09 Ekim 2012

Ateş

Ateşin ne kadar uzun bir sürede yanar hale gelmişse,o kadar uzun bir süre yanar-sen onunla ne kadar uğraşmışsan,seni o kadar çok ısıtır.-Tersi:ateşini ne kadar kolaylıkla yakmışsan,o kadar geçici olur o da;seni o kadar az ısıtır...


Şunu bil:ancak zorlukla yakılan ateş,
temelden,gerçekten,yanar-ve ısıtır...


Ateşinin kolayına kaçamazsın.


Ateş yakmanın,bir de odun taşıması vardır-ve,kül küremesi,ocak temizlemesi...


Ateşlerinden fırlayabilecek kıvılcımlar odalarında tehlike yaratır diye ocaklarının önüne muhafaza koyanlardan olma:Ateşini iyi yak;ona iyi bak-odanda yangın çıkması olasılığından korkma...


Ateş yakan ateşinden korkmamalıdır.

...

Ateş, bir kez yanmağa başlayınca, senin denetiminden çıkar gibi olur — ama, unutmamalısın ki, kendi haline bırakılan ateş, gerçi, koşullar uygunsa, harlar; ama, kısa zamanda, yakabileceklerini yakarak, tükenme sürecine girer: Ateşin ilk niteliği yayılmaksa, son niteliği de tükenmektir.

Bu yüzden, ateşini “beslemen” gerekir: tam zamanında, tam yerine, yeni yanacak odunlar koyman;

Belirli bir yanı tükenmeğe yüztutmuş odunları birbirlerine göre çevirmen; yanamayarak tütmeğe

Başlamış odunları yanabilecekleri bir konuma getirmen— bir sürü düzenleme, ayarlama…

Ateşini kendi haline bırakamazsın— bırakırsan, tükenip söner…

Ateşinden sorumlusun

...

47.

Ateşinle ilgili öğrenmen gereken,
onu hep yeniden yakabilmeni sağlayacak
olandır.

Önemli olan,ateşini bir kez yakıp
yanmasını sürdürebilmeyi bilmen değil,
hep yeniden yakmasını bilmendir.

Gerçi,yanmasını sürdürmeyi öğrenmen de önemlidir
ama,bu bilginin tek yarayabileceği,işte onu yeniden
yakmak olur ancak.

Ateşini,ancak,hep yeniden,yakabilirsen,
-ancak da hep yeniden yakabilirsen,
senin ateşindir...


48
Ateşinle ilgili bütün ''koşullar'',
koşulsuzca senin elinde olmalıdır,

Ateş yakan,ateşine bütünüyle egemen olmalıdır-
yalnızca nasılne zaman yakacağına değil;
ne zaman,niye yakacağına,ya da yakmayacağına da...
Ateş yakan,
ateşini yakmayabilmelidir de...


49.
Ateş yakan,yeri gelir,ateşini yakmaya da bilir-
boşverebilir;soğuk odasında,öyle,öylesine,
oturmayı seçebilir...


50.
Ateş yakan,bütün yaptıklarının kendi kuruntusu
-yanılgısı-olduğunu kabullenmeye de hazır olmalıdır
-belki de yanılsamadır-yanılsamaydı-,hepsi;
belki,ateş hiç yanmamıştır
-yanmamıştı--

...

An gelir,inanılmaz bir uyum oluşur ateşinin içinde:sanki tek bir yanmayan,hiçbir tüten odun yokmuş;hepsi,müthiş bir güçle harlanarakateşe katılıyormuş gibi olur-ama,bil ki,bir yanılsamadır bu:Olup-biten,ocağın dibinde birikmiş korların da,odunların düzenli yanmalarına yeterli ısıyı sağlamalarıdır-ama,hemen o andan sonra,ateşin,inişe geçecektir:odunlar kor olmaya;korlar kül olmaya yönelirken,ateşin de sönmeye yönelecektir-
ateşin,söner- -

Ateş,söner--

işte,ateş yakan:böyle...


Oruç Aruoba

Nisan Tezleri

I
(Kimine aşktır yaşamdır kimine, ama nisan bir isyandır senin sessizliğinde.)

adını yasak metinlerde buluyorum
bir devrin silsilesinde adını ve namını

bazen mistik bir güç gibi misyonerler gizliyor
bazen bir kitap gibi entellektüeller ve işçiler

adını yasak metinlerde buluyorum
bir başka devrin kafesinde yasak ve yaslı

gizleniyorum bir düş gibi kaçarak gerçekten
gizlendikçe küçülüyorum ve katılıyorum yasına

adına düşler kurmalıyım ve ülkeler
şiirler yazmalıyım adına

II
(Ekim uğrun uğrun büyür nisanla ve belki de her sonbahar bir ilkbaharla.)

Edebiyatın harabe yollarında tanığı oldum
takdis edilen bir hayata biatın

ama Petersburg Leningrad’ı doğurmadan
Kronstadt’ta burkuldu saltanatım

şimdi taze yenilgiler bekletiyorum
pirüpak yenilgiler,bayat yengiler peşinde

Bir ozanı yanlış dizelerle sorguluyorum
ve şimdi herkesi kendi çarmıhında geriyorum

Ey ülkeler mimarı. Ülkeler ve imgeler mimarı
Potemkin’de gölgemi görüyorum, gölgeni görüyorum


III
(Çekip gitmeli artık arkada birşey bırakmadan.
Yeni serüvenlere girmeli insan, nisan nisyan olmadan)

Gitmenin bütün adresleri değişiyor
intihar ediyor paranoid tanrıları evrenin

ve değişiyor kalmanın bütün tarifleri
kuramları takvimleri değişiyor eylemin
ve ben saklıyorum bir giz gibi bu serüveni
duldalarında tarumar düşlerim

saklıyorum bir aşk gibi pusarık geleceğine
henüz yoğrulmamış bu toy derdimi
Çünkü benim düşlerim,benim yüzyıllık düşlerim
yüzyılın başında eylemindi senin.


Zafer Ekin Karabay


Trafik

kentin baskısı kaldı bize
ve ışıkları trafiğin ya da kazası

oysa biz hep bir düş kazasında
yitirdik arkadaşlarımızı

karşıdan karşıya geçerken
eli bırakılan çocuklardık

o insan kalabalığındaki
son gülümsemesiydi annemizin

sonra hangi tarafa geçsek karşıda kaldık!

Zafer Ekin Karabay

Bazı Yaralılara

Nereye bakıyorsun
İşte yaralı insanların fotoğrafları
İşte yangından çıkarılan çocuk cesetleri
Bu, savaşmış bir atlının sakat kalan ayağı
Bu kesik kol, önemsiz bir iş kazası

Kime bakıyorsun
İşte bacağından alınan üç parça kemik
İşte bombardımandan sonraki yaralılar
Bu, sınırı geçemeyenin aldığı yara
Bu yarım adam, küçük bir işkence hatası

Neye bakıyorsun
Sayamazsın o ciğerdeki yaraları
Kime bakıyorsun
Bilemezsin geçmişindeki yaraları
Nereye bebeyken nazar boncuğu
Kime büyüyünce kurşun yarası

Ama sen
Yine de verirsin çiçeğini yaralı ağaç
Uçarsın yaralı keklik
Kan diner yol açılır
Gün döner gece kısalır

İsteyen denize isteyen kendine baksın

Süreyya Berfe

Deli Kızın Türküsü

III

Sana büyük caddelerin birinde rastlasam
Elimi uzatsam tutsam götürsem
Gözlerine baksam gözlerine konuşmasak
Anlasan

Elimi uzatsam tutamasam
Olanca sevgimi yalnızlığımı
Düşünsem hayır düşünmesem
Senin hiç haberin olmasa
Senin hiç haberin olmaz ki
Başlar biter kendi kendine o türkü

Yağmur yağar akasyalar ıslanır
Bulutlar uçuşur geceleyin
Ben yağmura deli buluta deli
Bir büyük oyun yaşamak dediğin
Beni ya sevmeli ya öldürmeli

Yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa
Böcekler gibi başlamalı yeniden
Bu Allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta
Yan garipliğine yürek yan

Gitti giden

Gülten Akın

Üşümekten Değil Korku

Yorgun savaşçılarız, yengiler eskitti bizi
Utanırız tadına varmaktan içkilerimizin
Biri bütün güneşleri toplar, vermeye bekletir
Üşümekten değil korku, ısınır olmaktan
Yorgun savaşçılarız, sevgiler ürküttü bizi

Tutulmuş dağ yolları oklar ve tuzaklar
Biri dostluk adına bağışlar çirkinliğimizi
Düz yollara düşeriz yeniden oksuz ve tavşansız
Yılgın savaşçılarız, sevgiler ürküttü bizi

Gülten Akın

08 Ekim 2012

Sarhoş Kiraz Çiçekleri

Şafak sökerken,
Kiraz çiçeklerine
Vurup geçer yağmurun sesi.


Çisil çisil yağan
Hoş yağmurda
Kiraz çiçekleri sarhoş.


Kiraz çiçeklerinde kaybolup
Çam ağacında ortaya çıkıverir
Yağmurun ipi.


Ezip geçmek
Zordur ya,
Dökülmüş kiraz çiçeklerini.


Bir yolcunun
Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında,
Dönüp baktım arkama.


Ne büyük bir suç,
Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor,
Kyoto’nun bayanları.


Hem tapınak,
Hem dağ geçidi,
Çiçek bulutlarının üstünde şimdi.


Kiraz çiçekleriyle sarılmış etrafı,
Şamisen çalan
Kör bir bayan.


Kiraz çiçeklerinin aydınlığında,
Konuşan bir papağan,
Kızıl köprünün tahtasında.


Göze çarpan,
Beyaz bir kiraz çiçeği,
Sake’nin sarhoşluğu.


Bugünün kiraz çiçeklerine,
Dolunay takılı sanki.


Bir yaprağı
Eğleniyor uzakta,
Dökülen kiraz çiçeğinin.


Anıların ırmağından geçerken,
Yine kiraz çiçeği yağmuru.


Dökülen kiraz çiçeklerini,
Durdurmanın bir anlamı
Yok ki.


Kiraz çiçeği ağacının tepesinde,
Bir görünüp bir kaybolan
Hangi kuş ki?


Kiraz çiçeği bulutu,
Uzaktaki bir tapınağı
Selamladım.


Akşam kirazı,
Bir işi var,
Bu küçük kağıt fenerin.


Bu denizin dibinde,
Bir inci
Açıyor kiraz çiçeği.


Dağ kirazı,
Anılarım var
Eski bir dosta rastlamış gibi.


Beyaz bulutların,
Geçip gittiği bir zirvede
Kiraz çiçekleri.


Gittiğim ufuğun,
Güneş batışında
Bir dağ kirazı.


Dağ kirazı işte,
Çıtır çıtır yanar
Sobam.


Dağın eteklerinde
Bir kiraz çiçeği,
Yabani otların içinde.


Akşam çökünce,
Işıklandırdım
Evimin kirazlarını.


Çam varsa,
Kiraz çiçeği bulutu da var.
İşte memleketim.


Kiraz çiçeği işte,
Kolumun üstüne
Telaşla dökülen de.


Takahama Kyoshi