kader kısa kesse bile iyi insanın sevgisini
o sevginin izleri sürer gider insanlarda
bir canın titreşimleri gibi
(Ravigupta)
kötülere hiçbir iş için başvurmamak
borç istememek kıt kanaat geçinen dosttan
tatlı dilli, dürüst, iyi huylu olmak
ölüm döşeğinde bile elden bırakmamak mertliği
yılmamak en büyük talihsizlikler karşısında
büyük adamların izinden yürümek
bu kurallar keskin kılıç gibi yamandır ama
iyilere bunların hiçbirini öğretmek gerekmez
(Darmakirti)
görevini yerine getirmeyen öğretmen
cahilliğine rağmen konuşup duran softa
ahalisi boşuna yardım uman hükümdar
kocasının başının etini yiyen kadın
kent eğlentilerini kurup duran sığırtmaç
dağların koruların düşüne dalan berber
bunların altısı da fırtınalı denizde
batan cılız bir tekne gibi öldürücüdür
(Rajasekhara)
dünya benim olsa da, sırf ben hüküm sürsem de
koskoca yeryüzünde tek bir kentim var benim
bir tanecik kentimde benim tek bir evim var
şu evimin içinde bir taneciktir odam
odamın içinde de topu topu bir yatak
ve yatağın üstünde biricik karım uyur
saltanatımın nuru, neşesi, güzelliği
(Daksa)
sabır, zırhtan güçlüdür, korur varlığımızı
düşman arama sakın yüreğin öfkeliyse
dostun varsa gerekmez tehlikeye panzehir
eşin ısıtır seni ocağın yanmasa da
yılan bile ısırmaz iftira kadar kötü
aklın ve bilgin varsa zenginlik nene gerek
alçakgönüllülerin gözünde bir hiçtir süs
şiir, ilham perimiz, olmaz olsun saltanat
(Bavabuti)
Çevirmen: Talat S. Halman
Sanskrit
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
19 Ekim 2012
Harfler ve Kibrit
aşkları da yaktım, yalnızlığı da
dumanına gel dedim, ateşine git
sözlerin külü kaldı elimde
bir de gül, bir kibrit
kimbilir hangisiydi yanmadı
eskidendi o süslü intiharlar
hilmi! gel akşama hüzün var
bir de gül, bir kibrit
durup da saysam da çoğu da bir'dir
şiirler da, da, da şenlik ateşleridir
dizelerden yanık kokusu gelir
bir de harf, bir kibrit
Hilmi Yavuz
dumanına gel dedim, ateşine git
sözlerin külü kaldı elimde
bir de gül, bir kibrit
kimbilir hangisiydi yanmadı
eskidendi o süslü intiharlar
hilmi! gel akşama hüzün var
bir de gül, bir kibrit
durup da saysam da çoğu da bir'dir
şiirler da, da, da şenlik ateşleridir
dizelerden yanık kokusu gelir
bir de harf, bir kibrit
Hilmi Yavuz
Federico Garcia Lorca İçin Ode
Korkudan ağlasaydım ıssız bir evde tek başıma
Gözlerimi söküp aç hayvanlar gibi kemirseydim
Seninçin yapardım onu, portakal ağaçlarının yasını duyuran
Yiğit türküsü için şiirinin
Seninçin hastaneleri maviye boyuyorlar
Okullar ve deniz kıyısı kentleri büyüyor senin için
Seninçin yaralı melekler tüylerle kuşanıyorlar
Gelinlik balıkların pul pul giysileri senin için
Uçuyor deniz kestaneleri göklere doğru
Seninçin dikimevleri kara zarlarıyla
Kaşık ve kanla dolduruyorlar
Yitik kurtelaları yutup öpüşlerle intihar ediyorlar
Ve beyazlar giyiniyorlar
Şeftali sarısına bürünüp uçtuğun zaman
Güldüğün zaman fırtınalı pirinç tarlalarının gülüşüyle
Türkü söylemek için dişleri, şahdamarları
Boğazı ve parmakları yerinden oynatırsın
Ah o güzelliğin için ölebilirim
Ölebilirim kırmızı göllerin kıyısında
Ki orada güz ortasında sen yaşamıştın
Yere yıkılmış bir kısrakla
Kan lekeli bir tanrıyla
Mezarlıklarda ölebilirim
Ki onlar akarlar külden nehirler gibi
Sular ve gömütlerle
Geceleri suya batmış çanlar arasında
Nehirler kışlalar gibi doludur
Hasta askerlerle ölüme doğru akan nehirler
Mermer sayılar, çürük taçlar ve cenaze yağlarıyla
Ölebilirim seni görmek için
Geceleri sellere kapılmış haçları seyreden
Ayakta ve ağlayan seni
Nehrin kıyısında ağlıyorsun
Bırakılmış ve yaralısın
Ağlamayı ağlarsın gözlerin dopdolu
Yaşlarla, yaşlarla, yaşlarla
Geceleri bırakılmış ve yalnız
Kara bir huniyle
Gölge, duman ve unutulmuşluk yığarsam
Trenlere ve gemilere
Kemirilmiş küller yığarsam
Seni sütüyle emziren ağaçlar için yapardım
Topladığın altın suların kuş yuvaları için
Kemiklerine dolanmış şarap için yapardım
O şarap ki sana gecelerin gizemini söyler
Islak soğan kokan kentler
Seni bekler
Usulca türkü söyleyip geçmen için
Saçlarına yuva kurar yeşil kırlangıçlar
Spermaların sessiz gemileri seni izler
Sümüklüböcekler, haftalar
Bükülmüş yelken direkleri, vişneler
Solgun yüzün onbeş gözüyle birden görününce
Ağzın kana bulanınca
Resmî daireleri islerle doldurursam
Ağlayarak kırıp parçalarsam saatleri
Sadece seni görmek için yapardım
Evine yazın gelişini çürümüş dudaklarla
Ölümcül giysilerle gelişini birçoklarının
Yaslı görkem bölgelerinin gelişini
Ölü sapanların ve gelinciklerin
Gömüt kazıcılarının ve atlıların
Gezegenlerin ve kanlı haritaların
Küllerle kaplı dalgıçların
Uzun bıçaklarla delik deşik
Bâkireleri sürükleyen maskelileri
Kökler gelir, damarlar, hastaneler
Kuyular ve karıncalar
Örümcekler arasında ölmüş
Bir subayı taşıyan yatakta geceler gelir
İğrenmenin gülleri gelir ve iğneler
Sarışın bir gemi
Rüzgârlı bir gün gelir çocuklarla
Ben gelirim sonra Norah ve Oliviero
Vicente Alexandre ve Delia gelir
Maruca, Malva Marina, Maria Luisa ve Larco
La Rubia, Raphael Ugarte
Cotapos gelir, Rafael Alberti
Carlos, Bebe, Manolo Altolaguirre
Molinarı
Rozales gelir, Concha Mendez
Ve adını unuttuğum ötekiler
Bırak da seni süsleyeyim bir taçla
Sen, sağlığın ve gelinciklerin çocukluğu
Sen saf gençlik, özgür kara bir ışık gibi saf
Söz aramızda Federico
Şimdi kimseler kalmadı kayalar arasında
Bırak da basit olsun sözlerimiz
Sen ve ben gibi basit
Şiir neye yarar çiyler için yazılmazsa
Bu gece için yazılmazsa neye yarar
Ya da korkunç acılarla kıvrandığımız günler için
Bu günbatımı için yazılmazsa
Şurda hızla atan yüreğiyle
Kendini ölüme hazırlayan
Şu yaşlı adamın durduğu
Yıkık köşebaşı için yazılmazsa neye yarar?
Ama geceler var, Federico
Geceler yıldızlarla doludur
Bir nehrin üstündedir yıldızlar
Yoksul halkın üstüste yattığı
Evler gibidir tıpkı
Camlarında kurdelalar sallanan
Birileri öldü belki
Kimi işini yitirdi dairelerde
Hastanelerde, asansörlerde
Maden ocaklarında
İnsanoğlu acı çeker de
Her yerde bir amaç gizli, ağlamalar heryerde
Yıldızlar sonu olmayan bir nehirde
Camlarda ağlamalar vardır
Gözyaşları kapı eşiklerini eskitir
Odalar sırılsıklam olur gözyaşlarından
Dalgalar gibi gelir vurur kilimlere
Federico
Dünyayı gördün sen, sokakları gördün
Acı sirkeden tattın
Ayrılıkları gördün tren istasyonlarında
Trenler ki dumandan tekerlekleriyle
Yol alır
Sadece taşların, rayların ve ayrılıkların
Olduğu yere
Heryerde sorular soruluyor
Heryerde
Bir kör adam var üstü başı kanla kaplı
Bir başkası var ki gazapla bilenmiş
Yüreksizin biri var
Ezilmiş yoksulun biri var
Çivilerle kaplı bir ağaç var
Haydutlar var sırtında övgüler taşıyan
Yaşam bu, Federico
Hepsi bu kadar
Erkeğin erkekçe sunacağı
Hüznün arkadaşlığından başka ne var?
Şimdiye dek çok şey öğrendin
Başkaları da sırası gelince öğrenecekler
Yani öğrenmek isteyecek olanlar.
Pablo Neruda
Gözlerimi söküp aç hayvanlar gibi kemirseydim
Seninçin yapardım onu, portakal ağaçlarının yasını duyuran
Yiğit türküsü için şiirinin
Seninçin hastaneleri maviye boyuyorlar
Okullar ve deniz kıyısı kentleri büyüyor senin için
Seninçin yaralı melekler tüylerle kuşanıyorlar
Gelinlik balıkların pul pul giysileri senin için
Uçuyor deniz kestaneleri göklere doğru
Seninçin dikimevleri kara zarlarıyla
Kaşık ve kanla dolduruyorlar
Yitik kurtelaları yutup öpüşlerle intihar ediyorlar
Ve beyazlar giyiniyorlar
Şeftali sarısına bürünüp uçtuğun zaman
Güldüğün zaman fırtınalı pirinç tarlalarının gülüşüyle
Türkü söylemek için dişleri, şahdamarları
Boğazı ve parmakları yerinden oynatırsın
Ah o güzelliğin için ölebilirim
Ölebilirim kırmızı göllerin kıyısında
Ki orada güz ortasında sen yaşamıştın
Yere yıkılmış bir kısrakla
Kan lekeli bir tanrıyla
Mezarlıklarda ölebilirim
Ki onlar akarlar külden nehirler gibi
Sular ve gömütlerle
Geceleri suya batmış çanlar arasında
Nehirler kışlalar gibi doludur
Hasta askerlerle ölüme doğru akan nehirler
Mermer sayılar, çürük taçlar ve cenaze yağlarıyla
Ölebilirim seni görmek için
Geceleri sellere kapılmış haçları seyreden
Ayakta ve ağlayan seni
Nehrin kıyısında ağlıyorsun
Bırakılmış ve yaralısın
Ağlamayı ağlarsın gözlerin dopdolu
Yaşlarla, yaşlarla, yaşlarla
Geceleri bırakılmış ve yalnız
Kara bir huniyle
Gölge, duman ve unutulmuşluk yığarsam
Trenlere ve gemilere
Kemirilmiş küller yığarsam
Seni sütüyle emziren ağaçlar için yapardım
Topladığın altın suların kuş yuvaları için
Kemiklerine dolanmış şarap için yapardım
O şarap ki sana gecelerin gizemini söyler
Islak soğan kokan kentler
Seni bekler
Usulca türkü söyleyip geçmen için
Saçlarına yuva kurar yeşil kırlangıçlar
Spermaların sessiz gemileri seni izler
Sümüklüböcekler, haftalar
Bükülmüş yelken direkleri, vişneler
Solgun yüzün onbeş gözüyle birden görününce
Ağzın kana bulanınca
Resmî daireleri islerle doldurursam
Ağlayarak kırıp parçalarsam saatleri
Sadece seni görmek için yapardım
Evine yazın gelişini çürümüş dudaklarla
Ölümcül giysilerle gelişini birçoklarının
Yaslı görkem bölgelerinin gelişini
Ölü sapanların ve gelinciklerin
Gömüt kazıcılarının ve atlıların
Gezegenlerin ve kanlı haritaların
Küllerle kaplı dalgıçların
Uzun bıçaklarla delik deşik
Bâkireleri sürükleyen maskelileri
Kökler gelir, damarlar, hastaneler
Kuyular ve karıncalar
Örümcekler arasında ölmüş
Bir subayı taşıyan yatakta geceler gelir
İğrenmenin gülleri gelir ve iğneler
Sarışın bir gemi
Rüzgârlı bir gün gelir çocuklarla
Ben gelirim sonra Norah ve Oliviero
Vicente Alexandre ve Delia gelir
Maruca, Malva Marina, Maria Luisa ve Larco
La Rubia, Raphael Ugarte
Cotapos gelir, Rafael Alberti
Carlos, Bebe, Manolo Altolaguirre
Molinarı
Rozales gelir, Concha Mendez
Ve adını unuttuğum ötekiler
Bırak da seni süsleyeyim bir taçla
Sen, sağlığın ve gelinciklerin çocukluğu
Sen saf gençlik, özgür kara bir ışık gibi saf
Söz aramızda Federico
Şimdi kimseler kalmadı kayalar arasında
Bırak da basit olsun sözlerimiz
Sen ve ben gibi basit
Şiir neye yarar çiyler için yazılmazsa
Bu gece için yazılmazsa neye yarar
Ya da korkunç acılarla kıvrandığımız günler için
Bu günbatımı için yazılmazsa
Şurda hızla atan yüreğiyle
Kendini ölüme hazırlayan
Şu yaşlı adamın durduğu
Yıkık köşebaşı için yazılmazsa neye yarar?
Ama geceler var, Federico
Geceler yıldızlarla doludur
Bir nehrin üstündedir yıldızlar
Yoksul halkın üstüste yattığı
Evler gibidir tıpkı
Camlarında kurdelalar sallanan
Birileri öldü belki
Kimi işini yitirdi dairelerde
Hastanelerde, asansörlerde
Maden ocaklarında
İnsanoğlu acı çeker de
Her yerde bir amaç gizli, ağlamalar heryerde
Yıldızlar sonu olmayan bir nehirde
Camlarda ağlamalar vardır
Gözyaşları kapı eşiklerini eskitir
Odalar sırılsıklam olur gözyaşlarından
Dalgalar gibi gelir vurur kilimlere
Federico
Dünyayı gördün sen, sokakları gördün
Acı sirkeden tattın
Ayrılıkları gördün tren istasyonlarında
Trenler ki dumandan tekerlekleriyle
Yol alır
Sadece taşların, rayların ve ayrılıkların
Olduğu yere
Heryerde sorular soruluyor
Heryerde
Bir kör adam var üstü başı kanla kaplı
Bir başkası var ki gazapla bilenmiş
Yüreksizin biri var
Ezilmiş yoksulun biri var
Çivilerle kaplı bir ağaç var
Haydutlar var sırtında övgüler taşıyan
Yaşam bu, Federico
Hepsi bu kadar
Erkeğin erkekçe sunacağı
Hüznün arkadaşlığından başka ne var?
Şimdiye dek çok şey öğrendin
Başkaları da sırası gelince öğrenecekler
Yani öğrenmek isteyecek olanlar.
Pablo Neruda
18 Ekim 2012
Adamotu
herkesin kalbinin söküldüğü bir an vardır
yoksa
olmalıdır
en azından kalbinin söküldüğünü hissettiği bir an
anne çocuk sevgili hayata hep geriden bakan
herkes "yıkılalım da hırsımız geçsin" kadardır
büyüyen büyür büyümeye inanmasa da büyür
anne ölür çocuk ölür sevgili daima büyük ölür
söküldüğü yer kadar kabartır toprağı
biçilmiş ekinler gibi sapı kalır bir sarı kalır
kalırsa benim sarı saçlarım kalır
sevgilim sarıyı sever ağıdına cici giysiler bulur
bir boşluk açılmışsa eğer
herkes bırakacak bir şey mutlaka bulur
sonra kulak verir de bıraktığının düşüşüne hayıflanır
yenmek için değil de yenilmek için yeşeren
otlar vardır acıya göçmüş kadınların gönlünde
bazı ağıtların bazı adamları
ve bazı adamların bazı kadınları vardır
daha başka şeyler de vardır kalp söküldüğünde
kadının örneğin gümüş çerçeveli bir aynası vardır
örnek teşkil etmesi istenmeyen gümüş çerçeveli suçları
aylı bir gecede kadın ağıdını bitirdiğinde
kapıları yalnız cezaya açılanların ülkesinden hızla geçer
ama hızla geçilmelidir
ceylanı vurulmuş olanların kalbinden de
herkes kendini gösterecek bir ip arar
kulağını gösterecek tüylerini gösterecek
kadın usanır kalbine şüphe yazılmasından
karalanmasından kalbinin
öfkesinden ve şehvetle kabarmış haklılığından usanır
"biz cezalandırmasını biliriz, ait değiliz cezaya" diyenlerin
zorbadır akıl yetişemez suça
yetişemez o uzun hayvana
çığlığını yalnızca kalbi sökülmüşlerin duyduğu otlara
önce yeraltına yeraltına uzamak vardır
sonra siyah bir köpeğin boynuna
korkulardan ilaç yapma sanatı verilmiştir çünkü insana
korunaklı değilim katran sürdüm üstüme biraz
bir ayağında kara uçurtma sevgilimin öbüründe yalaz
sanki sokaklara çıkmışım
sanki yeraltından köklerim
sanki saçlarım uzamış
kadınım- ağır korkulara göçecek bende toprak kalmamış
ipi kestim öyleyse köpeği öldürdüm artık yeter
ben ağıdımı bitirdim sizinki uzun sürer
Mehmet Can Doğan
yoksa
olmalıdır
en azından kalbinin söküldüğünü hissettiği bir an
anne çocuk sevgili hayata hep geriden bakan
herkes "yıkılalım da hırsımız geçsin" kadardır
büyüyen büyür büyümeye inanmasa da büyür
anne ölür çocuk ölür sevgili daima büyük ölür
söküldüğü yer kadar kabartır toprağı
biçilmiş ekinler gibi sapı kalır bir sarı kalır
kalırsa benim sarı saçlarım kalır
sevgilim sarıyı sever ağıdına cici giysiler bulur
bir boşluk açılmışsa eğer
herkes bırakacak bir şey mutlaka bulur
sonra kulak verir de bıraktığının düşüşüne hayıflanır
yenmek için değil de yenilmek için yeşeren
otlar vardır acıya göçmüş kadınların gönlünde
bazı ağıtların bazı adamları
ve bazı adamların bazı kadınları vardır
daha başka şeyler de vardır kalp söküldüğünde
kadının örneğin gümüş çerçeveli bir aynası vardır
örnek teşkil etmesi istenmeyen gümüş çerçeveli suçları
aylı bir gecede kadın ağıdını bitirdiğinde
kapıları yalnız cezaya açılanların ülkesinden hızla geçer
ama hızla geçilmelidir
ceylanı vurulmuş olanların kalbinden de
herkes kendini gösterecek bir ip arar
kulağını gösterecek tüylerini gösterecek
kadın usanır kalbine şüphe yazılmasından
karalanmasından kalbinin
öfkesinden ve şehvetle kabarmış haklılığından usanır
"biz cezalandırmasını biliriz, ait değiliz cezaya" diyenlerin
zorbadır akıl yetişemez suça
yetişemez o uzun hayvana
çığlığını yalnızca kalbi sökülmüşlerin duyduğu otlara
önce yeraltına yeraltına uzamak vardır
sonra siyah bir köpeğin boynuna
korkulardan ilaç yapma sanatı verilmiştir çünkü insana
korunaklı değilim katran sürdüm üstüme biraz
bir ayağında kara uçurtma sevgilimin öbüründe yalaz
sanki sokaklara çıkmışım
sanki yeraltından köklerim
sanki saçlarım uzamış
kadınım- ağır korkulara göçecek bende toprak kalmamış
ipi kestim öyleyse köpeği öldürdüm artık yeter
ben ağıdımı bitirdim sizinki uzun sürer
Mehmet Can Doğan
94. Sone
kim ki gücü olup da kullanmadan edebilir
dıştan kesin yapacakmış gibi görünür; yapmaz
kim ki başkasını etkiler, kendi taş gibi kalabilir
istifini bozmaz, renk vermez, kışkırtmaya kapılmaz
işte o kişi hakkıyla kullanıyordur tanrısal nimetleri
üstüne yoktur, doğanın servetini tutumlu kullanmada
kendi yüzünün hem gerçek efendisidir o hem sahibi
ötekilerse kahyalık eder güzelliklerine olsa olsa
tek başına yaşayıp ölüyor olsa da yalnızca
yazın gözüne elbette güzel görünür yaz çiçeği
o çiçek gün gelip bir hastalık kapmaya görsün ama
ondan kat kat üstün olacaktır otların en adisi
en tatlı şeyi en acıya döndürüverir konumu
zambak çürüdü mü, ottan beter olur kokusu
William Shakespeare
dıştan kesin yapacakmış gibi görünür; yapmaz
kim ki başkasını etkiler, kendi taş gibi kalabilir
istifini bozmaz, renk vermez, kışkırtmaya kapılmaz
işte o kişi hakkıyla kullanıyordur tanrısal nimetleri
üstüne yoktur, doğanın servetini tutumlu kullanmada
kendi yüzünün hem gerçek efendisidir o hem sahibi
ötekilerse kahyalık eder güzelliklerine olsa olsa
tek başına yaşayıp ölüyor olsa da yalnızca
yazın gözüne elbette güzel görünür yaz çiçeği
o çiçek gün gelip bir hastalık kapmaya görsün ama
ondan kat kat üstün olacaktır otların en adisi
en tatlı şeyi en acıya döndürüverir konumu
zambak çürüdü mü, ottan beter olur kokusu
William Shakespeare
Şiirde Göçer
hiçbir yerin yerlisi değilim
benden yollarda söz edilsin
kara trenlerde geçsin adım
uykulu yaylılarda düşüm görülsün
çünkü bir yanım sana gelirken dostum
bir yanım hep bir yerlere gider
hiçbir yerin yerlisi değilim
belki bulutlarla soydaşım
uçuyorum -yağmurumu
acılara yağdırmaya koşuyorum
yakılan şiirlere -bir de sana dostum
yağmurumu yağdırmaya koşuyorum
(şiir yansa bile
ne mavi bir bulut olur
o da yağar acılara)
hiçbir yerin yerlisi değilim
gurbeti olanın sılası olur
ne sılam ne gurbetimsin ey dost
şiirim yerine -karanlık odalarda-
yırtılır kanatılır ya etim -sen
hem şiirim hem etimsin
hiçbir yerin yerlisi değilim
şiirlerden gelip şiirlere gidiyorum
yolum içlenmenin gökkuşağı
benden sana usulca uzanır dostum
bir de ona -onlara uzanır
(gözleri kısıktı -bezgindi
derinleşmişti yüzünün tutuklu çizgileri
saçları yeni yeni uzamış
aklı hep bir yerlere gidiyor -işte
onunla da yoldaşım)
hiçbir yerin yerlisi değilim
hiçbir yerde yok dikili ağacım
işçiyim işliğim yok -bilirsin dostum
tarlasız rençberim -yarıcıyım
(çul germişti sırıkların üstüne
dudakları kurumuş yarılmıştı
yanmıştı yüzü -tarlalarla birlikte sürülmüştü
elleri diken dikendi -bebeleri yalınayak
susuz kuyulardı gözleri -bin yaşındaydı- işte
onunla da bin yıldır çağdaşım)
hiçbir yerin yerlisi değilim
her ozanla bir yerlerden yurttaşım
boncuk boncuk bakarım ahmet telli'yle
ahmet erkan'la akdeniz türküleri söylerim
giritten göçtüm behçet aysan'la
azer'le salih'le akif'le hüseyin'le
ve seninle dostum ve seninle
hep bir yerlerden yurttaşım
hiçbir yerin yerlisi değilim
tanrılar gezdiriyorum kafamda yüreğimde
yaratan benim hiç solmaz güzelliğini
ilkyazı getiren alçakgönüllü çiçeklerin
şiirim tohumdur benim -serperim
sevginin üretken toprağına
çöllerde çorak yazılarda -bilsen dostum
ne güç ne güç yer bulurum ona
hiçbir yerin yerlisi değilim
çünkü her yerin tutkunuyum
yoksa her yerde tutuklu muyum
yok dostum -öyle sansın öyle sananlar
zincir işlemez özgürlüğüme
şiirim kırlarda tarlalarda dolaşır
tek tek öper papatyaları
cömert memelerinden
yıldız sağar gecelerine
hiçbir yerin yerlisi değilim
çünkü her yerde azınlıktayım
her yerde dışardan bir türküyüm
yalnız dostların dinlediği
az duyulur bir türküyüm -göçerim
(şiir de göçer göçebedir
bütün güzel ellerde gezer
ozan hep yalnızlığa göçmen gider
çünkü dostum -ne acı
şiir her yerde azınlıktadır
ozan her yerde yabancı)
Özcan Yalım
benden yollarda söz edilsin
kara trenlerde geçsin adım
uykulu yaylılarda düşüm görülsün
çünkü bir yanım sana gelirken dostum
bir yanım hep bir yerlere gider
hiçbir yerin yerlisi değilim
belki bulutlarla soydaşım
uçuyorum -yağmurumu
acılara yağdırmaya koşuyorum
yakılan şiirlere -bir de sana dostum
yağmurumu yağdırmaya koşuyorum
(şiir yansa bile
ne mavi bir bulut olur
o da yağar acılara)
hiçbir yerin yerlisi değilim
gurbeti olanın sılası olur
ne sılam ne gurbetimsin ey dost
şiirim yerine -karanlık odalarda-
yırtılır kanatılır ya etim -sen
hem şiirim hem etimsin
hiçbir yerin yerlisi değilim
şiirlerden gelip şiirlere gidiyorum
yolum içlenmenin gökkuşağı
benden sana usulca uzanır dostum
bir de ona -onlara uzanır
(gözleri kısıktı -bezgindi
derinleşmişti yüzünün tutuklu çizgileri
saçları yeni yeni uzamış
aklı hep bir yerlere gidiyor -işte
onunla da yoldaşım)
hiçbir yerin yerlisi değilim
hiçbir yerde yok dikili ağacım
işçiyim işliğim yok -bilirsin dostum
tarlasız rençberim -yarıcıyım
(çul germişti sırıkların üstüne
dudakları kurumuş yarılmıştı
yanmıştı yüzü -tarlalarla birlikte sürülmüştü
elleri diken dikendi -bebeleri yalınayak
susuz kuyulardı gözleri -bin yaşındaydı- işte
onunla da bin yıldır çağdaşım)
hiçbir yerin yerlisi değilim
her ozanla bir yerlerden yurttaşım
boncuk boncuk bakarım ahmet telli'yle
ahmet erkan'la akdeniz türküleri söylerim
giritten göçtüm behçet aysan'la
azer'le salih'le akif'le hüseyin'le
ve seninle dostum ve seninle
hep bir yerlerden yurttaşım
hiçbir yerin yerlisi değilim
tanrılar gezdiriyorum kafamda yüreğimde
yaratan benim hiç solmaz güzelliğini
ilkyazı getiren alçakgönüllü çiçeklerin
şiirim tohumdur benim -serperim
sevginin üretken toprağına
çöllerde çorak yazılarda -bilsen dostum
ne güç ne güç yer bulurum ona
hiçbir yerin yerlisi değilim
çünkü her yerin tutkunuyum
yoksa her yerde tutuklu muyum
yok dostum -öyle sansın öyle sananlar
zincir işlemez özgürlüğüme
şiirim kırlarda tarlalarda dolaşır
tek tek öper papatyaları
cömert memelerinden
yıldız sağar gecelerine
hiçbir yerin yerlisi değilim
çünkü her yerde azınlıktayım
her yerde dışardan bir türküyüm
yalnız dostların dinlediği
az duyulur bir türküyüm -göçerim
(şiir de göçer göçebedir
bütün güzel ellerde gezer
ozan hep yalnızlığa göçmen gider
çünkü dostum -ne acı
şiir her yerde azınlıktadır
ozan her yerde yabancı)
Özcan Yalım
Pil
"pil takacaklarmış" dedi, "kalbime
bir dönemi daha ömrümün
kapanmış olacak böylece
ne futbol artık ne güreş ne dağcılık"
"cemil" dedim (çocukluk arkadaşım
doğumu benimkinden beş gün önce)
"ne güreşle ilişkin var ne dağlarla
ne de bir topa vurdun bunca yıldır bir kere"
"olsun" dedi, "önemli olan o değil ki
ya yarın birden canım çekerse?"
Roni Margulies
bir dönemi daha ömrümün
kapanmış olacak böylece
ne futbol artık ne güreş ne dağcılık"
"cemil" dedim (çocukluk arkadaşım
doğumu benimkinden beş gün önce)
"ne güreşle ilişkin var ne dağlarla
ne de bir topa vurdun bunca yıldır bir kere"
"olsun" dedi, "önemli olan o değil ki
ya yarın birden canım çekerse?"
Roni Margulies
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






