Aşk gelmiyordu
ve kızgın kokuları çoşkunluk bağırması gençliğin
Söyleyelim bir kere daha halk suçsuz
Öfkenin sessizliğe yürümesi kendiliğinden
Mansurun halkı öfkeye kendini çarka tutması
eşyanın bebekler gibi avutulduğu da olmuştur
Sütten kesildiği yürümeye alıştırıldığı
(Ey veli dağları eğit yine
Mağaralardan em yine)
Kedilerin cübbe eteklerinde
İnsanlığın en berrak denizine uzanıp
İstirahat buyurduğu
Söyliyelim bir kez daha
Olmuştur
Aşk olmuştur
.
Çıkıp gelmesini beklediğim
Geniş çığlıklar atarak
Çıkıp gelirse
Morarmış yanağında zehir tutarak
Yıkarsa duvarlarımı
Etimi aralar aşkı kurcalarsa
Önümüze açtığım sofralar adına
beni tutun kaldırın ortadan
Çünkü hesap benden sorulacak
Sorulacaksa
.
Saçlarımın dibinde kıpkırmızı bir leke
Etine kan değdirilmiş kadın lekesi
Alnımdan kollarını çıkarmış bir dişi örümcek
Köpeğin ağzına düşen kelime ne kelimesi
Et kelimesi
.
Yırtınır anlamını öksürerek
Yer ayırtıp girince bilmecenin içine
Kaburgam derin ip ince ipliklerim
Elmacık kemiğimde güm güm vuran
Var olma hevesimin
Vahşet dolu sur kervan baloları
Hesabı benden sorulacak
.
Şimdi uyan kurbanım kaldır başını
Hizmetlim kendim ağlıyayım
.
Bir köpeğin ağzından
Düştü kelime
Başladı at yemeye
Aylar yıllarla anlaştı tokluk kaşını çattı
Bahar geldi ağaçlar açıklandı
çiçekler açıklandı
İnsanlar dürüyen mermiler uzadılar
birden çatladı düğün
fakir kadın düğüne katlandı
bir köşede oturdu.Soktu ellerini karnına çocuk
kırdı çocuk ayıkladı
Birdenbire çatladı düğün
Tabanca çatladı
Gelin savruldu harmana rüzgar girdi
Kirli elleri yılan dokunmuş gibi göbeği
İnsanın öz be öz anasına kıyması ne demektir
Karanlığı getiren bir insan temmuz sıcağı gibi
.
Bir köpek yiyorsun halk birikiyor
Fırlak kanlı gözlerin kırmızı ve şiş ellerin
Bakıyorlar
Sancıyı iletiyor belleri
Sürtünüyorlar
.
Buğday havada durdurur kurşunu
Onlar başkası değil bir çift cami güvercini
Güvercin buğdayın ağzında sırayla
Göğü soluyan bir ejdarha gelecek şehirlere
Bir zaman bıldırcınlar ve kırlangıçlar
Nasıl alınırsa ağıza ve ağırlanırsa
.
Çocuklar havadan anlar
Sorulan suale çarparlar kadın geç kalınca dolabında
Kadınlar dimdik dururlar dolaplarda
Cam göz ağaçların arasında gece yırtılarak sokulur
Oda soğuyunca erkekte bir yıldırım uykusu
Önce bir han
Odaları dolup boşalan ve alnının altı
Tahta merdiven bir Han
Yolcu soyununca camideki kubbe
Döşeğinde rahatça uyumalı
Minarenin biri çabucak alçalır diğerinin önünde
.
Sakallarından köşkler sarkan bir dede
yukarıdan damlamış bir mezar taşının üstüne
Mezarla ihtiyar ahpapça genç kız süzülür önlerinden
Üç adım atar dizleri çözülür
Erkek erkekçe dövünür genç kız kırgın
Evet ve hayır kelimeleri
Bir evet/açlık
Eyup Sultan
Sebil uyuşmazlıkları
İki sebil biri daha sebil
-İçilip içilip genç kız içilip
İçilip içilip genç kız içilip
Eyup genç içilip içilip
-Dur sen ey Sen içilip Ben içilip
Sebil olduk öldü sebil
.
Kemik alınlar gelir dayanır güneşin ateş secdesine
Işık en keskin yontulur bir kelam.Bir kelam
Zaman ölenin alnından rüya mızrağını çıkarır
Boşluğa sebil açılır
Güneş kendi admını yollar
Kaynayan kafayı ayıklar
Sorular soran sorular soran
Denizin kanında günleri çarka tutulan izleri
Tesbih çeken bekçilere gece sualleri
Su tutmuş testiler
İçilip içilip
.
-İçilip içilip genç içilip kız içilip
Genç kuş eyup genç içilip
.
-Dur Sen içilip Ben içilip
.
Aşkımla boyun boyuna bir ejdarhayım
Şehirde sen benim en çok sakladığım
İçine girip korktuğum
Çamlarını yıkamadığım karanlığını bozamadığım
Sen benim durup durup saplandığım
Mutlu an biraz uzun olmasın
Yoksulluk gibi gidecğim bir yer var
Efkarın aşılmaz yalnızlığın kaçınılmaz olduğu
.
Baş üstüne sevgilim
Dağlarım
Toprak yayılınca bulun anasını yavru ceylan
.
Yalnızlık ateşle birleşiyor
İki geyik dumanla çiziliyor şişiyor
Delinmeler
Uyku genişliyor
İç organ genişliyor
.
Hazırlanması sinir uçlarının
Ve kalburdan sırayla dişli makinadan
Yivli burgudan et kıyımından
Beş uykusuzluğun en çabuk ve çabuklukla
Planlanması
Aşk
Orada uzakta anlaşılmadan.Nefes
.
Saçlarımı tut titreşiyorlar
Bir şey olmuşmuş kovalamaya başlamış gibi
Saklan evlere sarıl kanlı bağlarınla
Avucunda kına yerine horoz devriyesi
Dilimin tehlerini azarla
Bu limeler oraya çıkmaz
Ki taş olsun
Açılmasın diye insan torbası
Aşk ne korkunç ne kadar korkunç oluklar uzun
.
Dagunca çölleri dolanıyoruz
Yuttuk kum yığınlarını
Düşmediğimiz kum kalmadı
Kötü özümüzün mevsimlik yıkımları
yıkılsın
etin serin yosunları
Cezbe suyun akışına varmadan
daha oturmadan kayalara ayrılan yerine
ve başını dik tutup açıklamadan
Kadını bir hançerle dolanmadan
yolmadan karpuzun kabuklarını
muzu çakalca aralamadan
Çarpılsın
.
Ve biz uyandıracağız
Suya çağrılan akışımızı
Cahit Zarifoğlu
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
21 Ekim 2012
Zahmet Vakti
Yaşamak bir sokak lambası gibi
Bir gece evden atılmış bir çocuk sanki
Tek bir damla tek bir ses gibi
Aklıma düşüyor
.
Artık delirir koşar şimşeklerim
Yaşamak bu nadir ve gevşek
Hayır bugün hiçbir kimseyi alkışlamıyorum
Ve onların dikilip içi yumurta çürüğü kokan
Kristal fanuslarına baka durdukları gibi bakıp durmuyorum
.
Ve bazı bey alıkların dediği gibi
Sadece yürek arılığını arı bulmuyorum
.
Düşünün
Tohumlar ekilir
Yağmurlar başlar
O zaman filizler bir karış boyu yükselmiştir
Köylü davarlarını alır götürür sürer üstüne
Başak dediğimiz rahmet ondan sonra fışkırır
Esas ondan sonra gövdelenir
.
Görmezik/ gördürürler
Davarın yedim doydum sandığı
Bir dalgınlık
.
çünkü benden bir kahramanlık kalacak
çünkü besmeleyle başlandı
çünkü desturla tuttuk ne tuttuksa
çünkü imanla çok şeylere çağrıldık gözümüz
dağlarda kaldı eşya geride kaldı
dünya arkada bırakıldı
bir diş gibi ayrıldık çenemizden
dil çağı kapandı göz bağı koptu
bir tövbe sancağı açıldı bir zevk süreci değil
çünkü bütün o zamanlar toptan kullanılmış oldu
.
içinde zalimlerin asılma sahneleri
içinde kan akıtanların kanlarının seli
içinde mahzun edenlerin gözyaşı nehirleri
çünkü tövbe edildi izin verildi besmeleyle başlandı
.
sevgilinin elinden dertler hoş
beline/ çamur çamur olarak
tekme tekme olarak
on gündür ve kırk gündür daha
aç acına ayakta
durmak
elli gün ayakta durmak olarak kaydedildi
sevilinin elinden bağış ve kefaret olarak
bilindi
kabul edildi
razı olundu
ağlanmadı
peki ekmek istenmedi mi istendi
Sadece bir parça ekmek istendi tapınmaya bedensel güç olarak
Yalvarılmadı HİÇKİM
SE
YE
ağlanmadı
razı olundu kabul edildi öpüp başa kondu
ve çünkü tövbe edildi
bir tövbe sancağı açıldı bir zevk süreci devrildi
bir isyan kazanı devrilmedi
itiraz isyan akmadı
bir tövbe sancağı açıldı
çünkü bütün zamanlar toptan kullanıldı
içinde zalimlerin asılma sahneleri
içinde kan akıtanların kanlarının seli
içinde mahzun edenlerin gözyaşı nehirleri
çünkü tövbe edildi tövbe edildi
.
ağıt güzel vakitlerindendir
estağfirullaaaaah ve işte böyle uzatarak
kalbim aç
etim yanık
Dünya diz çöktüğüm yer kadardır dizimin yanında bir diz
dizimin yanında bir diz sağdan biri iki üç
dört beş altı yedi soldan bir iki üç
dört beş altı yedi
bir sana bir sana bir sana... avucunu aç avucunu kapa
dilini tut aklını kravatın gibi çöz at
şimdi bir damla gözyaşı bir iri yahut
Cahit Zarifoğlu
Bir gece evden atılmış bir çocuk sanki
Tek bir damla tek bir ses gibi
Aklıma düşüyor
.
Artık delirir koşar şimşeklerim
Yaşamak bu nadir ve gevşek
Hayır bugün hiçbir kimseyi alkışlamıyorum
Ve onların dikilip içi yumurta çürüğü kokan
Kristal fanuslarına baka durdukları gibi bakıp durmuyorum
.
Ve bazı bey alıkların dediği gibi
Sadece yürek arılığını arı bulmuyorum
.
Düşünün
Tohumlar ekilir
Yağmurlar başlar
O zaman filizler bir karış boyu yükselmiştir
Köylü davarlarını alır götürür sürer üstüne
Başak dediğimiz rahmet ondan sonra fışkırır
Esas ondan sonra gövdelenir
.
Görmezik/ gördürürler
Davarın yedim doydum sandığı
Bir dalgınlık
.
çünkü benden bir kahramanlık kalacak
çünkü besmeleyle başlandı
çünkü desturla tuttuk ne tuttuksa
çünkü imanla çok şeylere çağrıldık gözümüz
dağlarda kaldı eşya geride kaldı
dünya arkada bırakıldı
bir diş gibi ayrıldık çenemizden
dil çağı kapandı göz bağı koptu
bir tövbe sancağı açıldı bir zevk süreci değil
çünkü bütün o zamanlar toptan kullanılmış oldu
.
içinde zalimlerin asılma sahneleri
içinde kan akıtanların kanlarının seli
içinde mahzun edenlerin gözyaşı nehirleri
çünkü tövbe edildi izin verildi besmeleyle başlandı
.
sevgilinin elinden dertler hoş
beline/ çamur çamur olarak
tekme tekme olarak
on gündür ve kırk gündür daha
aç acına ayakta
durmak
elli gün ayakta durmak olarak kaydedildi
sevilinin elinden bağış ve kefaret olarak
bilindi
kabul edildi
razı olundu
ağlanmadı
peki ekmek istenmedi mi istendi
Sadece bir parça ekmek istendi tapınmaya bedensel güç olarak
Yalvarılmadı HİÇKİM
SE
YE
ağlanmadı
razı olundu kabul edildi öpüp başa kondu
ve çünkü tövbe edildi
bir tövbe sancağı açıldı bir zevk süreci devrildi
bir isyan kazanı devrilmedi
itiraz isyan akmadı
bir tövbe sancağı açıldı
çünkü bütün zamanlar toptan kullanıldı
içinde zalimlerin asılma sahneleri
içinde kan akıtanların kanlarının seli
içinde mahzun edenlerin gözyaşı nehirleri
çünkü tövbe edildi tövbe edildi
.
ağıt güzel vakitlerindendir
estağfirullaaaaah ve işte böyle uzatarak
kalbim aç
etim yanık
Dünya diz çöktüğüm yer kadardır dizimin yanında bir diz
dizimin yanında bir diz sağdan biri iki üç
dört beş altı yedi soldan bir iki üç
dört beş altı yedi
bir sana bir sana bir sana... avucunu aç avucunu kapa
dilini tut aklını kravatın gibi çöz at
şimdi bir damla gözyaşı bir iri yahut
Cahit Zarifoğlu
Monarşi
Ben kurtların eviyim
Çatım harap, komşularım cimri ve bunak
Sığ ufuklar kesmiş yollarını
Toprağım aç
Oğullarım kavgalı, kızlarım dargın
Ve genzimde türkülerim tutsak
Bir dost yok burada bana
Bu can çekişen vadisinde saltanatımın
Bir dost yok ki kapımı çalsın
Şu kuduz rüzgârlar gibi
Etime dişlerini geçirirken mırıldanarak
“Seni görmek geldi içimden sadece
Seni görmek için geldim ben”
Ama yok kimse
Kimse gelmedi bugüne dek
Vermedi kendini hiçbir güzel
‘Bu genç iskeletinden sevgilinin”
Hiç armağan beklemeden
Ben kurtların
Gıcırdayan dişlerinin çemberine hapsolmuş
Bu külden mezbahanın kutlu döşeklerinde
Gezinen farelerin efendisiyim
Yiğidini kaybetmiş bir kocakarı
Gibi ağlayıp dövünemem
Bodur denklemlere kalmış olsa da işim
Kuluyum kölesiyim ben
O sonsuz merhametin
Ne güvercin umurumda artık
Ne kışkırtır beni şahin
Türkülerim geçimsiz
Ve zorba beylerimle geldim
Şakakları dövülmüş bir demir gibi
Ağır ağır kızararak açılıyorken gün
İndim zeytin ağaçlarına kayısı bahçelerinden
- Getirdiğim bir armağan yok
Ve istirahat verdim mangama ebediyen
Elimde karanlık uykularımdan kırpılan bir bilet
04.30- 6.30 hayaletler dünyasından
Geçtim taretleri pançoları ve aşklarıyla sürgün
O meçhul taburları terk ederek
Yıldızlardan biçili hantal
Bana keten kumaşlardan işlerdi zehir
İşte geldim karnımın bir acıya bitiştiği yerden
Karnımın aşağsından başlıyor şehir
Hakan Şarkdemir
Çatım harap, komşularım cimri ve bunak
Sığ ufuklar kesmiş yollarını
Toprağım aç
Oğullarım kavgalı, kızlarım dargın
Ve genzimde türkülerim tutsak
Bir dost yok burada bana
Bu can çekişen vadisinde saltanatımın
Bir dost yok ki kapımı çalsın
Şu kuduz rüzgârlar gibi
Etime dişlerini geçirirken mırıldanarak
“Seni görmek geldi içimden sadece
Seni görmek için geldim ben”
Ama yok kimse
Kimse gelmedi bugüne dek
Vermedi kendini hiçbir güzel
‘Bu genç iskeletinden sevgilinin”
Hiç armağan beklemeden
Ben kurtların
Gıcırdayan dişlerinin çemberine hapsolmuş
Bu külden mezbahanın kutlu döşeklerinde
Gezinen farelerin efendisiyim
Yiğidini kaybetmiş bir kocakarı
Gibi ağlayıp dövünemem
Bodur denklemlere kalmış olsa da işim
Kuluyum kölesiyim ben
O sonsuz merhametin
Ne güvercin umurumda artık
Ne kışkırtır beni şahin
Türkülerim geçimsiz
Ve zorba beylerimle geldim
Şakakları dövülmüş bir demir gibi
Ağır ağır kızararak açılıyorken gün
İndim zeytin ağaçlarına kayısı bahçelerinden
- Getirdiğim bir armağan yok
Ve istirahat verdim mangama ebediyen
Elimde karanlık uykularımdan kırpılan bir bilet
04.30- 6.30 hayaletler dünyasından
Geçtim taretleri pançoları ve aşklarıyla sürgün
O meçhul taburları terk ederek
Yıldızlardan biçili hantal
Bana keten kumaşlardan işlerdi zehir
İşte geldim karnımın bir acıya bitiştiği yerden
Karnımın aşağsından başlıyor şehir
Hakan Şarkdemir
Sonraki Sigaranın Yeri
Rüzgârı seviyorum sevmediğim şeylerin yerine
Temiz tutuyor aklımın köşelerini
Hayata uğramış kazazedeler gibiyim
Bir müzikle yırtılıyor kalbimi kaplayan zar
1 müzikle çınlıyor varlığın gök kubbesi
Şaha kalkan atlarla başlıyor orkestram
Kulak kesiliyorum sırılsıklam “A” hali
Uykuları budanmış mendil gibi çocuklar
Zonkluyor telaşımın el değmemiş yerleri
Sabahın sularında zil zurna kelimeler
Bir nefesle açılıyor pas tutmuş damarlarım
1 nefesle yokluyor can evim yerinde mi?
Ses veriyor Türkçeye o kırgın yapraklarım
Türkçe konuş Ya Rabbi anlamıyorum Sen’i
Yokluğa katık olmuş sevecen varlıkların
Sessiz kaderlerinde diz dize karşımdalar
Bende Sen’den bir şey var, söylesem bakarlar mı?
Hayatım sayıyorken sustuklarımı
Bir kadın aralıyor aramızdaki perdeyi
1 dalgınlıksın Sen gök yüzünden okunan
Gölgende yaşıyorum sımsıcak bir üşümek
Yine sana dönüyor her gece bütün dünya
Sen’den bana bakıyor avaz avaz yıldızlar
Hayal çarpması sanki şimdi Sen’i düşünmek
Konuş benimle artık neye sakladın beni?
Yüzüm ki su tutmuyor yağmurlarında bile
Bir kader çiziyorsun benden bana uzanan
1 doğum lekesi sanki gözümde ayetlerin
Sana edilmiş yemin gibi kapılarında
Rüzgârına yazılı kanatsız şiirlerim!
Süleyman Unutmaz
Temiz tutuyor aklımın köşelerini
Hayata uğramış kazazedeler gibiyim
Bir müzikle yırtılıyor kalbimi kaplayan zar
1 müzikle çınlıyor varlığın gök kubbesi
Şaha kalkan atlarla başlıyor orkestram
Kulak kesiliyorum sırılsıklam “A” hali
Uykuları budanmış mendil gibi çocuklar
Zonkluyor telaşımın el değmemiş yerleri
Sabahın sularında zil zurna kelimeler
Bir nefesle açılıyor pas tutmuş damarlarım
1 nefesle yokluyor can evim yerinde mi?
Ses veriyor Türkçeye o kırgın yapraklarım
Türkçe konuş Ya Rabbi anlamıyorum Sen’i
Yokluğa katık olmuş sevecen varlıkların
Sessiz kaderlerinde diz dize karşımdalar
Bende Sen’den bir şey var, söylesem bakarlar mı?
Hayatım sayıyorken sustuklarımı
Bir kadın aralıyor aramızdaki perdeyi
1 dalgınlıksın Sen gök yüzünden okunan
Gölgende yaşıyorum sımsıcak bir üşümek
Yine sana dönüyor her gece bütün dünya
Sen’den bana bakıyor avaz avaz yıldızlar
Hayal çarpması sanki şimdi Sen’i düşünmek
Konuş benimle artık neye sakladın beni?
Yüzüm ki su tutmuyor yağmurlarında bile
Bir kader çiziyorsun benden bana uzanan
1 doğum lekesi sanki gözümde ayetlerin
Sana edilmiş yemin gibi kapılarında
Rüzgârına yazılı kanatsız şiirlerim!
Süleyman Unutmaz
Bazen birşey görünür gibi oluyor
Bazen birşey görünür gibi oluyor,
Bazen bir şey görünmüyor.
Bazen bir şey değişecekmiş gibi oluyor, bazen bir şey değişmiyor
Bazen beni hep sevecekmişsin gibi oluyor,
Bazen hiç sevmemişsin gibi.
Lale Müldür
Bazen bir şey görünmüyor.
Bazen bir şey değişecekmiş gibi oluyor, bazen bir şey değişmiyor
Bazen beni hep sevecekmişsin gibi oluyor,
Bazen hiç sevmemişsin gibi.
Lale Müldür
telaş içinde anımsananlar
İşte burada oturuyorum, yaşlı bir örümcek, sabırla
bir sözü bir ötekinin ardına diziyor,
bütünün bir anlamı olacağını umarak,
bir vahiy, bir ebedi kesinlik
ya da bir mükemmeliyet kazası
her yaşamda olduğu gibi nasılsa.
Her eğretileme adlandırmaya çalıştığımız
yarı bilinen bir duyguyu gömdüğümüz tabuttur, sezilen öfkeler
ya da bozulmanın tüm kötü kokusuna rağmen
tatmaya doyamadığımız yumuşak peynir
gibi usulca olgunlaşan aşklar.
Huzur içinde yaşamadım! Öyleyse neden
sakin olayım ki şiir yazarken; soyut tuzaklardan çalıp
el koyduğum sözler bana aitmiş gibi yaparak
kapılmak ani bir sevince, ya da düşmek ani bir umutsuzluğa
kahkahası gibi bir adamın giderken asılmaya,
ölümünden çok sonra bile ışığı hâlâ bize ulaşan bir yıldızın
uzak ilgisizliğini bırakıyor bende. Hayır bu başka
bir şey olmalı, kızgın bir tutkuyla dans eden eşler,
belirsizlik gibi hem de. Orospu tanrıça! Ben kararını
bekleyen talibinim, senin çirkin kurbağan,
öpücüğünle Yahudi düşlerimin sarışın prensine
dönüşmekten başka bir şey ummayan.
Artık bütünüyle eminim, kabaca kovulduktan sonra bir gün
yorulmuş ve iltihaplı mafsallarında ellerimin
kendimden başka tutacak hiçbir şeyim kalmayacak,
ve yaşlanmanın kenar mahallesindeki o banktan
yine de kalkmayı sürdüreceğim, her seferinde,
zihnimdeki dörtlü bir başka ezgiyi çaldığında.
oswald lewinter
bir sözü bir ötekinin ardına diziyor,
bütünün bir anlamı olacağını umarak,
bir vahiy, bir ebedi kesinlik
ya da bir mükemmeliyet kazası
her yaşamda olduğu gibi nasılsa.
Her eğretileme adlandırmaya çalıştığımız
yarı bilinen bir duyguyu gömdüğümüz tabuttur, sezilen öfkeler
ya da bozulmanın tüm kötü kokusuna rağmen
tatmaya doyamadığımız yumuşak peynir
gibi usulca olgunlaşan aşklar.
Huzur içinde yaşamadım! Öyleyse neden
sakin olayım ki şiir yazarken; soyut tuzaklardan çalıp
el koyduğum sözler bana aitmiş gibi yaparak
kapılmak ani bir sevince, ya da düşmek ani bir umutsuzluğa
kahkahası gibi bir adamın giderken asılmaya,
ölümünden çok sonra bile ışığı hâlâ bize ulaşan bir yıldızın
uzak ilgisizliğini bırakıyor bende. Hayır bu başka
bir şey olmalı, kızgın bir tutkuyla dans eden eşler,
belirsizlik gibi hem de. Orospu tanrıça! Ben kararını
bekleyen talibinim, senin çirkin kurbağan,
öpücüğünle Yahudi düşlerimin sarışın prensine
dönüşmekten başka bir şey ummayan.
Artık bütünüyle eminim, kabaca kovulduktan sonra bir gün
yorulmuş ve iltihaplı mafsallarında ellerimin
kendimden başka tutacak hiçbir şeyim kalmayacak,
ve yaşlanmanın kenar mahallesindeki o banktan
yine de kalkmayı sürdüreceğim, her seferinde,
zihnimdeki dörtlü bir başka ezgiyi çaldığında.
oswald lewinter
karşılıklı istismar
Söyle, günlerini yedi sayı yolculuklarıyla
doldurabiliyor musun? Sinirli olmak, sinir olmak
peşinde; ben ne diyorum, sen ne diyorsun...
Bu sıkışıklıkta, birini açıkça sevme gereği
görüyor musun? Çok parça, ama tek perde,
bu ters aydınlıkta, af ve özür! Af ve özür,
dilencilerin kostümü! Katılıyor musun?..
Seyrek de olsa, daha zoruna alışık olan. Olay güzel,
olay basit de... Sonuçları? Onlar ne olacak? Bizim
gibiler de olsun diye. Biraz benden, biraz senden,
birbirimizi kullanarak...
Gerçek sona eremeyen, son gibi görünür,
uzadıkça uzayan... Sırları bulabilen,
her şeyi bilip, sessiz kalır, izleri silen.
Bu duyarlığa şartlanmak nasıl bir şey,
anlayabiliyor musun? Tepkisizlik bilgisi,
kendine kuyruk olmak. Sen çok fazla vurgulu
konuşuyorsun! Uyurken düşündüklerin, düş olamaz.
İfadende ‘ben motordan anlarım’ saflığı.
Kimse bu hareketlerden bir şey anlayamaz.
Anlayabiliyor musun?
Kafana monte edilen, bu kesin böyle tıkırtısına karşı,
messagequisse dinlerken. Seyrek bir çiziktirme gibi.
Sakinleşme arzusu, yol açıcı olabilir mi bizim için?
Yorucu yolculuklar gibi, bundan daha sıkıcı bir aşk
olabilir mi bizim için?
Sen, içi dolu dolu olan, içi başka türlü parlayan...
İçi sımsıkı, içi sürekli kararan... Katılıyor musun?
Necmi Zeka
doldurabiliyor musun? Sinirli olmak, sinir olmak
peşinde; ben ne diyorum, sen ne diyorsun...
Bu sıkışıklıkta, birini açıkça sevme gereği
görüyor musun? Çok parça, ama tek perde,
bu ters aydınlıkta, af ve özür! Af ve özür,
dilencilerin kostümü! Katılıyor musun?..
Seyrek de olsa, daha zoruna alışık olan. Olay güzel,
olay basit de... Sonuçları? Onlar ne olacak? Bizim
gibiler de olsun diye. Biraz benden, biraz senden,
birbirimizi kullanarak...
Gerçek sona eremeyen, son gibi görünür,
uzadıkça uzayan... Sırları bulabilen,
her şeyi bilip, sessiz kalır, izleri silen.
Bu duyarlığa şartlanmak nasıl bir şey,
anlayabiliyor musun? Tepkisizlik bilgisi,
kendine kuyruk olmak. Sen çok fazla vurgulu
konuşuyorsun! Uyurken düşündüklerin, düş olamaz.
İfadende ‘ben motordan anlarım’ saflığı.
Kimse bu hareketlerden bir şey anlayamaz.
Anlayabiliyor musun?
Kafana monte edilen, bu kesin böyle tıkırtısına karşı,
messagequisse dinlerken. Seyrek bir çiziktirme gibi.
Sakinleşme arzusu, yol açıcı olabilir mi bizim için?
Yorucu yolculuklar gibi, bundan daha sıkıcı bir aşk
olabilir mi bizim için?
Sen, içi dolu dolu olan, içi başka türlü parlayan...
İçi sımsıkı, içi sürekli kararan... Katılıyor musun?
Necmi Zeka
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






