07 Kasım 2012

sürüklenip giden tekne

Yüreğim, sürüklenip giden
teknene bindi bineli,
tek bir gün geçmedi
dondurucu dalgalarla
baştan ayağa ıslanmadığım.

Ono Komaçi


Düşümde

Düşümde, bir kılıç
saplandı etime.
Demek
Yakında kavuşuyoruz.

Kasa İratsume

Yatağında Yalnız mısın?

Ariake ya da “sabaha karşı solup yiten ay”, eski Japon saraylarında “aşk” la ilişkilendirilen bir imgeydi. Aşk yorgunu iki sevgili, bilirdi ki, gündoğumu yaklaşırken ay batı tepelerine yol aldığında, çok geçmeden ayrılmak zorunda kalacaklar. Erkek, alacakaranlıkta kalkıp, el yordamıyla yelpazesini aranırken; kadın, giysilerini giydirir, elleriyle saçlarını tarar, kapıya kadar uğurlardı sevdiğini. Solgun ay, gökyüzünde son bir kez dolanıp, yerle göğün bitiştiği yerde gözden yiterken, kadın odasına döner; sevgilisinin, göndereceğini bildiği şiirini beklerdi. Şiir, çiçeğe durmuş incecik bir dalla bezeli, özenle katlanmış bir kağıtla geldiğinde, her sözcüğü usulcacık okur; sevgilisinin kurduğu imgelerin yüreğine düşürdüğü sözlerle dokuduğu yanıtı dizelere dökerdi.

Şiir, sık sık ya da açıktan açığa buluşmalarının hoşgörülmediği bir dönemde, sevgililer arasında vazgeçilmez bir iletişim biçimiydi.


Yatağında Yalnız mısın?
Eski Japon Ozanlarından
Aşk ve Özlem Şiirleri
Celâl Üster'in Türkçesiyle



06 Kasım 2012

yelkensiz teknelere döndüm

Ey, değerbilir dostlarım,
n'olur hor görmeyin beni,
yelkensiz teknelere döndüm
içime çöken acısıyla aşkın.

Arivara Narihira

Haiku Düeti

Prens Otsu'nun İçikava Hanım'a gönderdiği dizeler

Dağ yamacına
çiğ yağdı dün gece.
Yolunu beklerken
iliğime kadar ıslandı
dağ yamacında çiğden.


Prens Otsu'nun dizelerine, İçikava Hanım'ın yanıtı

Demek ıslandın
yolumu beklerken.
Ah, dağ yamacına
yağan çiğ
ben olaydım keşke.



Kırmızı Kanla Bilinir

bir.
her umudun tutunacak dalı var
sabah bir gezginin ayak sesleri
yolum sana varmayacaksa
gitmenin ne anlamı var

üşüyorsan bu senin suçun
sana en sıcak hayalleri vadetim
sana kumdan bir ülkenin tozlu sokakalarında
en yeni en uzun bir rüyayı vadettim

birgün
her nerede olursan ol
olduğun yerde olmayacaksın
sen bir suyu kanarak içemeyenlerden
bir su kadar berrak ve temiz kalacaksın

zaman umutları alıp gitsede
ömür, bir çınarın dallarında asılı
ya gel toplayalım meyvelerini
ya sökelim bu ağacı kökünden

iki.
her öfkenin arkasında duran sen misin
kapılar kapanacak ardına kadar
ruhunun zindanına sığınıp
gökkubbenin rengini düşleyeceksin
denizlere bırakıp tüm çiçekleri
özgür olmalarını dileyeceksin

esaretle özgürlük arasında
sıkışıp kalınca ruhun
bilmediğin isimleri anarsın
her defasında bulanır deniz
sular çekilir göklere kadar
mavi bir isyan kuşatır evrenini
Musa’nın annesini anarsın

yeşil gözlerinin mağrurluğunda
rüzgar saçlarıma değip geçerken
içimde titreyen hüzün seni çağırır
aslında ne gözlerin yeşildir
ne de rüzgar saçlarımda eylenir
hepsi benim gördüğümdür
hepsi seni sevdiğimdir

ey dağlara düşen ağıt
acıyla yoğrulan zaman
ellerimin ansızın şaşkınlığı
ey dile gelmeyen
bitmeyeni bitir artık
kan toprağa damlamasın
bırak kırmızıyı gül ile hatırlayalım

üç.
oysa mavi, isyanın rengidir
yeşil, gözlerinin
ve kırmızı kanla bilinir

Adige Batur

Memento

bir gün oradan bakacağız
hiçliğin bir gölge gibi
gelip geçişine,
eski alkışların sesi
avuçlarında

mürekkep bitti,
daha yazacak onca şey
vardı, unutuldu
ve çizildi üstü…
aşk güz yapraklarına büründü

kumun dilini bilmeyen bir bitki
gibi, çölde tek başına
o birkaç adım
gittiğin yoldan
bir anı olarak döner sana

sandalını sağlam kazığa bağla
aşkın gibi karışıp gitmesin kalabalığa

Tuğrul Tanyol