30 Ağustos 2012

Herkese Benden

bitirelim
kendi en yükseğinden itilince herkes incinir
yağmacıların ortasızlığı
güneş yanığı bir suratın ortasızlığı
çekirdeksiz mandalinaların ve çekirdeksiz kadınların ortasızlığı
biri bana söylesin
geldiysem ordaysam gerçekten
bitirelim şu işi
herkese benden
geçmemiş gelmemiş olmamışlardan bahsederdim
basit bir el hareketiyle bitirilmemiş
akşam eve dönmese de hiç merak edilmemiş
espriler iyi, kadınlar çekirdeksiz, kimse ümraniye’de oturmuyor
boğaz manzaralı bir resimde oturuyor
kimse ne kadar çok incinmiyor, bitirelim
bu balık bir çocuk tüfeğiyle vurulmuştur diyorum
herkese benden
bunu hep kullanmak istediğimden değil,
ağızsız bir çığlık
ağızsız bir çığlık
herkese benden kendi etinden
bana
geçmemiş gelmemiş olmamışlardan
bir zaman, hiçbir etikette aralık 08 gibi saçma sapan bir şey yazmayan
neden çıkmayalım bu özürlü takvimden
aptalların gramerinden, mitoloji filan bilenlerin
noktalı virgülü hep en doğru yere: ah belinda filminden
yüzünü buruştur ve bunu kimseye açıklama
tek başına bilemediğin, tek başına bilemediğini…
kimseye açıklama
elmayı soyma, dilimleme ama dilimlenmiş bir elma hakkında
kasıkların çamaşırlarca kandırılması hakkında
peynirli poğaçalardaki peynirin yetersizliği hakkında
kendi yüsekğinden itilip düşürülenin incinmesi hakkında
bitirelim şu işi
bitirelim
geçmemiş olmamış gelmemişlerden geçelim
-hadi geçtik
ilk büfeden birkaç tane alabilirim
peynirli poğaça, tüfek, kalem; yirmi at ve birrum kızı
peki: birroman taslağı için kötü
hemen oracıkta adımı veriyorum
her kırkbir saniyede on bebek doğuyor
her elliiki saniyede onu ölüyor
bu on ısrarından hemen vazgeç
kayıtlara geçmeyen onbirinciden
geçme
işte aşağıda boş bir çerçeve
yazmak çizmek bedava
o en parlak cümleni, bilinmeyen hünerini
herkese benden

Osman Konuk

Yanılsamalar

1.
acının üstünden bir gece geçti, geride basit bir yalnızlık.
döndük pürüzsüz yüzüne yaşamın, asit döktüler içimize,
gözlerimizde bir karmaşa, toprakta uyku, toprakta engerek,
kımıltısız bomboş bir dünya zehirlendi demek,
ses oldu ölüm, cesaret


uygunadım girerdik, cıvıl cıvıl tomurcuklarla bahara, ama
gerilimler yaratığı soluk fotoğraflara çerçeve olurdum sonunda,
bu kaçıncı sönüşüydü yangınımızın, yüzyüzeydik ve gözlerim
körlerle o karanlık zamandan geçmenin ıstıraplı tadıydı,
zaman zamana zaman da geceye çevrildi, gece uslamaz hüzne,
senin adın çalar saat olsun, yüreğin yas tutmasın sakın, çünkü
sabahlar ihanet çıkmaz,
mutlaka ölümden başka söz verecek şey de var


odamda bir kitap açar gibi sığınırım gecene, korkmazdım,
feneralaylarında balonlu çocuklardım, cankurtaran sireni,
hiç ağlamazdım


kıvrım kıvrım belini ezbere bilirmişim, hani ince boynunu falan,
ilkgüz ışıkları kırılırmış, bildiğimiz ve bilmediğimiz,
uyurmuşuz yalın ve ıslak, akşamın ıssızlığında,
hüznümüz duvarda asılıymış, batak ve sapsarı,
susmak kutsalmış, ölüm de


ey küçücük çiğdemlerin kısık sesli aşkları
her köşebaşında eriyenler ve zaman avucumda
günübirlik yürürken o kadın kilisenin caddesinde
kollarımı çözmediniz,
akşamın sularında hüzün sıçrar serçelerin kanadına,
ucuna eklenir gecede o yaylım ateşi sevdalar, gökten sarkan,
dudaklarında bahçıvanın ılık bir karanfil tadı,
kadının göğüsleri kocaman bir gül ağacı,
ateş içimizde – kavgamızda çarmıha gersek bu kenti
neye yarar çünkü korsan ve sürgünsüz


2.
yalnızlık bir iskele gibi gecede denizin köpükleriyle buluştu
tütün, rüzgâr, içki
yalnızlık beni gibi sevgiye kavuştu
beyaz ve siyah arasında, o kareden bu kareye, satranç taşlarıyla
geçtim hendeklerinden gecenin
alımlı buzullar, kıtalardan, anadolu uygarlıkları
iyon, lidya, hititler kervanından
kapısını burdum tanrılarının


kurşuni düşlerimde öfkeyle haykıran bir anlatı bir sarhoşluk
sarmalandı hüzünlerimize, toprağa ışık diye düştük


deniz çekildi mi gözlerin de çekilirdi ay gibi üzgün
ve bir aşk yenik kalırdı hep


3.
bir insan düşün nerde kimbilir ve nasıl
sancısı ne, neyin gizini çözer düşlerinde, nedir seçenekleri
yoksa intihar mı eder
şiir kırıntıları var yüzlerinde o sabırsız insanların

çiçekler gamlanır canevimde
erken ölmek ölmek değil ölümsüzleşmektir
ah çatlayacak sabrımız, sezgimiz yorgun demek


sıkışmış yüreğimize kimbilir ne kadar hüzün
yitik değil yarınlarımız, yeşerir elbet

dönüşümüz kesin değil
tanyerinde su, ateş, toprak, hava
alacahöyük A mezarında yatan seslen bana


dikey, yatay, çapraz (ölüm ışıklarını) boyadık
son soluğunda yıkıldı yere bir martı
düştüğü yerde bir uygarlık…


Kaan İnce



Mathilda F

          beni gideceğin yere kadar bırakabilir misin?

küfürlerle geçen çocukluğunu
bileklerinin bekaretini
ve kendine intiharla gösterdiğin
o gerçek yüzünü al,
beni aşağıda bekle!
acılarımın anahtarlarını alıp geliyorum
birazdan allah’ın gelecek
bataklıkta boğulan itler gibi öleceğiz!


daha sonra
bir yılana satar gibi
bana bir yalan satın al
ve zehrimin
seni gebe bırakabileceği bir öykü yaz!
belki iyi bir okula yazdırır
iyi bir orospu çocuğu yetiştiririz
belki ravelin bolerosu’ndan nefret eder
belki tüberküloz olur
belki de alnı secdeye değer?
mathilda,


bir hayvan çıkar ağzından
yeryüzüne iblis yağar
bir hayvan ki
boynuna geçirilen sutyen
dizginler kadınlığını
bir hayvan ki gözleri yok
dokunarak bulur et parçalarını
ve bir hayvan ki bir gün vurulur
kan emerim göğüslerinden


mathilda,
inan!


cehenneme girebilmek için
daha iddalı sevişmeliyiz!


mathilda,
hazırlan!


artık hiç kimse gelmeyecek
yalnızlığını al ve aşağı in
içine giden yolun ortasında
beni bekle!
acılarımın anahtarlarını bulabilirsem
gelip sana çarpacağım
ya da chopin’in beni itmesini bekleyip
üstüne düşeceğim…


her halükarda
yaramaz bir çocuk,
bir elinde annesinin eli
bir elinde jilet koleksiyonu
sana doğru gelecek
ve ben
bir yaz gecesi
rakı içerken
onu aldıracağım…


mathilda,
anla!


“iyi insan” olmak
bize hiçbir zaman
yakışmayacak…


bu yakınlarda birlikte ölebileceğimiz bir yer var mı?


Ümit Aydın

Ana’tomi

Gözüm açık rüyalar gönderdiğin zamanlar bunlar
Yeminle! Uyanmayalım, yeminle son nefes, dudaklarında
Beni yaşayarak çok harcadı hayat
Çok küçükken bıraktım klasik dinlemeyi
Dil en iyi küfürle harcanır, bunu biliyorum sakın söyleme
İyi olduğum yalan, inanma onlara
Kesik bilekten düşen, mendil gibiyim sana
Al beni, ama n’olur ağlama
Ve kanamanın erdeminden geçerken hassasiyetim
Kurumsal bir kimlik gibi sana yaklaşıp,
iflas ettim demek değildi niyetim
dev bir amme hizmetiydik biz doğaya
göbek bağımızı Veysel’den aldık
o kara toprak elleriyle kopardı annemizden
onun kokusundan nefret ediyoruz artık!
Bunun için seviyorum belki kokunu
Ve kesmez artık bizi toprak
Büyüyen şeylere özeniyoruz
Genişleyen göğüslerimiz var
Cinayet işleyecek kadar sinirli inip kalkan
Şeylerimiz var
Ne çok alınganız klasikten uzaklaştığımızdan beri
Telefon etmeden gelme
Ya da
beni öldür git diyebiliyoruz
Hayat kısa metraj, onun da yarısı yok sanki
Hep seyir halinde üryan duruşlarımız
Anne öp beni, sonra bırak başka bir kadına!


İnan Arslanboğan

sana bir güzel öleyim bana bir güzel ağla

annem gözleriyle tamamlıyor çorbanın tuzunu
ne zaman mahmud’u ansa.
ordan biliyorum en acı aş
içine aşk doğranmış olandır.
sofra kurulur
toplanır tabaklar kaşıklar bardaklar
türküler toplanır sızılar
çektirilmemiş fotoğraflara bakılır
göz yaşında iyot varmıdır.
benim acilen ölmem lazım fuat.
bir soluk ölsem şurda.
bir soluk dursam
sen sevgilimi çağırsan başıma
tuzlasa beni
yere girdiğimde kokmasam.
sofrasını kursa
toplasa tabaklarını kaşıklarını bardaklarını
türkülerimi toplasa
çektirilmemiş fotoğraflarımıza baksa
bana bir güzel ağlasa
ölsem ben ona bir güzel
sevgilim benden bir çocuk yapsa.
adını aş/k koysa
bu gün yüzünde
bir vakit
kalmışlığım
unutulmasa…

Köksal Özyürek



He Shot Me Down Bang Bang

Oysa ben tüm yaşamı gökyüzü altında bir tatil olarak görüyorum.
Tezer Özlü

He Shot Me Down Bang Bang


seni bir gün en yakının ele verirse eğer,
öğren susmasını ve ağlamamasını.
bir kavanozun içinde mavi bir gül
yetiştir her gün daha çok yaşayan.
bir masalın ağzını kapat ve yat
geniş odalarda. bir oksijen çadırında.
ona kötü bir şey olsun istedim.
bana aşık olsun istedim.


Lale Müldür

Dingilizce Gibiyim, Anlıyorum ama Konuşamıyorum

Dingilizce gibiyim bu aralar anlıyorum ama konuşamıyorum. Anlıyorum yani anlıyorum mesela kadınların neden gömlekli erkeklerden hoşlandığını. Anlıyorum ve ben Hazreti Yusuf’u düzenli olarak çok seviyorum Rabbim.

Düzenli olarak düzen istiyorum mesela. Umumiyetinden çok şikâyetçiyim insanların. Umumi hallerde konuşmalarından çok ama çok… Kimsenin ulu ortaya saygısı yok.

Adam olasılığım çok zayıf bir olasılığım biliyorum ama benim kafam da çay içmeden basmıyor işte…Devletin Çay içişleri Bakanlığı kurma fantezisini semtimin bayırında çocuktum ve şık bir golle kurdum..Sonuçta biz yerçekimine cazip gelen çocuklar değildik.

Tiplerimize bakıp çay demlerlerdi. Sitelerin şımarık çocukları ve o gün bugündür tiplerine bakıp çay demlenilen insanları pek severim ne de güzel insanlardır onlar ve ne de mübarektir ocaklarına çay ağacı dikilen insanlar.

Dingilizce gibiyim bu aralar anlıyorum ama konuşamıyorum.
Anlıyorum mesela neden bu kadar namüsaİTİN teki olduğumu. Barklı bakış açılarım olsun isterdim hep. Barklı bakış açılarım… Barklı bakayım bari diye cuma hutbelerine bakaya kalmışlığım hep bu yüzden. Barklı bakış açılarım olsun isterdim hep böyle yersiz yurtsuz ne de güzel bakılıyormuş hâlbuki bu yenidünya iklimine.

Bazen çok canım sıkılmıyor anne.
Bazen yadıma düşüyorum ama merak etme ölmem.
Bazen sabahları beyaz olarak uyanıp derimin acıdığı zamanlar da var.
Bu gidişle yaşamam çok zaman alıcak.
Bazen terk edilgenim cümle çıkışlarında.
Bazen gözlerime siyah şerit çekiyorlar o zaman ismimin ve soy ismimin baş harfleri çok popüler oluyor.
Bana kim olmadığımı söyle Anne merak etme arkadaşlarımı ihbar etmiycem.
Bayramlardan önce ellerini düzenli olarak korumanı da istiycem
Ki bu ezanlar şahidimdir Hazreti Bilal’i ne kadar çok özlediğime.

Allah kimseyi şairlik ile sınamasın. Amin !

Dingilizce gibiyim bu aralar anlıyorum ama konuşamıyorum.
Anlıyorum mesela hayatın neden artık Anne üretmediğini.
Anlıyorum mesela neden sevgilimin beni terk ettiğini…
Ah Sevgilim! Şüphesiz ki ben şüpheli bir şahıs ekiyim.
Ne zaman hikâyenin içine dalmak istesem Tanrı anons eder ismimi, polis gözaltına alır ve hikâyenin dışında seyreder dururum seni…

Okaliptus ağaçlarına ilgim terk edilgen olduğum zamanlarda başladı.

Sevgilim giderken bir iyilik yapsaydı da dikili bir okaliptüs ağacım olsa idi. Suya kanamış bir okaliptüs ve unutmaya susamış ben iyi bir ikili olurduk aslında bu bataklıkta.

Bazı kadınlar kuraklıktır bazı erkekler onları unutmaya susamıştır.

Ve bazı şiirler vardır pigmentleri eksiktir, güneşe hiç çıkamazlar ve toplum tarafından dışlanırlar.Ve ben Albino’ya tutulmuş şiirleri hep sevmişimdir.

Dingilizce gibiyim bu aralar anlıyorum ama konuşamıyorum.

Anlıyorum mesela Pisagor’un neden Mental Aritmetikten hiçbir zaman anlamadığını. Sahra çölünde bir Anne kum tepelerini abaküslerken beyaz adam Las Vegas’ta neon serap görüyor.

Anlıyorum mesela neden hala gözleri sinekli Etiyopyalı çocukların MatemeTİKlerinin kusursuz olduğunu.

Cep telefonuma ‘’AFRİKA’’ yazdım ve daha çok açlık yolladım. Kapitalizm bir mesaj kadar yakındır bize sevgili Bayım.

Rabbim affet ramazanda ben hiç oruç tutmadım.

Rabbim söyle bana Orucu bozar mı Afrika eğer uyursam tok karnına?
Bu hesap makinası bozulmuş Rabbim artık Zelzele yazmıyor
TevekKÜLlerimide Nil Nehrine bıraktım artık Ganj Nehrinde de yıkanılmıyor.
Beyoğlunun da sidik kokusu beni deli ediyor
Anne lütfen ellerini özenle koru Bayramlardan önce.

Dingilizce gibiyim bu aralar anlıyorum ama konuşamıyorum
Anlıyorum ama konuşamıyorum.
Anlıyorum ama konuşamıyorum.
Zaten konuşabilseydim yazmazdım

Her şeyin bir gusülü var Bayım.
Her şeyin bir gusülü var
Her şeyin bir bir gusülü var
Her şeyin gusülü var bir bir
Anlat bize Rabbim
Bazen yarasayım geceleri başlar benim yarasayım

Çünkü Dingilizce gibiyim anlıyorum ama konuşamıyorum.

Berkan Ürgen