09 Haziran 2012

Gün

Kadın evli
parmağında yüzüğü: zamansız aşklardan

(Yalnızlığı avlusuna düşmüş utancı
hüznün kapı aralığında mı öpüşürdü)

Evi yok erkeğin, hiç olmamış
Kollarında kelepçe: akşam rüzgârından

(Alır başımı giderdim kentlerden, şiirlerden)

Ömür boyu aşktan mı konuşmuşlar
ölüm boyu yaşamaktan
bahçeli bir evden, çiçeklerden
işe gitmekten aşka dönmekten
dolu fileler boş yataklar
sefertasları – dağların ardından
süper-marketlerden süper sevgilerden
dağların ardından seni sevseydim

Hiç gün güneş görmemiş mi ne
ikisinin de yüzü gündüzü

(Alır başımı giderdim acıdan rüzgârdan)

Dalında çürümüş yalnızlık gibi

Çok mu oldu uçalı gölgesi yalnızlığın yüzünden

Refik Durbaş

Selda Bağcan Bundan Sonra


Şahdamar

Siz hürsünüz; siz şartsız ve kayıtsızsınız
Bir balığın, bir siyah, bir kara balığın
İncecik kılçığı üzerine yemin edersiniz;
(K) harfi üzerine yemin edersiniz.
Rakı içen kadınların, çiçek yiyen kızların
İyilikleri, günahları ve çeyizleri üzerine yemin edersiniz.
İstakozların, kırmızı ve mavi istakozların
Bir mavzerlik peygamberlikleri üzerine,
Küçük ve büyük, acılı ve acısız
Yeminler yeminler yeminler edersiniz.
Siz siz üzre yeminler edersiniz.

Biz hayret eder, kuvvet eder, dudağımızı bükeriz;
Dudağımızı kör makaslarla dilim dilim ederiz
İki tane elimiz var deriz;
Bin tane elimiz olsaydı
Bini birbirinin aynı olurdu deriz.
999 elimiz kağıt gibi yansın,
Bir elimiz güneş gibi dursun..
Biz elbette dudak büker, hayret ederiz.

Biz inkar eder, inkarı severiz;
Bayram hediyenizi iade ederiz
Biz mahcup ve onurlu çocuklarız
Başımızı kaldırıp bir bakmayız
Siz rüyalarınızda yaşayıp durursunuz
Siz güvercinleri gözlerinden vurursunuz
Siz ekmeğin hamurunu, aşkın hamurunu samandan yoğurursunuz
Siz rüyalarınızda yaşayıp durursunuz

Toprağı zindana koyduk biz
Üzerine yedi kilit vurduk biz
Kaç gelinin alnında kaç yumurta kırdık biz
Varsın yarın takılsın benim çene kemiğim
Bir köpeğin ön dişlerine
Ve Fahriye'nin kürek kemiği tam ortasından kırılsın
Biz inkar eder, şah inkarlar severiz.

Kafamızı kaldırıp bir bakmayız
...........................................
Ruhumuzun içinde kar yağar
Anamızdan doğduğumuz geceden beri
Heybemizi emektar makinelere yükleriz
Fikirlerimizi tifil vinçlere
İri buğday tanelerinin trenleri yürüttügünü bilmeyiz
Biz yangında koşuyu kaybeden atlarız
Biz kirli ve temiz çamaşırları
Aynı zaman aynı minval üzere katlarız
Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız

Siz kalbe hançer gibi giren
Siz kalpten ağaç gibi çıkan
Siz bize şahdamarımızdan yakın
Siz yüzükler içindeki kan
Siz inançların sedef kabuğunu
Ebabil kuşlarının gagalarıyla kıran

Bununla beraber üzülmediğinizi biliyoruz
Gün gelecek toprağın altına uzanacağız
Her gece saat beş sularında sizi
Toplardamarlarımızın içinde bekliyeceğiz


Sezai Karakoç

O şiir'i yaşarken...

Gece...
suyu seyrediyorum...suyu ve yağmuru...
gecenin kalbine iniyor her damla
...rüzgâr...yağmur...rüzgâr...
kadın, adamın hüznüne eşlik ediyor
g e c e
yağmur yağıyor
yağmur yağıyor
yağmur yağıyor
kalbimde rüzgâr
bekliyorum...




“geride kalan kalbinizse, mutlaka geri dönersiniz.”

08 Haziran 2012

Bir gül bahçesine gömün beni öldügüm zaman

Hayat bu sevdiğim,
bir varmış bir yokmuş gibi
sürükleyip götürdü ömrümü işte
bazen kırılmış dallarda ince bir sızı
bazen ağlayan gözlerde,
süzülen bir gözyaşı gibi yalnız kaldım
ne hayat anladı beni, ne ben hayatı

Yağmurlara gömün beni öldügüm zaman
ayazlar vurmadan yürek kırgını gülüşlerimi
savrulmadan dudağımda şiirler
kalbimdeki mor menekşeler kırılmadan
rüzgarlara, baharlara, karanfillere gömün beni
rüyalara, hülyalara gömün gözlerimi yumunca
güneşe sevdalı bir çocuğun hayaline
bir söğüt dalının yaprağına gömün beni
bahar gelince, umutlar yeşerince
sevişince kumrular
ürperen bir yaprağı öperken dalında seher yeli

Gözlerimde şiir yaralarıyla,
kalbimin en ağır depreminde,
yaşamın en ince yerindeyim şimdi.
hangi güle uzansam dikenler yağıyor umutlarıma

Bir çocuğun gülüşüne gömün beni öldügüm zaman
uçsun, uçurtmasında kanadı kırık gülüşlerim
bir genç kızın düşüne
bir martının süzülüşüne
sevginin kundağına sarın gözlerimi yumunca
üşümesin yüreğimdeki incinmişlikler

Bir gül bahçesine gömün beni öldügüm zaman
bir gülün rengine, bir şarkının ahengine
bir güz bahçesi gibi solmadan kalbim
öksüz gelincikler gibi bükmeden boynumu
bir bülbül sesine gömün beni gözlerimi yumunca
bağban bilmesin

Bahar kokulu sabahlara gömün beni yumunca gözlerimi
mavi bir suyun akışında, bir çiçeğin kokusunda yıkayın
serin çimenlerin üstüne hayallerimi
durmadan şarkılar söylesin kalbim, şiirler okusun yarınlara
gökyüzünü, güneşi, bulutları, yıldızları
ve tüm umutlarımı çocuklara verin
çocuklar sevinsin

Bir dağ başına gömün beni gözlerimi kapayınca
kirlenmeden içimin kar beyazı
gönlümün düş martısı susmadan
kırılmadan dudağımdaki mor menekşe
yürek vuruşlarına
yürek yanışlarına
bir baba’nın, bir anne’nin gözyaşlarına
bir çocuğun avuçlarına gömün beni
kalbime gömün acılarımı
ölüm bilmesin
kirpiğime dokundukça yel
iki mezar taşı narasında dinlensin başım

Bahar kokulu sabahlara gömün beni kuşlar uçarken
gül ve karanfil kokularına, papatya dolu kırlara,
bir suyun akışında, bir gülün kokusunda yıkayın
rüzgarın soluğuna gömün şiirlerimi gözlerimi yumunca
özlemim gözlerimde, yüreğimde şiirler öylece bırakın toprağa
serin çimenlerin üstüne gerçekleşmeyen hayallerimi
durmadan şarkılar söylesin kalbim, şiirler okusun baharlara

Nuri Can

Ten Vakti

Başka bir yurdum yok
Bedeninde yaşıyorum*

Temi ten, adı Ten Vakti bu şiirde durdum işte
ağzım su içim ten saatleri
kadife bir geceyi gideceğim birazdan
birazdan bir şeffaf seansta buluşup kendimle
elhamra kadehini kıracağım gecenin
gecenin cam rüyaları boşalacak benden
cam bir rüya gibi yapışıp kalacağım teninde
tenin ki, âh kumral bir denizdir bana
terimin öptüğü lâlçocuk cenneti damla damla!
her damlası birer gece yorgunluğu hazzıdır ömrüme
– ki beyaz zambaklar balesidir gidilmiş tenime –
öpülmüş haz düşülmüş düş dönülmüş gece
inilmiş güzel gök boşluğu ıslak ıslak
kendine dökülmüş şehvanî bir uçurum ipince
âh, neler uçurum değildir ki ey ten!
ey ten! şimdi, haz şaşkınıyım ya bu saatte
– öyle ya da böyle hep bir şeyin şaşkınıyım zaten –
insan kendiyle seviştiğini bilmez de hani
sevişir ya gecenin leylak hüznü masumiyetiyle
sevişir de içinin kalp dudaklarında durur ya!
heyhat, bu şiir de duruldu, üşüdüm işte!

Ey ten! Beni içine al artık**

Hüseyin Alemdar
*Yannis Ritos
**Birhan Keskin

07 Haziran 2012

Minnet


Minnet

Her şey ama her şey için minnettarım sana:
Hırsın gizli ızdırapları için,
Gözyaşlarının acısı ve öpücüğün zehri için,
Düşmanların intikamı, dostların iftirası için
Bir çölde erittiğin ruhumun yangını için
Hayatta aldanmış olduğum her şey için.
Sadece öyle yap ki, bundan sonra
Sana daha fazla minnet duymayayım.

Lermontov