26 Ekim 2012

Bir Neden Bulur Kalp Üzer İnsanı

I.

dikkatimi dağıttığında kuşlar ben ona uyarım
yürümek isterim yol bitmesin
çünkü merhametli kokumu biliyor
yıldız çekiyor bana gelip geçen buluttan
bu gidişle göğü okumakla geçecek kış
ben ona bulutlar alacağım
o bana dualar gönderecek
yaşamak bu diyeceğiz çevremizde birkaç insan
bahçe göğü öğrenecek gıpta ettiği

çünkü o beni dinlemeyi seviyor hiç bıkmaz
hastalanmayayım ister kar örttüğünde üşüyen yerlerimi
çünkü o elif’in türkçesi tersinden okusam
bir melek kanatları yok bana masallar yazdıracak
kendimi bulacağım bende
seveceğim sevmediğim yerlerimi

nedensiz belki kalp seğirmesi gibi
güleceğiz keder gibi sözcüklere
büyümek bu kadar ağrılı ve eskiyken
taşacağız ayaklarımızı sarkıtarak kendimizden
yörüngesinde ben durgun göller gibi
sevineceğiz sınıfsız bir çağ düşlerken
içimizde bir titreme var gibi
yıllar düşleyerek bachmann okuyarak
çevremizde onlarca gül
bunlar hangi tarhın gülleridir bilinir
ama hiçbiri biz değiliz gibi
sınırları sileceğiz gözyaşlarımızla
kan kardeşiyiz ya birbirimizin

II.
çünkü bir neden bulur kalp üzer insanı
insan böyle zamanlarda gülmek ister
çalgılar çalsın ister öpülmeyen dudaklarında
ne yapsam olmaz mucize
savaşlar bitmez en karasından
ben ona sümer’i anlatırım o bana hattuşa’yı
yürümeyi severim sonsuza açılan pencere gibi
o geçer gider usulca yanımdan

çünkü o kıyısız kara parçası deniz görmemiş
pipetiyle kolasını karıştırıyor dalgınlaşırsa
harfler arıyor kendine büyüsün olacak
dünyayı gözlüyor algıları açık
üzülmesin ona bildiklerimi anlatırım
kıyamam koklamak isterim ilenemem
kaçırırım gözlerimi bir kelebeğe
o beni anlamaz çırpınır içinde kelebekler
yağmur olup bahçeme yağar tutar kolumdan sürükler
uzak durmak isterim duramam
bu kadar zorken kendimi yazmak meselesi
o varken açılır güller buradan

Betül Tarıman


Kar Yağışı

Yalnızlığın sesinden bir resim yaptım
Karanlık kalabalıklardan süzdüm ışığını.
Akşamüstleriyle boyadım vazgeçen ağzını
Parmaklarını uzattım gece suları gibi ıssız
Salkımsöğütlerden bir beden çizdim usul
Hiçbir rüzgarın duruşunu bozamadığı
Bütün yağmurları topladım yapraklarına.
Sonra tüm yolcuların silindiği bir ufuk
Örttüm kakülleriyle alnının üşümesini.
Puhu kuşlarının avazını yerleştirdim dudaklarına
Uzanıp uzanıp öptüm sonra acıyla.
Gözlerini kapalı çizdim görmesinler diye kimseyi
Madem görmeyecekler bundan sonra beni.
Astım saçlarından odamın boşluğuna...

Uzun sustum, ey durmadan konuşanlar
Geçmedi üşümem
Ben bir aşkın kar yağışından geliyorum...

Şükrü Erbaş

Zaman

Susarak anlattım bütün gizliyi
Sakladım duygumu ben konuşarak

Bir acı tarlası sessiz yüzünde
Aşkı yürürlüğe koyma savaşı

İçimde bir düzen kaynaşmaktadır
Büyük ve çekingen bakışlarından

En iyi anlatış artık susmaktır
Anladım bunu ben seni bilince

Gel denize yaslan yalnız denize
Sırrını denizler taşır insanın

Zaman bir hızdır ve yıldızdır akan
Esneyen günler ve gece üstünden

Bir uyku bölmezse anılarımı
Korkarım çıldırtır bu hayal beni

Gözlerin ne kadar İstanbul öyle
Sebiller uçuşur parmaklarında

Ortak günlerimiz tarih şöleni
Saçlarında sayfa sayfa güneşi

İçimde bir sergi var portrelerin
Hayalim heryerde kavrar gölgeni

Aşka ve tabiata ulaştır bizi
Gel kurtar bu şehrin gürültüsünden

Terketme n'olursun bir eşya gibi
Ölümsüz bir hasret yaşarken bende

Vurulmuş bir geyiktir sensiz zamanlar
İçimin ormanı bir yangın yeri

Bir uyku bölmezse anılarımı
Korkarım çıldırtır bu hayal beni

Istırap varoluş şartımız oldu
Esef etme yasım karaymış diye

Bir yanım vahşidir ürkütür seni
Aykırı düşerim sulhçulüğüne

Bir gün deli gibi sarsarak seni
Göklerin yolunu sorabilirim

Başımı taşlara vurabilirim
Aklımdan çıkarsa anılarımız

Paramparçayım gel sen onar beni
Topla aynalardan eski gölgemi

Göçebe ömrümü bağla zamana
Dağılsın içimin karıncaları

Bir uyku bölmezse anılarımı
Korkarım çıldırtır bu hayal beni

Mehmet Akif İnan

Hissi Kablel Vuku

recm edilmiş kelimelerle konuşalım ki ağzımız taş görsün sevgilim
mürekkebi dağılır ezberimizdeki son surenin gözlerimiz uçuklar
bileğini kıra kıra dağa koşan bir çocuk kadar dayanırız acıya
şehrin dişine dokunuruz belki ihtiyar evler gibi
iğne deliğinden eriyip geçeriz rüyalarımız karışır suya
anne yarısı bir kışa sığınalım ki soğuk vurmasın uykumuzu sevgilim
ağaçlar kasılıyor ve incirin çekirdeğine saklanmak geçiyor aklımızdan
çeliği eritecek bu kar beyaz sesiyle bağıra bağıra yağıyor şimdi
örümceklerin ağını bozmadan öpersek ağrısı kesilir dizlerimizin
saçlarımızı taramak için yaktığımız ateşin koruna bakarız ikidebir
yüzümüze hangi niyetin izi düştü de kuşlar göç etmedi bu yıl sevgilim
gemilerimiz kör nereye gitsek atlastan düşüyor o coğrafya
korku kuru bir nehir avuçlarımızda hiçbir denize dökülmez
göğsümüz neden böyle akrep yuvası akşamüstleri
soframız küflenir ettiğimiz yeminlerden çünkü harflerimiz eski
ben büyüdüm bak diye derin bir uçurum oldum sevgilim
dibimde çalılar
ben büyüdüm ak diye sığ bir yatak oldum sevgilim
kıyımda çalılar
sevgilim
camlarım buğulu hangi hikayeyi yazsan yavaş yavaş akar

Mehmet Okumuş



Gül Nar

su kaybıdır bize
değmeyen her yağmur

hazırlan önümüz bahar
ellerini kıra sürmelisin
dağ var bilirsin taş var yağmur var
önümüz bahar
su iner çerçöp iner
ve sağrısı yelesi toy bir tay iner

hazırlan
sana diyeceklerim var

esmer cezeryem
seni sevdiğimi herkes biliyor

şu uzak tepeler de
şu gölge ağaçların turuncu araba
hem şu üzerindeki turuncu giysi

sende bil istedim
saçlarındaki turunca selam

karakalemim sevgilim son kalem

Bünyamin K.

Bugün Değil

Biliyorum bu vakitte bana
Ne söylemek istediğini -
Söyleme! Gör kararan zeminini
Küçük gölün ve telaşını dümdüz bulutların
İhtişamlı ve kapkara -
Söyleme! Bu gece kötü bir gece.

Biliyorum bu vakitte
Zorlanıyor için ta derinden
Sormak zorunda olduklarından.
Sorma! Tereddüt etmekte
Dilinde üzüntü verici kelimeler-
Söyleme! Bu gece kötü bir gece.

Ne söyleyeceksen yarın söyle-
Bilemeyiz ki, belki yarın
Çok kolay olur herşey,
Bugün hiçbir yüreğin kaldıramayacağı
Ve beni çok üzecek şey için-
Söyleme! Bu gece kötü bir gece.

Hermann Hesse

kefâret

“..ey kadın ! yarana secde et . et ki bu tek marifet..”


ah siz ! siz ve izleriniz
tenden aşikâr şu gönülde. ömürde nefesten ziyade
biliyorum eski bir hikâye olacaksınız günün birinde
üstünüze koklanmayacak güllere felâket
yarama özne
ve son arzum nihayet.

olsun varsın
nasılsa bütün şarkılar özleminiz kadar nihavent

ay salınırken gökte hece hece gözlerime
ödenirken kefâret
ve yaseminler sessizce sokulurken geceye
aklıma siz düşeceksiniz her seferinde elbet
elbet kopacak içimde her seferinde kıyamet

medet ya ey mim !
yokluğunuz varlığıma kusursuz müebbet

medet !

arzu eşbah