25 Mayıs 2012

Mırıldanmalar

içimden dedim beraber yürüyelim olur mu
varsın gemilerimizi taşıyamasın sular
varsın yarı yolda uyuya kalsın
bize gönderilen bahar.

içimden dedim beraber yürüyelim olur mu
varsın gölgemiz olsun hüzün
dilediği gibiuzatsın canevimize ayaklarını
varsın annemiz olsun tütün
hayat daha sert vursun yumruklarını.

içimden dedim ilmeği kaçmış bir hayat bizimkisi
nedir alnımızdan öpmek için izimizi süren
kalmış mıdır kalesi düşmüş bir şehrin cazibesi
nedir yalnız bize yakışan bu serüven.

bu serüven ki
bizden biri yaptı sırtımızdaki hançeri
ve terketti bizi huzur denen sevgili
kalakaldık şaşkınlığın avuçlarında
billur bir kuş gibi.

içimden dedim gömülü bir ırmağın yalnızlığıdır bu
beraber yürüyelim olur mu.

İbrahim TENEKECİ


Giderken Söylenmiştir


I

bakın ne diyorum dünya
sekerek yürüyor gözümden düştü ya

seviyorum aklımın almadığı şeyleri
titriyorum emin olduğum zaman
evlerin ev halkının ve devletlerin
gidiyorum bıraktığı boşluktan

nefes alıp emek veren insan görünce kaçan
gereksiz harcamalar gibi herkesin
canını sıkan ve sonra bakan
gidiyorum bu kesin.

II

toprağım ben dünyanın kök saldığı
ancak uyurken Rabbime nazım geçer

dünyayı o görkemli hastayı
belki bir rüzgar eser beni görmeye
diyerek bekledim ve düşündüm ki
gözlerim kalacak benden geriye

suyu görünce susan bir anneyle bir baba
gibi yaşadım bir kabuğun altında
dedim bir şey gösterin isim koyacak
bir şey gösterin şaşırsın bana

III

bu kadar mezarın arasında ne büyür
ey ölüm gel otur şuraya ve düşün

sözcük yapımında kullanılan
bir şeydir senin gülüşün
herkes güzeldir sustuğu kadar
sen de güzelsin bu mümkün

ne kaldı geriye aslına uygun olan
tutumlu güneş girişken gün
gibi sen kaldın eli ekmek tutan
bir bahçe kadar düzgün

İbrahim Tenekeci

24 Mayıs 2012

Yüzler Ve Sözler

Mezartaşı Yontucusu

mezartaşı yontan bir adamın gözleri
miras pay edilirken uykusu gelen
bir çocuk gibi
bomboş bakar dünyaya.
der ki bu şenlikistanda
her şeyin varisi benim adım muamma
kuruyan yüzünüzü ancak ben onarırım
cilt bakım setleri gider boşa
size bembeyaz bir yüz yaparım.

Kör

Körüm ben, aydınlığa karşı kötürüm
umrumda değil gündüzün uzaması
hiç karışmam Tanrı’nın işine
mesela kaç ölçek kırmızı katıyor güle
-gül neyse-
körüm ben, seslerden insan yaparım
dolaşıp dururum gece bekçisi gibi
şart olsun ki
insan burda karanlıktan kuruyor
bana mı bulaştı yoksa,
dünyanın isi.

Mecnun

kusura kalma teselli hazretleri
sana layık bir mürit olamadım besbelli
büyük şehirlerin küçük içinde
dansa kaldırılan utangaç bir kız gibi
buldum bu dünyada kendimi.
ve camları hohlayıp da çizdiğim resimlerden
bir ben kaldım ve sevgilim
suyu ihmal edilmiş fesleğen gibi gitti
gözlerim terledi yolunu gözlemekten.

Sevgili

gökyüzü kapalı ben açık hece
bir dua damlar yapraklarıma
ceylan derisinden bir ezan sesi
gelir ve cilt olur dudaklarıma.

Foto ali

bir vesikalık kestim aynanın içinden
pazar ola ey çünkü ben
yana yatmayan saçları gibi bir insanın
hep şuna inandım,
geciken bir mektup, düşünün sevgilinizden
işte o mektup benim, siz karşımda gülerken
üzüntümdür yüzünüzde patlayan
foto ali ben
falso alırken her şey hayatın karşısında
çoğaltırım sizi hiç üşenmeden.

Dilenci

ey insan sana küstüm çünkü sen beni
birazdan kurşuna dizilecek bir mahkum gibi
bıraktın ve gittin endişe limanında.
ama sorarım, mesela samatyada
kimin bahçesi daha büyük
ölümden.

Cüce

kurban olduğum,
iki ters bir düz örerken insanları
birkaç ilmek daha atsaydın bu fakire
sevaba girerdin ve
olmazdı kimseye hıncım
ama şimdi üç beş santim için
zıplayıp duruyor elim ayağım.

Deli

deli sizsiniz böyle bir çağda
akıllı kaldığınız için.
ben sizin
akla hayale sığmayan yanınızım
siz ki dünyayı üstünüze giyseniz
yine de açıkta kalırsınız çünkü gözleriniz
dipsiz bir ambar sanki.
ah siz,
mezarlıklar müdür olsanız bundan daha iyi
bir koyup hiç almasanız bir tohum gibi
kendinizi toprağa.


İbrahim Tenekeci

Aşk ve Aşık



Her kimin yakası bir aşktan dolayı yırtılmışsa, o hırstan ve ayıptan tamamıyla temizlenmiştir. Kimde aşk endişesi yoksa o kanatsız kalmış bir kuş gibidir, vah ona! Ey bizim sevdası güzel aşkımız; şad ol!.. Toprak beden, aşktan dolayı göklere çıktı; dağ (bile aşktan) oynamaya başladı, çevikleşti. Yemyeşil aşk bağının sonu, ucu-bucağı yok; orada gamdan ve neşeden başka ne meyveler var! Aşk davaya benzer; cefa çekmek de şahide. Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki! Her ne kadar dille anlatmak aydınlatıcı ise de dile (gelmeyen) aşk, daha parlaktır. Aşk seçkin erler için gemiye benzer. Gemiye binen kişinin bir afete uğraması nadirdir, çoğu zaman kurtulur. Aşkın yüzlerce nazı, edası, ululuğu var. Aşk, yüzlerce nazla elde edilebilir.

Aşk vefakâr olduğu için vefakâr olanı satın alır. Vefasız adama bakmaz bile. Aşkın beş yüz kanadı vardır. Her kanadı, arştan yer altına kadar bütün kâinatı kaplar. Aşk, denizi bir çömlek gibi kaynatır; aşk, dağı kum gibi ezer, eritir. Aşk, gökyüzünü çatlatır, yüzlerce yarık açar; aşk, sebepsiz yeryüzünü titretir. Temiz aşk, Muhammed’le eşti. Allah aşk yüzünden ona “Sen olmasaydın...” dedi. Hâsılı o, aşkta tekti. Onun için Allah, peygamberler içinden O’nu seçti. Gönüllerin dönüşünü aşktan bil. Aşk olmasaydı dünya, donar kalırdı. Bu dünya pazarında sermaye altındır; o dünyada ise aşk ve iki ıslak göz. Zahirî güzelliğe ait bulunan aşklar da aşk değildir; onlar sonunda bir utanç vesilesi olur. En güzel olan Allah aşkından başka ne varsa can çekişmeden ibarettir...

Âşıklık, gönül iniltisinden belli olur; gönül derdi gibi bir dert yoktur. Âşığın hastalığı diğerlerinden farklıdır; aşk, Hak sırlarının usturlâbıdır. Âşıklar ferahlık kadehini, sevgililerin eliyle öldürüldükleri zaman içerler. Dirhem vermek cömert kişiye lâyıktır. Can vermek de esasen âşığın vergisidir. Âşık, aşk diyarında ne söylerse söylesin, ağzından aşk kokusu duyulur. Âşıkların varlıkla işi yoktur; âşıklar, kârlarını sermayesiz elde ederler. Âşıklar, yoklukta çadır kurarlar; onlar, yokluk gibi bir renktedirler, bir tek ruhları vardır onların! Âşıklara sevgilinin güzelliği müderristir; defterleri, dersleri, meşkleri de onun yüzü! Aşk, âşıkların vücudunu inceltir, zayıflatır; sevgililerin vücutlarınıysa güzelleştirir.

Âşık, başını verince akıl kalır mı gayri? Her şey helâk bulur, yalnız O’nun hakikati kalır. Kul, daima elbise, vergi diler; âşığın elbisesi ise daima sevgilinin cemalidir. Şeytan bile âşık olsa topu çeler; bir Cebrail kesilir, şeytanlığı ölür. Aşk, kimseye niyazı ve ihtiyacı olmayan Allah’ın vasıflarındandır. Ondan başkasına âşık olmak, geçici bir hevestir. Çünkü mecazi aşk, altınlarla bezenmiş bir güzelliktir. Görünüşü nurdur, fakat içi dumandır. Nur gitti de dumanı meydana çıktı mı mecazi aşk, derhal soğur; donar kalır.

Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumi (Mesneviden)


Allah'ım Bu Vuslatı Hicran Etme

Allah’ım bu vuslatı hicran etme,
Aşkın sarhoşlarını nalan etme.

Sevgi bahçesini yemyeşil bırak,
Bu mestlere bahçelere kastetme.

Dalı yaprağı vurma hazan gibi,
Halkını başı dönmüş zelil etme.

Kuşunun yuvasının ağacını,
Yıkma da kuşlarını perran etme.

Kumunu ve mumunu karıştırma,
Düşmanları kör et de şadan etme.

Hırsızlar aydınlığın düşmanıdır,
İkbal kıblesi yalnız bu halkadır.

Bu çadır iplerini öyle katma,
Çadır senindir ey, sultan etme.

Yok, dünyada hicrandan daha acı,
Ne istiyorsan et de onu etme.

Hz. Mevlana

Öyle Bir Yere Gittin ki Bu Sefer

Buradan bir nice acıyla, özlemle gittin, 
Sonra yalvardın yakardın amma 
Eline düşmüştün bir kere kaderin,
Ne fayda sevgili, ne fayda…

Her yanda çareler aradın kendine,
Olmadık şeyler yaptın her yanda.
Bulamadın bir çare, sonunda gittin,
Ne fayda sevgili, ne fayda…

Kucağın güllerle doluydu senin,
Ayın on dördü bir yüzün vardı.
Kopup halkasından dostlar meclisinin,
O aşağılık, o bayağı yere sen,
O karıncaların, yılanların yanına
Ne oldu, nasıl oldu da gittin?

Nerde hani o canım sözlerin şimdi?
Nerde hani o sırları çözen akıl?
Nerde hani gül bahçesine giden ayak?
Elimizi tutan el nerde hani?

Hoştun, güzeldin, eşin yoktu senin,
İnsanları hemen elde ederdin.
Ama kalktın çıktın bir uzun yolculuğa,
İnsanları yiyen toprağa gittin.

Ağlaya inleye sen gittin ama
Gökler de arkandan durmadı ağladı.
Parça parça etti yüzünü ay.
Gönlüm arkandan kan bağladı.

Şimdi ne edeyim, kime sorayım seni?
İyi insanlar arasında mısın orda?
Yani dostlar meclisinde mi?
Yoksa bir kenarda boynun bükük mü kaldın?

Öyle bir yere gittin ki bu sefer,
İzinin tozu bile belli değil.
Ne kadar da kanlıymış gittiğin yol!

Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumi

Sen Ben misin Bilmiyorum

Ben bende değil, sende de hem sen, hem ben,
Ben hem benimim, hem de senin, sen de benim,
Bir öyle garip hale bugün geldim ki
Sen ben misin, bilmiyorum, ben mi senim.

Hz. Mevlana