bu boşluk sizin mi bayan Lena
Dereköy'de taş evin avlusunda
dalıp gitmiştiniz, daldığınız kıyılarda bulduk sizi
kulaç kulaç ıraklaşırken ada sahillerinden
gözleriniz bu yüzden mi ovaların ötesinde boşluğa
tanıdık geldi, adını sordum bir ağaca
yanındaki söğüte, yolda madama sordum
ağaç sallandı ışıltılarla, söylemediler
yol unutmuş yürüyeni, şimdi evler konuşuyor
evler, adını unutmuş ağaçlar gibi rüzgârda
duvarı çökmüş kilerin, kahve fincanları gibi orda
madam Lena söyleyiniz
göçüren neydi, neydi götüren uzaklara
ezan ve çan sesleri arasında şaşkın düşleriniz
anılar mı gidip gelen, siz miydiniz
çamaşırhanede her gece bir ıslık sesini bekleyen
su çanakta alazlanırken, dolunay zamanlarında
gemsiz, yularsız şahlanmış bir at durmadan
durmadan dinsiz, dizginsiz şaha kalkmış tin
duvar ustasıyla iki yanardağ gibiydiniz
parçalana bölüne, ateşle su içindeydiniz
adını sordum ağaca dal titredi, oynadı yaprak
kırık kiremitlerin üstünde öttü bir horoz
rüzgâr yüzümüzden geçti, zaman zaman içinden
bu ıslığı kim çalıyor şarkıya benzeterek
terkedilmiş evler mi, fısıltı mı gömütten
zaman insanla oynuyor, rüzgâr ağaçla
Arife Kalender
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
08 Mart 2013
Cigarayı Attım Denize
Şimdi bir güvercinin uçuşunu bölüyoruz
Gökyüzünün o meşhur maviliğinde
Uzun saçlı iri memeli kadınlarıyla
Bir akdeniz şehri çıkabilir içinde
Alıp yaracak olsa yüreğini
Şimdi bir güvercinin
Şimdi sen tam çağındasın yanına varılacak
Önünde durulacak tam elinden tutulacak
Hangi bir elinden güzelim hangi bir
Bir elinde kızlığın duruyor garip huysuz
Öbür elinde yetişkin bir günışığı
Daha öbür elinde de kilometrelerce hürlük
Çalışan insanlar için akşamlara kadar
Toz duman içinde
Bir elinde de boyuna ekmek kesiyorsun
Biz eskiden de en aşağı böyleydik senlen
Bir bulut geçiyorsa onu görürdük
Bir minarenin keyfine diyecek yoksa onu
Bir adam boyuna yoksulluk ediyorsa onu
Ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına
Bir cıgara atmışsak denize
Sabaha kadar yandı durdu
1954
Cemal Süreya
Gökyüzünün o meşhur maviliğinde
Uzun saçlı iri memeli kadınlarıyla
Bir akdeniz şehri çıkabilir içinde
Alıp yaracak olsa yüreğini
Şimdi bir güvercinin
Şimdi sen tam çağındasın yanına varılacak
Önünde durulacak tam elinden tutulacak
Hangi bir elinden güzelim hangi bir
Bir elinde kızlığın duruyor garip huysuz
Öbür elinde yetişkin bir günışığı
Daha öbür elinde de kilometrelerce hürlük
Çalışan insanlar için akşamlara kadar
Toz duman içinde
Bir elinde de boyuna ekmek kesiyorsun
Biz eskiden de en aşağı böyleydik senlen
Bir bulut geçiyorsa onu görürdük
Bir minarenin keyfine diyecek yoksa onu
Bir adam boyuna yoksulluk ediyorsa onu
Ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına
Bir cıgara atmışsak denize
Sabaha kadar yandı durdu
1954
Cemal Süreya
tâ, sîn, mîm
leylaklardan leylalara eksik
ben harflerden inşa edildim;
yaz'dan az' doğru 'y'a
ya ben'dim ya değil'dim
tâ, sîn, mîm
mevsimler birer söz, çiçekler de metin
deki gülsün, ben demedim.
kalbimin eşkalini verdim
aşklar hemen tanıdı beni
tâ, sîn, mîm
Hilmi Yavuz
ben harflerden inşa edildim;
yaz'dan az' doğru 'y'a
ya ben'dim ya değil'dim
tâ, sîn, mîm
mevsimler birer söz, çiçekler de metin
deki gülsün, ben demedim.
kalbimin eşkalini verdim
aşklar hemen tanıdı beni
tâ, sîn, mîm
Hilmi Yavuz
07 Mart 2013
Açığa Demirli Bir Gemiden
Dağın eteklerinde orman -
çam, sedir, ulu çınarlar...
Birbirini seyrediyor aynasında denizin.
Çamlar pürleriyle suskun,
sedirlerin gözleri uzakta,
"Ölünceye kadar seninim," diyor denize
kendi gölgesinde yanan bir çınar.
Cevat Çapan
çam, sedir, ulu çınarlar...
Birbirini seyrediyor aynasında denizin.
Çamlar pürleriyle suskun,
sedirlerin gözleri uzakta,
"Ölünceye kadar seninim," diyor denize
kendi gölgesinde yanan bir çınar.
Cevat Çapan
çöl ve kilit
Her şeyin kilide, bir kilide dönüştüğü günlerdi;
herkesin bana bir eşya gibi baktığı günlerdi;
kilitle beni,
ey eşya bakışlı sevgilim!
eski bir ceviz sandık gibi bırakıldığı yerde,
ölü bir şairin
taflanlar arasında öylece duruyor olması
ve kimsenin ona yüz vermemesi gibi
anma gününde...
Kitab'ımı Yalnızlığa indirdiğim günlerde;
nehirlerin bir testiye sıkışıp kaldığı günlerde;
doğur cübbeni Cüneyd;
cübbeni doğur;
beni kilitle Cüneyd;
beni kilitle...
parmak uçlarıyla bir taflanı ufalayan şair;
elinde ulu bir ağaçla oynayan şair;
kendini doğum günü gibi hissediyor bu kentin,
ölü doğmuş bu kentin doğum günü gibi hissediyor,
anma gününde
bırakın öyle olsun, beni kiltle!
Je suis un vieux boudoir plein de roses fanees
çekmece açık dursun,
çekmecedeki solgun gülleri kilitle!
ve sandığı sulara bırak, bırak aksın o sandık;
onu var eden ulu ceviz ağacına doğru aksın;
herkesin bana bir eşya gibi baktığı günlerde...
kilitle beni, şiirin içindeki çöle kilitle!
Hilmi Yavuz
herkesin bana bir eşya gibi baktığı günlerdi;
kilitle beni,
ey eşya bakışlı sevgilim!
eski bir ceviz sandık gibi bırakıldığı yerde,
ölü bir şairin
taflanlar arasında öylece duruyor olması
ve kimsenin ona yüz vermemesi gibi
anma gününde...
Kitab'ımı Yalnızlığa indirdiğim günlerde;
nehirlerin bir testiye sıkışıp kaldığı günlerde;
doğur cübbeni Cüneyd;
cübbeni doğur;
beni kilitle Cüneyd;
beni kilitle...
parmak uçlarıyla bir taflanı ufalayan şair;
elinde ulu bir ağaçla oynayan şair;
kendini doğum günü gibi hissediyor bu kentin,
ölü doğmuş bu kentin doğum günü gibi hissediyor,
anma gününde
bırakın öyle olsun, beni kiltle!
Je suis un vieux boudoir plein de roses fanees
çekmece açık dursun,
çekmecedeki solgun gülleri kilitle!
ve sandığı sulara bırak, bırak aksın o sandık;
onu var eden ulu ceviz ağacına doğru aksın;
herkesin bana bir eşya gibi baktığı günlerde...
kilitle beni, şiirin içindeki çöle kilitle!
Hilmi Yavuz
Dağılma
Sözün ateşle bir ilgisi olmalı
Alevlenip sönmekle aşkın
Gölgesiz olduğum doğru, apansızlığım da
Dokunsan dağılacak yüzümün eğrileri
Gizliden düşeceğim sabahın boşluğuna
Bahçenin duvarı yok ki gizlensin
Balkonda hıçkıran çamaşırlar
Küf ve nem kokusu ve dalgın bir evin
Durmadan soyunması çocukluğuma
Taş sırrını unuttu
Ada hapsindeyiz, kayık gitti
Issız kaldım suyun gövdesinde
Anlatmayın artık iki kişilik aşkları
Çoğul ekleri de yaşar yalnızlığı
Gonca Özmen
Alevlenip sönmekle aşkın
Gölgesiz olduğum doğru, apansızlığım da
Dokunsan dağılacak yüzümün eğrileri
Gizliden düşeceğim sabahın boşluğuna
Bahçenin duvarı yok ki gizlensin
Balkonda hıçkıran çamaşırlar
Küf ve nem kokusu ve dalgın bir evin
Durmadan soyunması çocukluğuma
Taş sırrını unuttu
Ada hapsindeyiz, kayık gitti
Issız kaldım suyun gövdesinde
Anlatmayın artık iki kişilik aşkları
Çoğul ekleri de yaşar yalnızlığı
Gonca Özmen
Geceleyin
Sığırcıklar ve her şey kalbimden havalanır
Sığırcıklar, kiraz ağaçları, faytonlar
Sonuçsuz yazdan konuşurum
Kuşları havalandıran ılık rüzgârdan
Bir kız var yüreğimi hoplatan
Onu konuşurum. Kıvrılışını ırmağın
Sıradağları geçip çiçek tozları arasından.
Biri çıkıp diyecek: 'Sevgisi ne kadardı?
Neden yok yanında?'
Ama işte geçitler var, merdivenler,
Denizin basamakları aramızda.
Ah işte her şey doğanın mucizeleri
Bir denizin yanında
Benim de olsaydı orman bitince
Geceleyin tek başına akan
Bir ırmağım...
Ahmet Ada
Sığırcıklar, kiraz ağaçları, faytonlar
Sonuçsuz yazdan konuşurum
Kuşları havalandıran ılık rüzgârdan
Bir kız var yüreğimi hoplatan
Onu konuşurum. Kıvrılışını ırmağın
Sıradağları geçip çiçek tozları arasından.
Biri çıkıp diyecek: 'Sevgisi ne kadardı?
Neden yok yanında?'
Ama işte geçitler var, merdivenler,
Denizin basamakları aramızda.
Ah işte her şey doğanın mucizeleri
Bir denizin yanında
Benim de olsaydı orman bitince
Geceleyin tek başına akan
Bir ırmağım...
Ahmet Ada
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






