12 Nisan 2013

Bir Ada Cıngılı

-kovuğunda, gökyüzünün-

I.

ne zaman kuşlansa içim, için için
darlansa ne zaman

gökyüzü çekiliyor gibi olsa başımın üzerinden
ya da bir şal düşer gibi

hani aşerer gibi ansızın
çilleri çillim çillim bir çileğe
kapı önündeki

şiire giderim, iyi gelir

gün ağarır, şavkır aynamda sır
sarışın bir gül olur hayat
açılır da açılır kat kat koncası
atı şahlanır “hayy!” olur
menzili hakikat içinde rüyya
rüyya içinde hakikat

tekerlerinde şimşekler çakan bir fayton
bir fayton, yazdan ve hazdan
hızla döner köşeyi

II.

şiir! o en dipteki mercan, azur mavisi
ve en güzel yüzü göğün, en süvarisi

kandığım diken, kanadığım gül
susa susa unuttuğum dil, ey!
söve söyleye avuttuğum deli

volkan camı, miho kuşu, yusufçuk
ilk ağzın emdiği ilk süt, yeryüzündeki

dile gel ve dile, kuşların diliyle:
günden, geceden
boşlukta yankılanan
ilk heceden!

ey sonsuzgülü zamanın
ölünce bir şiire versinler ismimi


Perihan Baykal

aşk kadar

metal düşlerin cambazıyım
tutunduğum kalp titrerse
düşer, ölürüm...

unutkan yankılarına azalırım
yaşamın, tenime uzak aşklardan
daha da azalırım…

püsküllerine uzanır mor bir aşk
çanağında üşüyen ölümün
ölüm, ölümle savaşıdır şairin
sonuna gelmez
sayfalarına sürer toprağını
açılır menekşeler bahara
hercai yanık bir şarkı olur
sonbahara
ölülerdir işte, ölüme uyananlar
ötesindeyim bugün

vitrin camlarına sürtünen gözleriyle
kaldırımları ayaklandıran
aşk
maziye çalınmış kül yelinde
bölünür, cesedime ulaşamam

uzaklaşır ayaklarım
yuvarlanır güneş, geceye
sabahlarım kadar akşamüstüsün
balkonunda evimin
yine, çatlar komşular
ayrıyız odamızda


aşk kadar minik bir sözcüğüz
aşk kadar çok kalabalığız
aşk kadar… hesabıma yaz
yenisini aşkların…

Maksut Koto

Armi, mon ami!

“dostum Armağan Özpeçen’in anısına…”

Yolculuklara çıkacaktık seninle
yanımıza kendimizden de bir şeyler alıp;
üç beş şiir kitabı, üç beş uzun yol hüznü.

geniş bir zaman aralığından
iklimler taşıyacaktık geleceğe
sen sesini salıvermeseydin
sahipsiz bir ordu gibi beşinci kattan.

boşlukta kalbine mi tutunur insan
unutabilir mi adını yarı yolda
öznesi olmayan bir hayata armağan.

seninle yolculuklara çıkacaktık
yanımıza kendimizden bir şeyler alıp;
harita, fotoğraf makinesi, lazım olur diye çakı
kimbilir belki kol saati bir de.

Tozan Alkan

Güzel Türkçe Şiiri

Yalnızlıktan bakınca kalbin neye mi benziyor
uykudan yeni kalkmış bir nar ağacına
yalnızlıktan bakınca kalbin yaralı bir nar
tanesi taşıyor hep, hiç durmadan aşka

içe kapanık bir zarf, dışa dönük bir mektup
gibi kalemlerden geldin, kağıtlardan geldin
yırtıcı tende arzu, evvel zamanda tutsak
gizli bir tarih gibi geldin gençken bir vakit

hep bir yerlerden geldin, yazlardan, iklimlerden
çekingen, hırpalanmış; hatıralardan sürgün
gidilmemiş masalar kadar kurak ve kırgın
bir yalnızlıktan bakınca içine harflerin

düştüğü kör kuyudan, geldin, türkçe güzeldir
güzeldir kelimeler, cümleler umrumda değil
gövden umrumda elbet, çocukların yaslandığı
isyanın umrumda değil, yalnızlıktan bakınca

kalbin neye mi benziyor, kalbin belli değil hiç

Tozan Alkan

Ağırlık

yıllar var ki yün ören
kadınlar kadar geçmişim kendimden
parkeleri küflenmiş bir evin
uçuruma açılan koridorlarında
nefesimi tuta tuta ölüyorum
vaktin ağrılarını içime çekerek

bağışlanmak için çok geç,
bağışlamak içinse erken
iki bayram arasında hayatla yüzleşilmez
kendime sakladığım her masum söz
beni yaralar ilk, yani hiç kimse
daha gerçek değil gölgesinden

bundan böyle hiçliğin hükmü sürecek
neyi anlamaya çalışsam anlamsız
yağmur kirpiktir, deniz kara, çocuk kum saati
bir yerlerde taze bir sabah var
günaydın iyi kuşlar,
gidip o sabahı beklemem gerek.

Tozan Alkan

Zaman ve Maske

Zaman da bir maske, pişmanlıkların!
Dalgın bir mürekkep lekesi gibi
Masum günahıdır beyaz sayfaların.

Kilit tutmuyor kapıların önü arkası,
Herşey aynıdır anıların bahçesinde.
Dağılan gövde...kuru sıkı yaşanmış yıllar,
Esirgemiyor zehrini sarmaşık,
Sen çekip gidiyorsun kolalı gömleğinle.
Bense ne çok biriktirmişim, en çok ölüm,
Yine de güvenemiyorum ölümüme.

Zaman da bir maske, pişmanlıkların!
Dalgın bir mürekkep lekesi gibi
Masum günahıdır beyaz sayfaların.

Ben de beyaz bir leke gibi size aktım,
Denizler yarıldı, bana tutundu boşluk,
Ben batık gemi! içimde hiçbir yolcu yok,
Ah kolsuz ahtapot, nasıl sıktın boğazımı
Nasıl dişledin beynimi!

Vazgeçtim yazmaktan
Aşklardan apartılan o kırmızı şiiri,
Çünkü istasyonsuzdu trenleriniz
Fenerleriniz ışıksız, suskunluğunuz sağır
Boşuna tabancalar aradım çarşılarda
Önümü arkamı kendimi boşuna aradım.

Zaman da bir maske, pişmanlıkların!
Dalgın bir mürekkep lekesi gibi
Masum günahıdır beyaz sayfaların.

Tozan Alkan

sana şehir gelecek

sana şehir gelecek uzaklardan
esmer bir aşkı yüklenerek gelecek

kimsesiz bir ağacın dallarından
acısını dut gibi dökerek gelecek

yıllar sonra buğulu bir sabah vakti
kapına yaralı bir at gibi gelecek

kâğıdın kalemin tozlu sunağından
beyaz kefenini yırtarak gelecek

aşkta kaybedilmiş bir eli kazanıp
geçmişini unutmaktan gelecek

dilin terkisinden, harflerin hızından
söze küskün kelimelerden gelecek

sana şehir gelecek uzaklardan
bir halkın içinden geçerek gelecek.

Tozan Alkan