinin, gelen smslerin de gsm şebekenden gelmesinin sebebini bilirsin: görünmez olmuşsundur, daha kötüsü istenmeyen insan olmuşsundur. acı anlatılmak istenmiyor genelde, bir de, anlatılmıyor, anlatamazsın.
yavaş ya da bir günde; delirmişsin bir şekilde. algıların yön değiştirmiş/kapanmış, bu yüzden, iyi bir kaç şeyi de hayra yormazsın. zaten korku kardeşin olmuştur, iyi bir şeyin, berbat on şeyle takip edileceğini kabul etmişsin.
en son korkularından arındığın; deliliğin zirve noktasına gelirsin. intiharı korkaklık olarak niteleyenlerin bilmedikleri tam da budur. hiç bir şey, intihar eden insanın umrunda değildir. umursamazlığın gerçeğine vakıf olan insan için, aşılması gereken bir sorun yoktur ortada. intihar teşebbüsünde bulunmuş, başaramamış biriyle konuşunca çok net anlatır; intiharla ilgili söylenen şeylerin çoğu yalandır. vazgeçiş, öyle kolay bir şey değil. vazgeçmek kolaycılık değil. vazgeçemediklerin değil midir akıttığın gözyaşlarının sebebi genelde? hayatta üç beş gün daha fazla tutunmanı güç mü addediyorsun? bak sözlük okuyoruz, buraya yazıyoruz, buraya kusuyoruz; birazdan da başka bir şeye kaydıracağız ilgiyi ki; gerçekliğin ortasına düşmeyelim. intihar eden ise o gerçekliğe ulaşmayı umar aslında. buraları kendisine fazlaca sahte gelmiştir, bıkmıştır sunilikten. dikkat edilirse fark edilir; intihar edenler genelde çok gerçekçi insanlardır.

intihar etmemişse bu insanın önünde bir seçenek oluyor zaten: "saldım çayıra arkadaş" demek. hakikaten de salar. etrafındaki umursamaz ama yüzündeki çizgileri derin, gözleri ufalmış insanlara bir daha bak; piç/gevşek değil onlar. fazla sürünmüşler, fazlaca yorulmuşlar, bıkmışlar, incitilmişler, çabaların hiç bir yaraya merhem olmadığını çoktan fark etmişler ve hayatın gerçeğini idrak etmişler: her şey geçiyor, herkes gidiyor.
o "yavşak" karşında boş boş sırıtıyor ise çok tahammülüdür, intihar etmemiş hala çünkü, saygıyı hak eder.

insanlar böyle, bir garip. seni yavaş yavaş delirtirler, sen delirirken itinayla senden kaçarlar, sen gittiğinde ise klişe cümleleri hazırdır:
- neyi vardı ki acaba ölecek kadar? (onu bilmediğin için gitmiş olmasın?)
- keşke bir arasaydı, konuşur dertleşirdik.
- çok abartmış, bir borç için ölünür mü? (hala bir insanın para için öleceğini düşünüyor.)
- çok iyiydi, çok.

sorma neden falan filan dinlerler arkandan. "pek çok gideeeenn memnun kiiii yerindeeen" diye çığırırken akıllarından geçersin, sonra da bir başkasını delirtirler.
çünkü birileri delirmiyor, hiç bir zaman da delirmeyecek. beton gibi bir şey bunlar. seni ortandan çatlatırlar ancak bunlara hiç bir şey olmaz. ellerinin titremesini, saçlarının dökülmesini, nefes almakta zorlanmanı, kararmış cildini, herkesten uzaklaşmış olmanı, sebepsiz öfkeni, her şeyi sorguluyor olmanı, sebepsiz gülümseyişini, yok yere ağlayışını, sigara üstüne sigara yakıyor olmanı, bir şarkıyı beş saat boyunca dinleyebiliyor olmanı izlerler ve bir kaç klişe yorumları ceplerinde hazırdır, seni yaftalarlar.
kimse seninle gerçekten bittiğin gün yan yana durmuyor, dursa da sen görmeyebiliyorsun. bitmişsin çünkü, ceplerin bomboş. bu cepleri klişe kelimelerle - sahte dostluklarla - iğrenç klişe ilişkilerle dolu insanlarla yarışamazsın; zaten, sen onları kendinle aynı kulvarda görmezsin. kibrin yoktur hani, kulvar dedim, kendini üstün görmezsin. onları dünyaya yakıştırırsın, kendini quasimodo gibi bir şey hissediyorsundur en iyi ihtimalle onların yanında. onlar dik, sen kamburun önde gideni. onların örnek hayatları var, sen hiç bir yere hiç bir zaman yakışmadın, hiç kimseyi tam mutlu edemedin, kimse seni mutlu edemedi, hiç bir işi doğru düzgün yapamadın.
dedik ya, algıların pas tutmuş.

ipek de yavaş yavaş delirmiş. keşke dönse de, bir konuşabilsem onunla. keşke ipek dönse de şu sözlükte bir kaç cümle yazsa. tüm tahsile dayalı, mantığa dayalı yazılara tercih ederdim onu; sadece ipek'i okurdum.
ipek'i çok seviyorum."

kaknem (ekşisözlük yazarı)

***

benim için kaknem yazıları ile gerçekten uçlardaydı, farklıydı, değişikti ve en önemlisi tutarlıydı. bir insan söyledikleri ve yaptıkları ile ne kadar tutarlı olabilir ki? çok az değil mi? kaknem yazdığı her yazıda fazlasıyla tutarlıydı. bir tarafta özgürlük diye bağırırken diğer bir tarafta ''onlar ölsün'' demiyordu, herkese özgürlük diyordu. kimseye dili, dini, ırkı, inancı, inançsızlığı sebebi ile hakaretlerle gitmiyordu. dış görünüşünden, cinsel kimliğinden, eğitimsizliğinden ya da aldığı o eğitimi süper addedenleri bundan dolayı aşağılamıyordu, hor görmüyordu. herkese insan gibi davranıyordu. çünkü insandı. çok farklı bir bakış açısı vardı. madalyonun diğer değil onlarca yüzünü görebiliyordu. boşluğa değil en dolu kısma bakıyordu ve yazdıkları çok doğruydu. gerçek manada çok az kişi okuyordu, diğerleri ise bilinmez bir nefretle gidiyordu üstüne. onlara bile ''gülümsüyorum'' diyordu. garip, değil mi sana nefretle gelene çiçek atmak. sen küfür ederken, hakaret ederken karşı taraftan aynı tepkiyi görememek hatta gülümsüyorum demesi ve gülümsemesi. o gülümseme de kahkaha değildi bence çok anlamı var anlayana. hani birisine binlerce kelime söylemek istersin ama bilirsin ki kırılacak, paramparça olacak, en iyisi susmak dersin ve susarsın, sadece gülümsersin.


***

once arkadasim, sonra dostum, akabinde ise meslektasim olan guzel kiz. bugun yine aklima geldi, aralik ayi idi, emindim ama yine de sozluge baktim. sonra "ah be arkadasim" dedim, seni son kez gordugum an aklima geldi. yazliginin bahcesinde arabana su tutuyordun. yanina gelip sana satasinca da hortumu bana cevirmistin. ah be ipek, ah be dostum. sana yine "mexican" desem ve hemen ardindan yine gulmeye baslasak... ah ipek...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

Uçarken de ölür mü kuşlar

Elif'e Ölen bir kuş uçuşu unutmamayı öğütledi bana Füruğ Ferruhzad Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına? ’Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna’ bir çocuk demiş.” Nilgün Marmara Dünyada ne kadar kuş varsa Bir fazlası senin soluğunda Ülkü Tamer Geçti artık göğsümde kuş barınmaz anladım Metin Altıok Dön bana ve dinle, Kuşlar uçuşuyor içimde Erdem Beyazıt İsterim ki; Yanmasın kanadın, gökyüzünde süzülsün ve her kitabın yanında dağılsın  hüznün Elif'çe Durgunsa kahvelerin masalarında hava Kuşsuz kalmışsa ağzım gözlerim gülmemekten Dostumdan, gökyüzüne sürmeye kuş isterim Gülten Akın Âh beni vursalar bir kuş yerine! Sezai Karakoç Bu çılgın eğlentinin karşıtı bir yürek hangi kuşun sesinde dinlensin?  Nilgün Marmara Bir kıyısız zamana kanat vuruyor,  Üzer...

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Şiir her okumada farklı gösterir kendisini

Şiirin, ağırlıklı olarak elitlerin etkinlik alanında bulunduğu Batı dünyasının aksine hayli uzun dizeleri ezberlemiş okuma yazma bilmeyen İranlılar vardır. İran, şairlerin mezarlarının süslendiği, televizyon kanallarında ezbere okunan şiirlerden başka bir şeyin gösterilmediği bir ülkedir. Büyükannem ne zaman bir şeyden şikâyet etmek istese veya bir şeye beslediği sevgiden bahsetse bunu şiir yoluyla yapardı. İran’ın nispeten sıradan insanları beraberlerinde hayat felsefelerini de taşırlar, bu da şiirdir. İş film yapmaya geldiğinde, teknik noksanlarımızı telafi edecek bir hazinedir bu.  Bir defasında, İran sanatının temelinin şiir olup olmadığını sormuşlardı bana. Ben de bütün sanatların temelinin şiir olduğunu söyledim. Sanat, açığa çıkarmadır, yeni bilgilerin yorumlanmasıdır. Gerçek şiir de benzer şekilde, bizi yüceltir. Her şeyi alaşağı eder ve bizim müzmin, alışılmış ve mekanik rutinlerimizden kaçmamıza yardım eder; bu da keşfe ve ilerlemeye giden ilk adımdır. Aksi durumda, insa...

VAN GOGH'DAN THEO'YA DOSTLUKLA BİTEN MEKTUPLAR

Hayatımızı bir yolculuğa benzetebiliriz; doğduğumuz yerden çok uzaktaki bir sığınağa gideriz. Gençlik yıllarımız bir nehirde yelkenli tekneyle gitmeye benzetilebilir; ama çok geçmeden dalgalar kabarır, rüzgâr sertleşir; neredeyse göz açıp kapayıncaya kadar kendimizi denizde buluruz - ve yürekten Tanrı'ya seslenen yakarış kopar: Koru beni ey Tanrım, zira teknem çok küçük, Senin denizin ise çok büyük. İ nsan yüreği denize çok benzer; fırtınalar barındırır, dalgalar barındırır ve diplerinde inciler de barındırır. Tanrı'yı ve Tanrı yolunda bir hayatı arayan yürek diğerlerinden daha fırtınalı olur. Zebur'da denizdeki bir fırtınanın nasıl tasvir edildiğini görelim; yazan kişi bu tasviri yapmak için fırtınayı yüreğinde hissetmiş olmalıdır. *** Bugün birlikte olmak istiyoruz. Acaba hangisi daha iyi olur, yeniden görüşmenin sevinci mi, yoksa ayrılmanın üzüntüsü mü? Şimdiye kadar sıkça ayrılmış olsak da bu sefer, her iki tarafta da eskisinden daha fazla hüzün vardı ama aynı zamanda...

HIRAETH: VAR OLMUŞ VE ARTIK OLMAYACAK BİR ŞEYE DUYULAN ÖZLEM

Hiraeth, tek bir kelimeye sığmayan bir özlemdir. Galler dilinden gelir; ama haritası yoktur. Bir yere, bir zamana ya da bir kişiye duyulan sıradan hasret değildir bu. Hiraeth, artık var olmayan—belki de hiç var olmamış—bir eve duyulan iç sızısıdır. İnsan bazen çocukluğuna, bazen yarım kalmış bir ihtimale, bazen de sadece “orada bir yer olmalıydı” duygusuna özlem duyar. İşte o boşluğun adıdır hiraeth. Bu kelime, geri dönmenin imkânsızlığını de içinde taşır. Özlenen şeyin kapısı kilitli değildir; kapının kendisi yoktur. O yüzden hiraeth acıtır ama bağırmaz, sessizce içte kalır. Bir şarkının son notasından sonra havada asılı kalan titreşim gibidir: Ses bitmiştir ama yankı hâlâ kalptedir. Hiraeth, aidiyetin gecikmiş hâlidir. İnsan kendini dünyada biraz misafir hissettiğinde ortaya çıkar. “Ben aslında nereye aittim?” sorusunun cevapsızlığında büyür. Belki bu yüzden en çok şairlerin, göç edenlerin, kayıp yaşayanların ve içi sözcüklere sığmayanların diline yakışır. Kısacası hiraeth, hatırl...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...