Bir gün öldüğümde
Ardımdan ağlayacak karım ve kızım
Topu topu birkaç dostum üzülecek
Yahu diyecekler haberiniz var mı Kadir ölmüş
Başsağlığı dilemeye gelecekler kızıma ve karıma
Bütün bunları merak etmiyorum
Ha bir gün önce olmuş ha bir gün sonra
Anacığım duyacak mı mezarında
İşte onu söyleyin bana
A. Kadir Paksoy
(Öte-Beri)
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
12 Nisan 2013
Yeni Bir Şey Yok Yaşamda
Aralamış pencerenin perdesini
yaprak güzeli
Uzanmış bakıyor saf saf
bir çocuk gibi
Söyle diyor haydi
bir şiir yaz
bırak tembelliği
Karanfille yaprakgüzelinin arasında
Halinden hoşnut sardunya
Gel diyor usulca
bir şey fısıldayacağım
gel yanıma
Başı yukarda karanfilin
Diyor ki
Boşuna seçmedi insanlar beni
bir kırmızı gül
bir de ben değil miyiz
özgürlüğün simgesi
Yüzünü avuçlarına almış
Mor düşlere dalmış menekşe
Siz işinize bakın diyor
bırakın beni kendi halimde
Duyuluyor yüz yıllık yoldan gelen çocuk sesi günışığının
Yeni bir şey yok diyor sessizce
Yeni bir şey yok yaşamda
Ben sizdeyim nicedir
Siz de bende.
A. Kadir Paksoy
yaprak güzeli
Uzanmış bakıyor saf saf
bir çocuk gibi
Söyle diyor haydi
bir şiir yaz
bırak tembelliği
Karanfille yaprakgüzelinin arasında
Halinden hoşnut sardunya
Gel diyor usulca
bir şey fısıldayacağım
gel yanıma
Başı yukarda karanfilin
Diyor ki
Boşuna seçmedi insanlar beni
bir kırmızı gül
bir de ben değil miyiz
özgürlüğün simgesi
Yüzünü avuçlarına almış
Mor düşlere dalmış menekşe
Siz işinize bakın diyor
bırakın beni kendi halimde
Duyuluyor yüz yıllık yoldan gelen çocuk sesi günışığının
Yeni bir şey yok diyor sessizce
Yeni bir şey yok yaşamda
Ben sizdeyim nicedir
Siz de bende.
A. Kadir Paksoy
Aşkın da Köle Çağı Vardır
yükledim mor sümbüller gibi gemilerime
hüzünlerimi
eskittim yıldızları çolpan aramaktan.
-günahtan
bordaları kuzguni siyahtan
çekilmiş çileden yelkenin ilmeği
ibrişim ibrişim
gümüş zülfü örülü
gemilerim.-
dolaştım tam yedi iklim
beş deniz
üç zaman
peşim sıra
bir imparatorluk kalabalığı yalnızlıkla
demirleyip
sığındımsa da boşuna
kurtulmak için acıdan
büyük aşkların koruganına.
-kilitledim kapıları
çözdüm palamarları
ve bir gün o limanda.-
gördüm bir sıcak öpüşün
kiliminden dokunanı
utandım
bağrımda eskiden
çini mürekkepli dövmelerimden
küreledim sevda tavında alazlaşanı
yoksulluğun kavında yanan
bir hallacın yere düşen terinden
ve anladım ki her şey
sevmekle başlar insanı.
Yaktım gemilerimi.
Behçet Aysan
hüzünlerimi
eskittim yıldızları çolpan aramaktan.
-günahtan
bordaları kuzguni siyahtan
çekilmiş çileden yelkenin ilmeği
ibrişim ibrişim
gümüş zülfü örülü
gemilerim.-
dolaştım tam yedi iklim
beş deniz
üç zaman
peşim sıra
bir imparatorluk kalabalığı yalnızlıkla
demirleyip
sığındımsa da boşuna
kurtulmak için acıdan
büyük aşkların koruganına.
-kilitledim kapıları
çözdüm palamarları
ve bir gün o limanda.-
gördüm bir sıcak öpüşün
kiliminden dokunanı
utandım
bağrımda eskiden
çini mürekkepli dövmelerimden
küreledim sevda tavında alazlaşanı
yoksulluğun kavında yanan
bir hallacın yere düşen terinden
ve anladım ki her şey
sevmekle başlar insanı.
Yaktım gemilerimi.
Behçet Aysan
Yürürtaş
aşk upuzun bir ölüyü gezdiriyordur dışarda
akşam mı değil mi ne önemi var
sabrın o kızıl müziği öter üstünde doğanın
alnına bastırılacak bir parmak-uçluk is için
anlarsın nasıl öyle özenle
tutturulmuştur yokluğa ay
akşamdır bazen ve ayakları suda küçük bir kız
duyularından
artık vazgeçiyordur
adamsız bir damar bulmuştur bir ara yolda
sevmiş emzirmeye durmuş ve sanki iyileşmiştir
o sıra yaşamaktan
dönüş sonralarında hep aynı yokluğa bakan adam
düşünedursun bakalım dünyadan akılda son kalan
bu yuvarlak mı
(dönüş sonralarında
her yerde birden oluşum
içimde bir çıt sesiyle üstümde bir git)
yürümek vardıkça taşlaşıyor kalıbıma
bilmiyorum bugünlerde kimin düşünde ölmüşüm
Erdoğan Kul
akşam mı değil mi ne önemi var
sabrın o kızıl müziği öter üstünde doğanın
alnına bastırılacak bir parmak-uçluk is için
anlarsın nasıl öyle özenle
tutturulmuştur yokluğa ay
akşamdır bazen ve ayakları suda küçük bir kız
duyularından
artık vazgeçiyordur
adamsız bir damar bulmuştur bir ara yolda
sevmiş emzirmeye durmuş ve sanki iyileşmiştir
o sıra yaşamaktan
dönüş sonralarında hep aynı yokluğa bakan adam
düşünedursun bakalım dünyadan akılda son kalan
bu yuvarlak mı
(dönüş sonralarında
her yerde birden oluşum
içimde bir çıt sesiyle üstümde bir git)
yürümek vardıkça taşlaşıyor kalıbıma
bilmiyorum bugünlerde kimin düşünde ölmüşüm
Erdoğan Kul
Canlar canını buldum bu canım yağma olsun
Canlar canını buldum bu canım yağma olsun
Assı ziyandan geçtim dükkanım yağma olsun
Ben benliğimden geçtim gözüm hicabın açtım
Dost vaslına eriştim günahım yağma olsun
İkilikten usandım birlik hanına kandım
Derdi şarabın içtim dermanım yağma olsun
Varlık çün sefer kıldı dost andan bize geldi
Viran gönül nur doldu cihanım yağma olsun
Geçtim bitmez sağınçtan usandım yaz u kıştan
Bostanlar başın buldum bostanım yağma olsun
Yunus ne hoş demişsin bal u şeker yemişsin
Ballar balını buldum kovanım yağma olsun
Assı ziyandan geçtim dükkanım yağma olsun
Ben benliğimden geçtim gözüm hicabın açtım
Dost vaslına eriştim günahım yağma olsun
İkilikten usandım birlik hanına kandım
Derdi şarabın içtim dermanım yağma olsun
Varlık çün sefer kıldı dost andan bize geldi
Viran gönül nur doldu cihanım yağma olsun
Geçtim bitmez sağınçtan usandım yaz u kıştan
Bostanlar başın buldum bostanım yağma olsun
Yunus ne hoş demişsin bal u şeker yemişsin
Ballar balını buldum kovanım yağma olsun
Gece Kelebeği Mezarlığı
Özlem, kokuya
deniz, göle dönüşür,
gece kelebekleri mezarlığı yatar
güneşin arka bahçesinde.
Onca akrep akın ederken
bulut çağlayan kalbine,
cesetler akar kan revan
gözbebeklerinin bıçağından.
Kabuklarını sıyırmadan önce
suskun rüzgârın kollarında
giyinir ay ışığı kefenini.
Bir ateş yakar yapraklarından
ziftli yaranın kanını içer gibi
içer gecenin özsuyunu
onu öldüreceğini bile bile
içer azgın geceyi.
İpleri kesik artık uçurtmaların
insan yiyen otlar çıkar
göldeki sandalından.
Ruhu rüzgârın ıslığında bir ney
kalbi ise soluk bir kan-taşı olur.
Balıklar uyanır kırmızıyla
çanların yorulduğu
dağdaki mezarında.
Ağaçlar bir çingene ateşi yakar
ruhunun lacivert şarkısında.
Boğanın sırtındaki Kızılderili
özlem ateşini içe içe
geçer kırmızının yangınından.
Dilek Değerli
deniz, göle dönüşür,
gece kelebekleri mezarlığı yatar
güneşin arka bahçesinde.
Onca akrep akın ederken
bulut çağlayan kalbine,
cesetler akar kan revan
gözbebeklerinin bıçağından.
Kabuklarını sıyırmadan önce
suskun rüzgârın kollarında
giyinir ay ışığı kefenini.
Bir ateş yakar yapraklarından
ziftli yaranın kanını içer gibi
içer gecenin özsuyunu
onu öldüreceğini bile bile
içer azgın geceyi.
İpleri kesik artık uçurtmaların
insan yiyen otlar çıkar
göldeki sandalından.
Ruhu rüzgârın ıslığında bir ney
kalbi ise soluk bir kan-taşı olur.
Balıklar uyanır kırmızıyla
çanların yorulduğu
dağdaki mezarında.
Ağaçlar bir çingene ateşi yakar
ruhunun lacivert şarkısında.
Boğanın sırtındaki Kızılderili
özlem ateşini içe içe
geçer kırmızının yangınından.
Dilek Değerli
Düş Beyazı
Kırıldı aşk kabuğu
göz taşında,
uzun bir gece batımı
ortadan ayırdı
kül renkli aşkın saçlarını.
Hüzünlü bir bakış kadar
lacivert hareli
düşen kan taşları.
Sır odası açıldı,
döküldü incileri kuşkunun
dizildiler gerçek ipine
siyahı kanatıp verdim hayata,
boynumda yaşıyor yasemin,
serseri bir meleğin
tüyden dudakları gibi.
Dilek Değerli
Gece Kelebeği
göz taşında,
uzun bir gece batımı
ortadan ayırdı
kül renkli aşkın saçlarını.
Hüzünlü bir bakış kadar
lacivert hareli
düşen kan taşları.
Sır odası açıldı,
döküldü incileri kuşkunun
dizildiler gerçek ipine
siyahı kanatıp verdim hayata,
boynumda yaşıyor yasemin,
serseri bir meleğin
tüyden dudakları gibi.
Dilek Değerli
Gece Kelebeği
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






