Yağmurlu bir gün, parolası
TOPRAK, TOPRAK, TOPRAK yazan bir zili çalıyorum. Parolayı bilmiyorsanız içeri
girmeyi unutun. Kitap kokuları çarpıyor yüzüme. Köşesinde dizelere karışmış
bir Çınar buluyorum.
Sandığım kadar uysal çıkmıyor bu çınar, kızıyor yılmadan,
öfkeli bize, sizsiniz suçlu diyor, biziz suçlu diyor! Otur bakalım diyor,
kimsin sen, ne istiyorsun diyor, başlıyor söyleşiye:
Pınar Dağ: Merhaba Hayrettin Bey. Siz
başlattınız söyleşiyi nitekim, şöyle başlayayım o zaman İnsan doğayı özlüyor mu, eksikliğini hissediyor mu?
Hayrettin Karaca: Tabii bu insandan insana,
duygudan duyguya değişik hislerle oluşur. Ama benim gibi betonların içinde
değil de o kerpiç evleri de görmüş, onlarda yatma, kalma mutluluğunu duymuşlar
için başka tabii ki. Ama bugün şehirlerde yaşayan çocuklar, acaba doğayla
bütünleşme imkânları var mı, yok mu? Olanı var, olmayanı var. Olanın dahi
özlemi olur mu? Olmayabilir! Yani yeşili özlemek daha ziyade ekosistemi
özlemektir. Yalnız özlemekle değildir, biliyorsun yeşilin türleri var. Bir
ottan tut da, efenim ağaca kadar.
Mesela
3 santim büyüdüğünde gelişen bir bitki var, ama öyle ağaçlar vardır ki bugün
Sekoyalar (Sequoia) 95 metreden, zaman içinde 110 - 115 metreye kadar büyüyen yaşamlardır. İşte kimi onu özler
kimi ötekini özler. Ama şimdi bu bizim Karacaoğlan, bu Sekoyaları (Sequoia)
görmemiş ki onlarla ilgili bir şey yazsın. Yazamaz ki
(Tatlı tatlı gülüyor
Hayrettin Bey)
Pınar Dağ: Öğrenilerek yani?
Hayrettin Karaca: Evet. Yaşadığı dönem de
görmemiş ki yazsın.
Ela
gözlerini sevdiğim dilber,
Göster
cemalini görmeye geldim
demiş
değil mi?
Pınar Dağ: Toprağa özlemimizi önce
bilmek istedim.
Hayrettin Karaca: Ben çok özlüyorum. Şu güne
kadar yaşadığım halde özlüyorum. Ben çocukluğumda köylerde gezerek değil,
yaşayarak mutlu oldum. Her şeyi yaptım köylerde. Bostanlık bekledim, pekmez
kaynattım…
Toprağın değerini, belki son 20 senede anladım.
Pınar Dağ: Reçel yaptınız?
Hayrettin Karaca: Yok reçel yapmadım. Buğday
yıkadım derede, buğdayları bekledim, mısır kırdım, soydum, tütün dizdim, tütün
kırdım. Yaptım işte. Elimden ne geliyorsa yaptım çocukluğumda. Toprağın
değerini belki son 20 senede anladım.
Pınar Dağ: Siz?
Hayrettin Karaca: Yani ben de toprağın ne
demek olduğunun farkında değildim. Ama Yalova'daki
Karaca Arboretum'a 1974'de başladım oraya bitki örnekleri ve tohum toplamak
üzere Türkiye'yi gezdim. Bugüne kadar 340 bin kilometre yol kat ettim. Az ama
ziyanı yok. Bu kadar yapabildim. Yatmadığım çadır yok. İşte yatmadığım her köyde ve
kasabada evim var. Ben işte halkın içindeyim ve doğanın içindeyim. O gezileri
yaptığım sırada bıraktığım bitkilerin orada olmadığını gördüm, kaybolduğunu
gördüm. Erozyonla tanıştım. Örnekleyeyim; uzmanlarla, arkadaşlarla geziyoruz,
peynirimizi, karpuzumuzu yiyeceğiz ya, başka gıdamız yok, almış başımızı
gidiyoruz. Aramızda konuşuyoruz diyoruz ki hani orada bir pınar vardı ya, su
akan işte oraya gider yeriz. Gidiyoruz orası kurumuş. Aa diyoruz ilerdeki köyde
var oraya gidelim diyoruz, gidiyoruz o pınar da kurumuş. O vakit fark
ediyorsun, çölleşmeye doğru gittiğini ve erozyonun Türkiye'ye nasıl bir dert olduğunu. Sonra başlıyorsun okumaya. Bir de
bakıyorsun ki 1956'da Erozyonla Mücadele Derneği kurulmuş. Türkiye tabiatını
koruma derneği ama esas faaliyetleri erozyon. Sene 1956. Daha TEMA falan yok,
Hayrettin falan yok. Başarılı olamamışlar. Başarılı olamamasının sebebi, kendi
görevimizi iyi yapamayışımız. Bilmiyoruz ve yapmıyoruz. Şimdi ben mesela seçim
oluyor ve gidiyor oyumu kullanıyorum. Asilim değilim değil mi, ben kendime bir
vekil seçiyorum değil mi? Şimdi geçenlerde gazetede okuyoruz, efendim bir
ihtiyar 95 yaşındaymış, orada gelmiş protokolün önündeki bir sandalyeye
oturmuş. Milletvekili gelmiş kaldırmışlar, milletvekilini oturtmuşlar genç
biri. Ama ihtiyar ayakta durmuş, fotoğrafları var. İhtiyar biraz durmuş sonra
çekmiş gitmiş. Ne yapacaktın sen orada? İhtiyarı alacaktın, o protokolün dışına
oturtacaktın.
Pınar Dağ: Olur mu dışına, yanına
oturtmalılardı bence.
Hayrettin Karaca: Olur mu efendim onlar vekil
olunca büyük oluyorlar ya. Ben asilim ve vekâlet verdiklerim benden hemen büyük
oluyorlar ya! Şimdi büyükler onlar olmuşlar. Ben şimdi pişman oluyorum.
Elllllleriiiiiim kırılsaydııııdaaaa vermeseydim de, bilmem neydi! Ama
yaramıyor işe. Ben verdim ama demedim ki vatan topraklarını yabancılara satın.
Pınar Dağ: Toprak yerinde duruyor ama bir yere gitmiyor.
Hayrettin Karaca: Ama bir yabacı kullanacak
onu şimdi. Bugün varsıl ülkeler yoksul ülkelerden hızla toprak almaktadırlar.
Çünkü kendi ülkeleri, toprak verim gücünü kaybetti.
Ne
örnekler var. Ben yüzlerce örnek verebilirim. Zengin ülkelerin, fakir
ülkelerden toprak alma mecburiyetinde kalıyorlar çünkü kendilerini besleyecek
toprakları kalmadı. Topraklarının gücü yok.
Pınar
Dağ: Bu konuda daha ilerde olmaları gerekmiyor mu? Daha fazla imkânları olmuyor
mu varsıl dediğiniz ülkelerin? İnsan aksini bekliyor. Sonuçta hep onlar
bağırıyor tarım reformu, ekolojik dengelerin düzelmesi vb şeyler için.
Hayrettin
Karaca: Şu masanın üstündeki kitabı bana versene. Sana bir soru sorayım.
Japonya zengin mi fakir mi?
Pınar
Dağ: Fakir değil ancak çok zengin bir ülke değil diye biliyorum.
Hayretin
Karaca: Gayrisafi hâsılası 38 dolar, nasıl zengin değil. Bak sen cahile. Neydi
senin adın?
Pınar
Dağ: Pınar.
Hayrettin
Karaca: Pınar'ın cahilliğine bak. Senin dünyadan
haberin yok. Benim sana toprağı anlatmam lazım. Anlatayım mı?
Pınar
Dağ: Vaktiniz varsa:)
Hayrettin
Karaca: Dünya toprakları verim gücünü kaybetti. Bütün dünya ama kaybetti. Şimdi
artık geleceğin en korkunç silahı ve stratejik silahı buğday ve pirinçtir.
Bunlar olmazsa yaşayamayacağız. Peki, soruyorum yine Pınar'a. Birleşmiş Milletlerin verdiği bir bilgi var, bugün için
ve 1930 için. Bugün iki dolar altında, eskiden bir dolar olarak ölçü
biçiliyordu, şimdi yeni bir ölçü buldular 2 dolar ve altında geliri olan
dünyada kaç insan var. Pınar şimdi araştırıyor, yazıyor, bunu biliyordur…
Pınar
Dağ: (Fena sıkıştırıldım, artık bilsem de konuşamayacağım sanırım ) Rakam
olarak net bilmiyorum. Ancak çok olduğunu, özellikle günlük geliri 1 dolar olan
Afrika ülkelerini biliyorum.
Hayrettin
Karaca: 2 Milyar 400 milyon insan. Ve 2030 yılında ne kadar olacak bu sayı
biliyor musun, 5,5- 6 milyar insana çıkacak. Okumuyorsunuz. Ve gelecekten hiç
haberiniz yok. Senin neslin hiç okumuyor. Ve haklarınızı kullanmıyorsunuz.
Yaşam haklarınıza tecavüz ediliyor ama sen hiç sesini çıkarmıyorsun. Pınarların
hiç sesi yok. Ve kendilerinin katili oluyor Hayrettinler ve Pınarlar… Biz kendi
kendimizin katiliyiz. Neden katiliyiz söyle bakayım?
Pınar
Dağ: (Söyleşi tersine dönüyor, soruları Hayrettin Bey soruyor ) Kesilen
ağaçtan, satılan topraklara kadar birçok şeye duyarsız olduğumuzu belirtmek
istiyorsunuz.
Hayrettin
Karaca: Aman aman kesilen ağacın dalı deme bana!! Dünya gidiyor dünya. Okumuyorsunuz! Bugün başka bir dünya var. Bak iki örnek verdim.
Bugün 2 Milyar 400 Milyon insan 2 doların altında, 1 doları var bunun, 10 cent'e,
5
cent'e kadar ineri var. Peki, kimler
sebep oluyor buna?
Pınar
Dağ: Hakim güçler, çıkar grupları, büyük şirketler vb.
Hayrettin
Karaca: Demek ki dünya ikiye ayrılmış. Birinin gözü aç, birinin karnı aç. Gözü
açların geldiği nokta, 1994 yılında okuduklarımdan bilgi vereyim, 42 şirketin
gelirinin dünyadaki 48 ülkenin gelirine eşitti. Aradan 15-16 sene geçti. Bir ara 17'ye indi bu ve 7'ye indi. Dünyada 48
ülkenin gelirine eşit oldu, haberin var mı bundan? Peki, bunlarda vicdan yok
mu? Bu açlara nasıl tahammül ediyorlar. Yok
mu? bu gözü açların! Yok işte! Şu kadar yok.
(Eliyle
işaret ediyor.) Nereye kadar büyüyecek ekonomi, Sustainable development demiş
sürdürülebilir kalkınma. 1992 'de böyle bir şey
söyleniyordu. Ama bunun içinde sosyal kalkınma vardı. Onu unuttular!
Peki, nerede duracaklar?1992'de gayrisafi
hasılası 20 doları geçen ülke ya vardı ya yoktu. Bugün 54 dolara geldi. 40,
30'lu kaç ülke varsa 50,60'ı buldu. Demek ki 17 sene içinde 3 misline yakın bir
büyüme var. Peki, nerede duracaklar bunlar Pınar, soruyorum sana evladım?
Nerde duracaklar? Gayrisafisi 60'a, 120'e gelince
mi? Durmaz bu. Bugünkü küresel ekonomi, kapitalizm diyelim, emperyalizm diyelim
işte hepsi aynı şey, büyümek zorundadır. Durur ise hasta olur. İşte bak bugün
durdu.
Pınar
Dağ: Ne olacak peki?
Hayrettin
Karaca: Yaşamak istiyorsan evvela bir ahlak sahibi olman lazım. Ahlak sahibi
olmadan gelecek bir dünyayı yaratmak mümkün değil. Tüketerek değil paylaşarak
yaşayacağınız bir dünyayı oluşturmalısınız. Çünkü siz uyutulmuş bir kitlesiniz.
2005 yılında hepimiz dünya insanı olarak reklâma para ödedik. Ne kadar bu
biliyorsun her halde!
Pınar
Dağ: 600 milyar dolar diye biliyorum, daha da arttı tabii!
Hayrettin
Karaca: 2005 yılında 460 milyar dolar, 2006 yılında 508 milyar dolar, 2007'de 600 diğerleri içinde 780, 890'a
gelmiş diyorlar. Bunun %15'i kadar reklâm vermeseler, senden benden alınıyor.
Hem ben kendi kendimin katili oluyorum hem yaşam koşullarının bu hale gelmesine
bende ortak oluyorum. Ben tüketmesem ne yaparlar.
Pınar
Dağ: Kalır orda
Hayrettin
Karaca: Evet, durur! Peki, ama yaşamak istiyorum. Tüketmeden yaşayamam. Ama
bunun da bir hududu olması lazım. Şimdi ben Pınar'ın
hakkından tüketiyorsam, ayıp bana, ben bir farenin hakkından tüketiyorsam
olmaz. Ben bir mikroorganizmanın yaşamasını engelliyorsam olmaz, çünkü o
yoksa ben yokum. Bir gram toprakta 600 milyon bakteri var.
Pınar
Dağ: Capcanlı evet
Hayrettin
Karaca: Canlı toprak canımım. O bir gram toprakta, 400 bin mikroorganizma
kökmantarları var. O olmazsa ben yokum. Onlara da pay ayırayım ki ben
yaşayayım. Biliyor muyum bunu? Bilmiyorum. Hayrettin biliyor, Pınar bilmiyor
işte şimdi. Bir de havyanlar var. Bir desimetrelik toprakta 1 milyar 555 milyon
tek hücreli canlılar var, 60 bin çok hücreli canlılar var. Şimdi bu üst toprak
gidip duruyor erozyonla. Türkiye'de bir dere
kaldı mı bulanık akmayan? Ne diyor o dereler; Pınarrrr, Hayrettinnnn diye
bağırıyor, diyor ki duy beni. Ama senin dilin milin yok be! Çamura kal dere,
bana ne! Hadi! Diyor ki Hayrettin; "Pınar geleceğini götürüyor" haberin olsun. Üst toprağı
götürüyorum, seni yaşatanı götürüyorum. Aç kalacaksın. Tamam, aç kaldın bugün.
500 milyondan, 450 milyondan, 2 milyar 400 milyona çıktı açlık. Nereye kadar
onu da bilmiyoruz ama 2030'da 5,5 – 6 milyar insan 2 doların
altında gelire sahip olacak. O vakit görürsünüz siz işte. Ben yokum.
Birbirinizi yiyeceksiniz. Sahici gelmiyor değil mi?
Pınar
Dağ: İnsanın karnı tok olunca, evet. Ancak eskiden açlıktan böyle şeyler
olduğunu biliyorum. Hatta ailelerin çocuklarını komşunun ki ile takaslayarak
bunu yaptığını…
Hayrettin
Karaca: 1930 yıllarda Çin'de Çin'de! İşte 1930'lar da Mao
zamanında, tarım faaliyetleri başka bir sistemle yürütülmeye başlayınca kayıtlı
20 milyon kişi öldü açlıktan ama kayıt dışı olan ise 43 milyon insan. İşte
orada aileler evvela delikanlılarını, çocuklarını, baldızını, dedesini,
anasını sen bana, ben sana, ben sana, sen bana vere vere öyle yaşama şansını
buldular! Amerika'da 1776'da bir kıtlık oldu. Dün
gömdüğü kendi akrabasını, ertesi gün çıkartıp yedi. Senin de az evvel
dediğin gibi çocukları hasta bekliyorlar ölüyor, yiyorlar.
Ana
yiyor ana, ana!
Pınar
Dağ: İnsanoğlu böyle bir şeyi yapamaz
gibi düşünüyor insan!
Hayrettin
Karaca: Biz, Nataşa olayı diye bir şey yaşadık değil mi Türkiye de? Kimdi bu
kişiler. Öğretmenlerdi, kimyagerlerdi, balerinlerdi. Ama onlar buraya o iş için
gelmemişlerdi. Ne için geldiler? Açtılar. Yavruları açtı. Şimdi neden gelmiyor
Moldova'dan, Ukrayna'dan, Rusya'dan. Şimdi
artık gelmiyorlar. Ha olanlar var, onlar meslek sahibi artık!
Pınar
Dağ: Aç değiller artık tabii ki
Hayrettin
Karaca: Haaa işte, aç değiller. Açlık insanı ne hale, nerelere getiriyor gördün
mü? İşte onları ben aç bırakıyorum yani varsıllar aç bırakıyor! Bugün ben
ekonomi hasta olmuş onu kurtarmaya çalışıyorum. Türkiye'de de böyle. TÜSİAD, Borsalar Birliği şu bu işte. Hükümetten yardım istiyorlar. Tedbir al, IMF ile anlaşma yap,
ne yaparsan yap ama beni kurtar. Hani liberal ekonomiydi bu ya? Amerika'dakine
de soruyorum, bizimkine de soruyorum. Sürekli özelleştiriyoruz ama Fransa'da,
İngiltere'de, Almanya'da, İtalya'da bu düzeyde özelleştirme yok.
Pınar
Dağ: Biz ne yaptık?
Hayrettin
Karaca: Bir ülkeyi istila etmek istiyorsan, o ülkenin kitlesel iletişim
araçlarını ele geçirmelisin. Türkçe yazılı levha kalmadı. Sen de gidip oradan alış-veriş
yapıyorsun. Ben yapmıyorum ama! Süpermarket yazmış! Örnek vereyim; 340 bin
kilometre Türkiye'yi geziyorum ya, tabii TEMA
Temsilcileriyle geziyorum, gönüllüleriyle geziyorum, bir kasabada oluyorum, bir
köyde oluyorum. Bakıyorum orada Süpermarket yazıyor. Kaldırıııınnn şunu
diyorum! Nasıl kaldıracağız oradan, dükkân sahibi değiliz! Onu kaldıracak
oradan, pis! (gülüyor katıla katıla Hayrettin Bey ) Bir daha görmeyeceğim onu
geldiğimde. Bu zor bir şey değil ki.
Mahalleyi dolaşırsın, evleri dolaşırsın, sokakları dolaşırsın, dersin arkadaşım
süpermarket yazmışsın, dil giderse ulus gider. Bunu oradan kaldır.
Pınar
Dağ: O zaman Akdeniz Bölgesi, özellikle turistik bölgeler elden gitmiş durumda!
Hayrettin
Karaca: İşte demin sordun nasıl oldu, ne yaptık dedin ya işte, böyle oldu! "Okumak ibadettir, okumamak Cumhuriyete ihanettir."
diyorum! Onu yorumlayayım da sonra o bıraktığım yere geçeyim.
Pınar
Dağ: Peki
Hayrettin
Karaca: Ben bu ülkenin varlıklarıyla, imkânlarıyla onları kullanaraktan buraya
kadar geldim. O halde bu ülkeye borçluyum ben. Varlığımdan pay alarak gelmedim
ben buraya. Ben borçlu hissediyorum, başkası ne hissederse hissetsin hiç ilgim
yok. Ben borçluyum. Ahmet borçlu, Ayşe borçlu ama Pınar'ı bilmiyorum. Kendi bilir. Varlığın varsa bir çeşme yaparım,
bir çocuk okuturum, okul yaparım, devlete vergimi tam veririm, bu kayıt dışı
ekonomiye katılmam. E, biter paran! Yaptın bitti! E, sonra daha yaşıyorsun. 60
yaşında bu hisleri duymuşsun, o hislerle ülkene olan borcunu ödemişsin. Bizim
gençliğimizde olanın olmayana borcu var
diyorlardı. Aşımızı paylaşıyorduk. Fakirdik ama açımız yoktu. 1922 benim doğum
yılım 87 yaşındayım. Hayatımın o yıllarını iyi hatırlarım. Onlar kalıyor
hatırında. Şimdi ben borçluyum. Paraları ödedim ödemesine ama hala yaşıyorsun.
Borcunu ödeyecek başka bir şey olmalı.
Pınar
Dağ: Ama şimdi öyle bir şey var ki (demeye
niyetleniyorum ki)
Hayrettin
Karaca: Dur, dur, dur! Kaç aylık doğdun sen!!!
Pınar
Dağ: Mecaz değil ancak prematüre doğmuşum.7 aylık, hatta bu hanım hanımcık
olmuş halim J
Hayrettin
Karaca: Daha saldırgandın yani?
Pınar
Dağ: Evet, evet daha tez canlı
Hayrettin
Karaca: Sus kız azcık, bana unutturuyorsun söyleyeceklerimi Kaldığım yerden
devam edeyim. O halde olanın olmayana, bilenin bilmeyene borcu var demektir.
Peki, sen nasıl bileceksin. Televizyon yok vermiyor, gazeteler de vermiyor.
Neden çünkü onlar ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER (ÇÜŞ) artık. Onlar kendi menfaatlerini
göz önüne alarak sürdürürler faaliyetlerini. Onların derdi paradır. Onların
derdi bütçeye hizmet değildir. Köşe yazarları, bakarsın bugün Davos çıkar onu
yazarlar, yarın başka bir şey çıkar herkes onu yazar. Niye? Çünkü kafada bir
şey yok. Köşe yazarları şikâyetname yazıyorlar ben biliyorum onu. Her gün her
gün mecbur musun yazmaya? İşte bir şey uyduracaksın. 365 gün değil 40 senedir
yazıyorsa, bitti artık! Torbada bir şey kalmadı. Güncele yazıyorsun. Ama benim
önüme bir hedef koymuyorsun. Ne yapacağımı söylemiyorsun bana. Ben onu
bekliyorum basından. Bana onu söylesin. Siyasi Partilerden onu bekliyorum.
Bugün MHP, AKP, CHP ve diğer tüm partilerin yol göstermesini bekliyorum. Ne
yapacaklarını söylediler mi? Bak seçime giriyoruz söylüyorlar mı? Yok, ben daha
iyi yaparım, yok sen daha iyi yaparsın diyerek geçiştiriyorlar çünkü kafasında
bir şey yok adamın! Niyeti de yok Türkiye'ye
hizmet etmeye.
Pınar
Dağ: Bu ülkenin aydınları da bulaşmıyor politikaya,
konuşmuyorlar pek ama! Bir de öyle bir durum var!
Hayrettin
Karaca: Var ama gazeteler vermiyor. Televizyonlar vermiyor. Nadiren tabii bazı
televizyonlar Türkiye'nin sorunları üzerinde daha
ağırlıklı program yapıyorlar. Şimdi geldik sona. Hedef yok. Peki, büyürken kimi
kullanıyor? Pınar ile Hayrettin'i kullanıyor. Gördün mü? İşte suçlu biziz.
Hayrettin'in, Pınar'ın ihtiyacı olmadığı
kadar tükettiriyor bize. Bizler sembolüz ancak işte topluma ihtiyacı olmayanı
tükettiriyor. 680 milyar dolara gelmişiz reklâm giderlerinde. Bunun yüzde 5'ini,
10'unu ayırsan, aç insan kalmıyor. Eğitimsiz insan kalmıyor. Kimin haklarından da
alıyorlar, o açların da haklarından alıyorlar. Mikroorganizmaların da
haklarından aldılar. Aslanın, kaplanın, filin efendim denizdeki planktonların
gözümüzle göremediğimiz milyarlarca planktonlar var onların haklarından
alıyorlar. İşte bunları yaşatmıyorsun, geleceğini yaşatmıyorsun küresel
ısınmayla denizdeki akımlar değişmiş, balıklar şaşırdılar şimdi nerede
yaşayacaklarını bilmiyorlar, nerede yuva yapacaklarını bilmiyorlar, 3000 bin
metrede yaşıyordu balık, şimdi mecbur 4000 bin metreye inmeye. Yok, çünkü
soğukta yaşıyor balık. Yani dünyanın ekosistemi bozuluyor. Kim buna sebep
oluyor Hayretinle, Pınar! Eğer Pınar vicdan sahibi olursa, o gözü açlar
olmayacak. Onlar da hala beni kurtar, beni kurtar diyorlar! Demin sana dediğim
gibi, Türkiye'de TÜSİAD bilmem diğerleri beni
kurtar beni kurtar diyorlar. Hani liberal ekonomiydi ya? Hani güzeldi
özelleştirme? Şimdi de devlete muhtaçlar. Peki devlet sana ne verecek, halktan
topladığı ile kurtaracak seni! Öyle şey olur mu? Bu dünyanın eline geçmiş
olan en büyük fırsattır. Biz açları doyururuz, doyururuz! Çünkü onlar da bir
yolunu bulurlar. Bir kültür meselesidir bu. Fakirdik ama açımız yoktu bizim
zamanımızda. Bunu ben yaşadım. O açıdan işte, "yeni
bir paylaşma düzeni" kuracağız.
Hayrettin ile Pınar bu kararı verecekler ve başlayacaklar. Ne diyor paylaşma
düzeni, kendi ihtiyacın üzerinden fazla tüketmeyeceksin. Benim ihtiyacım
doymaktır bundan Hayrettin'i mahrum etmem, barınmaktır. Üzerimdeki kazağı bu
kırmızı kazağı ben 20 yıldır giyiniyorum. Beni hala ısıtıyor.
Pınar
Dağ: Tüketmek var olmakla eşit anlama geldi. Ne kadar tüketiyorsam o kadar
varım oldu. Yani biz buna mecbur bırakılıyoruz bir bakıma!
Hayrettin
Karaca: Sizi kandırıyorlar işte, kanıyorsunuz. İhtiyaçlarımızı sayıyordum.
Benim ondan sonra ihtiyacım olan eğitimdir ve sağlıktır. Bak burada kütüphanem
var, diğer tarafta da kütüphanem var. Yalova'da
4 bin 500 tane kitabım var. Türkiye'den 56
bin diam var. Sizlere verebilirim oradan. 4 yaşında çocuğun sırtından
odun taşıdığı çalışmalarım var. Olumlu var olumsuz var.
Pınar
Dağ: Size bunu sormayı da istiyordum. Fotoğrafla ilgilendiniz mi diye?
Hayrettin
Karaca: Evet 56 bin diam var. Ancak dijital makineler bu tadı vermiyor. O
kalite yok. Ama işte elinde, yanında taşıyorsun. Şimdi kaldığımız yerden devam
ediyorum yine; Pınar ile Hayrettin başkalarının hakkından almamaya karar
verdiği gün, yeni bir paylaşma düzeni gelmiş olacak. O halde bu ekonominin
benim ihtiyacımı karşılaması lazım. Benim bir de ekonomiye ihtiyacım var tabii
ki. Ekonominin kendi ürettiği kadar ben tüketmeyeceğim, benim ihtiyacım olan
kadar tüketeceğim. Bu kadar!
Pınar
Dağ: Charlie Chaplin'in manidar cevabı gibi, "E, bir yerden başlamak
lazım"
Hayrettin
Karaca: Evet. Bir! Bir en büyüktür. Yeter ki inansın kişi. Bak şurada bir
kitap var en üstte. Onu bir ver. Rachel Carson'u
tanıyor musun?
Pınar
Dağ: Hayır.
Hayrettin
Karaca: Bu elimdeki kitap 1950'lerde yazıldı.
Peki, nedir bunun noktası? Kendisi kimyager. DTT (Böcek ilacı)nin yaptığı zararları, insan vücuduna dönerek girdiğini ispat
ediyor. 40-50 yıl doğadan kaybolmayacağını söylüyor. Doğadaki ürün almayı,
şimdi bu DTT'yi zararlılar için kullanıyorsam, diğer faydalıları da
öldürüyorum. Toprağın içindeki bütün canlıları öldürüyorum. Bu kadın uğraştı ve bir
kişiydi. Kimle uğraştı biliyor musun; ABD senatosundaki milyarderlerle uğraştı.
Ve kimya sanayisiyle uğraştı. ABD'deki büyük ağır
sanayi ile uğraştı. Bununla 7-8 sene uğraştı ve sonunda yasaklattı. Ama
ihracatını yasaklattıramadı. Sonra 1964 yılında kanserden öldü. Atatürk ile hiç
kimseyi örneklemem, Atatürk de bir kişiydi. Nesi vardı bu adamın; İnancı vardı!
19 Mayıs tarihinde çıkıyor Samsun'a,
Amasya'da başlıyor toplantılar. İngilizler, İtalyanlar gelmiş
dayanmış. Ve orada ilk kez ulusal egemenlikten bahsetmiştir tek bir kişi. Para
yok diyorlar; bulunur diyor, ordu yok diyorlar; kurulur diyor. Bu nasıl olacak
diyorlar; milletin kendisinin azim kararı ile diyor. Hayatında bir defa ben
demiş, "Benim naçiz
vücudum bir gün toprak olacaktır, Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar
olacaktır."
İşte
o dönemde de İzmir yanmış daha soğumamış İzmir'de
bir İktisat kongresi kuruluyor 1923, 17 Şubat. Cumhuriyet daha yok. Lozan'da
durmuş ancak araya mesafe vermiş ve İktisat kongresi oluyor. Orda söylediği
şey şu; bugün çektiğimiz sıkıntıların, mahrumiyetlerin, yoksulluğun temelinde
ekonomide bağımsızlığa yoksun oluşumuz yatıyor. İşte bugün ekonomide bağımlı
hale geldik. Dilimizle bağımlıyız, kültürümüzle bağımlıyız. Böyle şey olur mu? Gençlere bir bakıyorsun arabada kulağına
takmış Dan!! Dan!! Dan!! müzik, ya bu çocuk nasıl büyüyor? Dil ve Kültür
giderse ulus gider. Toprak giderse vatan gider. Ama ben bugün büyük bir mirasın
sahibiyim. Ülkelerin sahip olacağı tek mirası dil ve kültürdür. Ben şimdi
12 bin yıl evvelki Orta Asyada yaşayan kültürden bazılarını taşıdığımı anladım,
var bende düşünebiliyor musun? O halde ben onunla bağ kurmuşum. 12 bin yıl
sonra o kültür hala kullanılıyor. Ben bu kültürü Anadolu geleneğinde yaşıyorum.
Demek ki o miras çok önemli. Kapıyı dışarıda bulabilir misin?
Yok,
böyle bir şey yok yani. Şimdi bizim ülkemiz açları doyurur ama gözü açları
doyuramaz. Geleceğin en korkunç silahları Buğday ve Pirinçtir. Korkunç bir
stratejik silahtır. Dünya uluslararası bir açlığa gidiyor. Aşağı yukarı 1979-80'den itibaren, dünyada sürmeden tarım yapılıyor. Sıfır sürüm
yani sıfır. Amerika'da bugün yüzde 32 ile tarım yapılıyor. Örnekleyeyim;
Türkiye'de iki kişi, Hamit Genç bir de Osman Özdemir. Bunlar Samsun, Bafra'da biri Orman Tarım Bakanlığında çalışıyor araştırmada, bir
tanesi de Tema'nın gönüllüsü. Bunlar orada bir köyde kırsal kalkınma programını
uyguluyorlar. Kimseden de 5 kuruş para almıyorlar. Ancak bilgi, bilgi bilgi
için oradalar! Çok başarılılar. Meralar ıslah ediliyor, işe
başlıyorlar falan ama diyorlar ki siz büyük bir hata yapıyorsunuz. Her sene
aynı gübreyi veriyorsunuz. Buğdaya da,
Arpaya da aynı, Ayçiçeğine de aynı gübreyi veriyorsunuz.
Bu
doğru değil. Niye? Bu toprakta ne kaldıysa bilmeniz lazım, diğer yıl ekin
zamanı ayçiçeğinin neye ihtiyacı varsa onu vereceksiniz. Toprakta kalanı bilin.
Öyle mi? Öyle.
Nasıl
olacak bu? Toprak analiz olacak. Toprak analiz oluyor, her tarlanın nüfus
kâğıdı çıkıyor, onu cebine koyuyor köylü, ekin zamanı geliyor, ne ekeceksin
patates, ne ekeceksin buğday, ne ekeceksin ayçiçeği. Karnede ne yazıyor, ayrı
ayrı şeyler yazıyor. Ayçiçeğin aldığı derinlikle, havucun derinliği aynı değil.
Birinin kökü 30 santimetreye giriyor, birinin kökü başka, biri de üstten
alıyor. Demek ki toprağın kümülatif olarak ne olduğu, içinde neler olduğunu
bileceksin ve onun eksiğini vereceksin. Bakıyorlar, biz bunu yapamayız
diyorlar. Niye diyorlar. E, bu tuz biber gibi. Biz bunu yapamayız, mahsul de
alamayız. Bizim Hamit biraz deli doludur. Peki diyor, bölün tarlanızı ortadan
ikiye. Burada yazdığı gibi ver. O kadar! Eğer eksik alırsan gidelim notere, ben sana varlığım olduğunu ispat edeceğim, bunu ödeyecek
gücüm de olduğunu ispat ederim, giderim notere ben senin ektiğinin daha
fazlasını vereceğim. Akşam kahvede oturuyorlar, ayıp yaff bunlar bize çok
yardım etti diye konuşurken, hepsi bölüşüp yapmaya karar veriyorlar. 4 kişi
razı oluyor ve o sene az verilen yerde çok mahsul, çok verilen yerde az mahsul
elde ediliyor. Türkiye Cumhuriyetinde tahlil laboratuarları vardı ama
çalışmıyorlardı ama şimdi çalışıyorlar. Ve yetiştiremiyorlar. Özel
laboratuarlar kuruldu. İşte bak görüyorsun bak, soruyorsun bana! Türkiye'nin tarihi değişecek böyle. Bütün dünyada 30 yılı geçti,
sürmeden tarım yapılıyor. Kurumasını engelliyor. Kurutmuyorlar. Açıyorsun
üstteki toprağı, verimli humusu aşağı
döndürüyorsun, kaldırdığının göbeğini açıyorsun, hem de kurutmaya
bırakıyorsun!!! Ben açtım senin bağrını, hadi bakalım çabuk kuru da, biz orada
buğday ekelim. Olur mu öyle saçma şey! Bunu bilmiyordu köylü. Biz bunu öğretmeye
başladık. Ama sen de bu bilgileri okursan, bunları vermeye başlayacaksın
onlara. Çünkü senin hedefin Türk toplumuna hizmet etmektir. Bu fırsatı okuyarak
bulacaksın. Benim okuduğum gibi. O vakit sen de bambaşka bir Pınar olacaksın.
Akşam yattığın zaman huzur içinde uyuyacaksın. Çünkü içinde hiç endişen
olmayacak. Bir en büyüktür. Bir yoksa iki olamaz. İki yoksa üç, üç yoksa dört
olamaz. O halde bir en güçlü ve en büyüktür yeter ki inansın. Mahatma Gandhi'nin nesi var idi? Koskoca imparatoru kovdu. Nesi vardı; İplen
bağladığı bir gözlüğü, sandaleti, hasırı, beyaz bir bezi, bir de değneği, bir
de yanından ayırmadığı keçisi. Neyi vardı; İnancı. Bir tek silah patlatmadan,
güneş batmayan imparatorluğun kıçına vurdu tekmeyi gönderdi. Bir tek
kişi. O halde bir en büyüktür. Daha ne örnekler vardır. Okursan! Bak, Rachel
Carson da bir kişiydi.
Pınar
Dağ: Tek olmak çaresizlik değil yani
Hayretin
Karaca: Evvela yapacağına inanacaksın. Ben seni dinledim Pınar evladım. Sen
yardım etmek istiyorsun ulusuna. Bir şahsi menfaatin yok. Öyle dedin bana. O
zaman sen çok potansiyel sahibisin. Sen neler yaparsın neler. Okursan yaparsın.
Bilmiyorsun işte evladım bilsen yaparsın. Çünkü sen kendini adamışsın. Şahsi
menfaatin yok. Daha ne ister Türkiye senin gibiler varken. Bulmuş işte bir
kere. Çok bir şey yapmayacaksın oku! Oku, oku, oku! Sana şimdi bir kitap
vereceğim. Bak şimdi, Japonya ihraç ettiği pirincin yüzde 70'ini ithal etmek zorunda kalmış. Seneler gelmiş ve dünyadaki pirinç
sıkıntısı, ürün azlığı dolayısıyla ithalatını yapamamış. Parası olmuş ama ithal
eden olmamış. Sonra Japonya kendi çiftçisine destek vermeye karar vermiş. Bütün
dünyada böyledir bu. Kimi sene yüzde 3'e
kadar, kimi sene yüzde 40'a kadar mahsule destek veriliyor. O
seneye mahsus veriliyor. Bir daha verilmiyor çünkü o sene kıtlık olmuş. Devlet
destek vermiş. İşte Japonya'da da böyle
olunca tarıma destek veriliyor. Yüzde kaç pirince destek veriyorlar 10 senedir
Pınar evladım, hadi bir tahmin et?
Pınar
Dağ: Bilmiyorum ki. % 70? % 80?
Hayrettin
Karaca: O kadar da atma canım.
Hadi
Pınar evladım şurayı oku. Atladık, atladık, kitaba dönelim. İstersen sen oku
istersen ben okuyayım, bakalım okuman yazman var mı birde onu öğreneyim?
Şuradan şuraya oku.
Pınar
Dağ: Peki
"Bu fiyat hipotezini sınamanın belki de en iyi yolu
Japonya'da olanlara bir göz atmaktır. Japonya Hükümetinin pirinç fiyatlarına
uyguladığı süspansiyon dünya pazarı üretimlerinin 6 katıdır. (Hayrettin Bey
burada, büyük bir şaşkınlıkla neee!! Yüzde 600'mü,
hani yüzde 70 idi. Okumaya devam ediyorum) Bu ülkede pirinç yatırımını üretmek
çok karlı bir yatırımdır. Gelgelelim bütün çabalara rağmen, Japon çiftçiler
bilimsel açıdan bilgili, çalışkan ve ucuz kredi imkânlarına sahip olmalarına
rağmen, son 10 yıldır pirinç üretimini başaramamışlardır. Sürekli
verim arttırıcı yeni teknikler arayışı içindedirler. Ama ne tarımsal araştırma
merkezlerini ne de tohum sağlayan şirketlerle birlikte nede gübre üreten
şirketlerin bir yardımı dokunmaktadır. Son yıllarda tahıl üretimlerini iki katı
ya da üç katı arttırabilen çok az ülke gelecekte, mevcut tehlikeleri kullanarak
bir artış sağlayabilecektir. Bu ülkelerin çoğu ya mümkün olan en çabuk ve kolay
verim artışını zaten elde etmiştir. Ya da böyle bir artışa olanak tanıyacak
doğal koşullarına sahip değildir."
Hayrettin
Karaca: Değildir!!! Şimdi sen öğrendin açlığa doğru hızla gittiğimizi. Japonya'nın parası var evladım. Yüzde 70 değil yüzde 600 destek
veriyor. Ama 10 senede bir şey alamıyor. İşte okuyunca daha iyi
göreceksin ki varsıl ülkeler yoksul ülkelerden toprak satın almaya başladı.
Çünkü kendi ülkelerinde toprak güç kaybetti. Bugünkü aşırı sulama, aşırı
gübrelemeyle, aşırı ilaçlamayla da o toprağın canını alacak. Ama işte 10 sene
sürebiliyor işte. Daha fazla sürdüremezler. Çünkü para için orayı tutuyor. İşte
çok alayım diye basacak gübreyi, basacak suyu, basacak ilacı
Pınar
Dağ: Toprak ölecek
Hayrettin
Karaca: Evet, toprak ölecek. Ama onun umurunda değil. Çünkü diyor; PARAM VAR BENİM PARAM, DÜNYAYA NE OLURSA OLSUN
BENİ İLGİLENDİRMEZ senin paran var ama Pınar ile
Hayrettin var haberin olsun! Sana ben, yılda 1 trilyon 344 milyar dolar silah
için para harcatmam. Ne yapacakmışsın! Ben ihtiyacım kadar tüketirim, bugün
eğitim ve sağlık vergimi devlete veririm, silaha param yetmez. O halde
Pınar ile Hayrettin dünya barışını kurar. Silah yoksa ne yapacak adam, razı
olacak. İşte bunu biz yaparız. Yaparız biz.
Şurada
üstte bir kitap var, onu bir ver. Beyaz kitap. Şimdi biliyorsun Porto Alegre'de (12. yıla girdi) Dünya Sosyal Forumu yapılıyor,
orada "Başka Bir Dünya Mümkün" aranıyor.
(Elindeki kitap bunu anlatıyor.) Ama ben bununla aynı fikirde değilim. Üye
değilim, gitmiyorum da ancak yazılanları anlıyorum. Bilgi almak için üye olmak
şart değil. Öyle bir şey yok. Bu sene Güney Amerika ülkelerinin hemen hemen
hepsi, bu işte yeni bir yaşam tarzı hedefiyle katıldılar. Devlet liderleri
katıldı. Şimdi bunu okumadan sana bir şey daha söyleyeceğim. Küba, 80 yıldır
(öyle hatırlıyorum) bir ambargo altında. Ambargo koymuş Amerika. Niye? Senin
kafan, benim kafama uymuyor. Sen komünistsin, sosyalistsin dünyada yaşama
şansın yoktur diyor. Böyle bir şey olabilir mi? Hürriyet var mı, demokrasi var
mı VAR öyle düşünmüş adam! Sana düşman olabilir mi? Bir silahı var mı? YOK.
Bugün Küba'da aç insan yok. Yüzde 99, 99,99
herkes okuma yazma biliyor. Ve doktor ihraç ediyor dünyaya.
E,
sağlığı yerinde, doyuyor, eğleniyor, şusu var busu var ama zengin değil. Ama aç
değil. Hangisini tercih edersin. Hem de gelecekten de kaygın yok. Aman ne olacak
benim iki apartmanımın yerine dört olsun da, torunuma, şuna buna bırakayım diye
bir şey yok. Emniyeti var, huzuru var ama Rusya'da
ki sosyalizm tabii ki çok kötü örnekler verdi dünyaya. Burada Mihail Gorbaçov'un
kitabı var. 1930'lu yıllardaki çekilen sıkıntıları toprağın yanlış
kullanılmasını anlatır. Şimdi toprağın da canlı olduğunu da biliyoruz, içindeki
elementleri de biliyoruz. Bunların arasında denge bozulursa iyi şeyler olmaz.
Mesela bugün Kuzey Hollanda'da ve Kuzey Almanya'da
fazla gübreden toprak nitrat bağlamış.110 metre suyun içinde nitrat var. Azot var.
Hayvan fazlalığından geliyor. Şimdi Hollanda domuz adedini yüzde 25 kıstı. Ama
kalan domuz üretiminden de gübrenin çaresine bakıyor. Et yiyor musun et? Pınar'a soruyorum Pınar'a!
Pınar
Dağ: Ah bana mı? Evet, evet yiyorum!
Hayrettin
Karaca: İyi! Afiyet olsun! Bak orada bir kitap var daha sonra onunla ilgili
bilgi vereceğim. Bak 1 kilo et için 7 kilo tahıla ihtiyaç var. 1 kilo et 7 kilo
ile denklersen bir kişiyi 2 ay besleyebiliyor. 1 kilo et için 3 ton suya
ihtiyacımız var. 30 bin kalori enerjiye ihtiyacımız var. Afiyet olsun! Ve
dünyadaki küresel ısınmaya da dış tetkikleri metan gazıyla da katkıda
bulunuyor. Tabii ki genç çocuklarımıza et vereceğiz!
Pınar
Dağ: Ne yiyelim?
Hayrettin
Karaca: Yiyin efendim ama 110 kilo yiyor Amerikalı. Ama Hindistan 3 kilo yiyor.
Çin 26 kilo yiyordu o da 50 kiloya çıkaracak. 1 milyar 300 milyon; 56 kiloya
çıkartacak. 280 milyonluk Amerika 112 kiloya çıkartacak. Şimdi gelelim bu
kitaba. Diyorsundur niye bunları bu kadar anlatıyor Hayrettin bana. O kadar
zamanını bana ayıracağını umut etmiyordum. Bak, Hayrettin ispat etti
ihtiyarların çenesi düşük oluyor derler ya onu ispat etti şimdi .
Pınar
Dağ: Rica ederim
Hayrettin
Karaca: Şimdi Dünya Sosyal Forumu üyesi Susan George'un kitabı bu. Başka bir dünya mümkün, eğer "Ben bunu
okuyorum. Bana verdiği görevler bana çok ağır geldi. Ben bunu vallahi yapamam.
Ne yazmış buraya. Ama hakikaten mümkün mü? Bana göre cevap evet, eğer. Dur bakalım eğer, eğer, eğer! Bu kitap her
şeyi değiştirecek olan eğer'e
adanmıştır. Peki, ne istiyor benden. Şu son kısmı bir okuyayım ben. İstersen
sen oku. Okuman da varmış zaten.
Pınar
Dağ: Peki
Artık
başka türlü dünya yaratmak için, bilgi sahibi yurttaşlar gerek. (Hayrettin Bey
bölüyor; Rezalet! Ve devam ediyor bu kadarını da yapamam ben kardeşim, üzerimde
bu kadar baskı kurmaJ
(Bir
daha oku şunu.)
Artık
başka türlü dünya yaratmak için, bilgi sahibi yurttaşlar gerek.( Hayrettin
Karaca: Sen uyduruyorsun, uyduruyorsun, uyduruyorsun! Anladın mı şimdi niçin
okumak lazım!)
Hayrettin
Karaca: Bir de diyor ki, "Şiddet kullanmazsak
eğer" Bu da çok zor, ne yapacağım ben! İşte okuyun çocuklar, karar verin.
Ama başkasının yaşam haklarından, imkânlarından alıp götürüyorsun o vakit.
Ahlaksızsın. İşte bir de böyle bak. O ne kadar ilan yaparsa yapsın, reklâm
verirse versin kanmayacaksın. Ama ben bu kitapla aynı görüşte değilim. Çünkü bu
kurumlardan istiyor. Ben kurumlardan bir şey olacağına inanmıyorum. Ben bireye
inmek istiyorum. Ben en güçlüğüm ben, ben! Bir varsıl, bir yoksul ikili olamaz,
o halde ben en büyüğüm. Yeter ki karar vereyim. Sana söyledim inandırdım mı
bunu? Tamam, o zaman. Sen de diğerine inandıracaksın ve gidecek böyle. Bak ben
burada bir not almışım. Bu kitabın üzerine, demişim ki bence bu konu ahlak
konusu olarak algılandığında başarıya ulaşabilir. Tüketim ahlakı. Bir yerden
başlamak lazımdır. İddialı olup, yola çıkıp, maşası olmak sorunu olumsuz
etkiler. Kişi kimseye bağlı olmadan karar verirse mücadelenin sonu gelir. Benim
felsefem bu işte Pınar. İşte ben böyle kitapların üzerine not yazıyorum. Şimdi
Hayrettin sana bir örnek verecek. Bunun görevi beni ısıtmaktır değil mi?
(Hayrettin Bey, ortası yırtılmış ancak ilk gün ki gibi pamuksu dokusunu
yitirmemiş ekose atkısını gösteriyor bana.) Hala sıcak tutuyor beni. Umurumda
değil! Ama niçin yapıyorum bunu, başkalarının hakkını tüketmeye hakkım yok
benim. Şimdi sana batı medeniyeti hakkında bilgi vereceğim. Bana göre batı
canavardır. Bosna'da harb oluyor, açlık yoksulluk,
sefalet, ona karşı, varsıl ülkeler ilaç yardımı yapıyorlar. Bunu sana hediye
olarak veriyorum. Ama önceden bir doktora git asabına baktır, sonra oku.
Pınar
Dağ: Tamam İçimden okuyorum.
BOSNA'YA YARDIM OLARAK GÖNDERİLEN ZEHİRLİ, ATIK
MADDELER
İlaç
ve kimyasal madde üreten şirketler, kullanılamayan ilaçları ve tehlikeli
atıkları, savaşta zarar gören bölgelere insani yardım adı altında göndermek
suretiyle, bu maddeden kurtulmanın yollarını buldular. Devam ediyor
Hayrettin
Karaca: Şaşırma işte! Almanlar ilaç diye yollamış bunu. Üzerine de hediye diye yazmışlar paketlerin. Şu satırları da oku, rahat
rahat oku. Okumak günah değil.
Pınar
Dağ:
IMF ve OECD verilerine göre, devletin ekonomideki payı
1937 -1997 yılları arasında; ABD'nde % 8,6 dan % 32,3'e, İngiltere'de % 30'dan
%41'e, Almanya'da %42,4'den %49'a, Fransa'da %
29'dan %54,3'e, Japonya'da ise % 25,4'den %35'e çıkmıştır. Oysa Türkiye'de
devletin ekonomideki payı, 1937 yılında % 80'ler düzeyinde iken 1997 yılında
%26,6'ya düşmüştür.
Hayrettin
Karaca: Kaynak nedir kaynak?
Pınar
Dağ: Kaynak: IMF Economic Outlook, June 1998, OECD Analytical Databank.ak Bildiren Nisan 2001,Sayı 33
Hayrettin
Karaca: IMF, bak kendisi yazmış bunu. Bak evladım okumuyorsunuz, okuyun ve
ülkenizin kıymetini bilin. Senin gibi kendini adamış amatör birinin buna çok
ihtiyacı var. Sen bir canavar olursun, hem de daha gençsin. Ama bilgi sahibi
olursan bir Rachel Carson olursun sen. Senin abideni dikerler bilmem ne ancak
ülken için var olursun. Zaten varsın ama enerjini arttır. Oku bak daha neler
göreceksin. Bir de, "ülkeyi kim yönetiyor, kimlere
biz oy vermişiz."Sene 1985 Veli Göçer, hapse attılar, 18 yıl içerde kaldı.
Çıktı mı çıkmadı mı bilmiyorum!! Al şunu oku.
Pınar
Dağ:
Veli Göçer 18 yıl hapse mahkûm olmuş. TBMM
tutanaklarından Tarih 2 Mayıs 1985. Tek başına ANAP iktidarı dönemi. Mecliste
bir yasa tasarısı görüşülüyor.
İmar Yasası
Halkçı
Parti Kayseri Milletvekili,1948 doğumlu, inşaat mühendisi, Mehmet Uner ve
arkadaşları tarafından verilen önerge:
"Yapı ruhsatı almak için dilekçeye zemin etüdü
projesi (arazinin deprem yapısına göre yapı uygunluğu belirten bilimsel rapor)
eklenmesi zorunludur."
Başkan:
Komisyon üyeleri ve hükümeti bu önergeye katılıyor mu efendim?
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve
Turizm Komisyonu Başkanı İbrahim Özdemir( İstanbul)
Katılmıyoruz efendim.
Devlet
Bakanı Kazım Oksay(Bolu):
Katılmıyoruz efendim.
Bunun
üzerine önerge sahibi Mehmet Uner yine söz alır:
"Her yerleşim yeri doğal çevrenin bir parçasıdır.
Düzenli, dengeli ve sağlıklı yerleşimin baş koşulu, yer seçiminin uygun
yapılmasına bağlıdır. Yasa tasarısında jeolojik özelliklerin göz önüne
alınmadığı görülmektedir. Oysa ülkemiz doğal afetler açısından
böylesine bir ihmalin sonuçlarına katlanır gibi olmadığını yaşayarak öğrenen ve
bunu en iyi bilen ülkelerden biridir. Ülkemiz doğal afetler ve jeolojik
nedenlerden kaynaklanan ve yarattığı sonuçlar açısından da doğal afetlerin en
acımasızı olan depremlerin yoğun olarak yaşandığı ülkelerden biridir.
Yüzde
92'si deprem bölgesi olan ülkemizde, nüfusun yüzde 95'i
deprem tehlikesi altında yaşamaktadır. Sanayimizin yoğun olduğu kentlerimizin
yüzde 75'i, barajlarımızın yüzde 41'i birinci ve ikinci derecede
tehlikeli deprem bölgelerinde yer almaktadır. Bu verilere ülkemizde bir yılda
1,1 yıkıcı deprem olduğunu da eklersek, bu konuda ciddi kuralların konulmasının
ne kadar zorunlu olduğu kendiliğinden anlaşılır.
Ülkemizde
sadece son 45 yılda depremlerden 60.000 kişi hayatını kaybetmiş,400.000 konut
yıkılmıştır. Yalnızca depremlerin yol açtığı ekonomik değer kaybının en az 15
Atatürk Barajı'nı yapabilecek boyutta olduğu
anlaşılır. Depremin ülkemizde yol açtığı zararlar Japonya'ya oranla 30 kat daha
fazladır. Bu bize, çevre planlamasında jeolojik bilgilerden yararlandığımız
takdirde zararımızın 30 kat azaltılabileceğini gösteren somut bir örnektir.
Bu durumu yaratan en önemli neden, jeolojik incelemeler
sonucu sakıncalı görülen yerlerin yerleşime açılmasıyla, jeolojik inceleme
yapılmaksızın iskâna izin verilmesi olgularıdır."
Başkan:
Sayın Uner, toparlayınız lütfen!
Mehmet
Uner:
Devamla
"İl ve ilçe imar işleri kurallarında jeoloji
mühendisliği disiplininin temsil edilmesi yanında, belediyelerde jeoloji
mühendislerinin istihdamına geçilmesi sağlanmalıdır. Bu hizmetlerin İmar Yasası
kapsamına alınması önemlidir"
Başkan:
Sayın Uner lütfen tamamlayınız. Zamanınız üç dakikayı
geçiyor. Müsamahamızı kötüye kullanmayın.
Mehmet
Uner:
Devamla
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Başkan:
Teşekkür ederim. Önergeyi oylarınıza sunuyorum. Kabul
edenler? Kabul etmeyenler?
Önerge
kabul edilmemiştir!
Ölende
mi, öldürende mi, öldürtende mi kabahat?
Veli
Gökçek'e 18 yıl, ya bunlara?
Dolgun
bir maaşla, cilalı ceylan derisi koltuk!
Hayrettin
Karaca: 1985 bu tarih. 1992, 1999 depremden bu adamlar sorumlu değil mi? İşte
imkân bulursanız, o bilgisayarlarınızdan bunlara ulaşabilirsiniz. Mümkün olduğu
kadar TBMM'nin bilgilerini basıp koy bir yere.
Dosyala. A Grubu, B Grubu, C grubu diye ayır. İşte o vakit canavar olursun
canavar. Senden korkarlar. O kız var ya o kız Pınar, çekeceğimiz var bu kızdan
derler. Bak burada State of the world var, dünyanın
durumu adlı kitap. Biz bunu her sene yayımlıyoruz, kaynak da yazdım buraya
bak o kaynakta Amerika'da yazılan State of Word'ün
Türkçesi. Deprem ile ilgili. Ama ben sana yavaş yavaş kitaplar vereceğim. Hadi
sen sor ne soracaksan?
Pınar
Dağ: Sorularımın hepsini sormadan yanıtladınız hatta ziyadesiyle zaman
ayırdınız. Teşekkürler gerçekten…
Hayrettin
Karaca: Rica ederim. Biliyorsun Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ ile Kanal B'de Giderayak adlı bir programımız var. Onunla biraz şaka maka
derken topluma bir görev veriyoruz. Mesela bugün ben Pınar'ın yerinde olsam
Başbakan'a topraklarımızı sat diye
seçmedim. Vekil olarak vekâlet verdim sana ama ben o cesareti vermedim sana,
bunu nerden buluyorsun? Devlet toprak satar mı hem de yabancılara. Yazıklar
olsun sana. Altında vatandaşlık numaranı da yazıp, imzanı yazar
gönderirim. İşte yarın komşuna, apartmanda bulduğun yakınına yazdırırsın ama
aynısını yazdırmazsın, ablana, teyzene, akrabana, sevdiklerine bütün herkese
bunu anlatırsın. Başlarsın bir yerden. Çalıştığın yerdekilere herkese yazdır.
Bak biz TEMA olarak 1 milyon küsur imza topladık 2/B'ye karşı bir imza topladık. Ama hiç faydası yok hiç hiç! Ama
eğer biz topluma inseydik, toplumun 500 bin kişisi etki gösterseydi o daha
etkili olurdu. Sen bir vatandaş olarak görevini yapıyorsun, benim beklediğim
bu. Suçluyuz, suçlusun, suçluyum, suçlular! Çünkü ben ülkenin varlığına
ortağım ama ben ülkemin sorunlarına ortak değilim.
Pınar
Dağ: Bence gerçek bir mühendislik çalışması yapılıyor üzerimizde,
uyuşturuluyoruz galiba!
Hayrettin
Karaca: Hayır, hayır, hayır! Ben 9 senedir televizyon seyretmiyorum. Bazı
zamanlar arkadaşlarım beni seyret, şu programı bir seyret diyor, o da 3 kere ya
da 5 kere oluyor. Televizyon açmasını bilmiyorum hatta açtırıyorum.
İzleyemiyorum.
Pınar
Dağ: Ben de televizyon izlemiyorum
(diyerek atıldıysam da yine gözüne girdiğimi sanmıyorum. Oku oku ve oku
diyor da başka bir şey demiyor)

Yorumlar
Yorum Gönder