03 Eylül 2012

BA‘ğlaç

………………Birhan Keskin’e ‘Ba’ için remiks



Ben seninle uzun bir araf yaşadım,
O günden bir yağmur çiçeği, önümde duruyor.
Adını bilmiyordum sonra öğrendim.

Kuru nehir, kadim ağrı seyiriyor arada,
Tel tel çözülüyor içimdeki pamuk.
Poplinlere sar beni, pazenlere!

Duran bir şey var bende, ağaç gibi.
Aşk ayaklandırmıştı bir kere…
Narın içinde canım niye kanıyor?

Kış odasında camda buğu şimdi nefesim,
Balı içinde kurumuş bir heves gibi
Bir kez hatıra ettim aşkı, bir daha etmem.

Puslu ve sarı bir çin sabahı gibiyim bazen
Savanda, sararmış kuru otlar arasında
Kanatlarım çok oldu üşüyor benim.

Dünyanın bir yerinde, burada
Bir kadın, benden biraz küçük,
Üstümdeki sessiz örtüye yağıyor.

Sana vardığımda ağlamam bundan,
O en “bir” ve “tam” olana yürümek.
Yetmez mi ikimize bir sağanak.

Bırak sökük kalsın rüzgâr, bu zırdeli düşün içinde
Bir küçük iyiliktir aşk
Kesitinde kristal bir ışık ağlasın, bırak.

Issızlık bilgisiyim ben, sessizlik bilgisi
Bu narı daha fazla taşıyamam
Bu kez o olsun beni sana hatırlatan.

Seni kırdığım yerden beni de kırdılar
Yol uzun, güzergâh zorlu, ne demeliyim?
İnsan olan yerlerim çok ağrıyor.

Hüseyin Cahit

Sevda Yaratan

Bu şehrin adları durmadan değiştirilen,
sokaklarında dolaşırken,
eski bir şarkıyı çağrıştırır bazen
aklına takılır olmadık adlar.
Örneğin, Konstantin Nikoleyeviç Batyuşkov
Puşkin’in bir çağdaşı -
hani şu ölen Tasso’ya ağıtlar yazan -
evet, senin Tasso’na,
Kutsal Kudüs’ü özgürlüğe kavuşturan.

Bu yaştan sonra, sınırsız bir çağrışımlar
zinciridir hayat;
başka kokular, başka görüntülerle
saldırır üstüne tekleyen belleğinle
ve birden başka adlarla uyanırsın
bir dağ yamacında daldığın düşten.
Bir İsveç filminde miydi
o küçük madenci çocuğu
Auguste Renoir’ın adını hecelemeye çalışan?

Her şey ne kadar kül rengi ve dağınık
gökle denizin maviliği ötesinde.
Bir kadın “Gecenin matemi”ni söylüyor öğle üzeri
ve herkesten bir şeyler kalan bu sokaklarda
kırılan camdan kalplerin parçalarını toplarken
belalısı gizlice zehirliyor içindeki aylak köpeği.
Ve uzakta, düşlediğim Girit’te, belki de,
denize eğilen çamları yıkıyor yıldızlar.

Sonunda sana sığınıyorum, ey şiir,
rüzgârları, fırtınaları yararlı kılan.
Yaşarken, güzel adlar koydum çocuklarıma:
Nigâr, Leylâ, Alişan.


Cevat Çapan

Giz Ses

Bir rüzgârda buldu seni bir rüzgârda yitirdi,
penceresinden baktı sine sine yağan uçarı yağmura
ve essin dedi, bir daha essin, sen çünkü bana eşsizsin,
gökyüzünde karmaşık bir sözdizimiydi kurduğu esin
perisinin — çekti sinesine koydu bulutlardan bir tortuyu,
uzan dedi, uzan Enis, tam bir gece için biriksin sesin.

Enis Batur


Beyitler

Göz gördü, gönül sevdi seni ey yüzü mâhım
Kurbânın olam var mı benim bunda günâhım
Nahifî

Bir demir dağı delip boynuna almak gibidir
Her kişi âşık olurdu eğer âsân olsa
Taşlıcalı Yahya

Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzan
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek
Yavuz Selim

Seni candan ziyâde cânânım
Sevdiğimdir, günâhımı bilirim.
Fasih Dede

Alemi pervâne-i şem’i cemâlin kıldı aşk,
Cân-ı âlemsin fedâ her lahza bin candır sana
Fuzûlî

Biz âleme bir yâr için âh etmeye geldik
Yenişehirli Avnî

Gören sanır ki safâdân semâ-ı râh ederim
Döner döner bakarım kûy-i yâre âh ederim
Esrar Dede

Hep seninçündür benim dünya cefâsın çektiğim
Yoksa ömrüm varı sensiz neylerim dünyâyı ben
Bâkî

Meğer sevda imiş canın mayası
Ona mihman imiş yüzün aynası
Nimrî Dede

Vâızın nâr-ı cehennem dediği firkat imiş
Usûli

Gel, gel ki cümle savm ü salâtın kazası var
Sensiz geçen zemân-ı hayâtın kazası yok
Nesimî

Ne şeb ki kûyine yüz sürmesem o dem ölürüm
Ne gün ki kâmetini görmesem kıyâmet olur.
Nef'î

Duramaz yârsız gurbette âdem
Olur dîdârsız cennet cehennem.
Taşlıcalı Yahya Bey

Öyle zaif kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola yetürmek sabâ beni
Fuzûlî

Yârdan mehcûr iken düştük diyâr-ı gurbete
Dehr gösterdi yine hicrân hicrân üstüne.
Râsih

Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkıt ne bilir
Müptelâ-yı gama sor kim geceler kaç sâat
Sâbit

Biz bülbül-i muhrik-dem-i gülzâr-ı firâkız
Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden.
Selim-i S'anî

Sen gelmeyince hâtıra bilsen neler gelir.
Nâbî

Bülbülden işit nâliş-i hasret neye derler
Ragıp Paşa

Yârdan mehcûr iken düştük diyâr-ı gurbete
Dehr gösterdi yine hicrân hicrân üstüne
Râsih

Kış geldi firak açmadadır sîneme yâre
Vuslat yine mi kaldı güzel fasl-ı bahâre
La edri

Su uyur düşman uyur haste-i hicrân uyumaz
Şeyh Galib


Beni Candan Usandırdı

Beni candan usandırdı, cefâdan yâr usanmaz mı?
Felekler yandı âhımdan, murâdım şem’i yanmaz mı?

Kamu bîmârına cânan devâ-yı derd eder ihsan,
Niçin kılmaz bana derman, beni bîmâr sanmaz mı?

Şeb-i hicran yanar cânım, döker kan çeşm-i giryânım,
Uyarır halkı efgânım, kara bahtım uyanmaz mı?

Gül-i ruhsârına karşı gözümden kanlı akar su,
Habîbim, fasl-ı güldür bu, akar sular bulanmaz mı?

Gamım pinhan tutardım ben, dediler yâre kıl rûşen
Desem ol bi-vefâ bilmem, inanır mı inanmaz mı?

Değildim ben sana mâil, sen ettin aklımı zâil
Bana ta’neyleyen gâfil, seni görgeç utanmaz mı?

Fuzûlî rind-i şeydâdır, hemişe halka rüsvâdır,
Sorun kim bu ne sevdâdır, bu sevdâdan usanmaz mı?

Fuzûlî

Gerçek hadis imiş bu ki hûbun vefâsı yok

Gerçek hadis imiş bu ki hûbun vefâsı yok
Kim sevdi hûbu kim dedi hûbun cefâsı yok

Aşkın belâsı yok deyü ben aşka düşme var
Kim âşık oldu kim dedi aşkın belâsı yok

Onun ki hacc-ı ekberi ey cân sen olmadın
Beyt-ül-Harâma varmamış anın safâsı yok

Şeytan tek ol ki sûretine kılmadı sücûd
Bir ince derde düştü ki hergiz devâsı yok

Şol can ki senden özge taleb etmedi murâd
Hecrinde yakasın onu her dem revâsı yok

Yârab ne sem’ imiş bu mehin yüzü kim anın
Yüzü katında şems-i duhânın ziyâsı yok

Bîmâr-ı aşka can verir ey can lebin velî
Münkir sanır kim ol şefeteynin şifâsı yok

Gel gel beri ki savm ü salâtın kazâsı var
Sensiz geçen zamân-ı hayâtın kazâsı yok

Aynın hatasız ey büt-i Çîn döktü kanımı
Türk-î Hatâdır aslına varır hatâsı yok

Fânî cihâna bakma geçer ömrü sevme kim
Ömrün zevâli var u cihânın bekâsı yok

Yârin gelir hemîşe cefâsı Nesîmi’ye
Sen sanma kim Nesîmî’ye yârin atâsı yok

Nesîmi

Bende Mecnûn'dan Füzûn

Bende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var
Âşık-ı sâdık benim Mecnûn’un ancak adı var

N’ola kan dökmekte mâhir olsa çeşmin merdümü
Nutfe-i Kabildir ü gamzen gibi üstâdı var

Kıl tefâhur kim senin hem var benim tek âşıkın
Leyli’nin Mecnûn’u Şîrin’in eğer Ferhâd’ı var

Ehl-i temkinim beni benzetme ey gül bülbüle
Derde yok sabrı onun her lahza bin feryadı var

Eyle bed-hâlim ki ahvâlim görende şâd olur
Her kimin kim devr cevrinden dil-i nâşâdı var

Gezme ey gönlüm kuşu gâfil fezâ-yı aşkda
Kim bu sahranın güzergâhında çok sayyâdı var

Ey Fuzûlî aşk men’in kılma nâsıhtan kabûl
Akl tedbîridir ol sanma ki bir bünyâdı var

FUZÛLÎ