07 Ekim 2012

Cemal'in İç Konuşmaları 1

Bir şeyler çiziyorum buğulu cama -ben-
Cemal'in ıslak sesi
Kayıp gidiyor buğulu camda
-Bir sabah yağmurunun en küçük tanımıysa
Şu benim sesim-
Çizip çizip siliyorum sesimi
Birden odayla dışarısı birleşiyor
Ve birleşir birleşmez
Çıkarıp cebinden büyük aynasını gök
Bir istasyonda yolcularını bekleyen
İnsanlar gibi hafifçe gülümsüyor
Bana
Elimi sallıyorum içimden
Buruk içimden
Belli belirsiz.
Yaşlı bir çocuğum ben, çocukların en yaşlısı
Ağzımda sakız tatlısının hiç eksilmeyen tadı
Sevilince kendimi tadıyorum bir de
Kendime dönüşüyorum
-Ah içimin derin rengi
Yoğun kokusu-
Biraz önceydi
Yalova'da bir oteldeyiz
Çok büyük bir oteldeyiz -hepimiz-
Çiçekler var -çok büyük- ağaçlar gibi
Kırmızılar uzun, uçsuz bucaksız
Sonra bir vapurun bayrağı
Görmüştüm
Annemin yakut yüzüğü
Görmüştüm
Ben herkesin oğluydum o zamanlar
Kalabalıktık.
Elimi buğulu camdan çektim
Saçlarım doldu yüzüme
Saçlarım neden böyle uzun -kimbilir-
Sevmiyorum hiç
Yalnız yapıyor beni
Hem niye
Herkesin özlemi benim özlemim değil ki
Az konuşuyorum bu yüzden
Tenhalarda duruyorum
Sanki yaşamım benim
Önce bir susuzluk vakti
-Suyu musluktan içiyorum sık sık
Kimseye göstermeden
Böylece
Hiç mi hiç bitmiyor içmem-
Nisanın ıslak sesi
-Kocaman bir gül haziran-
Gelip gelip vuruyor
Uzaktan bakıyorum
Kış aylarına bakar gibi
Kirli
Çift kollu bir lambaya benziyorlar
Seniha teyzemle annem
Bezik oynuyorlar gene
Masada rakı sürahisi -dilim dilim ve renkli-
Tabakta solgun meyvalar
-Sanki kimse birbirine bir şey demedi-
Ve
Suyu çekilmiş portakallar portakallar
-Ne? ne zaman? şimdi unuttum
Büyükannemin ölüm saati-
Ester vazoya çiçekler yerleştiriyor
Pembe sesiyle
-Baharı yerleştiren bir tanrının elleri-
Kokusunu duyuyorum uzaktan
Hayır, kokusunu düşünüyorum
Benim olmayan kokular..
İnsan kendi kokusunu bilir mi
Bilmem
Bilemez
Ama annem Ester'in
Ester'se annemin kokusunu biliyordur
Sanırım bazı kokular da duyulmaz, görülür
Ben gördüm
İşte şu karşıki bahçenin kokusu
Toprakla güneş karışımı bir koku
Ben gördüm
Büyükannemin ölüm kokusu
Gördüm ben
Sonra annemi bir kokuda gördüm iyice
Seniha teyzemi de
Çok ağır bir kokudan gelmiş oluyor teyzem
Muhassen'den döndüğü zaman
O evden
İşaret parmağına benziyor bazı kokular
Gösteriyor gösteriyor gösteriyor
Demin yanından geçtim
Bugün başka türlü kokuyor Ester
Dudağımı kanatan balık gibi değil
Baharda kar yağar mı, öyle kokuyor
Kapısını ilk kez açıp da
İçeri giriliveren
Yeni bir ev gibi kokuyor
Bin türlü kokuyor bugün Ester.

(Çok geniş bir çayırda yürüyorum yürüyorum
Ezilen otlar gibiyim
Ezilen otlar gibiyim ayaklarımın altında
Kendi ayaklarımın
Nedense
Bu böyle hoşuma gidiyor.)


Edip Cansever

Yalnız

küçük odada üç kişi vardık;
ben, geceyarısı bir de sessizlik
üçümüz de candan arkadaştık
kurt yemiş, aşınmış, köhne odamda
üst katta, bir tavan arasındaydık,
ben, geceyarısı bir de sessizlik.

çabucak ayrıldı geceyarısı,
yavaşça, geldiği gibi çekildi,
biz ikimiz kaldık, iki yakın dost.
sevinçle kederle, ben ve sessizlik.

sessizlik, hafif bir kadın örneği,
dizime oturdu ve beni sardı
öpüşü kanımı dondurdu sanki
vücudumu baştanbaşa ürpertti.
bağırarak ağlamaya başladım.

arkamda çatlayıp gıcırdadılar
köhnemiş eşya.
ve tembel sessizlik kahkahalarla
çekildi gitti...
tavan arasında kaldım yapayalnız.

Sandor Forbath

olanaksızlıktan yola çıkan ilişki...

sen, çınlattığın yaşam dolu kahkahalarından sonra da uzayıp giden ölümcül suskunluklarınla, bana, hep, birşey haykırıyordun -susmanla bağırıyordun- sessizliğinle feryat ediyordun, birşeyi bana; ama ben anlayamıyordum bunu -hala da, doğru dürüst anladığımı söyleyemiyorum
-zaten söylenecek birşey
de kalmadı
artık:
bağışla
beni-


__seni hep yaraladım.
o en başta farkına vardığım yaralılığın da, birşeyler öğrenmeme yaramadı, işte...
şimdi sayamayacağım kadar çok durumda sana söylediklerim, yaptıklarım (bazısını burada, bu kitap içinde dile getirmeye çalıştım -biliyorsun onları) derinden acı verdi sana, biliyorum -
(hani bir akşam vardı, sen inleye inleye, bitap düşüp-)
bunları affettirmem -senden özür dilemem- de, artık, anlamlı değil.
bunların ne kadarı benim özel -öznel- budalalığımdan kaynaklanıyor, ne kadarı da ilişki denen şu garip şeyin kendi genel -nesnel- niteliklerinden çıkıyor, bilmiyorum.
tek bildiğim başarısız olduğum-
(-zaten ustam da en başta alıntıladığım itirafında aynı şeyi söylemiyor muydu?!...-)
kuramadım onu, gereğince; sana da, yeterince ulaşamadım -bu beceriksizlik yalnızca benden mi kaynaklanıyordu onu da bilemiyorum.
muhtemelen, öyledir.
ne sen, ne de ilişkinin kendisi -
yalnızca ben sorumluyum bu başarısızlıktan..

__"en değerli hayalimdin sen,: kendini yıktın!...
elden çıkarmak istemediğin gerçekler vardı,herhalde: bir yarım-yamalak felsefecinin hayali olmak ise, istemedin. oysa, onun, yaşamında bir kez olsun gerçekleştirdiği, gerçek hale getirebildiği tek hayali olabilirdin - hatta sanıyorum , bunu istiyordun da... hayalden gerçekliğe giden yoldaki adımı atmadın - "kaçtım" dedin...
işte: kaçtığın kendindi - belki de, benim gerçekleşen hayalim olabilseydin, kendi en yoğun gerçekliğin de olabilirdin...
kim bilir, artık - geçti..."

__o uzun ayrılıştan önceki son buluşmamızda, bana, şöyle bir şey dedin:-
"senin ile hiç ilişkimiz olmadı ki..."
"senin ile ilişkimiz hiç olmadı ki..."
"senin ile ilişkimiz olmadı ki hiç..."
"hiç ilişkimiz olmadı ki senin ile.."
tam nasıl söylemiştin, anımsayamıyordum -belki, yıllar içinde, kafamda o kadar evirip çevirmiştim ki bu tümceyi, tam biçimini artık yeniden kuramıyordum (yıllar sonra, o gün bu tümceyi üzerine not ettiğim sigara paketini buldum: şöyleydi:
"bizim senin ile hiç ilişkimiz olmadı ki...")
önce hiçbir şey anlamadım; hep de düşünüp durdum; ancak da yıllar sonra, anladım:-
haklıydın
haklısın

__kararsız mısın;
korkuyor musun;
istemiyor musun?
,
diye sordum; sen de, hepsine birden, evet, dedin.
bunlar çok farklı şeyler oysa ki: -
'kararsızlık' kişinin ötekine yönelik;
'korkmak' kendine yönelik;
'isteksizlik' de ilişkiye yönelik;
yetersiz kalmasıdır.



__olanaksızlıktan yola çıkan ilişki, ne çok gerçeklik katetse de, yeniden olanaksızlığa varır, sonunda; son olanaksızlığı da, belki, ulaştığı en son gerçekliktir.
ilişki ancak yaşamakla varolur; ama, yaşandıkça da, tükenir.
b i z, artık, ayrı olabiliyor idiysek, sen ile ben arasındaki şu 'i l e', artık, yok, demekti.


...

Oruç Aruoba

ile

Bir tür hesap çıkarmaya çalışacağım. Ama bir bilanço olmayacak bu, sonuna çizgi çekemeyeceğim biliyorum. Bu hesap sonucu bir fatura çıkarmaya da niyetim yok. aslında istesem bütün maliyeti kendi haneme yazabilirdim ama zaten bedeli ödediğime (ve ödeyeceğime) göre buna da gerek yok.

Önemli olan kişinin duygularını tam olarak bilmesi (ki bu en son sınırda olanaksızdır) değil, onları denetim altında tutabilmesidir. Ama bunun için de onları tam olarak bilmesi gereklidir. İki yanlı olanaksızlık!

Belki temel hata, sevgiyi bir duygu işi olarak görmekte. Duygu yanı yok değil; ama bu, bilinçle dengelenmezse yalnızca duygusal kalırsa, kişinin özgürlüğü pahasına yürüyor.

Biliyor musun: güvercinler isterlerse (ve istediklerinde) kanatlarını dimdik tutup, havada hiç kıpırdamadan durabilirler. En azından bir süre için...

İki kişi ilişkilerini, onu olduracak kadar kuramazlar ama öldürecek kadar bozabilirler, yaptıklarıyla. Bir de kendi haline bırakırlarsa kurur gider ilişki, kendi kendine ölür.
Sevgi, iki insanın birbirlerinin yüzlerine bakmaları değil, birlikte aynı yöne bakmalarıdır.
''Aşk'' önemsiz, giderek değersiz bir şeydir; kişinin başına nedensizce hatta nesnesizce gelir. Neden şu kişiye aşık olmuşsundur, kimdir aşık olduğun; belirsizdir. Çünkü yalnızca bir etkilenim, bir tutkudur işte, bir tutulmuşluktur.
Sevgi ise dünyanın en önemli, giderek de (enderliğinden mi acaba , herhalde...) en değerli şeyidir. Çünkü kişinin bilinçle ve tam da belirli bir kişiye yönelik, bulunabileceği en yoğun ve en yalın, anlamlı, amaçlı eylemidir.
Düşün : sevgi, eylemdir.
İnsanca özlemler dünyaya uymuyorsa, bozuk olan dünyadır; insanca özlemler değil...

Kişi, başka bir kişi ile birlikte yapacağı her bir şeyi iyi yapabileceği tek bir kişi bulamaz. Farklı farklı kişiler ile iyi yapabilir tek tek yapacaklarını.
Şu şeyini şu kişi ile birlikte iyi yaptığın için, onun ile yapacaksın; bu şeyini bu kişi ile, o şeyini o...
Yani bölük pörçük, eksik güdük, yamalı bohça gibi bir dizi ilişkiler sıralaması olacak yaşamın. Ama her bir parçası iyi yapılan!
Her an, hep yeniden kurmamız gereken bir bilinç temeli üzerinde yürüyebilir ilişkimiz ancak. Bu aynı zamanda özgür bir temel: çünkü kararımız, isteğimiz, inancımız hep bilinçli olarak ayakta tuttuğumuz şeyler olacağından; doğal duygulara ve tutkulara dayanmadıklarından, onları her an kırıp atmak elimizde olacak.
Her an, ''artık istememeye karar veriyorum'', ''artık inanmayacağım'' deyip, çekip gidebiliriz ikimiz de .

Bana kararsızlıkla gelmemelisin. Geleceksen, özgürce ve bilinçli bir isteklilikle gelmelisin.
Bunların eksikliğinden dolayı yitirmedik mi yitirdiklerimizi?

Dünyanın en zor işini yapıyoruz. O da şu; şu boktan yeryüzündeki bütün düzenlemelerin engellemeye çalıştığı, yasakladığı, cezalandıracağı bir ilişkiyi kurmak ve sürdürmek...
Bunu bilinçle ve özgürce isteme kararlılığına, hiçbir kuşkuya yer tanımadan sahip olmazsak, nasıl kalkarız ki bu işin altından?...

En büyük erdemsizlik sığlıktır.
Ne ki bilinçlendirir, gerçekleştirir
Doğrudur, haklıdır.

Güzeldi ve değerliydi yaşadıklarımız; kendilerine layık birer yer bulacaklar ikimizin de yaşamlarında: hüzünleri eksik olmayacak ama olsun: olacaklar ya!...

Oruç Aruoba

05 Ekim 2012

Queen - 'The Show Must Go On'

Empty spaces
what are we living for

Boş alanlar
Ne için yaşıyoruz?

Abandoned places
I guess we know the score

Terk edilmiş yerler
Sanırım sebebini biliyoruz

On and on
Sürüp gidiyor

Does anybody know what we are looking for
Neyi aradığımız bilen birileri var mı?

Another hero another mindless crime
Yeni bir kahraman, yeni bir aptalca suç

Behind the curtain in the pantomime
Perdenin arkasında, pandomimde

Hold the line
Sınırı tut!

Does anybody want to take it anymore
Buna daha fazla tahammül etmek isteyen var mı?

The show must go on
Şov devam etmeli

The show must go on
Şov devam etmeli

Inside my heart is breaking
İçimde kalbim parçalanıyor

My make-up may be flaking
Makyajım akıyor olabilir

But my smile still stays on
Ama gülümsemem hala duruyor

Whatever happens I'll leave it all to chance
Ne olursa olsun tamamen şansa bırakacağım

Another heartache another failed romance
Yeni bir kalp ağrısı, yeni bir başarısız aşk macerası

On and on
Sürüp gidiyor

Does anybody know what we are living for
Ne için yaşadığımızı bilen birileri var mı?

I guess I'm learning
Sanırım öğreniyorum

I must be warmer now
Şimdi daha sıcak olmalıyım

I'll soon be turning round the corner now
Yakında köşeden dönüyor olacağım

Outside the dawn is breaking
Dışarda şafak söküyor

But inside in the dark I'm aching to be free
Ama içerde karanlıkta, özgür olmak için acı çekiyorum

The show must go on
Şov devam etmeli

The show must go on - yeah
Şov devam etmeli - evet

Ooh inside my heart is breaking
Ooh içimde kalbim parçalanıyor

My make-up may be flaking
Makyajım akıyor olabilir

But my smile still stays on
Ama gülümsemem hala duruyor

Yeah, oh oh oh
Evet, oh oh oh

My soul is painted like the wings of butterflies
Ruhum kelebeklerin kanadı gibi boyalı

Fairy tales of yesterday will grow but never die
Dünün peri masalları büyüyecek ama asla ölmeyecek

I can fly - my friends
Uçabiliyorum - dostlarım

The show must go on - yeah
Şov devam etmeli - evet

The show must go on
Şov devam etmeli

I'll face it with a grin
Bununla gülerek yüzleşeğim

I'm never giving in
Asla teslim olmayacağım

On with the show
Şovla birlikte

I'll top the bill
Başı çekeceğim

I'll overkill
Sınırı aşacağım

I have to find the will to carry on
Devam edecek arzuyu bulmalıyım

On with the, On with the show
Şov ile, şov ile

The show must go on, go on, go on, go on, ...
Şov devam etmeli, etmeli, etmeli,...

04 Ekim 2012

Aşk Bitti-Ezginin Günlüğü



Aşk bitti
Elimden sanki minik bir balık kayıp gitti
Aşk bitti
İçimden sanki bir şeyler kopup gitti
Aşk hiç biter mi
Hiç bir şey olmamış gibi
Boşlukta kaybolup gider mi
Aşk hiç biter mi

Kalır adımızla
Bir sokak duvarında
Bir ağaç kabuğunda
Bir takvim kenarında
Kalır bir çiçekte
Bir defter arasında
Bir tırnak yarasında
Bir dolmuş sırasında
Kalır bir odada
Bir yastık oyasında
Bir mum ışığında
Bir yer yatağında
Aşk hiç biter mi

Kalır dilimizde
Yinelenen bir şarkıda
Bir okul çıkışında
Bir çocuk bakışında
Kalır bir kitapta
Bir masal perisinde
Bir hasta odasında
Bir gece yarısında
Kalır bir durakta
Yırtık bir afişte
Buruk bir gülüşte
Dağılmış yürüyüşte
Aşk hiç biter mi

Kalır bir sokakta
Bir genel telefonda
Bir soru yanıtında
Bir komşu suratında
Kalır bir pazarda
Bir kahve kokusunda
Bir tavşan niyetinde
Bir çorap fiyatında
Kalır bir yosunda
Bir deniz kıyısında
Bir martı kanadında
Bir vapur bacasında
Aşk hiç biter mi

Ezginin Günlüğü

Beraberlik

Siz beraber doğdunuz ve hep öyle kalacaksınız. Ölümün beyaz kanatları, sizin günlerinizi dağıttığında da beraber olacaksınız.

Siz Tanrı'nın sessiz belleğinde bile beraber olacaksınız. Fakat birlikteliğinizde belli boşluklar bırakın. Ve izin verin, cennetlerin rüzgarları aranızda dans edebilsin...

Birbirinizi sevin; ama sevgi bir bağ olmasın. Daha ziyade, ruhlarınızın sahilleri arasında hareket eden bir deniz gibi olsun.

Birbirlerinizin bardaklarını doldurun; ancak aynı bardaktan içmeyin... Ekmeklerinizi paylaşın; ama birbirinizinkini yemeyin...

Beraberce şarkı söyleyin, dans edin, coşun; fakat birbirinizin yalnızlığına izin verin. Tıpkı bir lavtanın tellerinin ayrı ayrı olup, yine de aynı müzikle titreşmeyi bilmeleri gibi...

Birbirinize kalbinizi verin; ama diğerinin saklaması için değil; Çünkü yalnızca Hayat'ın eli, sizin kalplerinizi kavrıyabilir...

Ve yanyana ayakta durun; ama çok yakın değil, Çünkü bir mabedin ayakları arasında mesafe olmalıdır; Ve meşe ağacıyla, selvi ağacı, birbirinin gölgesi altında büyüyemez.
Halil Cibran