30 Ağustos 2012

Adam Olmak

Ağırlığı dünyanın
aşktır.
Yalnızlığın yükü
altında

Hoşnutsuzluğun yükü
altında,
o ağırlık
sırtımızdaki o külfet
aşktır.

Kim diyebilir ki öyle değil?
Rüyalarda
o ağırlık sürtünür
vücuda

Fikrinde
bir mucizedir,
hülyanda
kıvranır
insan olup
doğuncaya dek.

Şeffaflıkla yanıp kızaran
kalbinden bakınır-
ki hayatın yükü
aşktır

Ama biz üstleniriz onu
bitkin ve yorgun,
soluklanmak zorundayız
artık
kucağında aşkın,
dinlenmeliyiz
kolları arasında aşkın.
İstirahat olmaz
aşk olmadan;
yoktur uyku
aşk düşleri
görmeden,
delirsen de, ürpersen de
çıkmasa da serden
meleklerle makineler,
son temenni
aşktır

-acı olamaz o,
inkâr edemez
tutamaz kendini
yok sayılırsa:
Öyle çetindir ki yükü.
-yaymak zorundadır
kaygılar gibi çünkü
çevrilemez de geriye
verilir
yalnızlıkla
ölçüsüzlüğünün
şahaneliğinde.

Ilık vücutlar
parıldarlar birlikte
içinde zifir gecenin,

el uzanır
vücudun
tam ortasına,
ten ürperir
bahtiyarlıkla
ve gönül sevinçle tebellür eder
nazara-

evet, evet
buydu işte
benim istediğim,
isterdim hep bunu,
hep istedim,
dönmek istedim tekrar
bir çocuk gibi
doğduğum bedene.

Allen Ginsberg

Usta İki Çay; Biri Açık Olsun

Sen devlet güçlerini abi sohbetlerinden
ve ikinci el kitaplardan tanıyan çocuk
Ayıp olmuyo mu böyle şiirlerinde
molotoflar kafaya sıkmalar falan?
Sen Taksim otobüsüne binerken
sesli selam vermeye utanan çocuk
o gün tekbir çığlıklarıyla fırlıcan mı cidden meydanlara?
Sen miting alanlarında bile
inceden bacılarını kesen çocuk
şimdi harbi harbi ‘kahrolsun (mu) amerika’ya?
Sen camı açık unutsa başı ağrıyan çocuk
Devrim deyip de güldürme lan beni!

Muğayir Muharip


Gönlü Kırık Harami

Attığım taş vurduğum kuşa değmiyor be hafız
Islağın en kırmızısında boğuluyorum, yaprakta şebnem
Gözlerimi değdiriyorum, nem kalbime iyi gelmiyor
Sanırım ayın etkisi altında kaldım, aşk çok münhem!..
Gömülürken ‘kroşelerle uyusun’ denilen ölü bir boksör gibiyim
Eskiden kalbime yıktıklarım, şimdi mezarımda tepinmekte
Şuh küfürler taşımı döndürdü, müsait yerde dirilebilir miyim
Zamanında sindiremediğim haram sevdalar oturmuş mideme!..
Cami çıkışı aşure dağıtan amcalar, dünyayı yönetse, ne güzel
Ne âlâ olurdu moda dergilerini ateşe verecek güzeller olsa
Bizi o ateşe atmak yerine ateşe çay koysalar ve kestane
Ben sonra ölürüm yine, acelesi mi var, kaçacak değiliz ya!..
Nefsani şarkılar birleştiremiyor gönlümün dağılan hiçbir zerresini
Aşk, ardarda patlayan mısır olmuş, kolesterolden can almakta
Bir de bakmışım ki unutmuşum ezberlediğim bütün molotof tariflerini
İsyan kaldıracak hâl kalmamış ne saçlarımda, ne de yağmurlarımda…


Burak Uzun

Zaten

Nasıl kırık dökük,
yarım yamalak, eksik,
nasıl yamalı hayatlar
geçiyor gözlerimin önünden.

Bir zanaat mutsuzluk sanki:
Öğrenip bir önceki nesilden,
onyıllarca didiniyoruz
ve kuşkuya düşsek de bazen,

sanıyoruz ki
böyledir, iyidir,
ne olacak ki başka,
budur hayat zaten.

Ya beceremiyoruz biz bu işi,
ya da becerecek bir şey yok zaten.

Roni MARGULIES

Dudak Gazeli

dudağının kıvrımda yer ayır bana
ana rahminde nasıl uyursa bebekler
öylece uzanıp kalayım orada.

ki dudağının kıvrımında alanlar var senin
dudağının kıvrımında ilk aylığını almış işçiler
secdeye kapanmış dindarlar ki
orada yerleri olsun için tanrıya niyaz eder
cennet serinliği dudağının kıvrımında senin

dudağının kıvrımında yer ayır banada
ilk aşkının ilk öpüşünü saklar gibi
bu anamın şarkısıydı dediğinde hüzne
agustos sıcağında bardağa
eylülde yağmura ayırdığın gibi
sofrada rîçâl
dudağının kıvrımında yer ayır banada

ey eyyyy
eğil uzan gerin bükül
bir ıslık çal korkularıma


Köksal Özyürek

Telezaman

Deniz uzaklaşıyor gitgide
Ufuk çekiliyor
Kumsal genişliyor
Kısalıyor adımlarımızsa

Kumlar mı?
Makina ölüleri, füze artıkları, sakat uydularla
Barbar medya, gazeteler, zor söylemleri
Bilimsiz karmaşa
Yaz oysa
En güzel orda yazlardı

Kabuklaşabilir akrep kendi hızında
Yılanların derileri demirden
Düşlerimiz kırılıp ufalanıp
Gelincikler soluyor dokunmadan
Deniz uzaklaşıyor

Deniz uzaklaşıyor gitgide
Uçurumlar akan ırmak o deli
Yok şimdi
Yalnızlığın damarını besliyor
Kirli yoğun kandırılmış suyla

Biz mi? Biz değiliz, önceki dün bugün başka
Dokumuzu değiştiriyorlar hızlı vuruşlarla
Tutunamıyoruz ilgilerimize, sevgilerimize
Ve aşka
Deniz uzaklaşıyor

Gülten Akın

Kriz Zamanında Naat

Krizya prizmasından seyrediyorum mor Gabriel’i
Menekşeler bu prizmada kırılıyor
Kızıl zihinde kırık her şey kırık
Herkes hummalı ve zamanlar garip
ama böyle olması gerekiyor diyor Siyah Kalem
“çünkü ancak yıkılan evde haine vardır”

Ego kırılacak
Beden kırılacak
Kalp kırılacak
Her şey kış ışığı gibi kırılacaktır ki
Yeni bir başlangıç olsun

Postnişinler öğleden sonrası oturmalarında
Üzerlerine yağacak 120 elmas yağmurunu bekliyorlar

Ameliyat masası üzerinde
Garp sürgünü, Şark sürgünü
Türkiye’nin kızıl kalbi açık
Çünkü kalp ince saydam
Bir cisimdir bunu anlayamadılar

Bak her şey kırılıyor sen
mai bakışın için, Logos,
son lötüs ağacının ötesinde
iç çekerken melek

Sat bir kalp kırılıyor
Senin sözün için
Gece kuğuyla yolculuk eden O’na
O’nunla vakit geçiren O’na
Bir kedi kırılıyor ağzında
Senin yakut mührün
arketipik ahmet
“Mim’siz Ahmed’sin sen”

Swahili dilinde kırılıyorum
Arkalarını döner dönmez
Satıyorlar beni
Lahor’da kırık bir sitar gibi

Hastayım, hırkanı at üzerime
Ya Muhammed

Lale Müldür