19 Ekim 2012

bir gönlün içine dalar gibi

Ezan saatinin karanlıkları başlar ve Nizam cihetinin İstanbul üstündeki ufukları kan ve mercan kızıllıklarıyla tutuşur yanarken, çiçeklerin daha susmamış kokuları, insanları uzak ve güzel gösteren akşam renkleri, sükutun ve karanlığın tadları gönlümüze dolardı. Bu loş saatlerde biz köşkün önüne dönmüş olurduk. Ve lambaları lezzetli çiçekler gibi açılmış köşke bir gönlün içine dalar gibi girerdik.

Abdülhak Şinasi Hisar

Üç Beş Kişi

Her şey değişirken
yalnız biz aynı kaldık
küçücük üç beş kişi
geçmişle oyalandık
yollar bitmez gibiyken
düşlere ulaşılmaz
konuşmadan kaybetmeden
yaşanmadan anlanmaz
uzak, her şey çok uzak
tek sesin yakın bana
yok her şey bitmemiş
seni bana hatırlatan
taksinin camından
vuran rüzgârla ayıldık
yorgun, uykusuz
anıları aradık
Yoruyorsa artık seni
eskinin eğlencesi
değişen sen misin
sen misin?


Yorgun görünüyorsun biraz uzan istersen
sever gibi yapma artık daha henüz vakit varken
bir kaç yaralı ruh, birkaç bira şişesi
elimizde bunlar var mutlu olmaya yetmez ki

yalanlarımız güzel, inanması zevkli
BİR ŞEY SEVMEYE DEĞERSE ÖLMEYE DE DEĞER Mİ?
birkaç uyku hapı birkaç kıskançlık krizi
elimizde bunlar var mutlu olmaya yetmez ki

çalışmış kaybetmiş koşmuş yorulmuştuk
birbirimize içmeden dokunamaz olmuştuk
birkaç kalp ağrısı birkaç imdat çağrısı
elimizde bunlar var mutlu olmaya yetmez ki

bazı yalanlar güzel
bazı gerçekler acıymış
bazı ölümler uzun
bütün hayatlar kısaymış


Kayıp bir bavul gibiyim havaalanında
ya da boş bir yüzme havuzu sonbaharda
çok mu ayıp hala mutluluk istemek?
neyse zaten hiç halim yok

Kır evinin verandasında
bir rüzgar gülüne rastladım
insanmışcasına
konuşmaya başladım

dedim benim kadar yalnızsan
tek gecelik bir aşksan
omuzlarına abanan
bir anıdan kaçıyorsan

dibe vurduysan
ya da hala düşüyorsan

bir yaz günü
hiç bu kadar üşüdün mü
rüzgar gülü
hiç ölümü düşündün mü

hayalimdeki adsız kadın
sanki ağzımda tadın
eminim ki sen de
hep kendini aradın

evimin yolu beni unutmuş
otellerin soğukluğunda
tüm bu garip duygular
bir tür iç kanama


Artık çok üzmüyor beni
hiç bir sey hissetmiyorum hatta
bir kaç anı sadece onlar da
silinir nasılsa zamanla
bırakmıştım uzun zamandır
ama ihtiyacım var şu anda
bazen bir içki şişesi
yaşam destek ünitesi
bu kez gerçekten giderken
gerçekten terk ederken
sana kapıyı çekerken
uzun uzun bakıyorum son kez
soluk soluğa

Daha gerçek yalanların doğrularından
o yüzden boğuluyoruz bir bardak suda fırtınadan
zaman beni ben zamanı öldürüyorken
tuttum nefesimi atmaya seni beynimden
ama o zaman da kalbim boşa dönüyor
hep sana atan bir yürek nasıl inansın
bunca tesadüfler nasıl açıklansın

bana bunca zaman sonra bunu hissettiren,
öylesine bir rüzgar olamaz kalbime esen
DÜNLE BUGÜN ARASI SANKİ DAHA UZUN HAYATIMDAN
hiç kimseye mektup yok
ölmüş insanlar insansızlıktan


Suç yok suçlu yok
hayat böyle anladım.
aşk yok artık yok
ama zamanla alıştım

Senle ben hep böyle kalacağız
git gide eriyip yok olacağız
yavaş yavaş

sorma neden niçin,
her şey yalnızlıktan
bak
güzel bir gün ölmek için

düş yok gerçek yok
bak sonunda anladım
yaz yok kış yok
artık zamanı karıştırdım

Tüm kaybolanlar kaybolmuşlara rastlarsa
zamanın birinde
tek bir damla gözyaşım göle düşerse
ellerimden kayıp gidince
bir uyansam uyansam uykumdan

bir damla gözyaşı var elimde bir damla ellerimde

sonunda görürüz belki
sen de ben de
uçsuz bucaksısız
bu yalnız şehirde



Sıkı bir yağmur yağsa şimdi
beni de oluklardan akıtsa
sonra denize karışsam
eğer o beni çağırırsa


Hiç var olmamış bir dünyayı gerçekmiş sanıp


Dün insanlara baktım
kendi kirli camımdan
terk edilmişlerdi çoktan
yaradan tarafından


Teoman

geldi geçti ömrüm benim

Geldi geçti ömrüm benim şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle geldi şol göz yumup açmış gibi

İşbu söze Hak tanıktır bu can gövdeye konuktur
Bir gün ola çıka gide kafesten kuş uçmuş gibi

Miskin âdem oğlanını benzetmişler ekinciye
Kimi biter kimi yiter yere tohum saçmış gibi

Bu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm
Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi

Bir hastaya vardın ise bir içim su verdin ise
Yarın anda karşı gele Hak şarabın içmiş gibi

Bir miskini gördün ise bir eskice virdün ise
Yarın anda sana gele Hak libâsın biçmiş gibi

Yunus Emre bu dünyada iki kişi kalur derler
Meğer Hızır İlyas ola abı hayat içmiş gibi

Yunus Emre

"ankara iç savaşında üç hainin portresi"

"ne de şiddetlidir nehre kavuşmak
balta girmemiş yangın için
onu karşılaması
karı bekleyen soğumuş toprak gibi
ve iki yoldaş olarak sönerler"


"tanrım!
perdeleri çektim
yani emirlerinizi beklerim"


"sonra
EY UÇURUM
SANA HEP DÜŞMEK İSTİYORUZ diyerek
korkuyu
o tarihsel dindarlığı
değdirdik yüzümüze"


"iyi bir kurguya sahipse hayat
şiirseldir ve bitirilir"


ahmethan yılmaz

İstanbul

Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Gözlerin İstanbul oluyor birden.


Akşamlardan, gecelerden, senden uzağım
Şiirlerim rüzgardır uzak dağlardan esen
Durgun sular gibi azalacağım
Bir gün, birdenbire çıkıp gelmezsen.


Şarkılarla geleceksin, duygulu, ince
Yalnız gözlerime bak diyeceksin.
Ellerim usulca ellerine değince
Kaybolup gideceksin


Bir elim seni çizecek bütün pencerelere
Bir elim seni silecek.
Kalbim: Ebemkuşağı; günde bin kere
Senin için yeni baştan can kesilecek.


Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde
Sonra seni kaybetmek hemen her yerde
Ne güzel bineceğin vapurları kaçırmak
Yapayalnız kalmak iskelelerde.


Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik,
Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden.
Martılar konuyor omuzlarıma,
Gözlerin İstanbul oluyor birden.

Yavuz Bülent Bakiler


belli bir yaşa gelenlere

sakarlığından utanmayanlar sevimlidir
sakarlığının farkında olmayanlar daha sevimli

edebin dışına çıkabilen bir beyefendinin cesareti

cesur olmak edebin dışına çıkmak için mazeretidir
ya da yerine göz diktiği kaba saba birinin etkisi
aklı olan yaşar ve parası olan bilirsin

aklın kendince tedbirleri var
çok satan bir felsefe kitabından öğrenmişsin
gemiyi açık denizde tamir etme çaresizliğine
çılgınlık mı yoksa komiklik mi dendiği
çok önemli değil önemli mi

sevişmenin nasıl başladığı önemli mi
bazen kendini naza çekmen gerektiğini
kendini bazen zora koşman gerektiğini öğrenmişsin

başladık bir heves (sakarca öpüştük)
şimdi küsüp barışmadan utanıp sıkılmadan
ayrılmaya ne dersin

Necmi Zeka

Sevgili Dost!

Bu sabah kuş sesleriyle uyandım. Ne güzel değil mi? Hayır, güzel değil! Açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi. Kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. Bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. Yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? Hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? Acaba insan denince hatırlanıyor muyuz?

Sevgili Dost,
İnsan deyince aklıma, Kur'an'ın kalbi "Yasin" geliyor."Yasin" yani "Ey İnsan!"

Önceki gün her taşına üzüntünün ve acının sindiği bir evdeydik."Yasin" okudum. Oğlunu kaybeden anne, kocasını kaybeden gelin, babasını kaybeden çocuklar ve ağabeyini kaybeden dostum dinliyorlardı beni. Ben taziyeye gelmiştim;ama otuz dört yaşında arkasında dört çocuk bırakarak ahirete göç eden birinin yakınları için söylenebilecek her sözün, eksik ve yetersiz olduğunu bildiğimden, önce sustum,sonra "Yasin" okudum. "Yasin" yani "Ey İnsan"

"Şüphesiz ölüleri biz diriltiriz. Önden gönderdikleri işleri ve bıraktıkları eserleri yazarız. Zaten biz her şeyi apaçık bir kitap olan Levhi Mahfuz'da sayıp yazmışızdır."(Yasin,12) ayetini okurken Zeyd Bin Sabit'in, Enes Bin Malik'e söylediği şu sözü hatırladım:

"Ey Enes bilmez misin adımlar yazılıyor!"

Montaigne,"Ölümün bizi nerede beklediği belli değil, iyisi mi biz onu her yerde bekleyelim" diyerek, insanın istese de gecikemeyeceği en önemli randevusunu hatırlatıyor. Bunun üzerine ajandalarımızı karıştırıp, böyle bir randevumuz olup olmadığına bakıyoruz: Hayır, böyle bir randevu gözükmüyor. Eliot gibi, ölümün ne kadar çok kurbanı olduğunu çok az hatırlıyor ve çok çabuk unutuyoruz:

"Bir kış sabahının kirli sisi altında Londra Köprüsünden bir kalabalık seli aktıÖlümün bu kadar çok kurbanı olduğunu düşünmemiştim."

Hz.Ömer her sabah kapısına vurup:

"Ölüm var ey Ömer!" demesi için adam tutuyor.

Bize "Kelepir daire var!" diyen emlakçılar nasıl hatırlatacak ölümü. Türümüzün en önemli özelliklerinden olan "hafıza" devre dışı kalmaktan,sadece dostların telefonlarını ezberinde tutmaktan ne zaman kurtulacak?

Sevgili Dost,

Öldükten sonra hatırlayacak mısın beni? Neler hatırlatacak ve nasıl hatırlayacaksın? Bir yıl sonra aklına gelecek miyim? Ya beş yıl sonra?

Montana'nın Choteau Kasabası yerlilerinden 75 yaşındaki Billy Miller, on yıldır her sabah 11'de şehre iner, atını hep aynı yere bağlar, bütün gününü arkadaşlarıyla geçirdikten sonra, güneş batarken evine dönermiş. Günün birinde adamcağız ölmüş, atı da çiftlik arazisinde serbest bırakılmış. Miller'in ölümünün ertesi günü saat 11'e doğru atın şehrin yolunu tuttuğu görülmüş. Saat tam 11'de her zaman bağlandığı yere gelen at, bütün gün orada beklemiş ve gün batarken de çiftliğe geri dönmüş. At, bu günlük programını ölünceye kadar tekrarlamış.

Ah vefa!
İnsan türünün en önemli özelliklerinden biriydin sen. Acaba türümüzün başka hangi özelliklerini kaybettik, acaba hangi özelliklerini taşıyoruz; bir at daha göndersen.

Bu sabah kuş sesleriyle uyanıyorum.

Acaba "İnsan" denince hatırlanıyor muyuz?


A.Ali Ural / Posta Kutusundaki Mızıka