14 Nisan 2013

O Erken Sabahlar

Annemli babamlı o erken sabahlar
Tüm yaşamımın belki en güzel şeyiydi
Yatak örtülerinde sabah güneşi
Ve sanki kardeşimiz olan eşyalar
Sakince açılıp kapanan bir kapı
Bir masa, ağır başlı duruşuyla
Yarı aydınlıkta, koridorda
Aynadan, konsoldan yansıyan ışıltı
Şimdi bu erken sabah saatinde
Acıtıyor kalbimi özlemle
O sabah vaktin görüntüleri
Babamın güzel, ağır başlı yüzü
Annemin azıcık hüzünlü
Ve hep azıcık telaşlı gölgesi

Ataol Behramoğlu

Seni Düşündüğüm Zaman

Seni düşündüğüm zaman
İçimde bir çocuk bahçesinin kapıları açılıyor
Dünyanın bütün çocukları doluyor içeri
Seni düşündüğüm zaman
İlkbahar gibi bir şey oluyor
Anlatılmaz bir sevinç kaplıyor her şeyi
Elimdeki kalem
Parmaklarımda şakıyan
Bir kuşa dönüşüyor
Masam bir güneş denizinde yüzüyor
Seni düşündüğüm zaman
Yalnızlık çeken sözcükler
Kol kala giriyor birden
Seni düşündüğüm zaman
Bir bulut oluyorum
Uçmaktan başka bir şey bilmeyen

Ataol Behramoğlu


13 Nisan 2013

kanlı zambak

onu vurdular, gözümle gördüm onu
ak bir zambağa binmiş
                          gidiyordu

zambak dur, sana da bulaştı kan.

bir damla gözyaşından
doğurmuştu anası onu,

bir avuç sevinçle
büyüttü.

bir avuç hüzünle
nice zorluklar

nice ayrılıklar
ve saçlarına beyazlar
                     düşürerek.

onsekizindeydi
bir sevgilisi vardı,

aynı mahalleden
eyüpten.

henüz öpmemişti bile

konfeksiyonda
çalışırdı.
onu vurdular
gözümle gördüm onu

bir güvercin havalandı.

eyüpte, o basma
perdeli evde,

kurudu saksıdaki sardunya

birdenbire

çatladı
bir fotoğrafın camı.

tel çerçeveli

düştü
radyonun üzerinden

yere.

dağıldı kitapları

dağıldı şiirler
ve roma hukuku

güvercin
konamadı.

onu vurdular, gözümle gördüm onu
ak bir zambağa binmiş
                           gidiyordu

zambak dur, sana da bulaştı kan.

Behçet Aysan

örüp ince bir tığla

duvarda, solgun ışıklarla oynaşmada
bir örümcek ve düşüncelerim
ince bir tığla
örüyor ağını, sessizce
gün
batıyor.

kara battaniyeli
bir ölü yürüyor sonra
kireç döküntüleri ne kadar da
                              benziyor
ona, öldürülmüş bir arkadaşının
fenerini
tutuyor, içli bir madenci
                     şarkısıyla

geçerken
şehrin dikenli telleri arasından.

limanda yük boşaltıyordu kardeşi
dünya geniş
         pergeliyle
yer
açıyordu, onunla koşanların
kalbinde ve bir gül ağacının
tomurcuğunda yeniden açıyordu.

sessizce
gün
batıyor, bir aşk bitiyordu
bir aşk dağılmış
             bir gerdanlık gibi.

sakallarım uzuyor, bir yara
bir yara durmadan işliyordu
                             kendini
ben de
çekiyordum
derin ağlardan
çekiyordum gölgemi.

sevmiyordum artık
ne sis çanını
ne dağlalesini

günlerim değiyordu
ateşten bir dolunaya.

Behçet Aysan

Dışarda Kar

kar yağıyor dışarda
sokak lambasına düşüyor
ve serçeler 
             üşüyor

kenarları hafifçe yanmış
sayfalarına kan 
            sıçramış
                         bir kitapta
nâzım hikmet 
okuyorum.

dışarda kar yağıyor
ve dağ lokantasına
gidiyor 
                        zengin 
                 kasabalılar.

kar yağıyor dışarda
mektubun yeni gelmiş
istanbul 
        kokuyor.

dışarda kar yağıyor 
seni seviyorum.

Behçet Aysan

Kara Sevda

ak bir yaban güvercini
gibiydin aşk
vişnelere
bulaştın kirlendi beyazın.

takılamayan
telli duvak

verilemeyen mendil

düşlerde
kaldın.

al üstüne mor giymiş
körkuyularda
körkuyularda

sevdadan delirmiş.

ah yüzüne bütün kapılar
kapanmış senin
ıtır
ve yasemin kokulu günah.

çıkılamayan yıldız
gidilemeyen iklim

kimbilir hangi limanda
hangi gemiye
yüklenmiş.
al üstüne mor giymiş
körkuyularda
körkuyularda

sevdadan delirmiş.

düşlerde
kaldın.

Behçet Aysan

eski zaman

Eski zaman güzel olsaydı renkler bahçeler
Dar çağlar aralıklar güzel olsaydı
Kırların neşesi değir mi gürbüz yüzler
Olmayacak şey değildi tarihi yeniden yazmak

Tarih içimize çöreklendi bir engerek gibi
Söküp atamıyoruz beraber yatıp kalkamıyoruz
Değişim rüzgarı başka bir hayatın
Tohumunu attı gitti

Şimdi köşe bucak Zaman'dan kaçan insanlar var
Kendi kendini yiyenler benim gibi
Tarih mecrasına sokulup geceleri
Gündüz başka bir kimlikle dolaşan ortalıkta

Toplumsal us yarılımı bu kadar olur
Adına mavi denen çağ eskimedi mi hala
Yenilenmedi mi kazılar gün ışığına çıkmadı mı
Çocukların solgun yüzüyle biçareliği

Levent Sunal