Altı yaşına giren Hande'ye
Bazı isimler yalnızca bir insanı çağırmaz.
Bazı isimler, kendilerinden çok daha eski bir kelimeyi, bir duyguyu, bir sesi ve bir hatırayı beraberinde taşır.
Hande de böyle bir isim.
Farsça خنده — hande, “gülme, gülüş” demektir. Fakat divan şiirinde hande, yalnızca gülmek değildir. Bazen sevgilinin dudağında beliren küçük bir tebessüm, bazen goncanın açılışı, bazen baharın dünyaya dönüşü, bazen sabahın ışığı, bazen umudun kendisi, bazen de insanın acısını saklayan ince bir örtüdür.
Bu yüzden Hande'nin adı, yalnızca “gülen kız” anlamına gelmez.
Hande; güzelliğin yüz bulmuş hâlidir.
Hande; hüznün içinden bile çıkabilen tebessümdür.
Hande; karanlığa karşı yüzünü ışığa çevirmektir.
Ve şimdi bu kelime, altı yaşına giren bir kız çocuğunun adı olarak yeniden hayat buluyor.
Hande'nin ilk anlamı: Gülüş
Nâbî'nin çok güzel bir sözü vardır:
“Hande-rûluk eser-i rahmettir
Türş-rûluk sebeb-i nefrettir.”
Güler yüzlülük bir rahmet eseridir; ekşi yüzlülük ise nefrete sebep olur.
Belki de bir çocuğa verilebilecek en güzel isimlerden biri bu yüzden Hande'dir.
Çünkü gülüş, insanın dünyaya verdiği en karşılıksız armağanlardan biridir.
Bir çocuğun gülüşünde henüz dünyanın bütün hesapları yoktur.
O gülüş, yalnızca vardır.
Ve insan bazen bir çocuğun yüzünde gördüğü küçücük bir tebessümün, bütün günün ağırlığını nasıl değiştirdiğini anlayınca, “hande” kelimesinin neden yüzyıllarca şiirlerde yaşadığını daha iyi anlar.
Goncanın gülüşü
Divan şairleri sevgilinin gülüşünü çoğu zaman gonca ve gül üzerinden anlatırlar.
Nedîm şöyle der:
“Hande-i gonca temâşâ-yı nihâlindendir
Tâbiş-i şu'le gül-i berk-i cemâlindendir.”
Goncanın gülüşü, onun fidanını seyretmekten; gül yaprağının ışığı ise güzelliğinin parıltısından gelir.
Başka bir yerde yine Nedîm:
“Düşme cânâ dillere sırr-ı dehânın fâş edüp
Gonca-yı la‘lin açılmasın gül-handeye.”
Gonca henüz açılmamışken bile içinde bir gül vardır.
Tıpkı bir çocuğun içinde henüz görünmeyen bütün hayat gibi.
Altı yaşındaki Hande de böyledir.
Henüz açılmakta olan bir gonca gibi...
İçinde daha yaşayacağı yıllar, öğreneceği kelimeler, kuracağı dostluklar, seveceği insanlar, göreceği şehirler, okuyacağı kitaplar ve kendi hayatına vereceği anlamlar vardır.
Bugünkü gülüşü, yarının bütün ihtimallerini içinde taşır.
Hande-i dîrîne: Eski bir gülüşün özlemi
Şeyh Gâlib'in çok dokunaklı bir dizesi vardır:
“Nev-bahâr-ı gamına bülbülüz ol gonce-femin
Ararız hande-i dîrîneyi giryân olarak.”
“Gonca ağızlı sevgilinin gam baharının bülbülüyüz; eski gülüşü ağlayarak ararız.”
Buradaki hande-i dîrîne, “eski gülüş” demektir.
İnsanın geçmişte kalan bir gülüşü özlemesi...
Bir çocuğun büyüdüğünü fark etmenin hüznü de biraz buna benzer.
Bugün altı yaşında olan Hande'nin beş yaşındaki hâli bir daha geri gelmeyecek.
Dört yaşındaki hâli de...
Üç yaşındaki hâli de...
İnsan, çocuğunun her yaşını severken aynı zamanda o yaşın bir daha geri gelmeyeceğini bilir.
Belki anne-babalığın en güzel hüznü budur:
Çocuk büyürken insan, onun geçmişte kalan gülüşlerini de biriktirir.
Bir gün bugünkü Hande'nin gülüşünü, yıllar önceki Hande'nin gülüşü olarak hatırlayacağız.
Ve o zaman bu dosyadaki “hande-i dîrîne” sözü başka bir anlam kazanacak.
Hande-i nûr: Işık olan gülüş
Ahmet Hâşim'in şiirinde hande, yalnızca insan yüzünde değildir.
Işığın, suyun, gecenin ve manzaranın içine de yayılır:
“Mahmur ışıklar yüzer esrar üzerinde
Yorgun sular üstünde kanar bir şeb-i hande...”
Buradaki şeb-i hande, “gülüş gecesi”dir.
Ne güzel bir hayal:
Gece bile gülümseyebilir.
Karanlığın içinde bile bir gülüş bulunabilir.
Bu yüzden Hande adı, yalnızca neşeyi değil, karanlığın içinde ışığı bulabilme hâlini de taşıyor.
Hayat her zaman gülümsemeyecek.
Ama Hande'nin adının ona hatırlatmasını istediğimiz şey belki şu:
Karanlık geldiğinde bile içinde küçük bir ışık sakla.
Hande-i ma'sûme: Masum gülüş
Ahmet Hâşim bir yerde şöyle der:
“Rûhumdan uçar rûhuna meshûr u girîzan
Bir hande-i ma‘sûmesi bir tıfl-ı garâmın.”
Bir çocuğun masum gülüşü...
Belki Hande adının en doğal hâli budur.
Çünkü çocuklukta gülüş henüz hesaplanmamıştır.
Bir çocuk güldüğünde, gülüşünün bir sebebi olmak zorunda değildir.
Bir çiçeğe bakıp gülebilir.
Bir oyuncağa bakıp gülebilir.
Bir kelimeye, bir sese, bir bakışa, hiçbir yetişkinin anlayamayacağı bir şeye gülebilir.
Ve o gülüş, dünyanın bütün ciddiyetine rağmen hayatın hâlâ güzel olabileceğini hatırlatır.
Hande-i nerm: Yumuşak gülüş
Nef'î şöyle der:
“Reftâr-ı germi hande-i nerm ile kıl ki tâ
Ömrüm geçe ferahla geçer çün şitâb ile.”
Buradaki hande-i nerm, “yumuşak gülüş”tür.
Belki bir insanın yüzündeki en güzel gülüş, en yüksek sesle atılan kahkaha değildir.
Bazen küçük bir tebessümdür.
Bazen kimseye zarar vermeyen bir sıcaklık.
Bazen yalnızca “buradayım” diyen bir bakış.
Hande'nin hayatı boyunca böyle bir gülüşü olsun:
İnsanı incitmeyen, insanı rahatlatan, yanında bulunanlara iyi gelen bir gülüş.
Hande-i şîrîn: Tatlı gülüş
Nedîm'in dünyasında sevgilinin gülüşü, şarabın ve tatlılığın yerine geçebilir:
“Sevdiğim câm-ı meye hâcet nedir la‘l-i lebin
Bir şeker-handeyle mest-i bî-mecâl eyler beni.”
Bir “şeker-hande”...
Yani şeker gibi tatlı bir gülüş.
Bir çocuğun gülüşü de böyledir.
İnsanın yorgunluğunu unutturur.
Bir evin havasını değiştirir.
Bazen hiçbir şey söylemeden “her şey yolunda” duygusu verir.
Hande'nin gülüşü de ömrü boyunca böyle bir tatlılık taşısın.
Hande ve umut
Tevfik Fikret'in şu dizesi özellikle anlamlı:
“Ey fecr-i hande-zâd-ı hayât...”
“Ey hayatın gülüşünden doğan şafak...”
Burada gülüş ile şafak birleşir.
Şafak, gecenin bittiği yerdir.
Yeni günün başladığı yer.
Bu nedenle Hande'nin adı aynı zamanda umut taşır.
Bir çocuğun dünyaya gelişi de böyledir.
Hayatın henüz yazılmamış sayfasıdır.
Daha hiçbir şey kesinleşmemiştir.
Her şey mümkündür.
Hande'nin şiirdeki yüzleri
Yüzyıllar boyunca şairler “Hande”yi pek çok biçimde söylemişler.
Bu kelimenin etrafında küçük bir gülüş sözlüğü oluşmuş gibidir:
Hande-i dil-ber: Dilberin gülüşü.
Hande-i dîrîne: Eski, geçmişten kalan gülüş.
Hande-i gül: Gülün açılışı, gülün gülüşü.
Hande-i haclet: Utanma gülüşü.
Hande-i ma'sûme: Masum gülüş.
Hande-i nerm: Yumuşak gülüş.
Hande-i nezâket: Nazik gülüş.
Hande-i nûr: Nur gibi gülüş.
Hande-i şîrîn: Tatlı gülüş.
Hande-i subh: Sabahın gülüşü.
Hande-i tıflâne: Çocukça gülüş.
Hande-i zehrîn: Zehirli gülüş.
Hande-i perîşân: Perişan gülüş.
Hande-i nîm-i leb-i dilber: Sevgilinin dudağındaki yarım tebessüm.
Hande-ber-leb: Gülüşü dudağında hazır duran.
Hande-rû: Güler yüzlü.
Hande-nümâ: Gülen, gülüş gösteren.
Hande-nümûn: Gülüşü görünür kılan.
Ama Hande için bütün bu ifadelerin içinden birkaçı özellikle seçilebilir:
Hande-i ma'sûme
Masum gülüş.
Çünkü çocukluk budur.
Hande-i nûr
Işık gülüşü.
Çünkü bazı insanlar girdikleri yere ışık taşır.
Hande-i şîrîn
Tatlı gülüş.
Çünkü sevgi bazen yalnızca bir gülüşte görünür.
Hande-i subh
Sabah gülüşü.
Çünkü altı yaş, hayatın sabahına daha çok yakışır.
Hande-i dîrîne
Eski gülüş.
Çünkü bugün büyüyen çocuğun her hâli, yarının hatırasıdır.
Gülüş ile gözyaşı arasında
Hande kelimesinin şiirdeki en güzel taraflarından biri de şudur:
Şairler gülüşü hiçbir zaman yalnızca neşenin karşılığı olarak kullanmazlar.
Bazen gülüşün hemen yanında gözyaşı vardır.
Nâbî'nin meşhur beyti:
“Oldu sermâye-i hayret bana bîm ü ümmîd
Bilmem eyleyecek girye midür hande midür.”
Korku ile ümit arasında kalan şair,
“Ağlayacak mıyım, gülecek miyim?”
diye sorar.
Bu soru aslında hayatın kendisidir.
Çünkü insan yalnızca güldüğü günlerden oluşmaz.
Sevinç de vardır, korku da.
Kavuşmak da vardır, ayrılık da.
Başlangıç da vardır, son da.
Belki bir anne-babanın çocuğuna verebileceği en büyük dileklerden biri, hayatın bütün bunlarını yaşayabilecek kadar güçlü olmasıdır.
Güldüğünde gönülden gülsün.
Ağladığında gözyaşından utanmasın.
Üzüldüğünde bunun da hayatın bir parçası olduğunu bilsin.
Ve ne olursa olsun, içinde yeniden gülümseyebilecek bir yer kalsın.
Dünyaya bir gülüş bırakmak
Sa'dî'nin adıyla aktarılan çok güzel bir düşünce vardır:
“Yadında mı doğduğun zamanlar?
Sen ağlar idin, gülerdi âlem;
Bir öyle ömür geçir ki olsun
Mevtin sana hande, halka matem.”
İnsan doğduğunda ağlar, dünya güler.
Öyle bir hayat yaşa ki öldüğünde sen gülümse, insanlar ardından ağlasın.
Bu, bir insanın yaşayabileceği en güzel hayat dileklerinden biridir.
Çünkü burada hande, yalnızca yüzün aldığı biçim değildir.
Bir hayatın sonunda geriye kalan anlamdır.
İnsan nasıl yaşadıysa, dünyadan ayrılırken de öyle bir iz bırakır.
Bu yüzden Hande'nin adına yalnızca “gülüş” anlamını değil, bir hayat dileğini de eklemek isterim:
Öyle yaşa ki gülüşün yalnızca yüzünde değil, senden sonra insanların hatıralarında da kalsın.
Hande'nin adına yazılmış küçük bir dua
Kur'an'da Hz. Süleyman'ın duası, Neml Sûresi'nin 19. ayetinde şöyle aktarılır:
“Rabbim! Bana ve anne-babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın iyi işler yapmamı nasip et; beni rahmetinle salih kullarının arasına kat.”
Bu ayetin hemen öncesinde Süleyman Peygamber, karıncanın sözünü işitir ve tebessüm eder.
Dolayısıyla Hande'nin adına ayetle bağlanan bu küçük hikâyenin de ayrı bir güzelliği var:
Söz vardır.
Anlamak vardır.
Tebessüm vardır.
Şükretmek vardır.
Ve iyi bir insan olma duası vardır.
Altı yaşındaki Handem için bundan daha güzel bir doğum günü dileği düşünmek zor.
Rabbim ona,
gülüşünü kaybetmeden büyümeyi,
güzel sözleri anlayabilmeyi,
iyiliği seçebilmeyi,
kendisine verilen nimetlerin kıymetini bilmeyi,
çevresindekilere neden gülümsemiyorsun diye sormaktan vazgeçmemeyi
başkalarının yüzünde de gülüşler bırakmayı
ve hayatının sonunda arkasında güzel bir hatıra bırakmayı nasip etsin.
Altı yaşındaki Hande'ye
Sevgili Hande,
Sen henüz altı yaşındasın.
Belki adının yüzyıllardır şiirlerde dolaştığını bilmiyorsun.
Belki hande-i nûrun ne olduğunu, hande-i şîrînin ne anlama geldiğini, Şeyh Gâlib'in neden eski bir gülüşü ağlayarak aradığını henüz merak etmiyorsun.
Ama bir gün büyüdüğünde bu sayfaları okursan bil ki:
Sen doğduğunda yalnızca sana bir isim verilmedi.
Sana bir dilek de verildi.
Gül.
Ama yalnızca kendin için değil.
Girdiğin yere biraz ışık götür.
Bir insanın üzgün yüzünü değiştirebilecek kadar güzel gül.
İncitmeden gül.
Küçümsemeden gül.
Birinin acısıyla alay etmeden gül.
Ve hayat bazen seni ağlattığında, gülüşünü kaybetme.
Çünkü senin adın, yüzyıllardır şiirin içinde yaşayan bir kelimeden geliyor:
Hande.
Gülüş.
Tebessüm.
Masumiyet
Işık.
Bahar.
Umut.
Ve bütün bunların en güzeli:
Hayata rağmen yeniden gülümseyebilmek.
Hande'ye bir doğum günü cümlesi
Altı yaşına girerken sana bütün divan şairlerinin “hande”lerinden yalnızca birini seçebilseydik, belki bu olurdu:
Hande-i nûr.
Nur gibi bir gülüş.
Çünkü dileriz ki yüzündeki gülüş yalnızca seni değil, seni seven herkesi aydınlatsın.
Ve yıllar sonra bu günü hatırladığında, çocukluğunun o eski gülüşünü ararken gözlerinde biraz hüzün olsa bile, kalbin şunu söyleyebilsin:
“Ben güzel yaşadım.”
İyi ki doğdun Hande.
İyi ki adın Hande.