25 Ekim 2012

Eşik

Bu yekpâre akış, durgun, derinden...
Her aynada yalnız kendi görünen
Bu yüz ve şifasız hüznü eşyanın
Kendi cevherinde mahpus bir ânın
Dağıttığı dünya hep yaprak yaprak,
Dalgın, unutulmuş sesleri uzak
Bir uykudan bana tekrar dönenler,
İçimde, dışımda hep aynı çember!
Bin elmas parıltı oyun ve halka
Küçük ve hiç değişmez dalgalarla
Bende bana meçhul akşamlar yoklar!
Gülen ve gömülen gölge ufuklar
Acayip davetlerin rüzgârında
Her lâhza yine kendi sularında!...

Uzakta, aya çok yakın bir yerde,
Çılgın ve muhteşem harabelerde,
Büyük sükûtların fırtınası var.
Mermer duvarlarda kırılmış sazlar,
Çok genç uçuşunda ve hangi haşin
Yıldıza gülerek çarptığı için
Alnında bir siyah nokta geceden
Kovulanlar ışık bahçelerinden,
Bütün ayrılıklar hepsi orada
Bu çıplak, ümitsiz ve saf duada.
Ve bir kadın beyaz, sakin, büyülü
Göğsünde kanıyan bir zaman gülü
Mahzun bakışlarla dinler derinde
Olup olmamanın eşiklerinde.

Garip telâşını, binlerce fecrin
Ocağında nezir güvercinlerin
Hülyâm o kıvılcım ve kül yağmuru
Çırpınır bu beyaz mahşere doğru!
Ey hiç şaşmayan göz, büyük atmaca
Gölgesi güneşin üstünde uçan
Dişi kuyruğunda ebedî yılan,
Ve üstüste rüyâ!
                     Bir ses yavaşça,
Bir ses, bin uykudan mahmur ve zengin
Zümrüt usaresi maviliklerin
Suların üstünde arar kendini
Yoklar, ömrün bütün sahillerini
Çizgiler silinir, ufuk bir beyaz
Çin kâsesi olur, toprak, yosun, saz
Hep birden tutuşur, nârin kemerler
Alevden sütunlar, altın, mücevher,
Ah bu çılgın yağma...Orman çatırdar
Ve çıplak aynası ufkun tekrarlar
Büyük masalını aydınlıkların.

Elele bir oyun bugün ve yarın
Bütün pınarlara koştum cevap yok
Tekrar bana döndü her attığım ok
Her çığlık önümde tutuştu, yandı
Tahtayı kurt oydu, taş yosunlandı,
Yabanî otlarla örtüldü duvar...
İlhamlı çehresi hilkatin sular
Kaç kere değişti önümde böyle,
Birbiri ardınca gün ve mevsimle...
Ve kaç kere bahar güldü derinde
Güllerin kanıyan bekâretinde
Taze gülüşüyle toprağın suyun...
Tılsımlı kadehi her susuzluğun
Ey şafaktan, sırdan, arzudan hayâl
Yıldızların bize ördüğü masal
Kaç kere yarattım tenhada seni
Beyaz kollarını, sıcak buseni...
Bakışın, gülüşün, neş'en ve hüznün
Ay altında bir gül nağmesi yüzün...

Evet çok bekledim, kaç kere hazan,
Dinç atlar koşturdu boş ufuklardan
Yeleler alevli, ağız köpüklü,
Bulutlar bir kanlı hiddetle yüklü
Geçtikçe batıya doğru önümden
Zâlim ümitlerle ürperirdim ben,
Duyardım her an uzlette bir yeni
Âlemin yıkılıp devrildiğini
Çılgın mahşerinde ses ve renklerin...
Benden sor sırrını mesafelerin
Benden sor ve benden dinle akşamı...
Rabbim bu sonsuzluk ve onun tadı...

Bir ses yavaşça der, bırak yalvarsın,
Hayat bu kapıda...ne çıkar varsın,
Nakışlar gülmesin beyaz taşında
Ölüme benzeyen bu susuzluğun
Çağlayan hayâller yeter başında...
Bir fikir, bir şekil dalında olgun
Bu ağır sallanan hazan meyvası,
Gurbet, mendillerin çırpınan yası,
Yüzler ki bir uzak müjdeye benzer,
Her türlü ışığa kapanmış gözler,
Her şey, hepsi, gülen, susan, kamaşan
Rengiyle toplanır bende ve akşam
Rüzgârla tarümar, mevsimle sarhoş
Gelir ta kalbimde düğümlenir...
                                                -Boş...
Boş ve ümitsizdir akşamın hüznü
Bu tenha çeşmede bir an yüzünü
Seyredenler altın sazlar içinde
Ruh muammasının ürperişinde
Kaybolmuş sanırlar kendilerini...
Bırak bu tesadüf bahçelerini...
Hakikat çok uzak, karanlık, derin
Bir dille konuşur, büyük köklerin
Toprakla ezelden karışmış dili!
Geceyle ölümdür asıl sevgili
Bu ikiz aynada toplanır yollar
Karanlık yaratır, ölüm tamamlar.
Kaçalım seninle biz de geceye
Ölümün kardeşi saf düşünceye...
Yeter büyüsüne aldandığımız
Güneşin...biraz da yalnızlığımız
Kendi aynasında gülsün, gerinsin
Güvercin topuklu sükût gezinsin.


Ahmet Hamdi Tanpınar

Yağmurun Elleri

Küçücük bir bakışın
Çözer beni kolayca
Kenetlenmiş yapraklar gibi
Sımsıkı kapanmış olsam
Yaprak yaprak açtırırsın
İlkyaz nasıl açtırırsa
İlk gülünü gizem dolu
Hünerli bir dokunuşla
Hiç kimsenin yağmurun bile
Böyle küçük elleri yoktur
Bütün güllerden derin
Bir sesi var gözlerinin
Başedilmez o gergin
Kırılganlığınla senin
Her solukta sonsuzluk
Ve ölüm…

E.E.Cummings


Gülmeleri

her evde birisi bir ikinci uğruna -
yaz yağmuru gibi
geri kalanların arada üzülmeleri.

adanmış nasıl kaçar nereye
sürer gider yaşarken ölmeleri
değişmez korkunç
olanca ağırlığı bir ona vermeleri.

gider gelir görürüm
evlerde ne/dense hep bu bölmeleri
örülü duvarlar gömülmüş gülmeleri.

Behçet Necatigil

Gülerken Yüzün

Gülerken yüzün
Dem çeken bir güvercinin sesini
İçin için büyüyen çimenleri
Baharda lunaparkı, bayramyerini

Ve alışkanlıklar dışında her şeyi
Gülerken yüzün
Aşıyor geçmişin acılarını
Kendini yarına değiştiriyor

Gülerken yüzün
Sanki çarmıhını kırmışsın
Senin ve ardından geleceklerin
Aylası alnına düşmüş gecenin
Oturmuş ağlıyor kendisi

Bunu öyle candan öyle yürekten
Öyle bir tutkuyla istiyorum ki
Aklımda hep öyle kalmalısın

Gülten Akın

Temmuz Bulutu

bu yaz da çok ağrıdı kalbim
biraz daha yaklaştı o ıssız orman uğultusu

halbuki benim yaz ırmağına değen
kiraz dalından farkım yoktu

ellerim oğul otuydu
gözlerim erguvan moru

dudağım kapari çiçeğine sarılan
temmuz bulutuydu

ah kalbim bütün bunları
nasıl da unuttu

Ahmet Uysal

Kaybolmuş Bir Çocuğum Ben Adresim de Yok

ne zaman kendimle buluşsam denizlerim daralıyor
o büyük delilerin bakışlarını kuşanıyor üşüyen yüzüm
beni de bekliyor hangi yola el uzatsam
sonu ölümlerle kucaklaşan ayrılıklar

ben ne zaman anılara uğrasam bilmelisin
yanık bir sancıdır gençliğimin bütün fotoğrafları
gözlerim kandır vurulmuş dostların göğsünde
ve konağım olur bir kır fidanının türküsü

hiç inanmadım alnımda dolaştığına yazgının
inanmak boyun eğmektir, orada biter söz
işte, sabaha ilişkin bilinen ne varsa hazırım
ölüm ta kendisiyle yaşanacak da olsa

acıları da bileceksen tut ellerimden
onlar ki hep öperler beni ateşli gecelerde
gelirsen belki çözülür günlerin alacası
eksilen duruşlarına yürürüz yakınmasız bir bakışla

yanımda götürüyorum celladımı da bak
anılarımı, aşklarımı, yaşadıklarımın toplamını
belki fırtına bulamam mevsimlerime uygun
belki tez gelir yanıma o seher buluşması

taşıdım coşkulu söylevleri uzun susmalarda
bir bilsen yalnızlığımda ne kadar çoğaldım
adımı bıraktım ayrılıkların koynunda
artık soluğumla geçiyorum bütün yolları

yaralarım uyanır nerede soluklansam
kalamam, zaman yok, gitmeliyim
gitmeliyim, acıya dayanacaksan sen de gel
hiç değilse anılarımızı büyüt ardımdan

kaybolmuş bir çocuğum ben, adresim de yok
ancak derin sularda bulabilirim kendimi
ancak çoğalmalarda, uzun yollarda
sözlerimiz sığmayınca bu meydanlara

Rahmi Emeç

Biraz da

bir gelinciğe durunca hayat
ateşe ve suya dönüktür insanın kalbi
ya söner umutları, ya da yanar
bir ömür boyu

sevmek,
yanmaktır biraz da

bir gelinciğe dönüşünce hayat
geceye ve gündüze dönüktür
insanın yüzü
ya ışır bir gün gibi, ya kapanır geceye

umut,
geceyi beklemektir biraz da

Rahmi Emeç