03 Eylül 2012

Yaz Kapılarında

Her şey bir güzel kız için yazılır, diyor.
Kırkına yakın, yılgın biraz.
İsteksizce yanıtlıyor derginin sorularını.
Öğrenci derneğinde konuştuğu akşam

uzaklarda gibi dinleyenlerden, güvenle konuşuyor -
üst üste kazandığı yenilgilerin güvenliği içinde.
Oyunlarından sahneler geçiyor gözlerimin önünden,
değişik zamanlarda, değişik sahnelerde izlediğim:
çürüyen bir şey, çocukluktan erginliğe geçerken,
yarı kaçık soylular, saray artıkları, kırık bilgeler,
şehvetle kutsallığın kucaklaştığı tenha köşeler…
Sonra kurtulmak için boğuntusundan günlük kokulu
karanlıkların,
kırlar, kırlar ve uçsuz bucaksız ovalar.
“Bir ırmağın kıyısında sevişmiştik o yaz.”
Her şeyi bir güzel kız için yazmış olmanın erinciyle
açıyor yaz kapılarını
yenilgilerinin güvenliği içinde.
Yorgun ama hâlâ içinde o yakıp tüketen özlemi
bilinmeyenin.

Cevat Çapan
Bana Düşlerini Anlat

Çıkrıkçılar Yokuşu

ve yüzünü alıp çıktım. öğleye doğruydu
çıkrıkçılar yokuşuna yağmur yağıyordu

ellerin ellerimde sessiz yürüyorduk ve
kapkara bir oğlan durma bize bakıyordu

tuhaf uzun bir sokaktı ve ben susuyordum
bir kız memelerini bırakıp gidiyordu

âşıktım ve hep seni soyuyordum aklımda
bir adam çarşıyı üstümüze kapıyordu

kadınların kızların ardından gittim durdum
öptüğüm yerlerin içimde durulmuyordu

üç kez yokuşu indim çıktım boncuklar aldım
kocaman kırmızı ağzın ki hiç bitmiyordu

akşama doğru bir aşçı dükkânına girdim
sana benzeyen incecik atlar geçiyordu

sonra birdenbire büyük bir sessizlik oldu
bu dünyadan ilhan berk geçti dedim yürüdüm.

İlhan Berk

Neden mi Sevdim Seni

Çünkü kendi yaşam yolculuğun için
Ne varsa gönlünce değerli olan
Gökkuşağı gibi saydam ve yalın
Yüreğini sevgiyle bana yansıttın
“Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.”

Çünkü kalbi seninle uzlaşmayan
Nice ayrı dünyaların insanlarını
Sevecenlikle anladın yıllardır
Hepsine de dost elini uzattın
“Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.”

Çünkü sevinçleri de hüzünleri de
Harikaydı seninle başbaşa yudumlamak
Mutlu çocuklar gibi kıvancımı da
Acılarımı da sevgiyle paylaştın
“Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.”

Çünkü seviyorsun sen benliğini
Tüm ruhunla önemsiyorsun kendini
Her uzatışında bana ellerini
Kalplerimizin sıcaklığına alıştın
“Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.”

Çünkü doğal akışında yaşantımızın
Barış adına dirlik düzenlik içinde
Erdemli özeninle yüce gönlünle
Yeni dünyalar yaratmaya çalıştın
“Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.”

Çünkü sen insanca onurunla yıllardır
Gözyaşlarımı sildin, arıttın içimi
Sevda türkülerinle, renkli ezgilerinle
Büyüledin beni, benliğime karıştın
“Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.”

İşte nice bunlar için sevdim seni
Sonsuza kadar da seveceğim seni

CANSEVER EYÜBOĞLU
(1972, yeni yazım 2009)

Sevgi Burçları

BAŞAK’ım, Saygılı Açelyam, güvenilir sabırtaşım,
İçtenliğin huzur verir bana, sen niye huzursuzsun?
Barış güvercinim, çevrene niye duvar örüyorsun?
Güvenli bir saat gibidir dostluğun, sevgili arkadaşım.

YENGEÇ’im, Sabırlı Nilüferim, sempatik yoldaşım benim
Kendine acıma, gizemli dünyalar yarat güzelliğinle.
Beni koruman da hoşuma gidiyor evcilliğinle
Bana her sarılışında kanatlanıyor yüreğim.

YAY’ım, İyimser Mor Menekşem, ayrılığı sezinliyorum,
İnsanları anla, korkma bu kadar yalnızlıktan.
Lüks yaşam mutluluk değildir, vazgeçme aşktan,
Sana sağlıklı, huzurlu, neşeli yıllar diliyorum.

BOĞA’m, Güleryüzlü Şebboyum, tembelliği bırak,
Herşeye dikkatle bak, inatçı keçim, görmeye çalış,
Akıllı ol, hayatın türlü türlü renklerine alış,
Küçük şeylerle mutlusun, budur güzel yaşamak.

İKİZLER’im, Coşkulu Yaseminim, melek yüzlü şeytanım,
Hoşa gitse de ikiyüzlü görünmen vazgeçmelisin.
Gözlemci parlak zekanla duygularımı seçmelisin,
Cana yakın, sevecensin, içtenlikle yanındayım.

ASLAN’ım, Görkemli Orkidem, bayılırım cesaretine,
Bu kadar enerjiyi de nereden bulursun bilmem
Bazen bencil, bazen kıskançsın ama önemsemem,
Cömert, iyi kalpli dostluğun beni bağlar kendine.

TERAZİ’m, Duygusal Gülüm, dost diplomatım benim,
Aşırı duygusalsın, bayılırım yardımseverliğine,
Biraz sabırlı olsan, biraz güvenebilsen kendine
Maskesiz severim seni, güzelliğine imrenirim.

KOÇ’um, Dost canlısı Papatyam, inatçı âşık,
Acımasız olma bu kadar, kalbimi kırıyorsun.
Oysa güven veriyor coşkulu, açıksözlü dostluğun
Yerinde duramıyorsun, biraz sabırlı ol artık.

KOVA’m, Özgün Kırçeçiğim, dünyayı sen mi kurtaracaksın?
Yalansız yaşaman hoşuma gidiyor, ama biraz duygu kat.
Biraz güven aşıla bana, serüvenciliği bırak, yoksa
Cömertliğin kadar, çevrene kıskançlık da saçacaksın.

AKREP’im, Sırdaş Karanfilim, zekâ küpüm benim,
Hem gerçekçi, açıksözlü, hem kırıcı bakışların.
Biraz dengele kendini, sen aşka doymaz mısın?
Beni kıskanman hoş değil, bana güvenmeni isterim.

BALIK’ım, Sevecen Zambağım, ne güzel önyargısız olman,
İncesin, duygulusun, herkesi büyüleyen bir yanın var.
Ama vazgeçmelisin dünyayı tozpembe görmekten,
Sadıksın, içtensin, yumuşacık bakışların kadar

OĞLAK’ım, Serinkanlı Kamelyam, dakik başyönetmenim,
Mutluluğa ulaşılmaz sadece saygınlık ve güvenle.
Yenilikçi ol, yaşamak ne güzel, biraz gülümse,
Doğal olmanı, sevdanın tadını çıkarmanı dilerim.

Cansever Eyüboğlu

Beyler Bağışlar

…………………………-Türkçe’nin bütün Bey’lerinin şerefine…-

Esirgeyen ve bağışlayan Bey’lerin aşkına
Kıyısız yaşamları kanatlarınızla alkışlayın
Gökyüzü şiir ömürlü çınarlara el verirken
Yeryüzünü cinayetsiz gecelere bağışlayın.

Dalga dalga açılan ipek albümdeki sevdalı yüzleri
Unutmayın, bir de Kars’ı, bir de kuş seslerini
Üstü kalsın, her dudak izinin kadehlerde/mendillerde
Ne demiş uçurumda açan çiçek: Beni Cemal Bey’e bağışlayın.

Nerde bir gün, bir çift Rosenberg havalansa
Anı’sıyla Melih Bey’in apansız kederlenin
Rakı için, karanfil saçın, Telefon’un öbür ucundaki
Oktay Bey’i San Markolu Güvercin’e bağışlayın.

Bir hikmeti varsa soluduğunuz kirli çağın
Düş gününüzü de emek harcıyla yaşayın
Anımsayın Nâzım Bey’i her alacakaranlıkta
Onurunuzu soğuk bir kelepçeye bağışlayın.

Ahmed Bey saçlarına kan gülleri takmış demleniyor
Kendi köklerini sevsin diye suladığınız çiçekler
Kore dağlarında paslanan tabakanın hatırı için
Son bir tutam tütününüzü Enver Bey’e bağışlayın.

Sayın ki Evler’in utancıdır çekilen acılar biraz da
Beşiktaş’ta solgun gölgesini izleyin Behçet Bey’in
Kandiller yakın Dar Çağ’ların aşksız odalarında
Kanatlarınızı ecelsiz bir pervaneye bağışlayın.

Yüzünüzü yıkayın artık, Büyük Saat’in vaktidir
Kamulaştırın sonsuz hüzünlerini Turgut Bey’in
Bir güzellik nasıl yudumlanırsa öyle ödeyin Edip Bey’in hesabını
Sevgi ile Sevda’nızı Kar Yangını’nın yerçekimine bağışlayın.

Dönüp geri bakın son kez İstanbul’dan Niksar’a doğru
Yakılan kitaplar, muskalı bozkırlarla tutsak Anadolu
Kulak verin, Cahit Bey’in türküsü halaylarla başlayacak
Yarın yüreğinizi üşüyerek ısıtan bir serçe’ye bağışlayın.

Hüseyin Cahit

San'a Gazel

Eylül güz’eldi.. ekim ıs’landı.. san ki, sancım
ıs’sız bir buluta ağdı, cân gölgesi san’dım.

Rûhum kılpayı tutundu kuğusuz boynuna,
Leda’nın dili tutuldu, söylen’di.. san’dım.

Hangi sevdâ hangi dağın depreminde gömülü,
bilmem.. ‘siyah anlar’, anlar beni, sandım.

Sanrım anladı beni.. titreyen dil deryasının
kalbine düştü göztaşım, tûfan dindi.. san’dım.

Hep uzak kal, büyüsün Kâf dağım, kanatlarınla
ömrümün cân küresi büyülendi.. san’dım.

Dün silindi.. Gün rüyâda şimdi.. Aslolan yarın…
‘arzu çağı’ hakîkatmiş, ten hayâlî sandım.

Kırma sırçamı Cemşîd, serâbdan göz gözü
görmüyor.. kır kalemi.. söz tükendi.. san’dım.

Hüseyin Cahit
(MorTaka, 13, Kış 2009)


Sessiz Sinema

Yordu bütün yıl bizi işler
ve ilişkiler: Buraya ondan geldik.
Korkmuştuk korkularımızdan,
coskularımızdan bıkmıştık,
ne yavaşlıyor ne de hızlanıyordu
çarklar, kimseye rastlamıyorduk,
kendimize bile: Buraya ondan
gelmiştik.

Bulduk aradığımız yeni oyuncuları,
öğrendik ve öğrettik basit ve karmaşık
kuralları, neden böyle oldu pek
anlayamadık: Kağıtlar ve zarlar,
pullar ve kibrit çöpleri atıldı
tek tek bir köşeye: Bir gençlik
oyunuydu, benimsedik birden.

Kamera kontrol, döndü makaralar
geceden geceye: Rolden role girdik
gördüğümuz, görmediğimiz filmlerle;
güldük beceriksiz bir anlatıma, usta
bir kavrayışı içtenlikle alkışladık,
mimikler ve jestler arasında başka
durumlara ve kişilere öykündük:
Buraya ondan gelmiştik.

Kimbilir kim hatırladı piyanoyu
içimizden: Bıkmıştık sinemadaki
sessizlikten. Biraz buruk, çokca
esrik, kendimizden koparak yattık
sonra o gece. Buraya ondan mı
gelmiştik: Uyandık erkenden,
yeniden seslendirdiğimiz filimde:
Yabancıydık şimdi giyindiğimiz
kişiye, tıpkı gelmeden önce.

Enis Batur