04 Haziran 2012

Tüm gerçeği anlatabilmek ise beceri işidir..


Bazı sözler doğru olmasına doğrudur ama altlarında
bir şey gizledikleri ya da bir şeyin açığa
çıkmasına mani oldukları için aynı zamanda yalandırlar.
Gerçeği söylemeyi deneyebilirsiniz, sizi tutan yok.
Bazı şeyleri gizlemeden gerçek diye bir şey mümkünse, buyrun söyleyin.
Hem sonra, gerçeğin değil, tüm gerçeğin bir anlamı vardır.
Tüm gerçeği anlatabilmek ise beceri işidir,
her hangi bir gerçekle ilgili olan her gerçeği kavramanız
ve bir bütünlük içinde sunmanız gerekir.
Gerçekle ilgilenecek bir etiğe sahip olsanız ve zekâ seviyeniz
etiğinizi desteklese bile bu zaman ister.
Kimse bu tecrübeyi kazanacak kadar zamana sahip olamaz;
hadi diyelim ki tüm gerçeği anlatabilme tecrübesini kazandınız,
tüm gerçeği dinlemenin de etik, yoğunlaşma
ve zaman istediğini unutmayın sakın.
Sizi uzun süre dikkatle dinleyebilecek,
etik sahibi birini bulduğunuzu varsayalım, inanın bana,
dikkatinin bir bölümünü nerde
yalan söyleyeceğinizi yakalamak için harcalayacaktır.
Bu durumda sizi anlamasını beklemezsini herhalde.
Anlaşılmayacağını bile bile tüm gerçeği söylemek için zamanınızı
ve enerjinizi heba etmek ister misiniz?
Hayır. O zaman hiç denemeyin.

Mehmet Erte

Bir Şiir Defteri İçin


1

Hayır! İlgi beklemiyorum ben
Hüzünlü sayıklamalarına ruhumun,
Alışkınım el çekmeye isteklerimden
En uzak günlerinden beri çocukluğumun,
Yazdıklarımdan da bir şey beklemem
Fakat isterim ki yıllar sonra,
Kısa, fakat isyancı bir ömürden
Bir iz kalmış olsun onlarda.

2

Kim bilir belki günün birinde,
Tüm sayfaları hızla geçerken,
Takılıp kalacaksınız bu dizelere,
Mırıldanarak: haklıymış, gerçekten;
Belki o sevinçsiz şiir uzun süre
Durduracak üstünde bakışlarınızı,
Bir mezar taşının yol üstünde
Durdurması gibi bir yabancıyı! ...

(1830)

Lermontov

Nilgün ölmüş

Nilgün ölmüş. Beşinci kattaki evinin penceresinden kendini aşağı atarak canına kıymış. Ece Ayhan söyledi. Çok değişik bir insandı Zelda. Akşamları belli saatten sonra kişilik hatta beden değiştiriyor gibi gelirdi bana. Yüzü alarır bakışlarına çok güzel ama ürkütücü bir parıltı eklenirdi. Çok da gençti. Sanırım otuzuna değmemişti daha. Ece ile gergedan için yaptığımız aylık söyleşide ondan söyle söz ettim: bu dünyayı başka bir hayatın bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu. Dönüp baktığımda bir acı da buluyorum Nilgün’ün yüzünde. O zamanlar görememişim. Bugün ortaya çıkıyor.

Cemal Süreya


Kendime Gecikmiş Öğütler


kağşamış duyguların üzerine kurulmuş
gösterişli türbeler olmasın yazdıkların!
ne, insanların ölümden
ödünç aldıkları erdemle
sadaka çanağına bir şeyler bırakıp geçtikleri
tapınak avluları gibi soğuk,
ne kışlalar gibi intizamlı olsunlar,
ne de, herkesin birbirinden yüzünü
ve ruhunu gizleyerek girip çıktığı
‘o bildik sokaklar’ gibi
tende kalabalık, ruhta ıssız mı ıssız...

ne çarık, ne postal, ne artistik paten
giyinsin mısraların!
çıplak ayakla yürümesini bilsinler
buz, köz ya da diken üzerinde;
gösteri için değil ama,
dikenden, buzdan, közden can almak için, can.

kanatlarının ağırlığından
rahat yürüyemiyorlarsa, şiirlerin, karada
gönüllerimizin yükünü çekerek yukarılara,
bölük bölük turna sürüleri gibi geçip gitsinler
taze biçilmiş çayırların üstünden!

yanaklarımızı serinletsin gölgesi, o bin pare kanadın!
sinelerimizi serinletsin rüzgârı,
harabelerimizde uğuldasın,
gönlümüzün tellerini tınlatsın,
rüyalarımızı döllesin!
ve hafiften hışırdatsın sayfalarını
gün gün çevirip geçtiğimiz yaşamak kitabının!

yunus sürüleri gibi geçsin, mısraların, bazen de!
yahut daha küçük, daha süslü balık sürüleri gibi
gündelik öykülerimizin içinden,
derinlik ve ışıma bırakarak peşlerinde.

cahit koytak

03 Haziran 2012

Ölüme Saygı

Ölüm bir melek elinde gelir
Ve öper usulca çocuk yüzleri.
Belki bir gün kurtuluruz
Karıncaların yolunu şaşırtan ince rüzgarlarla
Kaplumbağaların hasret kaldığı derin tepelerde
Çocuk gibi bakalım mavi sulara
Şehirlere bakalım insanlığımızı eskittiğimiz
Sislerden dumanlardan yollara atılan
mısır koçanlarından
Belki tutarız birgün belki kurtarır bizi
Simsiyah saralım bezlerle dağları rüzgarları
Gül bahçeleri ağlasın
Dallarda salınan çocuk salıncakları ağlasın
Kırmızı balonlar bizsiz kaybolsun gökyüzünde.
Haydi sığının şehirlere
Kabuğunuza çekilin yorganınızı çekin üstünüze
Kalsın titrek ve mavi elleriniz
Bekleyin geliyor ölüm usulca
Usulca girer koynunuza.

1959
Çamlıca

Erdem Beyazit

Rüya

Annemi ölmüş gördüm rüyamda.
Ağlayarak uyanışım
Hatırlattı bana, bir bayram sabahı
Gökyüzüne kaçırdığım balonuma bakıp
Ağlayışımı.

Orhan VELİ

Uyumsuz



Uyumsuz serseridir benim adım
Tarihe öyle geçeceğim
Kırlara kaçarım sıkılınca mesela
Ama kırı değil, uçurumu seyrederim


Sigara tutarlar, canım istemez
Alır, içerim ama
Zayıflığımla da geçeceğim çünkü tarihe
Sıkılgan, mahcup bir suratla

Ermişleri şaşırtmayı severim fakat
İsa'nın anası Meryem öğretti bunu bana
Onun gibi bir sevgilim olsun isterdim doğrusu
Ama nerde, ölüm abanıyor omzuma


Her zaman kısa şiiri savunmuşumdur
Erken ölümü savunmuşumdur her zaman
Uzadıkça çünkü şiirde hayat da
Usanıyor insan

İsmail Uyaroğlu