31 Mayıs 2012

Hayat Güzel


Nehir boyunca yürüdüm
Öylece bir sıraya oturdum
Düşünmeye çalıştım ama olmadı
Suya atladım ve battım!

Bir kez battım çıktım,bağırdım
Bir daha çıktım, haykırdım
Su çok soğuk olmasaydı
Suya dalacak ve ölecektim.

Fakat su çok soğuktu. Çok soğuktu.

Sonra asansöre bindim
Yerden onaltı kat yukarı çıktım
Sevgilimi düşündüm
Ve aşağıya atlamayı düşündüm.

Orda durdum ve bağırdım
Orada durdum ve ağladım
O kadar yüksek olmasaydı
Oradan atlamış ve ölmüş olacaktım.

Fakat çok yüksekti. Bayağı yüksekti.

Hala hayattaysam, buradaysam
Sanırım yaşamaya devam edeceğim
Aşk için ölemedim
Bari hayat için yaşayalım.

Bağırırken beni işitebilirsin
Ve ağladığımı da görebilirsin
Bu kez azimliyim, tatlı bebeğim
Benim öldüğümü görebilirsen.

Hayat güzel,şarap güzelse,hayat da güzel..


Langston Hughes

Rüya İçinde Rüya


Bu öpücük senin alnına kondu
Ayrılıyoruz şimdi
Bazı şeyleri söylememe izin ver..
Sen hatalı değilsin..Sanıyorum
Günlerim hep hayal içinde geçti.
Yine de eğer umut bitmişse
Bir gün veya bir gecede
Gelecekte ve hiçlikte
Bu yüzden mi her şey biter?
Gördüğümüz yada göreceğimiz
Rüya içinde bir rüyaya döner..

Kıyıda dalgaların gürültüsü içinde
Ayakta duruyorum
Parmaklarımın arasında
Altın kum tanelerini tutuyorum
Azar azar kayıp gidiyorlar
Parmaklarımın arasından
derinlere…
Ağlıyorum, gözyaşlarım dökülüyor!
Tanrım, onları daha sıkı
Tutamaz mıyım?
Onlardan birini, acımasız dalgalardan
Kurtaramaz mıyım?
Bütün gördüğümüz göreceğimiz bu mu
Bu mudur rüya içinde rüya görmek?

Edgar Allan Poe


Düşün İçinde Düş

Alnına konsun bu öpüş!
Ve, şimdi senden ayrılırken,
İtiraf edeyim ki-
Günlerimi bir düş
Sayarken yanılmıyorsun;
Ama, umut gitmişse uzaklara

Bir gece ya da bir gün
Bir görüntüde ya da bir şeyde olmaksızın
Fark eder mi bu yüzden?
Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz
Yalnızca bir düş içinde bir düş.

Kırılan dalgaların dövdüğü bir kıyının
Haykırışları içinde duruyorum:
Ve altın kum taneleri
Tutuyorum avucumda-
Ne kadar az! Ama nasıl da
Süzülüyorlar parmaklarımın arasından derinlerine
Ben ağlarken - ben ağlarken!
Ah Tanrım! Daha sıkı
Tutamaz mıyım onları?
Ah Tanrım! Tekini bile kurtaramaz mıyım acımasız
dalgadan?
Bir düşün içinde bir düş mü
bütün gördüğümüz ve göründüğümüz?


Edgar Allan Poe

Mutlu Sevgili

Mutlu sevgili gelmiş
Yoklayıp aşkını,nasılsın diye sormaya
Zili çalmış, bahçeye girmiş
Demişler ki, o gitti yuvadan uzaklara.

Üzülür sevgili o büyülü ışık
Sönmüş, gitmiş bahçelerde, salonlarda
Her yer karanlık şimdi her yer
Tad tuz kalmamış odalarda.

Bom boş bulurum güzelim yerleri
Buluşup gezdiğimiz ikimiz birlikte
Tarla, oda ve şirin sokak
Sen yoksun şimdi, her şey kaldı karanlıklarda.

Alfred Lord Tennyson

Uzak Sevgililer



Sis bastırmış iyice, sular yükselmiş;
Yolu yok haber salmanın, mektup iletmenin.
Sadece ay, – bulutlar ötesinde, mavi gökte -
Parlıyor üzerlerinde uzak sevgililerin.

Bütün gün aklımda bu, neye baksam:
Yürek dayanamıyor.
Açılması güç bir kilit gibi çatık kaşlarım.
Her gece gölgesi gelir diye düşümde,
Yarısını ona ayırıyorum üstümdeki yorganın.

Li Po

bira ve kahve


Bir gün tanışacağız, arkadaşlığımızın arkadaşlık düzeyinde kalmayacağını bilerek arkadaş olacağız, sonra sevgili. Bir ay, altı ay, üç yıl. Sonra ben, bir akşam ya da sabah ya da gece yarısı, henüz sen beni terk etmemişsen tabii, herhangi bir neden belirtmeden çekip gideceğim. Çünkü veda konuşmalarını beceremem. Becerebilseydim altı sene önce evlenmiş olurdum. Nasıl ayrılacağımı tahayyül edemediğim için evlenemedim. Ama bu ayrı bir konu. (Ve sana –bir cümleye “ve” ile başlamanın ona ilahi bir ton kattığını Jonathan Safran Foer’den öğrenerek kullanmaya karar verdiğimi de belirtmek isterim– erkek dünyasının tam kalbinden bir tavsiye, bu tarz dostane veda konuşmalarını becerebilen adamlardan uzak dur lütfen. Onlar bir gece uyanıp seni kıtır kıtır kesebilecek kadar kendine güveni yerinde adamlardır. Onlar en düşmanca hislerini bile dostane biçimde ifade edebilen gerçek erkeklerdir, onlar ergen değildir. Ece Temelkuran ne güzel kadın.) Her neyse. Ve sen kendini bok gibi hissedeceksin. Haklı olarak. Ve üzüleceksin. Ve sen üzüldüğün için ben de üzüleceğim. Ama bunu çaktırmayacağım. Ve sen benim taş kalpli ve vicdansız biri olduğumu düşüneceksin. Götün önde gideni olduğumu düşüneceksin. Bu düşüncelerini bir terbiye süzgecinden geçirip smslere dökeceksin. Ve ben onları okurken şöyle düşüneceğim, “Sanırım ben bu dünyaya insanların kalbini kırmak için geldim.” Sonra bir gece saat ikide, alkollüyken telefon açıp bağıra çağıra dökeceksin içindeki bütün zehri. Ama benim kafam o an yazdığım şeyin zehriyle dolu olduğundan senin zehrinden etkilenmeyeceğim ve diyeceğim ki, “Yarın akşamüstü bir kahve içmeye ne dersin?” Ve sen de diyeceksin ki, “Yarın akşamüstü gelip seni bıçaklamama ne dersin bencil piç? Bip bip bip biiiip…” Her neyse. Dışarıda kahve içmekten nefret ederim zaten, evde yeterince içiyorum. Kahve içelim dememin nedeni, bira içip duygusallaştıktan sonra aynı döngüye tekrar başlamaktan korkuyor olmam. Sonuçta bir gün, o kahveyi barış içinde içeceğiz, havadan sudan konuşacağız, herkesin herkessiz yapabileceğini bildiğimizden (Tezer Özlü ne güzel kadın); kendimizle, o ana kadar ki bütün aptallıklarımızla dalga geçebileceğiz ve en sonunda, “Ne güzel böyle, bunu her zaman yapalım,” diyeceğiz. Masaya gelen, donmuş sümüğü üst dudağına yapışık çocuktan selpak ve bu işi sadece hayır için yaptığını iddia eden adamdan tükenmez kalem alacağız. Selpak mı kalem mi diye soracağım. Tabii ki de kalemi seçeceksin. Sonra aramızdaki sessiz anlaşmaya uyarak, bir daha bu kahve faslını hiç tekrarlamayacağımızı bilerek, ayrı yönlere gideceğiz.


Emrah Serbes

O Geçilmemiş Yollardan Geçti


Nice geçilmemiş yollardan geçti

Güvercin pınarının çevresinde dolaştı
Ne kızdı o,kimsenin övgüler düzmediği
Çok az kimsenin sevdiği.

Taşların arasından açan menekşe
Gözlerden yarı saklı
Yıldız gibi parlak,yalnız bir yıldız gibi
Göklerde parıldayan.

Yaşadığını kimse bilmedi,öldüğünü de bilmeyecek
Yitip gitti Lucy’cik işte
Yalnız mı yalnız şimdi mezarında
Bir de yalnızlığı bir bana sorun!

William Wordsworth

Bende İnsandım Azize


Ne çok şey biliyoruz hakkımızda Azize
Yüzün ki benim ülkemdi: dilim dağlarım ve nehirlerim

Bir gün kovuldum gözlerinden
Saçlarının arasına sığındım.
Saçlarını yakmaya geldiler

Gitmek zorunda kaldım.

1)

Yara içindeki ayaklarımı saklardım senden
Bilirdim ki sen öpersen hep yaralarımdan öperdin.

Kızardın hep,
ellerime vururdun,

"kirlisin" derdin, "pasaklım benim"
annem gibiydin.

ama annemden önce dostumdun
ama ondan da önce sen sendin Azize

Amener Rasulu okurlardı bize
Oturur dinlerdik.
Sonra gider karıncaları inlerdik
Unutmadım azize
Kalbimi alıp, ta Allah’a fırlattığımdan beridir
Unutmadım!
Amener Rasulu okurlardı
"Sadakallahulazim" der sararırdık.

"Herkes bir birine acı çekerek gelir" derdin Azize
öğrendim: herkes acı çekerek gelirmiş

alır bir acıyı çeke çeke getirirmiş...

Bir memen benim ağzımda diğer elin kan?
Çözemiyorum, hep aynı rüya...

2)

İnsan olmak nedir Azize?
Bunu senden ayrılınca anladım
İnsan olmak: inleyebilmekmiş bir köpeğin gözlerinde!

"Ağlıyor musun?" diyeceksin
Evet!
Azize dostumdu benim
Bahçemdi.

Şehrim değildi mesela
Kavgam değildi
korkularım hiç değildi
bunca apartman
ve bunca meydan
ve bunca sır hiç değildi.
nasıl küsüp gittiysem artık
nasıl bulaştıysam başka ellere
ve nasıl yapıştıysa yakama birileri
ben de bilmiyorum ki neredeyim kimler leyim?

Bırakın Azizeye gideyim
Bırakın bir kere Azizenin dizlerinde öleyim
siz bilmiyorsunuz
Azize konuşmaz
Azize sormaz
Azize "neredeydin" bile demez
Siz bilmiyorsunuz
Azize çoktan ölmüştür.

Oturmuş cesedinin başında beni bekliyordur
ben gelmeden gömmez bedenini...

Bir savaş meydanı götüreceğim ona göğsüm diye
Bir heba götüreceğim
Bir israf

Azize hep "yaşımız geçti" diyecek
keşke ömrümden versem Azizeye

Gidip borca ömürler alsam onları da versem
Bilsem ki Azize şirin kalacak
Bilsem ki saçları hep uzun...

3)

Bir zindanı da özgürlük diye kesmişler...
İstanbul bir hükümmüş anladım

Hep aynı ağızlar...
Herkes adalet istiyor
herkes mazlum ve herkes haklı
bu nasıl bir cehennem kardeşliği?

Azize bilseydi halimi
"çık gel" derdi
"bırak gel"
Azize bilir dağınık saçlarımı
hiç taramadığımı...
ütüsüz bir gençliği başıma sardığımı...

4)

(Azize
Ölüyorum!
Neredesin be!
Çağır beni hemen yanına
Bul beni
Karşılaş benle
Çünkü öleceğim.)

O kuşlar
nasıl geçip gittiler içimden
Bunu söylesem sana tutup içindeki kuşları vereceksin biliyorum
Bir kanadım kırık desem tutup kanadını kesip vereceksin biliyorum
Ben bir denizden geçmek için bir denizi içmeye imtihan giydim
Gökyüzünü giyinirken yeryüzünden soyunduğumu söylesem
Biliyorum tenini soyunursun önümde…

5)

Ben sana yalan söylemedim
Ama yalanlar içinde kaldığımı da söylemedim

Ben seni terk etmedim
Ama beni neyin terk ettiğini de sana söylemedim.

Hayır! feryat etmiyorum
Hayır! yardım da istemiyorum
Hayır! elimden de tutma
Öleceğim sadece
Kulağına bir şey söylemem lazım
Kulağına demem lazım ki: “Ben de insandım Azize!"

Kayıpkentli
Kıztaşı-Fatih