30 Ocak 2013

Bizansa Benziyor Aşkımız

bizans'a benziyor aşkımız,
son demlerini yaşıyor.
düşünüyorum da,
yüzlerindeki parıltı
caddeleri dolduranların
ya da öbek öbek toplananların
köşebaşlarında ve meydanlarda
fısır fısır konuşanların
yüzlerindeki parıltı,
bana bakıp da
saçını arkaya atarken
yüzünde görülen
parıltıya benziyordur.

düşünüyorum da,
uzun uzun konuşmamışlardır,
konuştukları da havadan sudan,
bir şeyler söylemeye çalışıp
duraksamışlardır,
anlatmayı becerememişlerdir
söylemek istediklerini,
yeniden vazgeçerek
birbirlerine bakıp
yere indirmişlerdir bakışlarını.

çok eski ikonlar mesela
böyle parıldar
yanan bir kentin alevi gibi
veya yaklaşan ölümün ışıltısı
gencecik ölenlerin resimlerinde,
geride kalanların anılarında yaşayan.

sana doğru döndüğümde yatakta,
uzun yıllar önce yanmış
bir kiliseye girer gibi oluyorum
ikonların gözlerindeki
is kalmış yalnızca,
içleri onları yok eden
alevle dolu

Henrik Nordbrandt
Çeviren : Ergin Koparan

Sen Bu Şehirden Gidince

Sen bu şehirden gidince ben bir tuhaf oluyorum
Ne bileyim ellerimi cebime sokup öyle yürüyorum
Gülmeyi geçtim tebessüm edemiyorum.

Senin ellerini tutmak,
Yoksul bir sahaftan alınmış yirmi beş yıllık kitaba dokunmak gibi.
Senin gözlerine bakmak,
Dört mevsimin tamamını yirmi dört saat içinde yaşamak gibi.

Sen bu şehirden gidince ben bir tuhaf oluyorum
Ne bileyim trafik lambalarını siyah beyaz görüyorum
Atkımı takıyorum ama boynu bükük geziyorum.

Seni doyumsuzca sevmek,
Bir annenin; saçını koklayarak kızına şefkat göstermesi gibi.
Senin bu şehirden gidişini izlemek,
Bir babanın; sırtını sıvazlayarak oğlunu askere göndermesi gibi.

Yağız Gönüler



Ölü Doğanlar

keskin rüzgarla kulağımı sıyıran bir mermi sesi
çok uzaktan geldi, kalbimle gördüm
sıcak hiçbir şey kalmamış o topraklarda, kan hariç
gözlerim hezimete uğradı şaşkınlığım karşısında

ilk uyarı: şiir en iyi sırdaştır
ve fakat ne kadar ortak olabilir bir çocuğun
ortadoğudaki çığlıklarına…

psikopat bir yamyamı bile yola getirebilir
ince ince, alttan alttan gelen kanun nağmeleri
kanunlara karşı ölümler hep kıldan ince
incelik, annesi ölmüş bir kızın kalbi

son uyarı: Sabrın sonu selametse yakındır
bundan sonra olacaklardan sorumlu
annesiz çocuklardır…

Yağız Gönüler

İki Sünnet Üç Farz

bir, aklın yolunda dinlenme tesisi kalptir
uçmağa varsa da uçamaz önce kendinden vazgeçmeyen
vicdan tümseğinden geçerken sızlamalıdır beyin amortisörleri
arada bir duygu nabzı kontrol edilmesi gereken, kalptir

iki, lafın belini doğrultan daima nezakettir
kibir kişide durduğu gibi durmaz yürür
it ürür kervan yine de caymaz istikametinden
insanı insana ısındıran ve battaniye gibi saran, nezakettir

üç, Allah’ın hakkı kimsede kalmaz yorumsuzdur
kulun gördüğü kusur göz kapağının ardında saklanır
bayramlar en insani ve ahlaki barış harekatlarıdır
hayvanı hayvana vurduran hayvan ise, yorumsuzdur

dört, dönsen de aklın alamaz çevrende gördüklerini
kainat nasıl süslenmiş lütfen modacılar cevap versin
yüksek lisans alçak karakterlerde rönesans kadar sırıtıyor
şair bu şiirinde sıkça sorulanları cevaplıyor

beş, kardeşlik soyadı hanesinde yazandan çok ötesidir
bir evde anne çay, baba ekmektir
ne kadar demlenir ve ne kadar pişersin sana kalmış
bir an evvel görün, kaderin gözü üzerimizdedir

Yağız Gönüler

Gül İçin İlahi

İnsanlar bir gülü bir senetle
Değiştirmeye alıştılar
İnsanlar başka insanların hayatını
Bir hezaren sandalye midir hayat
Dizip kaldırmaya alıştılar
İnsanlar yüreği ve onuru, alıştılar
Yelin üflediği yaprak mıdır onur
Yürek arsız otlar gibi ayak altında
Tanımıyor kimde kimseyi
Ve kendini tanımak istemiyor
İnsan tanımazsa kendini insan
Nasıl varolabilir

Bu yüzden dünya hey koca dünya
Dönüyor bir ölüler ülkesine
Susanlar şimdilik
Oyunun dışına düşenler
Yalnız onlar doğrulup kalkacaklar
Gün kıyamete erdiğinde

Gülten Akın

Kalbim Gerçekten Kırık

Kalbim gerçekten kırık ve eylülün ortası
yürüdüm yazmadığım şiirlere basarak
yalancı ömrün bilmem bu kaçıncı vartası
her solukta yeniden eksilerek artarak

yüzümün sezildiği zamanlar da olmuştur
dünya leylak olmuştur akşam duru gün beyaz
öter ağzın örtükken o ne mene bir kuştur
değme ezgi insanı bu kadar hırpalamaz.

Süleyman Çobanoğlu

Mektup

Mermerle bir yazılmışsa tarihi
Gönderilmeyen mektuplar da gider
-anla nereden geldiğini hüznün-

Bütün ömrüm
ölü bir dilde başlar,
ölü bir dilde biter,
mektuplar gibidir ömrüm.

Adım orda kaldı,
bütün adlarım:
m e r m e r!


Gönderilmeyen mektuplar da gider.


Şerif Erginbay