01 Eylül 2012

Biliyorum

Biliyorum
Birgün bu şehirden gideceksin
Pırıl pırıl ışıklı bir istasyonda
Elinde ufak valizin
Ne yapalım hayat bu
Yaşamak biraz böyle diyeceksin

İçinde hür maviliklerin özlemi
Küçük odanı, kitaplarını
Ve mahsun bırakıp göklerle başbaşa beni
Biliyorum,
Bir gün bu şehirden gideceksin...!

Fethi Giray

Kırkı Çıkmamış Sevdamıza Şiir

paylaşılan mutluluğu severim
engin denizler kadar güzeldir o

I
bana ait olmayan cesetleriyaktım bütün gece
küllerini savurdum dans ettim
ay kaydı yıldızlar gülüştü pervasızca
ve saçlarımdan bir demet düştü suya
aldım öptüm gözbebeklerinden
cazibesini yitirmiş bir kadındın sen
seni ben güzel yaptım

II
davudi bir sesim vardı sonra kayboldu
yıldızların üzerine çığ düştü ve ellerim
damıttı ellerini-utandın-demek ki biliyorsun
ah,tarihsiz duyguların ilk resmini bulutlara çizilen
gözlerine çiy düşmüştü üşümüştün
aldım ısıttım seni

III
ben uzaktan severim
seni de öyle sevdim
bir tutam gökkuşağı karıştı sevdamıza
kuş kanadı bir tutam
bıraktık korkularımızı
uçtuk gittik


İbrahim Tenekeci



31 Ağustos 2012

İnsaf Kelimeleri

yedi kat arzımdasın
bir barak havasıyla
yanık annelerden yansıyan

gök taşını hangi hışım saplarsa toprağa
yahut mavzer kurşununu ete
öyle düştü
yedi kat göğünden yüzün

yedi kat arzımdasın
dilim lal
kısıldı sesim
tükendi dad kelimeleri feryadımdan
içimde bir iltihab
son kanserim miydin geliştin
gene mi yanlış adrese geldim
yoksa yanık bir anneden yansıyan
bir barak havası mı
bu işittiğim
bazan uzaktan
karlı dağlar ardından

yok mu asırlardır aradığın yüreğim
benim gibi
benimki gibi bir yüreğin
yoksa gene mi yanlış adrese geldim
tükendi
inan tükendi kalmadı başka yanacak yerim

öldür beni
ya sesin gelsin
bir esinti bir rıza işaretin
ister Ay'dan ister yıldızlarından gelsin
inan bittim
tükendi dad kelimelerim
artık dokunmasalar da ağlıyorum

Murat Kapkıner

Taşlanmaksızın Ayrılmak

Bağışlayın
Alışmamışım
Taşlanmadan ayrılmaya

Bir ilk tuhaflığın sarhoşuyum
Kovulmadan gidiyorum ilk kez

Gidiyor ve şaşırıyorum
Sırtımda utançlarım aşklarım belalarım
Geçti gümrükten
Oysa ben
Tam da hazırlamıştım kendimi
Altmışbir yılın utancını
kaçak sokmaya içeri

gidiyor ve hüzünleniyordum
utancım
aşklarım
belalarım benden geriye
kalacak diye

gidiyorum
ne eksik
ne fazla

hiç anımsamadığım
kahramanlıklarım da varmış oysa
böyle geçmişim gümrükten meğer

yazan yazıyormuş
sağımda solumda


Murat Kapkıner

Dilenci

''Ölüm, mahşer günü bir siyah koç suretinde getirilip boğazlanır''

bir
siyah koç gibi
öldürüldü ölümüm
kızıl çığlıklara döndü izdüşümüm

ölüm
ölüm
alacak elinizden 'ıyşınız aşığınız
diye delik delik
kaçtığınız
ölümlerinizden
bir yudum ölüm
bir yudum ölüm veriniz

nerde
yok
mu ölümleriniz
dininiz mezhebiniz aşkına
ölememekten döndüm
şaşkına
rabbiniz taptığınız aşkına
bir yudum ölüm
bir yudum
ölüm veriniz

ölüm dileniyorum
maruf ölümler
sizler asilsiniz şovalyesiniz
merhamet ediniz merhamet ediniz
bir yudum ölüm
bir yudum ölüm veriniz

gördüm
mahşerin siyah koçu gibi
öldürüldü ölümüm
bir kızıl çığlık şimdi
izdüşümüm

Murat Kapkıner

Elifbamdan Arta Kalan

az sonra beni çağırırlar
buralı değilim
yanımda
memleketimi bildirir bir belge getiremedim
üzgünüm
hiç kimse fotoğrafımı çekmedi
izin vermediğim
uygun durmadığım söyleniyor
/-aksine efendim
benim annem belirlenemedi/
birazdan beni çağıracaklarını umuyorum
sigaramda yol görünüyor
burdan da dengimi tutuyorum
bol miktarda Eylül biriktirmiştim
/aslında kasım demek istiyorum/
ker*** duvfar diplerinden topladım
koynumda
bütün ceplerimde
Akdeniz kıyısından devşirdiğim
renkli çakıllar
kaydırak taşları
midye kabuğu
ve ince kumun içindeler
sigaramda yol görünüyor
yakında beni çağırabilirler
Anne'm
en gizli sırrını
sonuçta 'Ay'a dokunmak istediğini'
nihayet bana açtı
O'nun gibi
muhteşem iradelerin sahibi olamam
soylu değilim
gökyüzüyle tanışmak
Güneş'i görmek bana yetecek
nasıl olsa bir gün beni çağıracaklardır
/ben hep
atomla galaksiler
(yani gergefle kirpiklerin)
bulutla okyanus çukurları
(yani kaş ile göz)
arasını doldurdum/

şefaatçim yok
yalnız beni bağlıyor olsa da kanıtlarım
makbul olur umuduyla
şahidimi ibraz ediyorum işte
merhametli ellerinizle gene de
bir ilk çizgi
elifbamdan arta kalan
birgün ele
ola ki beni çağıralar

Murat Kapkıner

Gün Batar Kuşlar Döner

söylemedi deme
gidiyorum geldiğim yere
arkama çalı
toynaklarıma telis bağladım
iz bırakmadan
en sessiz gidiyorum
cari sadakam
nakibim
/yeryüzünde bid'atım/
menend ü rakibim
terekem yok
sıfıra çarpıldı hikmet-i vücudum
alacağım
kimseye borcum yok
varis bırakmadan gidiyorum
kimse bilmeyecek
var olmuşum
olmamışını
gidiyorum
kefensiz
sedasız
nam u şöhretsiz
gece nevbetinde aydım
şekibindim
/olmayacak
yoruldum/
gelmeyeceksin
sabahı beklemeden gidiyorum
geceleyin
ayazda sabaha çeyrek kala

dönecek oldun muydu
bir adım yetiyor
geldiğin sonsuz mesafe için
gözümü güze açmıştım
baharı beklemeden
kışın tam sonunda gidiyorum
kar altında
bahara bir adım kala

işin

orucun bitimine ramak var
eli kulağında müezzinin
kan-ter içindeyim
kazma küreği fırlattım
ezanı beklemeden
yevmiyemi almadan gidiyorum

söylemedi deme
gidiyorum
geldiğim yere
'zemheriden ötesi var'
kimseden ayrılmış
kimseye kavuşmuş
kimseye dönmüş olmayacağım
söylemedi deme
gidiyorum
geldiğim yere



yangın anımsıyorum
duman
baş dönmesi
dünya tutması
söylemedi deme
gidiyorum


bu yasaklar bana göre değil
bu buyruklar
mubahlar
bilinen ölümler
doğumlar
gidiyorum

sahte
tanımlanan
yahut muhayyel tanrıları terkediyor
gidiyorum

yaramadı bu ırmaklar
bu gökyüzü
fazla temiz
fazla aydınlık
karanlık göklerim
mülevves ırmaklarım
daracık odalarım
labirentlerim
kısır döngülerim
paradokslarıma dönüyor
söylemedi deme
eski dalaletime gidiyorum
gidiyorum anlıyor musun
gidiyorum
varamadığım
hiç ulaşamadığım
izinden ayrılıyor
/yenildim/
yolundan sapıyorum
gidiyorum görüyor musun düzgün
yüzümle ağlayamıyor dava sahiplerini
oyalayamıyor rolümü oynayamıyor
bir şiiri beyaza çekemiyor gidiyorum
hem zalim
hem mazlum
hem hâkim
hem mahkûm
hükmüm elimde gidiyorum

zahid sanır
sulandırılmamış müşrik
ben diyem
bir o kadar muvahhid
'ne âkil
ne divane'
şair
yani mürted
bir bakıma mürted gidiyorum

ikindinin sonu
gün batarken dönüyor
gün batarken gidiyorum
geldiğim yere
nereyse

Murat Kapkıner