30 Ağustos 2012

Ağlamaklı Olacak Herşey

Gideceksin ağlamaklı olacak her şey
Ağlamaklı olacak gökyüzü
Ve ağlamaklı olacak yurdum
Kağıtlarım kalemlerim ve masam
Sandalyem sigaram
Ve içimde yeni açan tomurcuk güllerim

Ölüm güzeldir ama böylesi yakışmaz bize
Böyle acı böyle dayanılması zor böylesine genç
Yakışmayacak bu güzel yüreğime
İçtenliğime doğallığıma insanlığıma

Kalbim çok hızlı atıyor ve sık sık nefesim kesiliyor
Ellerim titriyor ve düşüncelerim bulanıklaşıyor
Vücudum bütün doğal dengesini yitirecek
Yine her şey ağlamaklı olacak
Hayatın ta gerçeğisin en gerçeği ve en acısı
Ve ben payıma düşeni alacağım
Acı olacak ama alacağım

Biliyor musun?
İlk zamanlar gideceğin hiç aklıma gelmiyordu
Şimdi anlamaya çalışıyorum
Yüreğim isyanlarda
Galiba kararımı verdin
Dönüşün yok mu?

Yüreğimden kalkacak gemilerden
Haberin bile olmayacak
Olsun istemem
Sen incinme üzülme
Sonra acılar kalkacak
Bir bir yüreğimin semalarında
Yıldızlar kayacak her nefes alışımda
Göğsümün ortalarında ta derinlerinden

Korkmadan yaşayacağım
Ne soğuk duvarların dimdik karşımda durması
Ne söylediklerinin gözlerimden
Yüreğimden beynimden beni vurması
Ne kaçışların sonlarındaki uçurumlar
Korkutacak beni

Yaşayacağım bu şehir kılığına girmiş
Canavarın kollarında
Sorgulardaki cevapsız gecelerde
Bir bebek gibi büyüteceğim yüreğimi
Aşka hiç zamanım olmayacak
Olamayacak

Sevgimi hep kendime ideallerime vereceğim
Aşık olmanın tadına vardı bir kez yüreğim

Merak etmek özlemek beklemek
Sevmek kıskanmak
Seninle yeniden gençleşen bakışlarımı
Gidersen yaşlandıracağım
Korkmadan yaşayacağım
Ne dinlediğim masallar ne ninniler
Ne de müzikler uyutmayacak beni
Uyutamayacak

Uykusuzluğum özgürlüğümle kafa kafaya
Sokak çocuklarıyla arkadaş şimdi
Seni seviyorum
Bir devrimcinin tutsak kalma korkusundan
Daha çok korkuyorum seni kaybetmekten
Islak battaniyeye sarıp
Büyüttüğüm aşksın soğuk hücremde

Aşk benim için yoktu önceden
Aşk benim için sensin şimdi
Şimdi seni seviyorum
Ve dört duvara yollara sığmayan yüreğim
Seni kaybetmekten ilk defa bu denli korkuyor
Bu denli acıyor bu denli yanıyor

Yine de korkacağım
Seni unutmayacak unutamayacak olan
Ellerimden gözlerimden parmak uçlarımdan
Beynimden ruhumdan benden

Kadri Çelik

Son Ağaç

Suskunluğumu acemiliğime bağışla
bir yaşama ustası değilim daha
ne cinnetten döndü yüzüm ne cennetten
bekliyorum kovulduğum kapıların ardında.

Ucuz ölümler sermedim kanıma
soldurmadım süzgün suda balkıyan güneşi
tedirginim, ıslanıyor varlığımdan akasyalar
yürüsem, çoğalıyor dalında yasak meyvalar
dursam, çoğalıyor.

Sürüyor dört mevsime ihanetim
kutsal and’a, kutsal kitaba
sürüyor yüreğimi varsıl kılan yeminim
sensiz tenha kalan hayata.

Sussun sussun ruhumda aforizmalar
zırhsızım, kılıcım yok sözlerini karşılamaya
yırttım, okutmuyor yüzünü sahte mushaflar.

Bir son ağaç yalnızlığı bu, iyi bil
uçurumun son çiçekleri açsın şimdi bağrında
ama unutma, sakın unutma
gülün rahlesinde diz kırmadım daha
tohumun tekkesinde zikretmedim
kekemeliğimi acemiliğime bağışla.


Yusuf Özkan Özburun

Envanter

Çok az şey saklamışım yaşamımda;
ne bir fotoğraf var ilk aşklardan
ne bir mektup,
dostlardan beş on tane;
şunları yazmış Stockholm'den
Demir Özlü 1983'te :
"rahmetli Çiğiltepe'nin oğlunu gördüm
geçenlerde Helsinki'de,
sürüyorum geçmişin izlerini"
Hangi izlerin peşinden gittim ben
içimde bir mahşer beklentisi ?

Çok az şey biriktirmişim yaşamımda ;
hiçbir andaç yok babamdan,
verdiği mineli çakmağı
unutmuşum bir Amerikan Bar'da ;
ah umursamaz gençlik!
Sımsıkı tutsaydım şimdi
avucum ısınır mıydı acaba ?


Yığınla not var ama masamın gözlerinde :
şöyle "Üç Kör" başlıklısı: -Homeros,
Milton, Borges-. İçgörü üzerine bir şiir
yazacaktım belki de. İşte bir başkası :
"Yolculuk" : -Odysseia, Moby Dick,
Karanlığın Yüreği-
Belli : Çıkış ve Varış ya da
Başlangıç ve Son takılmış kafama.
Demek ki yetişemiyor insan
ne yapsa kendi tasarısına.

Kitaplardaki kenar notlarında kalacak
benim ardımda bıraktığım iz,

anonim bir kimlik olacağım ;
bir sahaf dükkânında yıllar sonra
satılmış kitaplarımı karıştıran okur
bilemeyecek
satırların altını benim çizdiğimi,

geçmişe ve geleceğe karışa karışa.

İthaf sayfalarını da yırtmalıyım yavaş yavaş;
yığınla düş kırıklığı, yanılış;
yüzünü görmediklerim var,
yazdıklarını sevmediklerim.
Küskün ölenler oldu bana,
kimlere küskün öleceğim
ben acaba?



Ahmet Oktay


Hayata Cevap

Bahar geldiğinde ben yaşlanmıştım
Kaybolan bir müzikle yıkanıyordum yorulunca
Ne varsa unutmuştum
Göklere yerlere ve sözlere ait ne varsa
Baharın geldiğini anladığımda
Tek bir çiçeği olsun koparamayacağımı da anlamıştım
Ustasızdım ve korkularımı yenemeyecek kadar yaşlıydım

Yolun başından başlamak için
Yolun başına kadar yürümek gerekti
Yaşlıydım

Gördüm
Aşktan öte cevap yokmuş hayata
Bütün zamanlar için
Yüzümü toprağa
Yüzümü denizlere yüzümü çiçeklere koyup
Allah`ım dedim, Allah`ım
Başka bir şey demedim başka bir şey yapmadım
Bilmem geçti mi bahar
Kimin ülkesinde uyanacağım

Mevlana İdris Zengin

İç Nefes

o bir çay istemişti, trenin içinde
biz tren yolcusuyduk, çölün içinde
ben yalnız kalmıştım, senin içinde
oysa kaç kişinin yerine sevmiştim seni!

aşkı geçtik, gözlerini açabilirsin

o bir dile sığınmıştı, sözü içinde
yolu yoluma çıkmıştı, çölü içinde
ben eski kalmıştım, senin içinde
oysa kaç çocuğun yerine övmüştüm seni!

düşü geçtik, kendine bakabilirsin

o bir bende kırılmıştı, hayli içimde
ıssız otağ kurulmuştu, canım içinde
oysa kaç bahçe yerine açmıştım seni!

kimi geçtik, kimseye sorabilirsin


Haydar Ergülen

Kılıcım, Çekicim, İnce Gül Dalım

Çekici parmağına indirdiğim gün
Sevdakâr bir çırak olduğum anlaşıldı
Gülümsedi ustam.

Parmağımın ucundan acıyı emerek büyüdüm ben
Gül desenli kılıçlar işledim merhametli
Aşkı övme savaşlarına girdim bismillah
İlk hamlede en güzel yerimden yaralandım
Çok iyi savaştım ve yenildim.

Keçenin dört ucunu da salıvermiştim suya.
Güzele yakınlaştım, ilmim arttı
Sırları çözüldü yeşil çöllerin
Çözüldü dağların bilge duruşu
Yaşamayı sürdürdüm bitmemiş destanımı
Şehirlere yürüdüm meydana girer gibi
Denizler karşılamaya geldi anlımı
Parmağımı kaldırdım göğe doğru
Mazlumlar
Parmağımdaki çekiç izinden tanıdı beni

Şehrin diplerinden koşuşup biriktiler
Kılıcımla boylarını ölçmek için çocuklar
Gördüler ki göğüs hizasına geliyor gül deseni

Yaralarımdan düşen kabuk gibisin dünya
Dönüşün çocukların başını döndürüyor
Binicisine tutkun yaşlı kısrağım benim
Keçenin dört ucunu da salmışım işte suya
Sarı ayın saçları dağılıyor uykuya
Aya yağmur mu değmiş, maviye dağılıyor
Göğsümde düğümlenen sır sözümü aşıyor
Çekiç bir kere daha iniyor parmağıma


Şaban Abak

Güneş Çiçeği

Atı Gülşah’la kalbinin rabıtası hiç kopmayan Duran’ın, tarlalar arasından geçerken
güneş çiçeklerini seyretmesi, onların aşık oldukları
Güneş’ten bir an olsun yüz çevirmeyişlerine imrenmesidir. Bu odur:


Dönmesin kalbim Tanrım, dönmesin kalbim
Dönsün başım
Dönsün başım
Dönsün daima güneş
sarhoşu başım

Bir gündöndü tarlası uğultusuyla
Bal
sarısı, at rüyası, arı tefsiriyle
Serin ikindi esintisiyle
Kırpıştırıp iri kirpiklerini
Yüzünde aşk aydınlığıyla
Dönsün, şifadır
Unutuşun yarasına ve kaybedişin

Kalbim sabit kalsın diye
Dönsün dursun durmadan
O gözleri gece güzelin,
Gölgesi ay sevgilinin
Yörüngesinde

Bulutları köpürterek yüzen
Altın bir gemidendir
Leventleri ışın mızraklar yağdıran
Ateşli öpüşlerle uyandıran
Bayıltan ve uyandıran
O sevgilinin.

Şaban Abak