Yavaş yavaş o zehir bütün kana yayılır.
Ne çaba, ne de başarısızlıktır insanı yoran.
Tortu kalır, tortu kalır ve insanı öldürür.
...
Ne açık görüşlü olman, ne de sindirimindir
Yaşamanın gereği sonuçları öğüten.
Yavaş yavaş o zehir bütün kana yayılır.
Kocamış bir köpeğin kanını akıttılar,
Gene de bir ay sürdü şehveti yeni kanın;
Tortu kalır, tortu kalır ve insanı öldürür.
O Çin mezarlarıyla moloz yığınlarıdır,
Toprağın kendi değil toprağı yozlaştıran.
Yavaş yavaş o zehir bütün kana yayılır.
İçinde ateş yoksa, deri büzülür kalır.
Tam ateş ölüm demek, yarım-ateş yanandan
Tortu kalır, tortu kalır ve insanı öldürür.
Kaçırılan fırsatlar, kaybolan şiirlerdir
Yüreğin atışını aksatan ve durduran.
Yavaş yavaş o zehir bütün kana yayılır.
Tortu kalır, tortu kalır ve insanı öldürür.
William Empson
Çeviri: Cevat Çapan
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
07 Haziran 2012
Sahibini Arayan Şiir
şairane bir tebessüm bıraktım yüzünüze
bir hikayeden ibaret değilsiniz artık
şiir var peşinizde
o benim
Bir ayna kadar bensiniz
tenim gibi üzerimde
eminim üzülürsem ve dolarsa gözlerim
bir damla yaş süzülür sizin de yüzünüzde
tebessüm bulaşıcıdır
şiiriniz emrinizde
bir hikaye şiir oldu sayenizde
s a y e n i z d e
Daha nasıl sevebilirdim ki sizi...
Elif Şebnem Akal
bir hikayeden ibaret değilsiniz artık
şiir var peşinizde
o benim
Bir ayna kadar bensiniz
tenim gibi üzerimde
eminim üzülürsem ve dolarsa gözlerim
bir damla yaş süzülür sizin de yüzünüzde
tebessüm bulaşıcıdır
şiiriniz emrinizde
bir hikaye şiir oldu sayenizde
s a y e n i z d e
Daha nasıl sevebilirdim ki sizi...
Elif Şebnem Akal
Annem Yok Artık
Umutsuz olmak istemiyorum.
Umutsuzluğun bir çıkar yol olmadığını biliyorum.
Annem yok artık,yeryüzü çok gördü onu,
Kalabalığın arasında kuş gibi çırpınan varlığını
Çok gördü
Dalgın yüreğini çok gördü
Bizim için çarpan,kaygılarla dolu yüreğini.
Annem yok artık.Bu kesin.Gelinecek bir yere gitmedi.
İşte geldim çocuklar demeyecek
Nasılsın yavrum demeyecek
Sobanın yanında oturup uzatmayacak yorgun ayaklarını,
Sabah kahvaltılarının masası olmayacak artık,
Yine gel demeyecek,
Çıkarken ben kapıdan, çıkıp karanlığa karışırken
Yeni bir dönemi başladı ömrümün,
Annemin olmadığı dönemi,
Onu yüreğimin üstüne nasıl bastırmak
İstediğimi bilemeyecek artık.
Gençlik dönemleri birşey anlatmıyor bana,
Aklımda hep son dönemlerinin annemi
Hayatım sürüp gidecek,annem olmadan,
Çocuklarım olduğunda onlara annemi anlatabileceğim
Sadece.
Fotoğraflarına bakacaklar,
Ufarak,biraz mahsunca bir kadın
Küçücük tozlu pabuçlarıyla merdivenleri tırmanıp
Kapımı açıp girmeyecek
Yüreği dopdolu,trafikten insanlardan şaşkın,
Kocasına sığınan biraz bütün fotoğraflarında
Hayatım rüzgar gibi akıp geçiyor,
Uğultulu bir rüzgar gibi akıp geçiyor hayatım..
ANNEM YOK ARTIK
Umutsuz olmamak gerektiğini biliyorum,
Bu acımasız gecede
Yazgı diye birşey yok
İçinde yaşadığımız bu toplum öldürdü annemi
Çarpıntılarla hırpalanan yüreği
Dayanamayıp parçalandı sonunda
Şimdi toprak dolar gözlerine,
Artık istese de kımıldayamaz,
Yokluk esir aldı onu
Bağladı ellerini,kollarını sessizlik,
Çaresiz bile değil artık
Bir çocuk gibi korunmasız,
Karıştı bin yılın ölüsüne
Ama onun umutları
Benim de umutlarım olacak bundan böyle,
Çaresizleri korurken
Annemi de korumuş olacağım biraz
O dilediğince yaşayamadı ömrünü,
Varlığını özgürce geliştiremedi
Ama bütün insanlar,
Varlıklarını özgürce geliştirecekler birgün
Ve annemi hiçbir zaman unutmayacağım
Her ölüm kahramancadır,
Annem hepimizden önce yaşadı
Bu kahramanlığı
Eyy benim yüreğim,güç ver bana
Eyy hayat güç ver bana
Anneme yaraşan şiirler söyleyim
Boşuna yaşamış olmasın o,
Sonsuzlaşsın
İçten,pürüzsüz dizelerimle..
Annem Yok Artık
Nasıl acı duyarsa bir mağara adamı,
Nasıl çıkarsa ölçüsüz haykırışlar gırtlağından
Öyle bağırayım ben de,sonsuzlaşsın yüreğim,
Bütün insanlara sevgiler taşıyacak kadar
Ve öylesine güzelleşsin ki her şey,
Öylesine erisin ki yumuşak bir ışıkta
Öylesine bilgileşeyim,
Öylesine sevgiyle dolsun ki kalbim,
Ölürken annemleşeyim
Biliyorum var olmaz bir daha yok olan şeyler
Umurumda degil
Biçim değiştirdiği maddenin,
Ruh diye birşey de yok
Ama gizli sevgiler bulunup çıkarılırsa
Yüreklerinden insanların
Çıkarılırsa karanlığından unutuşun
Yaşanmış olan şeyler
Ve tek bir insan yüreği gibi çarparsa
Bir günlük insanlık,
Hiçbir şey yok olmamış olacaktır,
Dönüşerek sonsuz,büyük ve
Bütün zamanları birleştiren bir sevgiye...
Annem Yok Artık
Anne diyemeyecegim artık bir başkasına,
Sesimin anneme seslenirkenki tonuyla
Tatil dönüşlerinde annemin ugrayacagım evi yok,
Beni seven birileri olacak mı yine de
Gidip koşulsuz uzanacagım bir yatak,
Saçlarımı okşayacak bir el
Ama ben anneme de bütün bütüne
Bırakamadım kendimi
Saçlarımı okşarken,yorulur şimdi
Bırakır şimdi diye düşünürdüm
Ve çılgınca yaramaz,beyni boş
Denecek kadar yaramaz,
Ve hastalıklı denecek kadar duyarlıklı
Bir çocuktum çocuklugumda
Dizlerine oturdugum birgün,indim utanarak,
Kısa pantolonumdan fırlayan
Ve bana artık büyümüş gelen dizlerimle
Oysa ilkokul ikide ya var ya yoktum daha
O zaman tanıdım sonsuz geniş caddelerini Kars`ın,
Sonsuz geniş göğünü ve o zamanlardan kaldı
Yüregimde sonsuz bir uçurum duygusu
Annem hiçbir zaman bilmedi bunları
Yüreği büyümüş bir çocuktum ben
Gizli gizli ne kadar çok ağladım
Bir gün öleceğini düşünerek onun
Annem yok artık,
Onun yüregindeki ben de yokum,
Yani annemle tanımlanan ben de öldüm onunla
Şimdi,
Yeni bir tanıma alıştırmalıyım kendimi,
Şimdi ,
Ben kendimi düşünmezken bile
Kim düşünür beni...
Ataol Behramoğlu
Kırk yılda bir
kırk yılda bir...
I.
bana gözyaşlarını gösterme anne
söyle yazgısına çarptıkça kendini azdıran bir yüreğin
kırk yılda bir kırklara karışacakken
akdenizde işi ne
bir açıklaması olmayacak mı hayatın
hep yazgı mı denecek insanın doğumuna
ölümüne evlenişine
birşey söyle
oğlunun kırk yılda bir adam gibi sevişine
birşey söyle
aşkın da ölümün de sormadan gelişine
nasıl olur yok mu sonsuzu anlatan bir masal
ben şimdi çocuklara ne derim anne
kırık bir tekneyim çılgın sularda içimde kırık bir dal
artık kırklara karışır giderim anne
kırklara
ışıktan ırmaklara
o zaman belki de gölgemle süslenir cenazeler
beslenir de güllerle yeniden boyverir hayat
benden bir fısıltı karışır tüm halaylara
benden bir rüzgar
denizlerden dağlara
gözü kara yarınlar dökülür avucumdan
gülümseyen bir idamlık kadar gözü kara
kırkındayım yeni uyanmışım uykumdan
artık yeni bir şiir bırakırım tüm kapılara
artık kıyıda yıkıla yıkıla, kuleler
ve deniz kızlarına saraylar yaptığım kumdan
sağalmaz yaralarla dönerim
dönerim yakıla yakıla düştüğüm her uçurumdan
farkındayım
çaresi yok
bir kez uyanmışım uykumdan
düşümde gelincikler
içimde gencecik bir keder var
babamı düşündükçe oğlum geliyor aklıma
diyorum şimdi Fatih de beni anar
ama alışamadım işte benim de bir baba olduğuma
hala gençlik kokar bütün sokaklar
hala gözlerim çocuk
hiç böyle yanmadım şimdiye kadar
içimde gencecik bir keder var
bana gözyaşlarını gösterme anne
ne kar yağar buralarda ne kimse kimseye ağlar
ne masalcı kadın var ne kardeşlerim anne
ikibinbir yılında akdenizde bir bahar
yaşadıkça artıyor acı
ne yağmurlar bitiyor ne de işlerim anne
ıslanmış kağıtlar gibi günler ve dağılıyor yaşamak
artık kırklara karışır giderim anne
ölüyor sözcükler yaralı atım
herkes elinden geleni yapıyor anne
bense yüreğimden geleni yaptım
aklıma inat öyle deli öyle divane
aşk varken daha ne yapayım
yeni tanrılar bulup onlara mı tapayım
dünya tarihinden bana da düşen bu
aşk
yalnızca bu benim payım
kırklara karışma zamanı şimdi
nasıl kopayım anne
kırk yılda bir sonsuza dek göz kırptım
hayatsa hep gözlerini kaçırdı anne
belki de yeryüzünde kocaman bir ayıptım
belki de şiir hep benden kaçardı anne
ya da ben kaçardım karanlıklardan kendime
ne yapar eder yıldızlar düşürürdüm sokaklarıma
sonra beni neden doğurduğunu düşünürdüm anne
düşünür üşürdüm anne
ve sonunda düşürdüm anne
uğruna inandığım yüzüğü bir çığlık anında
ve o an dağları çok özledim
anladım ki ben hala kürdüm anne
ama bu deniz akdeniz sessizce sardı sonsuza beni
yüreğime sürüp giden bir şiir
ateşten bir nehir düşürdüm anne
şimdi ben şehir şehir sürülüp kovulan yalnızların
yollarda söylediği şarkılardan biriyim
ne bana inanan varmış ne özleyecek biri yarın
bütün bildiklerim yanlış ve sözlerim yalanmış anne
kapanıyor artık herşey o uzun konuşmalarda
günler hızla kapanıyor anne
avukat ben hakim ben sanık ben
dalıp gidiyorum duruşmalarda
ve sokaklarda bir bilsen
çocuklar beni çocukluğumdan tanıyor anne
dayanmak çok zor anne
dindirmez artık en serin gülüşler bile
içim yanıyor anne
çözülmez bir düğüm bu bağlandım bile bile
artık giderim canımda bir tek yara
giderim sonsuzlaşır kederim
aşktan bir dilek aşktan bir dua
kırklara karışır giderim
kırklara
yalansız yakınlıklara
içimde gencecik yeni bir şafak
güneşler serperim karanlıklara
bağışlar beni hayat ölüm bağışlar beni
açarım göğsümü sonsuz bir yağmura
ateşte açan gülüm bağışlar beni
bağışlar beni babam ömrüm bağışlar beni
bağışlar kartopu oynarken üşüyen kardeşlerim
oğlum fatih, kızım esra
bağışlar beni
artık ne yalan ne gerçek
içimde dua ve dilek
canımda bir tek yara
karışır giderim kırklara
kırk yılda bir...
II.
bana gözyaşlarını gösterme bebek
bilemezsin nehirler mi taşacak yüreğimden
içimden alev alev bir deniz mi yükselecek
söyle senin de vardır mutlaka bir hikayen
paramparça mıdır benim gibi göğündeki yıldızlar
karışmış mıdır birbirine geçmiş ve gelecek
karışmıştır ama çağla gözlerine gözlerimden bir ışık
yazgından bir parça yüreğime yüreğinden
bir kapı kapanmış bin kapı açık
benimse aklım karışmış neden
yıllarca yaşanacak hiç bilinmeden
ölümler hep bir aşk aşklar hep bir ölüm bekleyecek
yalnız senin sevincin buzdan gözyaşları üstünde sarsılmadan danseden
mutluluk sensin bebek
bazen çok kararlı bazen çok ürkek
sensin uçurumlara taşıyan ruhumun yollarını
sonra ansızın sonsuza çıkaran sensin bitanem
anlayabilir misin nedir hep bulduğunu sandığın anda kaybetmek
nedir boynubükük çekip gitmek
gidip te yazgının gizemini düşünmek
işte benim hikayem
akıl yetmez şiir uzar dayanmaz yürek
küçükken komşular dermiş anneme
bu çocuk garip bu çocuk delirecek
delirecek en aklı başında sözcükler bile şiirlerde
karışacak mevsimler kararacak gözlerim
kaybolup gideceğim gencecik bir kederde
bilmiyorum yazgıma mı karşı geldim
çok mu ayıp ettim hayata karşı
nasıl düştüm bu derde
kaybolup gideceğim gencecik bir kederde
birşey söyle
kırk yıl sonra seni bulmasına yüreğimin
birşey söyle
hayat kimin ölüm kimin aşk kimin
kimin bendeki cennet kimin can kuşum
kolay mı aşkı çağırmak bitirmek ya da
daha sen yokken bebek sonbaharda doğmuşum
iki yıl aralıksız ağlamışım dünyada
babamın tek oğluyum anlaşılmadı huyum
ya prensesti gördüğüm ya ejderha rüyada
hep kendimle konuştum kar üstünde uyudum
masallarda binbirgöl düşümde binbir ada
herşey anlatılmaz bir umuda bıraktıkça kendini
çoğaldıkça kanım içim yandıkça seni aradım bebek
gurbetlerde boyverdim her yan ihanet ini
gün oldu saçlarımı gururla ben de taradım bebek
hep seni aradım güzel kızları arasında ülkemin
ıslığında rüzgarların şarkıların çığlığında
aradım hep sırrını yüreğimdeki nemin
gece karanlığında dolunay ışığında
ve birgün istanbul’un bir cinnet sağnağında
ilk kez yapayalnız düşündüm akdenizi
beşiktaşta kadıköyde üsküdarda
gençliğim sularda köpük köpük son vapurların izi
tanrım dedim koma beni darda
bir başka kumardı benim ki yazısız turasız
son kez ağladım üsküdarda
ağladım ve yeniden aradım tanrıyı yokta ve varda
aradım yoktu sularda saklı bir inci
kurşun ve kan izine karışmış yazılar duvarlarda
içimdeki tek özlem birgün seni bulmanın sevinci
ve acılar ardarda
uzun sürmedi sokaklarda
kaçak sigara satışından kurduğum düşler
uzun sürmedi gençliğimin çığlıklaşması şafaklarda
ve yaşadıkça her yerde çıktı karşıma
film setlerinde gördüğüm sahte gülüşler
gerçektir ama ölüm ve sevda bir de sonsuzluk
farketmezsin gizliden gizliye kanına işler
artık düşümde gelincikler
içimde gencecik yeni bir keder var
ölümü düşündükçe sen
seni düşündükçe yaşamak geliyor aklıma
diyorum senin de en az benim kadar için yanar
hala senin içindir dolandığım bütün sokaklar
hala yüreğim çocuk
hiç böyle sevmedim sonsuza kadar
içimde gencecik yeni bir keder var
içimde gencecik yeni bir bahar
delirir gözyaşını silerim bebek
ve sar beni artık akdenize sar
kırklara karışır giderim bebek
kırk yılda bir sonsuza dek göz kırptım
sen çağla gözlerini kaçırdın bebek
suç benimdi belki yazgıma çarptım
sen bütün aklımı uçurdun bebek
uçurdun karanlığa sevdanın kuşlarını
susuşlarını koydun önüme yeni yokuşlar koydun
gittin ufkun en varılmaz yerinde durdun bebek
yüreğimi yalnız sen vurdun bebek
ve sonunda içirdin bebek
sütü çığlık çığlık avcunla akdenizden
sana hiç küsemedim ağır bir acı sözden
geldin canıma girdin bebek
iste giderim dönüşürüm rüzgara
giderim sonsuzlaşır kederim
aşktan bir dilek aşktan bir dua
kırklara karışır giderim
bırakarak sana kendimi herşeyim senin olsun
al hepsini iyi sakla işte bu geçmişim işte bu geleceğim
ve sakın unutma seni nasıl ve ne kadar sevdiğimi
arkadaşım sırdaşım canım bebeğim.
kırk yılda bir
III.
bana gözyaşlarını gösterme hiç akdeniz
gösterme deniz kızlarının gözlerinde maviyi
mümkün mü artık söküp çıkarmak bu yarayı bu tenden
şiirin yüreğinden bu ateşten çiviyi
bir çığlığa kat da söyle aslında nedir iyi
nedir içim yandıkça inadına küllenen
çözsem diyorum artık bu sonsuz bilmeceyi
nedir bana göre hayat
kimim ben
meğer benim gözyaşlarım değilmiş bütün şarkılarda nakarat
aşkın karanlığında gizlenen bir yazgıyla
hayata bir soruymuş kırkyıldır süren hayat
bense uçurumlarda hep aynı bir rüyayla
yağmura göre bir adam sandım kendimi çoğu zaman
eylül ve nisan aylarında yüreği bir dağılan
ve söyleşip duran tanrıyla dolunayla
sonra dağlara göre sandım kendimi sonra denize göre
rüzgarlarla yarışan doru bir tayla
derken ne eylüldü ne nisan
sımsıcak bir yürek ve sıcak bir haziran
çıldırabilir sonsuz sevince insan
sonsuz bir şarkı istiyordum bir aşk fısıltısından
oysa ben buna göre de değilmişim neye göreyim
hiçliğin şiiri mi kırk yılın arkasından
nerdedir yerim
kalmışken yüreğim onun ateşten yüreğinde
nereye nasıl giderim
ne yaşarım yarına
bakabilir miyim akdenizin gözyaşlarına
yağmurunda yıkandığım uğrunda yandığım düşler
nice yalanı gerçek sandığım düşler
tutmazlar şimdi elimden
yazgım sır vermez bana
artık kırklara karışır giderim
ve saklar sırrını hayat
gözyaşlarına
gözyaşlarına...
Sıtkı Caney
I.
bana gözyaşlarını gösterme anne
söyle yazgısına çarptıkça kendini azdıran bir yüreğin
kırk yılda bir kırklara karışacakken
akdenizde işi ne
bir açıklaması olmayacak mı hayatın
hep yazgı mı denecek insanın doğumuna
ölümüne evlenişine
birşey söyle
oğlunun kırk yılda bir adam gibi sevişine
birşey söyle
aşkın da ölümün de sormadan gelişine
nasıl olur yok mu sonsuzu anlatan bir masal
ben şimdi çocuklara ne derim anne
kırık bir tekneyim çılgın sularda içimde kırık bir dal
artık kırklara karışır giderim anne
kırklara
ışıktan ırmaklara
o zaman belki de gölgemle süslenir cenazeler
beslenir de güllerle yeniden boyverir hayat
benden bir fısıltı karışır tüm halaylara
benden bir rüzgar
denizlerden dağlara
gözü kara yarınlar dökülür avucumdan
gülümseyen bir idamlık kadar gözü kara
kırkındayım yeni uyanmışım uykumdan
artık yeni bir şiir bırakırım tüm kapılara
artık kıyıda yıkıla yıkıla, kuleler
ve deniz kızlarına saraylar yaptığım kumdan
sağalmaz yaralarla dönerim
dönerim yakıla yakıla düştüğüm her uçurumdan
farkındayım
çaresi yok
bir kez uyanmışım uykumdan
düşümde gelincikler
içimde gencecik bir keder var
babamı düşündükçe oğlum geliyor aklıma
diyorum şimdi Fatih de beni anar
ama alışamadım işte benim de bir baba olduğuma
hala gençlik kokar bütün sokaklar
hala gözlerim çocuk
hiç böyle yanmadım şimdiye kadar
içimde gencecik bir keder var
bana gözyaşlarını gösterme anne
ne kar yağar buralarda ne kimse kimseye ağlar
ne masalcı kadın var ne kardeşlerim anne
ikibinbir yılında akdenizde bir bahar
yaşadıkça artıyor acı
ne yağmurlar bitiyor ne de işlerim anne
ıslanmış kağıtlar gibi günler ve dağılıyor yaşamak
artık kırklara karışır giderim anne
ölüyor sözcükler yaralı atım
herkes elinden geleni yapıyor anne
bense yüreğimden geleni yaptım
aklıma inat öyle deli öyle divane
aşk varken daha ne yapayım
yeni tanrılar bulup onlara mı tapayım
dünya tarihinden bana da düşen bu
aşk
yalnızca bu benim payım
kırklara karışma zamanı şimdi
nasıl kopayım anne
kırk yılda bir sonsuza dek göz kırptım
hayatsa hep gözlerini kaçırdı anne
belki de yeryüzünde kocaman bir ayıptım
belki de şiir hep benden kaçardı anne
ya da ben kaçardım karanlıklardan kendime
ne yapar eder yıldızlar düşürürdüm sokaklarıma
sonra beni neden doğurduğunu düşünürdüm anne
düşünür üşürdüm anne
ve sonunda düşürdüm anne
uğruna inandığım yüzüğü bir çığlık anında
ve o an dağları çok özledim
anladım ki ben hala kürdüm anne
ama bu deniz akdeniz sessizce sardı sonsuza beni
yüreğime sürüp giden bir şiir
ateşten bir nehir düşürdüm anne
şimdi ben şehir şehir sürülüp kovulan yalnızların
yollarda söylediği şarkılardan biriyim
ne bana inanan varmış ne özleyecek biri yarın
bütün bildiklerim yanlış ve sözlerim yalanmış anne
kapanıyor artık herşey o uzun konuşmalarda
günler hızla kapanıyor anne
avukat ben hakim ben sanık ben
dalıp gidiyorum duruşmalarda
ve sokaklarda bir bilsen
çocuklar beni çocukluğumdan tanıyor anne
dayanmak çok zor anne
dindirmez artık en serin gülüşler bile
içim yanıyor anne
çözülmez bir düğüm bu bağlandım bile bile
artık giderim canımda bir tek yara
giderim sonsuzlaşır kederim
aşktan bir dilek aşktan bir dua
kırklara karışır giderim
kırklara
yalansız yakınlıklara
içimde gencecik yeni bir şafak
güneşler serperim karanlıklara
bağışlar beni hayat ölüm bağışlar beni
açarım göğsümü sonsuz bir yağmura
ateşte açan gülüm bağışlar beni
bağışlar beni babam ömrüm bağışlar beni
bağışlar kartopu oynarken üşüyen kardeşlerim
oğlum fatih, kızım esra
bağışlar beni
artık ne yalan ne gerçek
içimde dua ve dilek
canımda bir tek yara
karışır giderim kırklara
kırk yılda bir...
II.
bana gözyaşlarını gösterme bebek
bilemezsin nehirler mi taşacak yüreğimden
içimden alev alev bir deniz mi yükselecek
söyle senin de vardır mutlaka bir hikayen
paramparça mıdır benim gibi göğündeki yıldızlar
karışmış mıdır birbirine geçmiş ve gelecek
karışmıştır ama çağla gözlerine gözlerimden bir ışık
yazgından bir parça yüreğime yüreğinden
bir kapı kapanmış bin kapı açık
benimse aklım karışmış neden
yıllarca yaşanacak hiç bilinmeden
ölümler hep bir aşk aşklar hep bir ölüm bekleyecek
yalnız senin sevincin buzdan gözyaşları üstünde sarsılmadan danseden
mutluluk sensin bebek
bazen çok kararlı bazen çok ürkek
sensin uçurumlara taşıyan ruhumun yollarını
sonra ansızın sonsuza çıkaran sensin bitanem
anlayabilir misin nedir hep bulduğunu sandığın anda kaybetmek
nedir boynubükük çekip gitmek
gidip te yazgının gizemini düşünmek
işte benim hikayem
akıl yetmez şiir uzar dayanmaz yürek
küçükken komşular dermiş anneme
bu çocuk garip bu çocuk delirecek
delirecek en aklı başında sözcükler bile şiirlerde
karışacak mevsimler kararacak gözlerim
kaybolup gideceğim gencecik bir kederde
bilmiyorum yazgıma mı karşı geldim
çok mu ayıp ettim hayata karşı
nasıl düştüm bu derde
kaybolup gideceğim gencecik bir kederde
birşey söyle
kırk yıl sonra seni bulmasına yüreğimin
birşey söyle
hayat kimin ölüm kimin aşk kimin
kimin bendeki cennet kimin can kuşum
kolay mı aşkı çağırmak bitirmek ya da
daha sen yokken bebek sonbaharda doğmuşum
iki yıl aralıksız ağlamışım dünyada
babamın tek oğluyum anlaşılmadı huyum
ya prensesti gördüğüm ya ejderha rüyada
hep kendimle konuştum kar üstünde uyudum
masallarda binbirgöl düşümde binbir ada
herşey anlatılmaz bir umuda bıraktıkça kendini
çoğaldıkça kanım içim yandıkça seni aradım bebek
gurbetlerde boyverdim her yan ihanet ini
gün oldu saçlarımı gururla ben de taradım bebek
hep seni aradım güzel kızları arasında ülkemin
ıslığında rüzgarların şarkıların çığlığında
aradım hep sırrını yüreğimdeki nemin
gece karanlığında dolunay ışığında
ve birgün istanbul’un bir cinnet sağnağında
ilk kez yapayalnız düşündüm akdenizi
beşiktaşta kadıköyde üsküdarda
gençliğim sularda köpük köpük son vapurların izi
tanrım dedim koma beni darda
bir başka kumardı benim ki yazısız turasız
son kez ağladım üsküdarda
ağladım ve yeniden aradım tanrıyı yokta ve varda
aradım yoktu sularda saklı bir inci
kurşun ve kan izine karışmış yazılar duvarlarda
içimdeki tek özlem birgün seni bulmanın sevinci
ve acılar ardarda
uzun sürmedi sokaklarda
kaçak sigara satışından kurduğum düşler
uzun sürmedi gençliğimin çığlıklaşması şafaklarda
ve yaşadıkça her yerde çıktı karşıma
film setlerinde gördüğüm sahte gülüşler
gerçektir ama ölüm ve sevda bir de sonsuzluk
farketmezsin gizliden gizliye kanına işler
artık düşümde gelincikler
içimde gencecik yeni bir keder var
ölümü düşündükçe sen
seni düşündükçe yaşamak geliyor aklıma
diyorum senin de en az benim kadar için yanar
hala senin içindir dolandığım bütün sokaklar
hala yüreğim çocuk
hiç böyle sevmedim sonsuza kadar
içimde gencecik yeni bir keder var
içimde gencecik yeni bir bahar
delirir gözyaşını silerim bebek
ve sar beni artık akdenize sar
kırklara karışır giderim bebek
kırk yılda bir sonsuza dek göz kırptım
sen çağla gözlerini kaçırdın bebek
suç benimdi belki yazgıma çarptım
sen bütün aklımı uçurdun bebek
uçurdun karanlığa sevdanın kuşlarını
susuşlarını koydun önüme yeni yokuşlar koydun
gittin ufkun en varılmaz yerinde durdun bebek
yüreğimi yalnız sen vurdun bebek
ve sonunda içirdin bebek
sütü çığlık çığlık avcunla akdenizden
sana hiç küsemedim ağır bir acı sözden
geldin canıma girdin bebek
iste giderim dönüşürüm rüzgara
giderim sonsuzlaşır kederim
aşktan bir dilek aşktan bir dua
kırklara karışır giderim
bırakarak sana kendimi herşeyim senin olsun
al hepsini iyi sakla işte bu geçmişim işte bu geleceğim
ve sakın unutma seni nasıl ve ne kadar sevdiğimi
arkadaşım sırdaşım canım bebeğim.
kırk yılda bir
III.
bana gözyaşlarını gösterme hiç akdeniz
gösterme deniz kızlarının gözlerinde maviyi
mümkün mü artık söküp çıkarmak bu yarayı bu tenden
şiirin yüreğinden bu ateşten çiviyi
bir çığlığa kat da söyle aslında nedir iyi
nedir içim yandıkça inadına küllenen
çözsem diyorum artık bu sonsuz bilmeceyi
nedir bana göre hayat
kimim ben
meğer benim gözyaşlarım değilmiş bütün şarkılarda nakarat
aşkın karanlığında gizlenen bir yazgıyla
hayata bir soruymuş kırkyıldır süren hayat
bense uçurumlarda hep aynı bir rüyayla
yağmura göre bir adam sandım kendimi çoğu zaman
eylül ve nisan aylarında yüreği bir dağılan
ve söyleşip duran tanrıyla dolunayla
sonra dağlara göre sandım kendimi sonra denize göre
rüzgarlarla yarışan doru bir tayla
derken ne eylüldü ne nisan
sımsıcak bir yürek ve sıcak bir haziran
çıldırabilir sonsuz sevince insan
sonsuz bir şarkı istiyordum bir aşk fısıltısından
oysa ben buna göre de değilmişim neye göreyim
hiçliğin şiiri mi kırk yılın arkasından
nerdedir yerim
kalmışken yüreğim onun ateşten yüreğinde
nereye nasıl giderim
ne yaşarım yarına
bakabilir miyim akdenizin gözyaşlarına
yağmurunda yıkandığım uğrunda yandığım düşler
nice yalanı gerçek sandığım düşler
tutmazlar şimdi elimden
yazgım sır vermez bana
artık kırklara karışır giderim
ve saklar sırrını hayat
gözyaşlarına
gözyaşlarına...
Sıtkı Caney
Aniden Başımı Çevirip
bize mahsus ayrılıktan anı çıkarmak
ne güzel mektuptu
saçından kesip koymuşsun içine
açtım
okurken aradın
sesin güzel değil
sevgilim söyle seni üzen ne
tam kapıdan çıktım
geri döndüm
odada
dağıttım aklımdaki sisi
su içtim mutfakta
su çarptım yüzüme banyoda
su gibi aktım kendimden
sıcak tut geceni gündüzünü
sıkıca giyin
aniden başımı çevirip baktığım gibi
aniden elini yüreğine koy
aniden elimi tut
gitme bir yere bensiz!
Emin Akdamar
ne güzel mektuptu
saçından kesip koymuşsun içine
açtım
okurken aradın
sesin güzel değil
sevgilim söyle seni üzen ne
tam kapıdan çıktım
geri döndüm
odada
dağıttım aklımdaki sisi
su içtim mutfakta
su çarptım yüzüme banyoda
su gibi aktım kendimden
sıcak tut geceni gündüzünü
sıkıca giyin
aniden başımı çevirip baktığım gibi
aniden elini yüreğine koy
aniden elimi tut
gitme bir yere bensiz!
Emin Akdamar
YÂRE
bütün ruhumla
sana taşındım sevgilim
pâre pâre
yaralarımla
diri ve kırmızı
kalbimdi bıraktığım avuçlarına!
sığamadım…
sığamadım...
sığamadım…
ah o şahlanan maya, o burcu hisar
nağmesi aya değen çağanak:
yer ile yeksan!
yan! ılgım… katlan yine eğnine
sarılarını sar geri, sırlan!
dinler gibi kendini ney
susar gibi kendine neyzen
kalsın bende yalnızlığın
suretâ bir sağanak
unutma!
acıdır suyu pişmanlığın
gün gelir hatırlarsın
kıyından geçmişti bir vakit
yelkenleri güneş fırtınası
bir dev kadırga!
hercâi alacası değil çün
açar kızıl kan rengi
bir zor gülün bağrında
ve hak edene takar tâcını
aşk!
Perihan BAYKAL
sana taşındım sevgilim
pâre pâre
yaralarımla
diri ve kırmızı
kalbimdi bıraktığım avuçlarına!
sığamadım…
sığamadım...
sığamadım…
ah o şahlanan maya, o burcu hisar
nağmesi aya değen çağanak:
yer ile yeksan!
yan! ılgım… katlan yine eğnine
sarılarını sar geri, sırlan!
dinler gibi kendini ney
susar gibi kendine neyzen
kalsın bende yalnızlığın
suretâ bir sağanak
unutma!
acıdır suyu pişmanlığın
gün gelir hatırlarsın
kıyından geçmişti bir vakit
yelkenleri güneş fırtınası
bir dev kadırga!
hercâi alacası değil çün
açar kızıl kan rengi
bir zor gülün bağrında
ve hak edene takar tâcını
aşk!
Perihan BAYKAL
Ben hayatta en çok seni sevdim
ben hayatta en çok seni sevdim
sen çıkıp yeldin, geldin ya yeğin
gündüzler gece oldu, geceler gündüz
güneş tabakta turunç, ay gölde tavus
kazaz inceliğiyle yontardık aşkı, biz aşkı
tek tek, tane tane, an be an
fırat kıyısında ...içilen mırradan acı
ve deliydi balımız
-ki en çok sevdiğini kanatır insan-
ben hayatta en çok seni öptüm
dudağım dudağına
tenin tenime değende
en güzel kırmızısı dünyanın
ben en çok sana güvendim hayatta
tuttum elini eğildim uçurumuna yüzünün
kar yağarken düşlerimize incecik
sen gibi örtmedi bir daha kimse üstümü
ben hayatta en çok sana küstüm
giderdim senden sana varırdım
sığındığım dulda yine senin kuytun
iflah olmaz martısıydım göğünün
ben tufeyli, ben evcil, ben vahşi
ne olduysam hep senden yana, sana doğru
yirmi bin gözüyle baktım kelebeğin sana
bakar gibi suya gül, uçsuz ve sonsuz
bir yavru kuş ağzıydı yüreğim ağzında
işte öyle, işte öyle, işte öyle sevdim
hayatta ben en çok seni sustum
yaşım göstermedim yağı yabana
geceler boyu eğirdiğim kınnaptın ince
ellerim kalebent, gözlerim sufi
ben seni bir büyük yemin gibi sevdim
ben hayatta en çok seni…
şimdi kim özür dileyecek kuşlardan, kim
hangi dal, hangi mavi
Perihan Baykal
sen çıkıp yeldin, geldin ya yeğin
gündüzler gece oldu, geceler gündüz
güneş tabakta turunç, ay gölde tavus
kazaz inceliğiyle yontardık aşkı, biz aşkı
tek tek, tane tane, an be an
fırat kıyısında ...içilen mırradan acı
ve deliydi balımız
-ki en çok sevdiğini kanatır insan-
ben hayatta en çok seni öptüm
dudağım dudağına
tenin tenime değende
en güzel kırmızısı dünyanın
ben en çok sana güvendim hayatta
tuttum elini eğildim uçurumuna yüzünün
kar yağarken düşlerimize incecik
sen gibi örtmedi bir daha kimse üstümü
ben hayatta en çok sana küstüm
giderdim senden sana varırdım
sığındığım dulda yine senin kuytun
iflah olmaz martısıydım göğünün
ben tufeyli, ben evcil, ben vahşi
ne olduysam hep senden yana, sana doğru
yirmi bin gözüyle baktım kelebeğin sana
bakar gibi suya gül, uçsuz ve sonsuz
bir yavru kuş ağzıydı yüreğim ağzında
işte öyle, işte öyle, işte öyle sevdim
hayatta ben en çok seni sustum
yaşım göstermedim yağı yabana
geceler boyu eğirdiğim kınnaptın ince
ellerim kalebent, gözlerim sufi
ben seni bir büyük yemin gibi sevdim
ben hayatta en çok seni…
şimdi kim özür dileyecek kuşlardan, kim
hangi dal, hangi mavi
Perihan Baykal
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






