06 Aralık 2012

Aşk

Bu meyhane seninle mi kalabalık ansızın
sen mi getirdin denizi eski koylardan
Dizin dizime değiyor, rakılar boz bulanık
yüzümüzde sevda portrelerinin karakalem çalışması
tabaklarımızdaki balık iskeletine bakıyoruz
kemancı Itri’den, biz mahilerinden mahmur
giderken yorgun, tipi yemiş ve uykusuz
sana göstermeden kıvılcım çaldım gözlerinden
ateşin sesi bu, tutuşmasından anlıyorum
bardaklara alazların parıltısı çarpıyor
bu meyhanede kuş sesleri yoktu eskiden
sen mi açtın tüm kafeslerin kapısını
kanadın kanadımda susuyoruz
Bu meyhane seninle mi kalabalık ansızın
seninle mi sesini yükseltiyor su
Sonra bir kelebek oldun, Ceneviz’li matador
pelerinlerinle sardın incecik kadınları
tüm öpüşlerini göl kıyısında yosunlara gömdüler
o şiirin taslaklarını getirdim, bak işte yalnızlığın
yoksa niye ürpereyim sakalının kokusuyla
elin elime dokunurken tel telde ısınıyor
bunca renkle baş edemem, çürür kırmızı
poyrazlarım kente iner sen yokken
kurtlar ısırır yalnızlığımı
şarkı hırsızlığına başlarım, bak! önceden söylüyorum
ellerinin ellerime değen uğultusu başka nasıl saklanır
Aşk da yorulur çok bedende gezinmekten
Sesin yüreğimin kapısını çalıyor
Hız alır aşk çarka dönen yürek pervanesinden

Arife Kalender
(Gösteri, Ağustos 2002)

Küller

küller hâlâ yanıyor yüreğimde
kar içindeki yangın bu
bir testi dolusu suyun yangını
dolu bardağın çıplak ağacın
sarışın çocukların kar yangını
kar altında kalan başağın yangını
bir ucu tutuşan şarkının yangını
taşduvarların yangını
içimize düşen güllerin yangını
bahar ağacının yangını
düş dolu gözlerin yangını
sesin içindeki sessizliğin yangını
çok eski rayların yangını

doğuya giden bir trendeyim
ovada tek tük çıplak ağaçlar
yanımdasın ak boynun upuzun
hızla geçiyor ağaçlar ve boynun
boynunun upuzun kar yangını
bir ırmaktan alıyor güzelliğini
boynun ıssız modigliani boynu

Ahmet Ada

ESKİ BİR


Akşamlar rakılar laflar... burdan çıkınca
Gün ortası bana da uğrayalım bir bir
sağıma soluma, olmadı, üstüme başıma
gönlüm şurda, aklın bir sokak ötesindedir
eski bir bulutların yeni bir sağanağından
bir kat yukarda durmaya mayil nehir
burdan çıkınca

Sana da uğrayalım, yaz konağına güneşin
dolunay çıkmazına, aşkın yezidi aksanına
o sensin, terletirsin sözcükleri serinletirsin
eski bir mevsimlerin yeni bir takviminde
haziran pişman, tenhadır temmuz, ağustos kahin
burdan çıkınca

Ona da uğrayalım, rüya burdan kaç adım
av dönüşü bir akşam, belki yatıya
bunu bir daha düşünelim, bak ben fena sıkıştım
eski bir süreklerle yeni bir koru arasında
üzülüp namlumuz kaşını yıksın, utanalım
burdan çıkınca

Keklik dağa dönsün, kurşun yuvaya.

Adnan SATICI


Tutsak Yolcu Dileği

1/
Perdeleri çekmeyelim çıkarken
Bizi bekleme duygusuyla bırakalım bu evi
Bu evi öyle sevdik, bir ölünün tabutu
Kirpinin dikenlerini sevdiği gibi

Eşyalara bakmaktan birbirimize
Bakamaz olmuşuz fark etmedin mi?
Ev önce sığınak, bir tuzak sonra
Yolculuk birbirimizi görmek için bir fırsat
Ayna da eşyadır, valize koma!

2/
“eşyanın konumunu biçimini rengini almışlardır”
En büyük cakaları karşı komşuya karşı
Çay içme bahanesiyle balkona çıkmalarıdır

Böyledir evlilikler, evlerden çıkmayınca
Evimizden çıkalım, özleriz belki
Otobüse binelim kuşların durağından
Hatırla, ne demişti evden çıkarken kirpi?

Abdülkadir Budak 

Bir Yalın Bir Uzak

Ergeç yitirir anlamını uzak
bakış dağılır tuzakların aç ambarında.

Hangi taş çatlamaz da
avunur yosunlarla; bitkin, kurak.

Şenlik büyür, acı balı taslara doldurarak
mumdan güller: yeni istanbul hatırası.

Çanakkale çoktan geçildi
aşk kalplerde bir kürdilihicazkar yarası.

Ruh nasıl doysun, ten: gülün damlası
uzak kızılcık şerbetiydi, çoktan içildi.

Geçti yaz, eski baharlarla avunarak
dalgada yağmur kuşları; bir yakın bir uzak.


Şerif Erginbay

Bir Yolculuktan

Kar, ufkumuzu genişletiyor.
Adresler arasında Şubat ayının adresine rastlıyoruz,
Böcekler arasında uykunun sesine.
Yıl, sıcak ağılına bir tipi olarak çekiliyor şimdi.
Anmamak olmaz Osip Mandelştam’ın mısralarını:
“Petersburg’da buluşacağız yine
Güneşi oraya gömmüşüz gibi.”

Bir kızakla taşıyoruz acılarımızı,
Yamaçlardan hız kazanarak iniyoruz kendi içimize,
Kurt izleri arasında bir çılgınlığın yıkıntılarına rastlıyoruz.
Anmamak olmaz yazılmış güzel şiirleri,
Bağışlayan edebiyatı,
Dorukları okyanus yapan yağmuru.

Şiiri gömdük ama yürekte buluşuruz
Kazmalarımızın çarpacağı kristal harflerin umuduyla,
Issız bir adaya inmenin sevinciyle.

Acılar, kızağımızı götürüyor.
Derelerin, madenlerin arasında dolaşıyoruz
Alın taşımızda kırmızı bir lekeyle.
Omuzlarımıza yeraltı kuşları tünemiş
Bir kafes sanarak dışımızı,
Kendilerine usta birer avcı aranıyorlar.

Ovalarda buluşuruz.
Bir şiir kitabının beşinci sayfasında.


Ülkü Tamer

Geri Vites

Susturuyor ileri geri konuşmalar.
Sözcüklerden korkar oldun...Azcık bir cesaret için
onu geri aramadan bir dostu arıyorsun
ona telefon edince başka dostunu.
Buluşmaya giderken geri vites sürüyorsun arabayı
ve çöp varillerine çarpıyorsun...
Geriye getiremiyor hiçbir şey kaybettiğin duyguyu.
Vaz da geçmiyorsun çaba harcamaktan,
o duyguyu hissetmiştin ya bir kez.


Mehmet Yaşın