17 Haziran 2012

Gül Kokuyorsun

Gül kokuyorsun bir de
Amansız, acımasız kokuyorsun
Gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun
Dayanılmaz bir şey oluyorsun biliyorsun
Hırçın hırçın, pembe pembe
Öfkeli öfkeli gül
Gül kokuyorsun nefes nefese.

Gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
Ve acı ve yiğit ve nasıl gerekiyorsa öyle
Sen koktukça düşümde görüyorum onu
Düşümde, yani her yerde
Yüzü sararmış, titriyor dudakları
Şakakları ter içinde
Tam alnının altında masmavi iki ateş
İki su
İki deniz bazen
Bazen iki damla yaz yağmuru
Mermerini emerek dağlarının
Şiirler söylüyor gene
Ölümünden bu yana yazdığı şiirler
Kızaraktan birtakım şiirlere
Büyük sular büyük gemileri sever çünkü
Ve odur ki büyüklük
Şiir insanın içinden dopdolu bir hayat gibi geçerse
O zaman ölünce de şiirler yazar insan
Ölünce de yazdıklarını okutur elbet
Ve senin öyle amansız
Gül koktuğun gibi
Yaşamanın herbir yerinde.

Gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
Bu koku dünyayı tutacak nerdeyse
Gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün
Herkes, hep bir ağızdan: gül!
Ve her şeyin üstüne bir gül işlenecek
Saçların, alınların, göğüslerin üstüne
Yüreklerin üstüne
Bembeyaz kemiklerin
Mezarsız ölülerin üstüne
Kurumuş gözyaşlarının
Titreyen kirpiklerin üstüne
Kenetlenmiş çenelerin
Ağarmış dudakların
Unutulmuş çığlıkların üstüne
Kederlerin, yasların, sevinçlerin üstüne
Ve her şeyin üstüne bir gül işlenecek.

Bir rüzgâr, bir fırtına gibi esecek gül
Yıllarca esecek belki
Ve ansızın dünyamızı göreceğiz bir sabah
Göreceğiz ki
Biz dünyamızı gerçekten görmemişiz daha
Geceyi, gündüzü, yıldızları
Görmemişiz hiç
Tanışmaya komamışlar bizi güzelim dünyamızla.

Öyleyse dostlar bırakın bu yalnızlıkları
Bu umutsuzlukları bırakın kardeşler
Göreceksiniz nasıl
Güller güller güller dolusu
Nasıl gül kokacağız birlikte
Amansız, acımasız kokacağız
Dayanılmaz kokacağız, nefes nefese.

Edip Cansever

Zemheri Kesiği

sarılıp sımsıkı
terk edilen ıssıza kardan adamlar gibi
şimdi doğu tarafımın
buz tutan geceleri

üşürsün

bu şehir
savunmasız yakalar ellerini
emanet eder sana
ölü ankalar dolu yıkıntılarını

üşürsün

çarpar gitmelerin bir kaldırıma
zift edilmiş aşkların üzerinde
tüketir gücünü kimsesizlerin

üşürsün

kor çabalar düşlerin
yanma umudu içerisinde
ıslak kış kibritlerin

üşürsün

sıkı bir şiir ısıtır dudaklarını
sonra bir şiir
bir şiir daha
yanar dudakların titrer hiç bedenin

üşürsün

gök pencerelerine dokunur nefesin
saçların kaçışır siyahlardan çığlık çığlığa
köşeden uzaklaşır
elveda gençliğin
sırasını savdığın yaşam intiharında

üşürsün

bir kedi önünde geçmişi yırtar
deler geçersin karanlığı

rengin
morg mavisi

açık sözcüklerin
kar sesi

altı gözlerinin
kesik zemheri

koşar
kardan adama sarılırsın

tıpkı dün gibi


Metin Çalışkan

Atsız Karıncada Ölümü Aşkın

kedi kuşu avlayacak diyorum kadına
söyle kuşa çıldırtmasın kediyi
ne kadar çok telek var yüzünde. ve kelebek
dolaşıyor adımlarında. bir yün yumağı oluyor gün

söyleyecek film kalmadı kedi. ben artık ölüyorum
arkamdan kapanan kapıların adreslerini sana bırakıyorum
kimse gitmek istemiyorsa kendinden başka bir yere
kadının ve kuşun elinden tutup ölüyorum

kadın hafifmeşrep hayallerinin atsızkarıncasında
kuş opera meydanında vuruyor kendini tarifsiz bir aşkla
akşamgazetesi satan adam ağlıyor
gözlerinden bulvar akıyor

yaşanamayan aşk geçmişin çürük ağacıdır

Bayram Balcı


16 Haziran 2012

Anlatamam

Bazen seni düşünürken
Kendime yakalanıyorum...
Bilir misin bu duyguyu?
Sanmam..
Nasıl yakar adamın içini..
Nasıl da düşman eder kendisine,
Anlatamam...

Ellerim yumruk yumruktur o anda
Dilimde mevsimlik sabırlar...
Gözlerimde kan...
Saçlarımda birkaç tel beyaz durur,
Gidişinden kalan...

Saklarım seni...
Aklarım kendimi o güzelliğinle.
Bir tek unutmayı beceremem
Ki unutursam,
Şiirler yabancı düşer geceye,
Ve ben sabaha eremem...

Okan SAVCI

Dış Kapının Mandalı

Düz bir çizgiye oturmadı hayatın
Yine de bahçede güller açmaya devam ediyor
Uçaklar yine rötarlı kalkıyor, trenler hep hamam gibi sıcak


“Hayat devam ediyor” deyip avutma beni
Dursun artık Serkisof marka eski bir saat olup
Olay mahallindeki delilleri böyle toplayabiliriz ancak


Bu yağmurda ne mi arıyorum kapında?
Islandım, üşüdüm, bunu söylemek isterim belki
Kırıklarım var karnemde senden sonra anneme göstereceğim


Yolların nereye çıkacağı belirsiz
Kalbim de avutacak bir söz istemiyor artık
Senden ne kalacaksa kalsın yıldızlar hükmünde


Dış kapının mandalıyım, her şeye maydanoz
Yine de sesini özlüyorum, suçlarımın son bölümünü
Orada keşfi mümkünsüz bir aşkın yorgun haritası

Cihan Oğuz

Günlerin Bulanık Sularında

Kalabalık,
kabarık şehir;
çok şehir,
çok beton,
yok: İnsan…

Çok: Şehir;
hiç: İnsan!

Sevgileri güneşte çekmiş, ruhları eprimiş
ve ihanetlerini cüzdanlarıyla besleyen hiç insanlar,
geldiler; milli piyango ve otobüs biletleriyle
kürdanlarıyla, balgamlarıyla, ayakkabı bağlarıyla
nüfus cüzdanlarıyla, “kazı kazan”larıyla,
visa kartlarıyla, maskeleriyle, markalarıyla…
Güneşin heybetine bakmadan
ve aldırmadan rüzgârın zarafetine...

Birer küfe gibiydi omuzlarında hayat;
her biri kendince yokuşlarda,
her biri amansız yokoluşlarda,
şarkıları yankısız,
aşkları unutuşlarda...
Kapanıp gündüzlerin ıssız odalarına;
hepsi çürük akşamlardan
ve bayat sayımlardan kalma (!)

Geldiler,
göğe bakmadan,
dokunamadan o uzak ovalara
telaşla,
günlerin bulanık sularında...

Hiç insan,
sabahın köşesinde
kusmuş şehrin şanına;
sabahlar akşamına,
adamlar aşklarına,
kusmuş günlerin bulanık sularında.
Sevgisiz kaldık, sevgisiz kaldık
kısacık Nisan akşamlarında...

Şimdi hızla yırtılan aşiretlerden
aşüfteler, kalpazanlar ve ateistler çıkaran ülkem,
savur beni şu pusun, ayazın ortasına,
çıkarıp sığ sulardan yakıştır okyanuslara
ve kavuştur o eski masal kahramanlarına...
Çünkü böyle bir raunt isyan, beş rekat hüzün
Yetmiyor haziran akşamlarında...

Şimdi parklar fesleğen kokarken
yoksullar soluk soluğa;
fıskıyeler upuzun,
taşıtlar süratle otobanlarda;
telaşla,
herkes günlerin bulanık sularında...

Oysa hepimizin gidebileceği bir vadi olmalıydı…

Artık ömürlerimiz bu tükürülmüş bulvarlara kanar
Ve rüyalarımızda bir görünür bir kaybolur serin pınarlar;
bu yüzden yaktığımız bütün kibrit çöpleri
en çok da içimizde yanar ha yanar...


Kalabalık,
kabarık şehir;
çok şehir,
çok beton,
yok: İnsan...

Çok: Şehir;
hiç: İnsan!

Hiç
insan;
doyumsuz,
tedirgin,
korkak...
Sabırsız,
tutkusuz,
kaypak...


Şimdi herkes yüreğinin avlusuna bir servi kadar.
Rüyalarında bir görünür bir kaybolur ormanlar.
Uyanınca, irileşen boşlukları ihanetle tamamlar...

H
i
ç

i
n
s
a
n: Yitmiş günlerin bulanık sularında…
Sadece elbiseler sürüklüyor ardında..

coşkusuz, aşksız kaldık
Kaldık...
Bu kısacık temmuz akşamlarında…

Yılmaz Odabaşı

15 Haziran 2012

Sinéad O'Connor - Nothing Compares 2U


it's been seven hours and fifteen days
bu 15 gün ve 7 saattir böyle
since u took your love away
aşkını uzaklaştırdığından beri
i go out every night and sleep all day
her gece dışarı çıkarım ve bütün gün uyurum
since u took your love away
aşkını uzaklaştırdığından beri
since u been gone i can do whatever i want
gittiğinden beri istediğim herhangi bişeyi yapabilirim
i can see whomever i choose
seçtiğim herhangi birini görebilirim
i can eat my dinner in a fancy restaurant
akşam yemeğini sıradışı bi restaurantta yiyebilirim
but nothing
ama hiçbirşey
i said nothing can take away these blues
söyledim bu kederi hiçbirşey uzaklaştıramaz
`cause nothing compares
çünkü hiçbirşey kıyaslanamaz
nothing compares 2 u
hiçbirşey seninle kıyaslanamaz

it's been so lonely without u here
sen burada olmadığında burası çok yalnız
like a bird without a song
şarkı söylemeyen bir kuş gibi
nothing can stop these lonely tears from falling
hiçbirşey durduramaz bu yalnız akan gözyaşlarını
tell me baby where did i go wrong
söyle bana bebeğim nerede yanlış yaptım
i could put my arms around every boy i see
etrafta gördüğüm her erkeği kollarımın arasına alabilirdim
but they'd only remind me of you
ama onlar hep seni hatırlatır
i went to the doctor n'guess what he told me
doktora gittim ve tahmin et bana ne dedi
guess what he told me
tahmin et ne dedi
he said girl u better try to have fun
o dedi ki kızım eğlenmeye çalışman daha iyi olur
no matter what u do
ne yaptığın önemli değil
but he's a fool
ama o bi aptal
`cause nothing compares
çünkü hiçbirşey kıyaslanamaz
nothing compares 2 u
hiçbirşey seninle kıyaslanamaz

accepted by mSa

all the flowers that u planted, mama
bütün diktiğin çiçekler
in the back yard
arka bahçede
all died when u went away
sen gittiğinde hepsi öldü
i know that living with u baby was sometimes hard
biliyorum bebeğim seninle yaşamak bazen zor oluyor
but i'm willing to give it another try
ama ona başka bir deneme şansı tanımayı arzuluyorum
nothing compares
hiçbirşey kıyaslanamaz
nothing compares 2 u
hiçbirşey seninle kıyaslanamaz
nothing compares
hiçbirşey kıyaslanamaz
nothing compares 2 u
hiçbirşey seninle kıyaslanamaz
nothing compares
hiçbirşey kıyaslanamaz
nothing compares 2 u
hiçbirşey seninle kıyaslanamaz