30 Ocak 2013

Kalpler Daralıyor İnsanlar Büyüdükçe

Masaya bıraktığım düşüncelerimden kaçışan uzaklar,
Daha bir sınırsız şimdi, daha bir sakin.
Kanatlarına sinmiş,
Eski zamanlardan kalma
Derlenmiş toparlanmış bir fısıltının sesi.

Renk renk, mis kokulu uzaklar;
Bağrına basar
Bir gün yıktığın, bir gün altında kaldığın
Sınırsız sevgimin mevsimsiz sessizliğini...
Yüreğinin yakınlarındaydı,
Duymalıydın
Sözünü sakınmaz çağırışlarını rüzgarın.

Zamanın kıyılarındayız şimdi
Ve tek başımıza
Renk renk, mis kokulu uzaklar
Bağrına basar
Tersine dönmüş düşlerimi.

Dağların keyfi yerinde,
Şarabın alevi uzaklarda göğü boyuyor.
Kalpler daralıyor insanlar büyüdükçe
Uzaklarda umut var,
Umut var dağların güneşte kurutulmuş özünde.

Sonra yavaş yavaş gece dokununca tenime,
Yıldızlar bulaşıyor gözlerime.
Uzaklarda umut var,
Umut var yıldızların ışık huzmelerinde.

Fatoş Balı

Bırakıp Gittin Beni

bırakıp gittin beni bütün kapılarda
bütün çöllerde tek başıma kodun
şafakta arayıp öğle vakti yitirdiğim
vardığım hiç bir yerde değildin
sensiz bir odanın sahrasını nasıl anlatsam
hiçbir şeyin seni andırmadığı bir pazar kalabalığını
denizde dalgakırandan da boşluğunu bir günün
seslenip de senden cevap alamadığım sessizliği

bırakıp gittin beni kalarak olduğun yerde hareketsiz
her yerde bırakıp gittin beni gözlerinle
düşlerin yüreğiyle bırakıp gittin beni
yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gittin
düşen hep ben oldum en küçük kımıldanışında senden

başını çevirdiğin için ağladığımı görmedin hiç
bana bakıp görmediğin için
ben yokken içini çektiğin için

ayağına düşen gölgene acıdın mı hiç sen

Louis Aragon

Dualardan Bir Dua

bilerek kimseyi aldatmadım, sanırım,
elimden geldiğince yani
yapmamaya çalıştım bunu, Allah’ım;
ama emin değilim, doğrusu,
sizin de buyurduğunuz gibi;

emin değilim, evet kendimi iyi,
yapıp ettiklerimi, yazdıklarımı güzel
göstermek istediğim olmuştur, illâki,
başka türlü de olamazdı,
öyle değil mi ama, öyle değil mi?

çünkü şiir yazıyorum, ne de olsa,
ve kendimi ben şair yapmadım,
bunu en iyi siz biliyorsunuz,
kendimi şair buldum,
yoksul ve şair, daha çıkarken yola.

iyi şairlerse, çok iyi biliyorum,
aldatmayı başardıklarında başkalarını,
mutlaka aldatmış olurlar önce,
zamanlarının en safı,
en kolay kananı olarak kendilerini.

öyleyse, beni bana aldattırma, Allah’ım!
ama şiiri elimden almadan yap bunu;
şiiri, melekleri, uçan şeyleri hayatlarından
sinek ilacıyla kovan kullarına
muhtaç etme, rüsva eyleme beni!

Amin!

19 Ocak 2013
Süssüz Dualar Kitabı

Cahit Koytak

29 Ocak 2013

Ephemera

“ Bir kez olsun gözlerimden yorulmayan gözlerin
Hüzünle eğiliyor artık sarkmış göz kapaklarının altında,
Sevgimizin solmasından”


“Tükeniyor olsa da sevgimiz
gel bir kez daha duralım
gölün o ıssız kıyısında
uykuya daldığında tutku; o çaresiz yorgun çocuk,
o soylu saatte beraberce.


Ne kadar uzakta görünüyor yıldızlar
Ve ilk öpüşmemiz ne kadar uzak
Ve ah, yüreğim ne kadar yaşlı”

Dalgın gezindiler kuru yapraklar boyunca
Usulca dokunarak kadının ellerine:
“ Tutku, çok yıprattı yüreklerimizi.”

Ağaçlar çevreledi onları ve sarı yapraklar
dökülmüştü karanlığa solgun ağanlar gibi ve
o an yaşlı ve aksak bir tavşan sıçradı patikaya,
Sonbahar üzerindeydi adamın: ve bir kez daha
durdular gölün o ıssız kıyısında.
Ölü yaprakları sürüklediğini görmüştü kadının
Döndüğünde
Sessizce topladığını onları, gözleri
Göğüsleri ve saçları gibi nemli.

“Ah hüznü bırak
Yorgunuz bizi bekleyen başka aşklar için,
Sevmek ve nefret etmek için kaygısız saatler boyu
Ölümsüzlük uzanır önümüzde, ruhlarımız
Sevgilerdir ve bir sürekli ayrılış.”

William Butler Yeats

sirk hayvanlarının kaçışı

i
bir konu bulmaya çalıştım, boşu boşuna bir konu,
beş altı hafta boyunca her gün durmadan.
belki de kırgın bir ihtiyar olduğum için artık
olanla yetinmeliydi kalbim; gel gör ki,
kış demeden, yaz demeden, yaşlanıncaya değin
gösteriyi sürdürmüştü sirkteki hayvanlarım,
sırıkla yürüyen cambazlar, o yaldızlı araba,
aslanla kadın, tanrı bilir başka neler.

ii
ne yapabilirim bu eski konuları sıralamaktan başka?
önce o üç büyülü adaya, simgesel düşler peşinde
burnundan sürüklenen denizci oisin'in
o boşuna sevinci, boşuna savaşması, boşuna dinlenmesi
kırgın bir kalbin konuları bunlar ya da bence öyle,
eski şarkılara süs ya da saray oyunlarına;
ama neden bendeki bu kaygı, onu kışkırtan ben,
ben ki, onun masalsı nişanlısının peşine düşmüşken?
derken tam tersi bir gerçek çıktı ortaya,
prenses cathleen adını verdim ona;
o da merhametle çılgın ruhunu feda etti,
neyse ki gökler araya girdi onu kurtarmak için.
sandım ki sevdiğim kadın yok edecekti ruhunu,
öyle köle etmişti kendine onu bağnazlıkla kin.
ve bu düş canlanır canlanmaz içimde, düşün
kendisiydi aklımı başımdan alan, gönlümü çelen.

ve ekmeği çalınca soytarıyla kör,
zaptolunmaz denizle savaştı cuchulain;
kalbin gizleri bunlar, gene de her şey bir yana,
o düşün kendisiydi beni büyüleyen:
yalnızca kahramanın yaptıklarıydı
yaşanan ana dikkat çeken, belleği denetleyen.
oyuncularla boyalı dekorlara hayrandım ben,
onların simgesi oldukları şeylere değil.

iii
o usta işi imgeler eksiksiz oldukları için
ruhun saflığında ortaya çıkmışlardı,
ama onların kaynağı ne? bir yığın çöp,
boş şişe, kuru kemik,paslı demir,teneke
bir de kasada oturan o yaşlı sürtük.
artık merdivenin de devrildiğine göre,
kalbin köhne o eskici dükkanında
serilip yatmak gerek merdivenin dibine.

William Butler Yeats
çeviren: Cevat Çapan

Herşey Ayartabilir Beni

Herşey ayartabilir beni şu şiir uğraşından:
Gün olur bir kadının yüzü ya da daha kötüsü
Çektiği çile alıklarca yönetilen yurdumun;
Şimdi daha kolayı yok
Elimin alıştığı bu işten.Gençken
Metelik vermezdim türkülere,
Sazını çalmaz mıydı ozan? Kılıç kında beklercesine;
Razıyım, dileğim yerine gelsin de tek
Balıktan daha soğuk, daha dilsiz, daha sağır olmaya.


William Butler Yeats
Çeviren: Cevat Çapan

Sandalda

Şu havaya bak reis şu suya bak
Deniz kadın gibiymiş hadi be
Marika’dan da güzel bu mübarek
Tövbeler olsun katil olur insan
Sağımız adalar solumuz dalyan
Ben kürekteydim Mehmet karşıda
Mavi beynime vurmuş
Mehmet dedim Mehmet yahu
Ateşle dinamiti fırlat gitsin
Yüze vursun karagözü izmariti istavriti

Hiç unutmam yine böyle bir gün
Ada’da Hıristos tepesinde
Deniz tabak gibi önümüzde
Sedef adası Medef adası Maden
Böyle şey görmedim ömrümde
Bir hışırtı insanı ürperten
Binlerce on binlerce leylek
İstanbul’a döndüler üstümüzden

Bir daha anladım denize karşı
Uzandım sandala yumdum gözlerimi
Yaşamak mademki bunca güzel
Dövüşülür uğrunda ölünür
Anladım ki hürriyet aşkı barış aşkı
Yaşama sevincinden ayrı değil
Günümüz bu inançla böyle taze
Mavilik bu yüzden pırıl pırıl

Oktay Rifat