30 Ekim 2012

Masal

Yaprakları gizlice öpen yağmur altında
yürüyoruz biz bize ve öylesine.

Ne bir ormancı sesi,
ne bir yol var yakında,
tek rüzgâr inliyor kendi kendine.

Sessizce tutuyorum soğuk ve beyaz elini,
bir güvercin gibi yağmurdan kaçmış.
Sanki mekân tutmuş da saçının tellerini
damladan bir yıldız orda göz açmış.

Dur öylece, öylece kal.
Yansın yıldızın temiz.
Aydınlatsın yolumuzu ormanda.
Kim bilir,
salt onunla bulacağız belki biz
mucizeler yapan çiçeği burda.

Diyeceğiz ki ona:
"Sakın ayırma bizi.
Bizi ilgisizlik suyuna gömme.
Duymazdan gel ekmekle örtü isteğimizi,
salt sıcaklığını bize çok görme.``

O da ne, parlamıyor saçında damla yıldız.
Sessiz yürüyoruz eskisi gibi.
Ah, biz şimdi nerede
ve nasıl bulacağız
mucizeler yaratan o çiçeği?

Veselin Hançev
Türkçesi: Cevat Çapan

Güzellik

O kadar çok,
o kadar çok aradım ki seni,
yeryüzü boydan boya
sana benzedi.

O kadar çok,
o kadar çokistedim ki seni,
adını verdim
tüm eşyalarıma.

Var mısın sen?
Yoksa ben mi uydurdum seni?
Böylesi belki de daha iyi.

Belki de ben uydurduğum için seni,
benimle birlikte en fazla kalacaksın,
en son nefret ettiğim
sen olacaksın,
istemeyerek de olsa birisiyle sana
ihanet ettiğim an,
canım en çok yanacak
inan.


Veselin Hançev
Türkçesi: Cevat Çapan

Anılarla Yüklü

Anılarımdan uzak düştüğüm zaman,
düşlere dalarım içlerinden gülücüklerin, hüzünlerin, aşkların
ve suskunlukların yükseldiği.

Barış içinde sakin bir mekânda kalmak istiyorum,
aya yakın, yıldızların üstünde
bizi mutlu kılacak
her şeyden uzak.

Bir düşüm var:
her zaman yükseklerde olmak,
hatta yaşamım boyunca sonsuza dek,
düşlerim gerçekleşmesini dilerim umutla.

Ah biliyorsun hayat boş ve yalnız bir çukurdan ibarettir
iki uzaklık olarak kaldık öyle
delirecek düzeyde kalplerimizin duygusunu taşırken.

Kovulurken, anılarını yüklendim
duru bir nehirle,
seni düşledikçe mutluluğu düşünürüm.
Sen ki kalbimden daha yakınsın bana
ancak uzaktasın,
sonsuza kadar sürmeyecek umarım
düşen ayın ışığıyla adımı göz yaşlarımla anarım
inci gibi akan suyla.

Kendimle vedalaşmak istiyorum yeniden.
Günlerle birlikte büyür sana olan aşkım,
Umutsuz,
kendi kendime soruyorum
aşkım benim gibi mi solacak?

Mari Nasır
Çeviren: Metin Fındıkçı

29 Ekim 2012

Ekmek Arası Patates

Defolu gençliğinin ucuz pavyonlarında,
–Git başımdan mı– sandın hayatı.
Günde sekiz litre alkol vermesi için doktorun
Şizofren olmalı ilkin.

Senin dünya sandığın yuvarlak
–Annenin güvelerini beslediği çeyiz sandığı–
Senin dünya sandığın yuvarlak,
Hâlâ öküzün başındaki bela.
Bir denge tutturmuş o da,
Dönüyor canı sıkıla sıkıla.

Azrail'i kan tutsa da,
Sen yine de ortalıkta kesme bileklerini.
Olur da kurtarırsa seni emniyet şeritleri,
Ahiret için vazgeçtiğin şeyler kalmaz
Kapışılırsa bileziklerin.
Ayrılık bu,
Nanik yapılmaz sevgilinin ardından,
Gör sol meleğinin kırmızı kartını.
Ortalığı sulamaktan başka işe de yarasın,
Gerilla korkuluğu gözlerin.

En sıkıcı çelişkiler bedeninde,
Kibrit cebinde muhtar çakmağı
İstanbul'u ilk kez görmüş bir çevre mühendisi
Garip garip bakınma ortalıkta.

Disney'de kahkaha gazıyla ağlayan çocukluğuna,
Amasya'da çürük elmalarla büyüyen gençliğine,
Çiçek bozuğu kadın felçlerini de ekleme.

Özge Dirik

Kalabalık

“İpek böceği attım
Eşarp düştü içime...”

Uyandım
Rüyamda kanamış dilim
Belki kıtlama jiletle bağırılan
Yaşam öyküleri anlatmışımdır çocuklara.
Çocuklar dedim de
Onlar da kanadılar
Kanınca bana.

Kalktım
Bir eşkıya rica etti yüklerimi
Güzel de bir kadın
Çocuğunu öleceği yaşa büyütemeden giden
Bir anneyi uğurlamış olsa da
Onyedi kalp kriziyle

Yürüdüm
Adımlarım nasıl da uyarılıyor
Kapıyı çalan biri olduğunda
İsterse bir hırsız olsun
Kapıyı çalmaya yeltenen

Öldüm

Ve yarın üşüştüler başıma; yaşlar, ayaklar, gözler
Ve yarı yaşam yakınmaları sürdü adıma
Ve yar uzun saçlı bir adamla geldi mezarlığa
Veya bir kadınla...

Ve
Gömdüler beni,
Öldürdükleri gibi
Özenle.

Özge Dirik


Bir Aşkın Başlaması

bir aşkın başlaması:
ruhla yontulması sert bir ağacın

bir anahtar sessizce açar doğayı
bir la sesi başlatır fırtınayı
çeker bıçağını hırçın rüzgâr
hızla çevirir yıpranmış sayfayı:
bir aşkın başlaması

ne süzülürse içine ince bir dalın
serinlikler onu gezdirir yüreğinde
son ışığın peşinde olan yolcular
yaşamı asarlar günün ucuna
kısık bir sesle başladıkları şarkı:
bir aşkın başlaması

kendini ıssız zamanlarda yitirip
ışığın sonunu arayanlar
yağmuru sevinçle karşılarlar her zaman
bütün bildiği budur hayatı anlayanların
yırtılmış sayfanın yerine yapıştırılması:
bir aşkın başlaması

unutulan her güzellik geçmişe karışmaz
yeni güzelliklere eklenir bazısı
bu yüzden en güzeldir en son sevilen
bütün güzellikleri kendinde birleştiren
ırmakları, okyanusları, bitimsiz yağmurları
bir güz sabahı kapınıza getiren!


böyle zamanlarda güzeldir bir şarkıyla uyanması
uykunuzu titretir uzadıkça la sesi ince
kadının ayakları suya değince:
bir aşkın başlaması

ipekler altında kabaran göğüslerin tadıyla
gizine erilmiş sevişmelerin yeni zamanları
bütün bir hayatı içerecek,
o garip hışırtının böceği aranacak her köşede
anlamsız sayılacak sonra
ışıkların kırgınlıklara kırılarak yansıması...
eşyalar birbirine karışmış
mutluluk kendini mahzende unutmuş olacak,
böyle bir tablonun usulca indirilmesi duvardan:
bir aşkın başlaması

yeni şeyler ezberlemenin yanlışlığı
bilgiye sığınmak ve kutsamak katılığı
gümüş bir gemiyi getirmek diplerden
savrulan bir uçurtmayı gökte unutmak
doğayı değiştirmek temiz sulara eğilirken
gümüş bir gemiyi diriltmenin yanılsaması
zamanın akışını hızlandırmak:
bir aşkın başlaması

en sonra:
birdenbire eski yağmurları anımsamak
kırmızısincapların eskimeyen sıçrayışlarında
okyanusun esnek akışlarında
altın renkli bir balığın sırtında dalgalanmak
en eski çağların güne kavuşan hızında
yırtık albümlerin yeni resimlerle yamanması
kalbin yenilgileri kanıksaması
enginlere açılması gülümseyerek
titrek günler

Baki Ayhan T.

Yanıma yakışır mıydın? Bilmiyorum

Yanıma yakışır mıydın,bilmiyorum
Ama hiç denemedin
Halbuki benim yanıma yakışmak,su içmek kadar basitti
Bir vazo bile yakışırdı yanıma
Beğenmeyenler bile olabilirdi
Vazonun yanındaki beni
Yakışmıyor,taşıyamıyor vazoyu diye
Yanıma yakışır mıydın,bilmiyorum
Ama hiç denemedin
Deneseydin mesela
Ben,biraz uğraşırdım kendimle
Böyle atıl,bakımsız ve çirkin olmamayı denerdim
Sense biraz çirkinleşirdin
Orta yolu bulurduk
Çok ideal bir ikili olmasak ta
Yakışıksızlığımızla da olsa
Çevremizdekileri hakkımızda konuştururduk
Yanıma yakışır mıydın,bilmiyorum
Yakışır mıydık birbirimize
Çok beğenilesi biri değildim,farkındayım
Ama etkileyebilirdim seni
Fikirlerimle,hayatla savaşımla
Ya da birilerini hatırlatabilirdim sana
‘Yılmaz’ ı mesela yürüyüşümle
‘Deniz’ i mesela boyumla,ya da anlaşılmazlığımla
Sevdiklerimi sevmezsin biliyorum
Deniz,senin için tuzlu su birikintisidir sadece
Ama hiç denemedin
Ne beni sevmeyi,ne sevdiklerimi
Ne de yanıma yakışmayı…

Volkan Özkaraman