10 Aralık 2012

Kemanın Dört Teli

Çocuklukta, gözlerin sonsuz kadar maviydi.
Şimdi gençlik, tek başına bir ardıç kuşunun
Öttüğü bahçedir onlar.
Orta yaşta, fırtınalı bir denizi andıracaklar.
Yaşlılık, karasevdaya döndürecek gözlerini
Yalnız, yapayalnız olacaklar
Perde kapandıktan sonraki sahne gibi.

LO MEN

Çeviri: İsmet ÖZEL

ESKİ GÜNLERDİ

Eski günlerdi, evlat
Yürek ile gülünürdü
ve gülünürdü gözlerle;
oysa yalnız dişleriyle gülüyorlar artık,
aranırken gölgemin peşinden
buza kesmiş gözleri.

Öyle zamanlar da vardı elbet
yürek ile el sıkışılırdı;
geçti gitti tümü, evlat.
yüreksiz el sıkışılıyor
aranırken diğer el
benim boş ceplerimi.

“Burası evin,” “yine gel,”
diyorlar, ve tekrar geldiğimde
ve hissettiğimde evimdeymiş gibi
bir defa, iki defa,
üçüncü olmuyor hiç-
kapanmış buluyorum tüm kapıları üzerime.

İşte böyle böyle çok şey öğrendim, evlat.
Yüzler giyinmeyi öğrendim
Elbiseymiş gibi –evyüzü,
iş yüzü, sokak yüzü, hancı yüzü, asil mi-
asilyüzü, herbirinin uyumlu gülüşleri
donuk bir portreninmiş gibi.

Ve gülmeyi de öğrendim
sadece dişlerimle
ve el sıkışmayı yüreksiz.
“Güle güle” demeyi de öğrendim,
“İyi sıyırdın” demek isterken,
“Memnun oldum tanıştığımıza” demeyi,
pek de memnun değilken; ve “sohbet
güzeldi” demeyi, sıkıntıdan patlarken.

Ama inan bana, evlat.
Aynı kalmak isterim dün neysem
hani senin gibiyken. İsterdim
unutayım ses kısan tüm bunları.
Öğreneyim isterdim, dahası yeniden
gülmeyi, çünkü aynadaki gülüşüm
bir yılan dişi gibi gösteriyor dişlerimi!

Şöyle göster bana, evlat,
gülmeyi; göster bana
nasıl gülerdim, tebessümdeydim
senin gibiyken, bir zamanlar ben.

Gabriel OKARA
Çeviri: Ulaş Başar GEZGİN

BAHARDA GÜZ ŞARKISI

Gençlik, bir hazine, kutsalmışçasına,
Gittin artık bir kere, dönmemek üzere!
Ağlamak istesem, ağlayamıyorum öyle ya...,
Ve ağlıyorum kimi zaman, istemesem de.

Çoğul idi göksel olan, o günlerde,
Öyküsü kalbimin böyledir.
Tatlı bir kız vardı, hem de
Bu dert dünyasında, keder.

Bakardı saf şafakmışçasına;
Güler, bir çiçekmişçesine.
Koyu saçları tamamıyla
Geceden ve acıdan örülme.

Ürkektim bir çocuk gibi ama.
Oldu o, doğal haliyle,
Benim kürkten aşkıma,
Herod ve Salome.


Gençlik, bir hazine, kutsalmışçasına,
Gittin artık bir kere, dönmemek üzere!
Ağlamak istesem, ağlayamıyorum öyle ya...,
Ve ağlıyorum kimi zaman, istemesem de.

Daha duyarlıydı bir diğeri,
Ve daha düşünceli ve daha
Pohpohlayıcı, ifade edici,
İnanmazdım böylesine rastladığıma,

Madem ki sürekli sevecenliğinde
Birleşiyordu şiddetli bir tutku;


Ruben Dario

 

Kız Kardeşimin Türküsü

Göklere inanırdım eskiden,
ama sen, denizlerin
derinliğini gösterdin bana,
ölü kentleri,
unutulmuş ormanları,
boğulmuş gürültüleriyle.
Gök şimdi yaralı bir martı,
süzüldü denize.
Sana kargaşalığın üzerindeki
köprüyü kurmaya çalışan bu el
kırıldı.
Bak bana:
ne kadar çıplak ve suçsuz
duruyorum önünde.
Üşüyorum, bacım.
Kim getirecek bize
ellerimizi ısıtacak güneşi?
Susuyorum. Dinliyorum.
Kimseler geçmiyor
gecemizin karanlık sokağından.
Yıldızlar kazaya uğramış
karanlık surların
ucunda sendelerken
koparıp alınan bir kartalın
paslanmış gözlerinde.
Bağlı ellerin
kapıyor çıkış yolunu.
Yalnız senin sesin
adımlıyor gecenin dehlizini
çarparak taşlara
uzun kılıcını.
Vakit geç.
Ölüm geri çeviriyor beni.
Hayat istemiyor.
Ben şimdi nereye gidebilirim ki?


Yannis Ritsos
Çeviren: Cevat Çapan

Zamanın Kitabı

Zamanın uzun tünelinde nesin ki sen,
geçmişin yankısı, geleceğin sedasından gayrı? 
doğmadan önce yazılmıştı senin yazgın, 
öncesi ve sonrasıyla hayatın. 

Ne doyacak açlık vardır orada, ne uyuyacak ölüm, 
ne de doyuma ulaşacak aç gözlülük. 
İnsanlar sırlarıyla şaşkın, 
bilselerdi keşke onlarda varolan esrarı...


Mihail Nuayme

Mürşidim Kocakarı

içinde sanki ömrün bütün pazarları,
koskoca ve dingin bir ev hayatı,
ılık ılık akan ve hayata dair alabildiğine şey gizlidir.
süte benzetirim bu şiiri, bir de güz öğledensonralarına.

i

kendimi çok ölü hissediyorum bugünlerde
bir güneş düşüyor bir yağmur damlıyor
kendini bıçaklıyor günler
çirkin bir kız güzel bir kızdan özür diliyor
kendimi katil hissediyorum

esmiyor diye hayıflanırdım fırtına var
yalnızım derdim insandan geçilmiyor
insandan geçilmiyor; yalnızım.
allahım hayretimi artır yok,
allah´ım hayret ver!
kendimi çok ölü hissediyorum

namaza durmalı, abdest de alınır
bir kızı öpmeli kahvaltı yapmalı
gazeteyi uzatır mısın? biraz yürüyelim mi? günaydın?
sigarayla oynarsın yakmadan önce ki
düşünmeli insan bazen kısa süreler
evet namaza durmalı bir kızı öperek uyandırmalı
insan çünkü düşünmemeli bazen

insan ellerini yüzünü yıkamalı
birlikte porselen bir çaydanlıktan
dışarıyı seyretmeli dışarıda pencereden yağmur
içerde, içerde olmanın sıcaklığı
içerde içeriyle evli kızlar dışarıda aşık
evet bir kız dışarıyı seyreder ama evde oturur
evet bir ev içeridedir dışarıda yağmur
yine de namaza durmalı
yine de bir kızı öperek uyandırmalı

insan evini bahşeder, dışarıyı da
öpüşünü bahşeder kendini bahşeder bahşı bahşeder
insan bahşetmeyi bilmeli cömertlik öğrenilir
insan ellerini yüzünü yıkamalı.

Eren Safi

Amasya Mektupları

I.
nasıl tanınabilir yüzüm seninle
böyle bırakıp gittin ya beni
dalgın bir kuğuydum, oyalanmadın
sesinin rengine hapsettin beni.

ve şimdi bir büyük anısın sokaklarımda.

nasıl tanınabilir yüzxüm seninle
ıtır kokusu toprağındayım
kapılara paslı kilit vurmuşlar
sarıya boyamışlar evlerimizi
sanki güvercinsin, kanadındayım.

ve bir turuncu kandil kovalar beni.

nasıl tanınabilir yüzüm seninle
bir kış odasında vuruldum ağır
bu yaralar şu kalbime musallat
işte gidiyorum açıyor zakkum.

yüzüme baktıkça çağırıyorum seni.

II.
her şey seninle şimdi, masum ve dilsiz
öyle çıkıyoruz yukarılara
ağzın, ötelerin şelalesidir
saçlarına kar değmemeiş daha ne?
ellerinden tutayım bırakma beni.

sesin okunuyor su çırpıntısından.

her şey seninle şimdi, karanlık kışla
gömleğime değen berrak bir türkü
al al götür beni akşamlarına
gideceğim adres yeni değil ki
oralarda selvi, bir kaç menekşe.

ihanet sıçrıyor ak gerdanından.

her şey dağılıyor seninle şimdi.
ah! künhüne vardığım sırlarım bitti
yüzünle sınandım, senin yüzünle
yalnız tasan kaldı bana, hafifliğinden
bir su kenarında akan gözlerim
ayrılık topluyor dudaklarından.

III.
derler ki imlası kırık kaderin
içinden geçermiş ferhatın kahrı
ya ben sana nasıl gelirim şirin
bulutun içinden rüzgar sesinden
ya ben sana nasıl gelirim ferhat
kalbimdeki ırmak sakinliğinden.

derler ki goncası açmaz bir aşkın
kapıları örtük olurmuş he mi?
mermere yazılan harfler kaybolur
yağmur düşer sızlanırmış karanfil
ben böyle bekliyorum yollarda, gülüm
imlası kırık kalbimle seni.

Cafer Turaç