12 Aralık 2012

sevgili humeyni

işte böyle sevgili humeyni
seni pink floyd'un bir şarkısıyla anmak da varmış
how I wish you were here
bu beş yıldızlı otelde
rulet masasının dibinde
islam felsefesini tartışırken üstadlarımız
pat diye peydah olmalıydın sen
yerde, eski bir seccadenin üstünde
oturup öylece susmalıydın
bir de mehdi haşimi olmalıydı yanında
bre gafiller diye gürlemeliydi
kurşun geçirmez camdan halkın sesi geçer mi
ah hurma dalları
yoksul mescidim

Hakan Albayrak



ben denize hâlâ inaniyorum

fondaki şarkı bitti yavrum
pilotun apandisiti patladı
uçak düşüyor
ve birlikte ölmek kulağa hoş gelse de
ben atlamayı tercih ediyorum
olur ya denize düşerim
bir gemi geçer

Hakan Albayrak
(1991)

İnsana Giden Yollar

Her insan bir şehirse sevgili
ben senin her semtinde
uzun süre oturdum

yolların yordu beni
saraylarında uyudum
yıkandım hayrat ve sebil çeşmelerinde
denizini seyredip en yüksek tepelerden
okşayarak dalgasını lodoslarının
kumsallarımda susturdum

yüzümün üstünde bulutun duruyordu
yıldırım saklıyordu içinde
birikmişti damla damla yağmurun
sevdim yazlarının fesleğen kokusunu
Harem'inden ıraklaştıkça vapur
aşkta eksilmeye başlıyordu yolculuk

sen şimdi beylerin beyi Üsküdar mısın
iskelende öptüm seni, gemi yanaşıyordu
su çırpınır dalgalanırdı yosunlar
bana açılan kapalı çarşılarından
tutsak kızın kulesine usulca kayıyordu
üzüm şerbetinde uyuyan yılan

bir kapın bin oluyor, sonra kapanıyordu
bezirganbaşıydım İpekyolu'ndan geçtim
çok kibrit harcadım ateşle oynayarak
kırıldı kilit kilitte, ıslandı çakmak
gece sabaha inerken balığa çıkardım
dudaklarımda öpüşlerinin tuzlu suyu

her insan bir şehirse
ezberledim seni sevgili
sonra unuttum

Arife Kalender




yarım şiir

Sorsam sana utanmasam nefsimden
Aramızda geçen kim aramızdan biten kaç
-Susmak cevap değil bayım, ikrara saklanmayın
Bir orağın sapına nokta koyalım imlâ
Buralarda bir yerde görmüş olmalıyım
Başaklar eğiliyor, altın sarısı bir rüzgar
Sadece bir renk değil, sarı hüznün aynası
Aynısı değil ama bu susmanın acısı
Er geç çıkar bilirim, sormak ayıp değil ki

Utanmasam nefsimden sana sorsam bir daha
Aramızda giden ne aramıza giren hiç
- kaçmak sorun değil bayım, aman yalpalamayın
Su üstünde yürümek can’bazın kan pazarı
ateş içinden atlayan aslansan da kral kim
hangi orman gürültüsü bastırır kalp sesini
akşamsefası açıyor, bu bahsi kapatalım
kalkalım gidelim hava soğur birazdan

okunduğu gibi yazılmıyor bir zamandır şiirler
resmini çizemem ama bildiğim çok çiçek var.

Tuğba Çelik

İadesiz Taahhütsüz

Bil diye demiyorum ama içimde bir sıkıntı var
adını koymasan da yüzün yüzüme baksa
burada dursan şimdi, içimden rüzgar geçse
eteklerimden dökülen çiçeklerle kaç bahar,
bir çocuk koşsa böyle, gölgesi yorgun düşse
kemikte başlayan sızı büyümenin cezası
gün gelip yerleşmese göğüs üstü boşluğa
neyin var dediğinde cevap bulsam şıp diye
“karnım aç, uykum geldi, öğretmen ödev verdi
üstelik annem kızdı kırdım diye vazoyu”
gözüme baksan sonra, umudum geri gelse
Havaya kalkmasa da yürek kadar yumruğum
nereye vursam şimdi avucumda kan izi
sımsıkı tutuyorum, etimde dört tırnağım
içimde bir sıkıntı var demiyorum bil diye
bulduğum her adrese mektuplar yolluyorum
kime yazsam mühim değil, adınla başlıyorum
ucunda bir taahhüt yok iade beklemeden
bir üzüntü kolluyorum buradan bir mutsuzluk
gelip yerleşse şimdi, adına ne dersen de
bahanesi o olsa şu çatlayan göğsümün

demiyorum bil diye ama senin adın çok güzel.

Tuğba Çelik

Ayrılık hüzne yakın, unutmak kasvete

Unutmanın acısı, ayrılığın acısından farklı. Ayrılık hüzne yakın, unutmak kasvete. Yani birini er geç unutmaya mahkum olduğunu bilmenin kasvetinden bahsediyorum. Birini yavaş yavaş unuttuğunun bilincine vardığın anların sıkıntısından bahsediyorum. O kişinin parça parça silinip alakasız hatıraların arasına karışmasından bahsediyorum. Belki de neden bahsettiğimi bilmiyorum, sadece üzülüyorum, vasıfsız keder.

Erken Kaybedenler/Emrah Serbes

size nasıl anlatabilirim

Nasıl anlatabilirim ki size;
aslında burda olmadığımı..


Kimliğimde yazanı boşverin,
Dün daha doğmamış olduğumu
Bugünse bin yaşımı kutladığımı
size nasıl anlatabilirim..


Artık köküm olmadığını biliyorum
suyun üstünde;
akışa teslim
bir nilüfer kayıtsızlığıyla
orda olmadığımı
ama burda da olmadığımı
size nasıl anlatabilirim..


bir nefeste
bütün seslerimi çıkardım
çıkaracak başka sesim kalmadı
Kendi mememden sağdım kendimi..
Kuruttum mememi..
Kendimi akıttım toprağa..
yenildim..
yutuldum..
katıldım..
dağıldım..
artık burda olmadığımı..
size nasıl anlatabilirim


birazdan ;
hiçbir şey yokmuş gibi,
Hiçbir şeyim yokmuş gibi,
varmışım gibi,
hatta sonsuza dek varolacakmışım gibi,
sert sesli topuklarla,
dalacağım yine aranıza..
Görecek,
Duyacak,
hatta dokunacaksınız..


ama burda olmadığımı,
aslında hiç olmadığımı
size nasıl anlatabilirim..

Üryan