Haydi burda öl dediler bana,
Ölmek istemiyorum demedim,
Demedim ama,
Şimdi bilmek istiyorum,
Toprak gene bizim zamanımızdaki gibi mi sürülecek?
Tezgah başında çalışırken,
Gene denizde, güneşte mi kalacak adamın aklı?
Biz nasıl olsa öldük.
Artık ne çiçek koklamak,
Ne de ötekine berikine içerleyip
Rakıya sarılmak var bizim için.
Hiç, hiçbir şey kalmadı.
Bari bizden sonra ne olacağını bilsek…
Melih Cevdet Anday
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
19 Haziran 2012
Özledim Seni
özledim seni…
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin…
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her işi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü…
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
”git artık” demek
”beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa”
demek sana ne de zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden…
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek….
?
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin…
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her işi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü…
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
”git artık” demek
”beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa”
demek sana ne de zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden…
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek….
?
18 Haziran 2012
Hiç Acımadı ki...
Karşı sokağa bakıyor çocuk
Mor entarisinden sızıyor yürek tıpırtısı
Elleri beyaz bir limon çiçeği
Gamzelerinden dokunuyor hayata
Yoldan bir adam geçiyor, kırkında
Yanında bir oğlan beşinci sınıfta
Hüzünlü bir şarkı söylüyor
Bal gibi tatlı söylüyor
Mavi gömleğinin omzunda
Ay ışığıyla serçeler yıkanıyor
Kelimeleri kalmamış sorulardan
Yaralı dizlerini saklıyor
“Hiç acımadı ki” diyor
Penceredeki yanağı yaşlı kız
Bir de gece ona inanmış gibi yapıyor
Sesleniyor canhıraş adam
Hey..! Gül bakışlı,
Bakışı nazlı kız
Ağlama gözünü seveyim
Gözünde gül saklı kız
Sen gün kaçkını bir serçesin
Ben nefesini kaybetmiş martı
Denizi olmayan şehirlerin yoksulu
Sen yanağını yaslayıp ağlayınca geceye
Saklanamıyor şiir bulduğu her heceye
Yakuttan gözlerine bakınca hayırsızın
Kızın düşleri devriliyor akasyaların tenhasına
Tanıdık bir selam gibi yeniden sarılıyor aşka
Yol bin yıl oluyor
Hani hayat bıraksa ayaklarımı diyor
Koşup kanatlanacak
Taylar kıskanacak göğsümün seğirtişini
Hey..! Gül bakışlı,
Bakışı nazlı kız
Ağlama gözünü seveyim
Gözünde gül saklı kız
(Saat Oniki’yi çoktan geçti
Hayat önünde zor bir soru gibi duruyor
Sus, sus ve uyu şimdi )
Şahan Çoker
Ama Hiç Ağlamadım
Gözleriniz geçti yine
Adınızın geçemediği bu şiirden
Ve çatlamış haritaları geçti şehirlerin
Ellerimi haritalarda
Kaybettim
İçimde bir yığın hırsız
İçimde bir dolu tıkırtı
Kendimden sesimi çaldılar
Dudaklarımın bittiği yerde
Gözlerim kaldı
Ama hiç ağlamadım.
Ağlamadım
Eksilttim kendimi
Benim dudaklarımdan düşüp kırıldı
Bütün kadın ve sokak isimleri
İçimde onca yalancı kuş
İçimde bir avuç cam kırığı
Hep aynı bozuk ritm bu
Ayrılığın esrik sarkacı
Tik...tak...tik...tak..
Şahan Çoker
Adınızın geçemediği bu şiirden
Ve çatlamış haritaları geçti şehirlerin
Ellerimi haritalarda
Kaybettim
İçimde bir yığın hırsız
İçimde bir dolu tıkırtı
Kendimden sesimi çaldılar
Dudaklarımın bittiği yerde
Gözlerim kaldı
Ama hiç ağlamadım.
Ağlamadım
Eksilttim kendimi
Benim dudaklarımdan düşüp kırıldı
Bütün kadın ve sokak isimleri
İçimde onca yalancı kuş
İçimde bir avuç cam kırığı
Hep aynı bozuk ritm bu
Ayrılığın esrik sarkacı
Tik...tak...tik...tak..
Şahan Çoker
Birazdan ölürüz Esmeralda
Birazdan ölürüz Esmeralda
Ben iki dirhem, bir çekirdek
Sen bir bohça, iki dal çiçek
Bahanemizde hazır hayata karşı
İşe geç kalan saçlarımız ne dağınık
Domatesin de peynirin de tadı yok
Çayda sinsi bir şımarıklık
Bu musluk tıp tıp tıp beni delirtecek
Boşalsın artık bu şakaklarımızda kurulu
Lanetli zemberek
Birazdan ölürüz Esmeralda
Alavereler
Dalavereler
Tak tak taksitlerde biter
Otomobilsizlik diyordum
Diş ağrısından da beter
Sivilceler ne kötü aşkım
Üstelik çocuklarımızı sevdikçe
Alım gücümüz düşer
Bilmiyorum kaçar kaçar
Zaten aşkımızı poliçeye yazmıyor
Düzgün bacaklıları işe alan bankalar
Birazdan ölürüz Esmeralda
Otuz dakika ya da otuz yıl
Ama birazdan
Gökyüzünün daha mavi olduğu
Bir öğle sonrası mesela
Kahvesini yudumlayan şu yaşlı teyzeden önce
Ayrı bahçelerin gülleri gibi
Birbirini bekleye bekleye
Kavuşmadan solan çürüyen
Şu aşıklardan önce
Tepemizden serçeler geçerken mesela
Birazdan ölürüz Esmeralda
Yeryüzü kıskançlıktan çat diye çatlar
Yine kurşunlanır sokaklar
Kısa saçlı bir kız çocuğu
Sararmış fotoğraflarımıza bir daha bakar
Yine vurulur Bağdat
Dicle’nin yanağında yine ağlar Fırat
Ağlar susar çocuk bir daha üşür
Yaşlı adamın radyosunda
O şarkılar yine gülüşür
Bin umut her sabah
Hayata karşı açar penceresini
İçeri serçeler üşüşür
Birazdan ölürüz diyorum Esmeralda
Sen oturmuş hala şiir yazıyorsun
Ve seğirtişini kalbinin
Sanki dergâhından kovulmuş
Eğreti bir derviş gibi
Bana hala hayattan bahsediyorsun
Şahan Çoker
İzmir/ocak 2011
Ben iki dirhem, bir çekirdek
Sen bir bohça, iki dal çiçek
Bahanemizde hazır hayata karşı
İşe geç kalan saçlarımız ne dağınık
Domatesin de peynirin de tadı yok
Çayda sinsi bir şımarıklık
Bu musluk tıp tıp tıp beni delirtecek
Boşalsın artık bu şakaklarımızda kurulu
Lanetli zemberek
Birazdan ölürüz Esmeralda
Alavereler
Dalavereler
Tak tak taksitlerde biter
Otomobilsizlik diyordum
Diş ağrısından da beter
Sivilceler ne kötü aşkım
Üstelik çocuklarımızı sevdikçe
Alım gücümüz düşer
Bilmiyorum kaçar kaçar
Zaten aşkımızı poliçeye yazmıyor
Düzgün bacaklıları işe alan bankalar
Birazdan ölürüz Esmeralda
Otuz dakika ya da otuz yıl
Ama birazdan
Gökyüzünün daha mavi olduğu
Bir öğle sonrası mesela
Kahvesini yudumlayan şu yaşlı teyzeden önce
Ayrı bahçelerin gülleri gibi
Birbirini bekleye bekleye
Kavuşmadan solan çürüyen
Şu aşıklardan önce
Tepemizden serçeler geçerken mesela
Birazdan ölürüz Esmeralda
Yeryüzü kıskançlıktan çat diye çatlar
Yine kurşunlanır sokaklar
Kısa saçlı bir kız çocuğu
Sararmış fotoğraflarımıza bir daha bakar
Yine vurulur Bağdat
Dicle’nin yanağında yine ağlar Fırat
Ağlar susar çocuk bir daha üşür
Yaşlı adamın radyosunda
O şarkılar yine gülüşür
Bin umut her sabah
Hayata karşı açar penceresini
İçeri serçeler üşüşür
Birazdan ölürüz diyorum Esmeralda
Sen oturmuş hala şiir yazıyorsun
Ve seğirtişini kalbinin
Sanki dergâhından kovulmuş
Eğreti bir derviş gibi
Bana hala hayattan bahsediyorsun
Şahan Çoker
İzmir/ocak 2011
Dostlara
Ateşli bir ruhla doğdum ben,Severim birlikte olmayı dostlarla;
Ve geçirmek zamanı hızla,
Şişenin arkasında bazen.
Gözüm yok gürültülü bir ünde,
Yalnız aşktır ısıtan yüreğimi;
Çınlayan lirin o titrek sesi
Kanımı kaynatır bir de.
Fakat tam ortasında eğlencenin, ikide bir,
Üzülüyor, acı çekiyor ruhum;
Gürültüsünde azgın sarhoşluğun
Bir kurt yüreğimi yemektedir.
Lermontov
gülümsemeni eksik etme yeter
ben senden bir şey istemiyorum.
dedim ki:
bir insan bir nehri nasıl severse
ki nehir o insanı bilmez,
ben seni öyle seviyorum.
dedim ki:
ben senden bir şey istemiyorum.
bir çocuk, oyunu nasıl severse
ki oyun o çocuğu bilmez,
ben seni öyle seviyorum.
dedim ki:
bir genç kız bir çiçeği koparmadan, uzaktan koklayarak nasıl severse, ki çiçek o genç kızı bilmez,
ben seni öyle seviyorum.
dedim ki:
ben senden bir şey istemiyorum,
gülümsemeni eksik etme yeter.
Ahmet Ümit
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






