-kovuğunda, gökyüzünün-
I.
ne zaman kuşlansa içim, için için
darlansa ne zaman
gökyüzü çekiliyor gibi olsa başımın üzerinden
ya da bir şal düşer gibi
hani aşerer gibi ansızın
çilleri çillim çillim bir çileğe
kapı önündeki
şiire giderim, iyi gelir
gün ağarır, şavkır aynamda sır
sarışın bir gül olur hayat
açılır da açılır kat kat koncası
atı şahlanır “hayy!” olur
menzili hakikat içinde rüyya
rüyya içinde hakikat
tekerlerinde şimşekler çakan bir fayton
bir fayton, yazdan ve hazdan
hızla döner köşeyi
II.
şiir! o en dipteki mercan, azur mavisi
ve en güzel yüzü göğün, en süvarisi
kandığım diken, kanadığım gül
susa susa unuttuğum dil, ey!
söve söyleye avuttuğum deli
volkan camı, miho kuşu, yusufçuk
ilk ağzın emdiği ilk süt, yeryüzündeki
dile gel ve dile, kuşların diliyle:
günden, geceden
boşlukta yankılanan
ilk heceden!
ey sonsuzgülü zamanın
ölünce bir şiire versinler ismimi
Perihan Baykal
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
12 Nisan 2013
aşk kadar
metal düşlerin cambazıyım
tutunduğum kalp titrerse
düşer, ölürüm...
unutkan yankılarına azalırım
yaşamın, tenime uzak aşklardan
daha da azalırım…
püsküllerine uzanır mor bir aşk
çanağında üşüyen ölümün
ölüm, ölümle savaşıdır şairin
sonuna gelmez
sayfalarına sürer toprağını
açılır menekşeler bahara
hercai yanık bir şarkı olur
sonbahara
ölülerdir işte, ölüme uyananlar
ötesindeyim bugün
vitrin camlarına sürtünen gözleriyle
kaldırımları ayaklandıran
aşk
maziye çalınmış kül yelinde
bölünür, cesedime ulaşamam
uzaklaşır ayaklarım
yuvarlanır güneş, geceye
sabahlarım kadar akşamüstüsün
balkonunda evimin
yine, çatlar komşular
ayrıyız odamızda
aşk kadar minik bir sözcüğüz
aşk kadar çok kalabalığız
aşk kadar… hesabıma yaz
yenisini aşkların…
Maksut Koto
tutunduğum kalp titrerse
düşer, ölürüm...
unutkan yankılarına azalırım
yaşamın, tenime uzak aşklardan
daha da azalırım…
püsküllerine uzanır mor bir aşk
çanağında üşüyen ölümün
ölüm, ölümle savaşıdır şairin
sonuna gelmez
sayfalarına sürer toprağını
açılır menekşeler bahara
hercai yanık bir şarkı olur
sonbahara
ölülerdir işte, ölüme uyananlar
ötesindeyim bugün
vitrin camlarına sürtünen gözleriyle
kaldırımları ayaklandıran
aşk
maziye çalınmış kül yelinde
bölünür, cesedime ulaşamam
uzaklaşır ayaklarım
yuvarlanır güneş, geceye
sabahlarım kadar akşamüstüsün
balkonunda evimin
yine, çatlar komşular
ayrıyız odamızda
aşk kadar minik bir sözcüğüz
aşk kadar çok kalabalığız
aşk kadar… hesabıma yaz
yenisini aşkların…
Maksut Koto
Armi, mon ami!
“dostum Armağan Özpeçen’in anısına…”
Yolculuklara çıkacaktık seninle
yanımıza kendimizden de bir şeyler alıp;
üç beş şiir kitabı, üç beş uzun yol hüznü.
geniş bir zaman aralığından
iklimler taşıyacaktık geleceğe
sen sesini salıvermeseydin
sahipsiz bir ordu gibi beşinci kattan.
boşlukta kalbine mi tutunur insan
unutabilir mi adını yarı yolda
öznesi olmayan bir hayata armağan.
seninle yolculuklara çıkacaktık
yanımıza kendimizden bir şeyler alıp;
harita, fotoğraf makinesi, lazım olur diye çakı
kimbilir belki kol saati bir de.
Tozan Alkan
Yolculuklara çıkacaktık seninle
yanımıza kendimizden de bir şeyler alıp;
üç beş şiir kitabı, üç beş uzun yol hüznü.
geniş bir zaman aralığından
iklimler taşıyacaktık geleceğe
sen sesini salıvermeseydin
sahipsiz bir ordu gibi beşinci kattan.
boşlukta kalbine mi tutunur insan
unutabilir mi adını yarı yolda
öznesi olmayan bir hayata armağan.
seninle yolculuklara çıkacaktık
yanımıza kendimizden bir şeyler alıp;
harita, fotoğraf makinesi, lazım olur diye çakı
kimbilir belki kol saati bir de.
Tozan Alkan
Güzel Türkçe Şiiri
Yalnızlıktan bakınca kalbin neye mi benziyor
uykudan yeni kalkmış bir nar ağacına
yalnızlıktan bakınca kalbin yaralı bir nar
tanesi taşıyor hep, hiç durmadan aşka
içe kapanık bir zarf, dışa dönük bir mektup
gibi kalemlerden geldin, kağıtlardan geldin
yırtıcı tende arzu, evvel zamanda tutsak
gizli bir tarih gibi geldin gençken bir vakit
hep bir yerlerden geldin, yazlardan, iklimlerden
çekingen, hırpalanmış; hatıralardan sürgün
gidilmemiş masalar kadar kurak ve kırgın
bir yalnızlıktan bakınca içine harflerin
düştüğü kör kuyudan, geldin, türkçe güzeldir
güzeldir kelimeler, cümleler umrumda değil
gövden umrumda elbet, çocukların yaslandığı
isyanın umrumda değil, yalnızlıktan bakınca
kalbin neye mi benziyor, kalbin belli değil hiç
Tozan Alkan
uykudan yeni kalkmış bir nar ağacına
yalnızlıktan bakınca kalbin yaralı bir nar
tanesi taşıyor hep, hiç durmadan aşka
içe kapanık bir zarf, dışa dönük bir mektup
gibi kalemlerden geldin, kağıtlardan geldin
yırtıcı tende arzu, evvel zamanda tutsak
gizli bir tarih gibi geldin gençken bir vakit
hep bir yerlerden geldin, yazlardan, iklimlerden
çekingen, hırpalanmış; hatıralardan sürgün
gidilmemiş masalar kadar kurak ve kırgın
bir yalnızlıktan bakınca içine harflerin
düştüğü kör kuyudan, geldin, türkçe güzeldir
güzeldir kelimeler, cümleler umrumda değil
gövden umrumda elbet, çocukların yaslandığı
isyanın umrumda değil, yalnızlıktan bakınca
kalbin neye mi benziyor, kalbin belli değil hiç
Tozan Alkan
Ağırlık
yıllar var ki yün ören
kadınlar kadar geçmişim kendimden
parkeleri küflenmiş bir evin
uçuruma açılan koridorlarında
nefesimi tuta tuta ölüyorum
vaktin ağrılarını içime çekerek
bağışlanmak için çok geç,
bağışlamak içinse erken
iki bayram arasında hayatla yüzleşilmez
kendime sakladığım her masum söz
beni yaralar ilk, yani hiç kimse
daha gerçek değil gölgesinden
bundan böyle hiçliğin hükmü sürecek
neyi anlamaya çalışsam anlamsız
yağmur kirpiktir, deniz kara, çocuk kum saati
bir yerlerde taze bir sabah var
günaydın iyi kuşlar,
gidip o sabahı beklemem gerek.
Tozan Alkan
kadınlar kadar geçmişim kendimden
parkeleri küflenmiş bir evin
uçuruma açılan koridorlarında
nefesimi tuta tuta ölüyorum
vaktin ağrılarını içime çekerek
bağışlanmak için çok geç,
bağışlamak içinse erken
iki bayram arasında hayatla yüzleşilmez
kendime sakladığım her masum söz
beni yaralar ilk, yani hiç kimse
daha gerçek değil gölgesinden
bundan böyle hiçliğin hükmü sürecek
neyi anlamaya çalışsam anlamsız
yağmur kirpiktir, deniz kara, çocuk kum saati
bir yerlerde taze bir sabah var
günaydın iyi kuşlar,
gidip o sabahı beklemem gerek.
Tozan Alkan
Zaman ve Maske
Zaman da bir maske, pişmanlıkların!
Dalgın bir mürekkep lekesi gibi
Masum günahıdır beyaz sayfaların.
Kilit tutmuyor kapıların önü arkası,
Herşey aynıdır anıların bahçesinde.
Dağılan gövde...kuru sıkı yaşanmış yıllar,
Esirgemiyor zehrini sarmaşık,
Sen çekip gidiyorsun kolalı gömleğinle.
Bense ne çok biriktirmişim, en çok ölüm,
Yine de güvenemiyorum ölümüme.
Zaman da bir maske, pişmanlıkların!
Dalgın bir mürekkep lekesi gibi
Masum günahıdır beyaz sayfaların.
Ben de beyaz bir leke gibi size aktım,
Denizler yarıldı, bana tutundu boşluk,
Ben batık gemi! içimde hiçbir yolcu yok,
Ah kolsuz ahtapot, nasıl sıktın boğazımı
Nasıl dişledin beynimi!
Vazgeçtim yazmaktan
Aşklardan apartılan o kırmızı şiiri,
Çünkü istasyonsuzdu trenleriniz
Fenerleriniz ışıksız, suskunluğunuz sağır
Boşuna tabancalar aradım çarşılarda
Önümü arkamı kendimi boşuna aradım.
Zaman da bir maske, pişmanlıkların!
Dalgın bir mürekkep lekesi gibi
Masum günahıdır beyaz sayfaların.
Tozan Alkan
Dalgın bir mürekkep lekesi gibi
Masum günahıdır beyaz sayfaların.
Kilit tutmuyor kapıların önü arkası,
Herşey aynıdır anıların bahçesinde.
Dağılan gövde...kuru sıkı yaşanmış yıllar,
Esirgemiyor zehrini sarmaşık,
Sen çekip gidiyorsun kolalı gömleğinle.
Bense ne çok biriktirmişim, en çok ölüm,
Yine de güvenemiyorum ölümüme.
Zaman da bir maske, pişmanlıkların!
Dalgın bir mürekkep lekesi gibi
Masum günahıdır beyaz sayfaların.
Ben de beyaz bir leke gibi size aktım,
Denizler yarıldı, bana tutundu boşluk,
Ben batık gemi! içimde hiçbir yolcu yok,
Ah kolsuz ahtapot, nasıl sıktın boğazımı
Nasıl dişledin beynimi!
Vazgeçtim yazmaktan
Aşklardan apartılan o kırmızı şiiri,
Çünkü istasyonsuzdu trenleriniz
Fenerleriniz ışıksız, suskunluğunuz sağır
Boşuna tabancalar aradım çarşılarda
Önümü arkamı kendimi boşuna aradım.
Zaman da bir maske, pişmanlıkların!
Dalgın bir mürekkep lekesi gibi
Masum günahıdır beyaz sayfaların.
Tozan Alkan
sana şehir gelecek
sana şehir gelecek uzaklardan
esmer bir aşkı yüklenerek gelecek
kimsesiz bir ağacın dallarından
acısını dut gibi dökerek gelecek
yıllar sonra buğulu bir sabah vakti
kapına yaralı bir at gibi gelecek
kâğıdın kalemin tozlu sunağından
beyaz kefenini yırtarak gelecek
aşkta kaybedilmiş bir eli kazanıp
geçmişini unutmaktan gelecek
dilin terkisinden, harflerin hızından
söze küskün kelimelerden gelecek
sana şehir gelecek uzaklardan
bir halkın içinden geçerek gelecek.
Tozan Alkan
esmer bir aşkı yüklenerek gelecek
kimsesiz bir ağacın dallarından
acısını dut gibi dökerek gelecek
yıllar sonra buğulu bir sabah vakti
kapına yaralı bir at gibi gelecek
kâğıdın kalemin tozlu sunağından
beyaz kefenini yırtarak gelecek
aşkta kaybedilmiş bir eli kazanıp
geçmişini unutmaktan gelecek
dilin terkisinden, harflerin hızından
söze küskün kelimelerden gelecek
sana şehir gelecek uzaklardan
bir halkın içinden geçerek gelecek.
Tozan Alkan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






