Kırlardayım, yalnız ve düşünceli
Yürüyorum, yavaş, ölçülü, ağır
Kumlarda belki insan izi vardır,
Üstlerine basmadan yürümeli.
Kimseler bilmesin diye halimi
Kendim kendisini böyle savunur;
Dışımdan içimin hali okunur
İçim alev alev, içim besbelli.
İnsanlara karşı kapanıyorum;
Kıyılara, ormanlara, dağlara
Hayatımı gizli tutamıyorum.
Amor’un benimle, benim onunla
Döğüşmeden, çekişmeden sonunda
Gideceğim bir yol bulamıyorum.
Francesco Petrarca
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
23 Nisan 2013
Yüzüm Güvercinlere Emanet
Gecenin vitrinine konulmuş
Büyük bir yakut parçasıydı sabah
Mahalle kahvelerinde
Sıcak çaydan adamların
Yüzleri ağarırdı ilk ışıklarla
Gençlerin güzellerinin makbul olduğu
Tek ülkeydi ülkem
Benimse yüreğim
Koltuk altına sıkıştırılmış,
Yenik bir tavla maçı ertesiydi.
Kumların görmeyeceği yerlerime dokunurdu sabah
Akşamdan kalma titrek ellerini
Sevecenlikle dolaştırırdı kirlenmiş atmosferimde
Dişler arasında çıtırdayan bir çekirdek gibi
Açardım gözlerimi birden
Kırık tahta masalara öykünür, bir sigara yakardım
Dudaklarıma yapışır, yakardı dudaklarımı
Gu-guk-guk! gu guk-guk! taneleri
Sarhoşluğuyla avunurdu tırnaklarım
Bardak diplerinden vişme-cin pıhtıları kazırdı
Herşey açıklığa kavuşurdu
Gözlerim ormanda kaybolmuş çocuk gözü renginde
Acemi ve pazartesi olurdu
Kara sürmeler çekerdim gözlerime
İzinliydim nasıl olsa dezavantajı bol şiirler yazmaya
Tartıl be abla! derlerdi
Karınca gibi ince belli çocuklar
Güvercinlere yem at
Sevgiline bir gül hediye et
Bulvar yolundan geçen otobüslere
Hiç binmemiş olduğumu bilmezlerdi
Üzümlerden ayrı bir üzümdüm
Bilmezlerdi
Bir üzüm yüzsüzlüğüyle:
Tartın beni derdim
Tartardı çocuklardan biri
Binalar eğilir bakardı iç çekerek
Camları ışıldardı.
Küçük, nasırlı bir avuçtan
Avuçlarıma dökülürdü tüm şehir
Alır yüzüme sürer
Güvercinlere emanet ederdim yüzümü
Aç gagalarını ıslatırdı gözyaşlarım
Kurumlu bir saat kulesi kur yapardı bana,
Çeyrek geçmişiyle övünen o topal.
Bir gül uzatırdı çocuklardan biri
Ellerimden güle yalnızlık batardı
İçi bulanırdı yalnızlığımın
Kusardı serseriliğini en görkemli meydana.
Didem Madak
-Grapon Kağıtları-
Büyük bir yakut parçasıydı sabah
Mahalle kahvelerinde
Sıcak çaydan adamların
Yüzleri ağarırdı ilk ışıklarla
Gençlerin güzellerinin makbul olduğu
Tek ülkeydi ülkem
Benimse yüreğim
Koltuk altına sıkıştırılmış,
Yenik bir tavla maçı ertesiydi.
Kumların görmeyeceği yerlerime dokunurdu sabah
Akşamdan kalma titrek ellerini
Sevecenlikle dolaştırırdı kirlenmiş atmosferimde
Dişler arasında çıtırdayan bir çekirdek gibi
Açardım gözlerimi birden
Kırık tahta masalara öykünür, bir sigara yakardım
Dudaklarıma yapışır, yakardı dudaklarımı
Gu-guk-guk! gu guk-guk! taneleri
Sarhoşluğuyla avunurdu tırnaklarım
Bardak diplerinden vişme-cin pıhtıları kazırdı
Herşey açıklığa kavuşurdu
Gözlerim ormanda kaybolmuş çocuk gözü renginde
Acemi ve pazartesi olurdu
Kara sürmeler çekerdim gözlerime
İzinliydim nasıl olsa dezavantajı bol şiirler yazmaya
Tartıl be abla! derlerdi
Karınca gibi ince belli çocuklar
Güvercinlere yem at
Sevgiline bir gül hediye et
Bulvar yolundan geçen otobüslere
Hiç binmemiş olduğumu bilmezlerdi
Üzümlerden ayrı bir üzümdüm
Bilmezlerdi
Bir üzüm yüzsüzlüğüyle:
Tartın beni derdim
Tartardı çocuklardan biri
Binalar eğilir bakardı iç çekerek
Camları ışıldardı.
Küçük, nasırlı bir avuçtan
Avuçlarıma dökülürdü tüm şehir
Alır yüzüme sürer
Güvercinlere emanet ederdim yüzümü
Aç gagalarını ıslatırdı gözyaşlarım
Kurumlu bir saat kulesi kur yapardı bana,
Çeyrek geçmişiyle övünen o topal.
Bir gül uzatırdı çocuklardan biri
Ellerimden güle yalnızlık batardı
İçi bulanırdı yalnızlığımın
Kusardı serseriliğini en görkemli meydana.
Didem Madak
-Grapon Kağıtları-
Buz Üstüne Yazılan Şiir
Buz üstüne yazmak isterdim
Bütün bu şiirleri
Üç beş gün öyle kalır
Sonra eriyip giderdi
Kaybolursa da ne çıkar
Yazılmış o kadar şiir ?
Onca acı, tedirginlik
Bir avuç su oluverir
Buz üstüne yazmak isterdim
Bütün bu şiirleri
Ya da denizin yaladığı
Bir kıyıya bırakmak...
Boğulup gitsin sesim
Uçsuz bucaksız bir koroda
Duyulmayacaksa silah sesleri
Girdiğimiz her sokakta
Çektiğimiz bunca acıyı
Varsın hiç bilmesin çocuklar
Barışa, kardeşliğe dair
Yarın nice şiir yazarlar
Buz üstüne yazmak isterdim
Bütün bu şiirleri
Ve sonra çekip gitmek
Dalgın bir cırcır böceği gibi.
Bütün bu şiirleri
Üç beş gün öyle kalır
Sonra eriyip giderdi
Kaybolursa da ne çıkar
Yazılmış o kadar şiir ?
Onca acı, tedirginlik
Bir avuç su oluverir
Buz üstüne yazmak isterdim
Bütün bu şiirleri
Ya da denizin yaladığı
Bir kıyıya bırakmak...
Boğulup gitsin sesim
Uçsuz bucaksız bir koroda
Duyulmayacaksa silah sesleri
Girdiğimiz her sokakta
Çektiğimiz bunca acıyı
Varsın hiç bilmesin çocuklar
Barışa, kardeşliğe dair
Yarın nice şiir yazarlar
Buz üstüne yazmak isterdim
Bütün bu şiirleri
Ve sonra çekip gitmek
Dalgın bir cırcır böceği gibi.
Bu gün de ölmedim anne
Yüreğimi bir kalkan bilip sokaklara çıktım
Kahvelerde oturdum çocuklarla konuştum
Sıkıldım, dertlendim ,sevgilimle buluştum
Bu gün de ölmedim anne.
Kapalıydı kapılar,perdeler örtük
Silah sesleri uzakta boğuk boğuk
Bir yüzüm ayrılığa, bir yüzüm hayata dönük
Bu gün de ölmedim anne.
Üstüme bir silah doğruldu sandım
Rüzgar, beline dolandığında bir dalın
Korktum, güldüm, kendime kızdım
Bu gün de ölmedim anne.
Bana böylesi garip duygular
Bilmem niye gelir ,nereye gider?
Döndüm işte; acı, yüreğimden beynime sızar
Bu gün de ölmedim anne.
Ahmet Erhan
Kahvelerde oturdum çocuklarla konuştum
Sıkıldım, dertlendim ,sevgilimle buluştum
Bu gün de ölmedim anne.
Kapalıydı kapılar,perdeler örtük
Silah sesleri uzakta boğuk boğuk
Bir yüzüm ayrılığa, bir yüzüm hayata dönük
Bu gün de ölmedim anne.
Üstüme bir silah doğruldu sandım
Rüzgar, beline dolandığında bir dalın
Korktum, güldüm, kendime kızdım
Bu gün de ölmedim anne.
Bana böylesi garip duygular
Bilmem niye gelir ,nereye gider?
Döndüm işte; acı, yüreğimden beynime sızar
Bu gün de ölmedim anne.
Ahmet Erhan
Blues
Yağmurdan kaçarken taşa tutuldum
Dönüp bakamadım bile
Şimdi kendi içine yağan bir bulutum
Kağıtlar yeşeriyor toprak yerine
Saçlarımı uzattım, aynayı kırdım
Deri ceketimi çıkardım sandıktan
Cebimde 20 yıl önceki sevgilimin resmi
O mu büyüdü, ben mi yaşlandım?
Gümüş tabakamı, köstekli saatimi
Bir blues ritmiyle kullanıyorum
Her sabah yeniden uyansam da
Naftalinli bir gençlik bu yaşadığım
İpsiz ruhum, sarsak, serseri
Otobanlarda sırtında heybesiyle
Cafelerde tuborg bira ve patates cipsiyle
Durdun bir yerde, çağını bekliyorsun
Dönüp bakamadım bile
Şimdi kendi içine yağan bir bulutum
Kağıtlar yeşeriyor toprak yerine
Saçlarımı uzattım, aynayı kırdım
Deri ceketimi çıkardım sandıktan
Cebimde 20 yıl önceki sevgilimin resmi
O mu büyüdü, ben mi yaşlandım?
Gümüş tabakamı, köstekli saatimi
Bir blues ritmiyle kullanıyorum
Her sabah yeniden uyansam da
Naftalinli bir gençlik bu yaşadığım
İpsiz ruhum, sarsak, serseri
Otobanlarda sırtında heybesiyle
Cafelerde tuborg bira ve patates cipsiyle
Durdun bir yerde, çağını bekliyorsun
21 Nisan 2013
Şiir Çalışmaları
Hayat hikayem mi?
Tarlaların kıyısındaki gelincikler.
-
Âmâ olsaydım
dalgınlıklarımdan anlardım güzün gelişini
-
Döküldü fesleğenin yaprakları:
Sesleri hâlâ kulağımda.
-
Birkaç meyve ağacı varmış evlerinin önünde.
Yüzü söyledi kendisinden önce.
-
Oraya da otopark yapılacakmış:
Korkudan her gün meyve veriyor ağaçlar.
-
Toz toprak içindeki çocuk erik yiyor.
Şimdi inandım baharın geldiğine.
-
Sâkin ol
ki fırtına dinsin.
-
Olur olmaz şeylerin üzerinde durmayacakmışım.
Böyle emrediyor ilerleyen yaşım.
-
Tahta masa duysaydı
dallanır, çiçeklenirdi.
-
Evlilikler de kurudu:
Çiçekleri koparılmış gül dalları.
-
Bir köşeye çekilsem
yanımda güzden başka kimse olmasa.
-
İyi bakın gönüllerinize
yara izi mi var, ayak izi mi?
-
Biraz daha uyuyacaktım ama
bırakmadı hanımeli kokusu.
-
Kent-leş-miş insanların evleri:
Eşya polikliniği.
-
Kafam yorgun.
Kalbim dinleniyor.
-
Kekeliyor geçen bulutların gölgesi.
Bu şehirde yaşanabilir mi?
-
Aşk mı?
Kim bilir nedir onun bugünkü adı.
-
Mezar taşıma rastlayanlar okusun:
Dünyadayken şiir de yazmıştır.
-
Olduğum yerden başlasam yaşamaya
olduğumu sandığım yerden.
-
Bahar gelmiş;
köy kahvesinin kapısı ardına kadar açık.
-
Canlanıverdi
yağmurun sesini duyan papatyalar.
-
Ey kimsesiz gelincik!
N'olurdu kuş olsaydın
bir defacık dinleseydim seni.
-
Uzun bir aradan sonra çiçekleri suladım.
Zamanı gelmeyenler de açtı.
-
Muhâtabı olsa da söylesem:
Seninle geliyorum.
-
Bir tek yaprak vermedi bu yıl:
Başını mı dinliyor okaliptus ağacı?
-
Anılar üşüştü başıma dün gece.
Sağolsunlar. Sabaha sağ çıktım.
-
Nereye gitti
çocuğu olduğu zaman utanan babalar?
-
Anlat, dinliyorum seni.
Dinliyorum tel örgülere takılı serçeyi.
-
Yavaş yürüyorum.
Unutmak istemiyorum.
-
Kalbim düşünmeyi bıraksa
çabuk biter gece.
-
Bıkmaya başlıdıysan
ne kaldı geriye.
-
Eskiyebilen bir evde ölmek isterim.
-
Küçük bir koy arar
yüreğe sığınır bütün acılar.
-
Kargalardan arındırılmış tarlalar, çınarlar
ve akşam kadar hazindir
tek başına yaşayanın ölümü.
-
Kalbinle bak.
Göreceksin, çiçekler bile kurumaz.
-
Vaktin geldiğini anlar çeker giderim.
İşgal etmem.
Terhis olurum.
-
Yüreğim, buğdayların arasında çırpınan
kör bir serçe.
-
Öyle bir hava ki
sen de olsaydın
taşlardaki çiçek resimleri çiçeğe dururdu.
-
Şu yeşillikte hiç çiçek yok, diyorsun,
Bütün gözlerinle bak görürsün
toprağın altına gizlendiği çiçekleri.
-
Nasıl mıyım? Ne mi yapıyorum?
Bugün akmayan hayatlar gibiyim.
Şiir yazıyorum.
-
Şiir!
Başka şaire git.
Yalnız kalmak istiyorum.
-
Kimse kimseye bir şey anlatmıyor
anlatamadan göçüp gidiyor.
-
Uzaklarda batan ay
seni öbür dünyada seyredeceğim.
Yazan: Bir idam mahkumu.
Süreyya Berfe - Ufkun Dışında - de Yayınları - 1985 (sayfa 213-256)
Tarlaların kıyısındaki gelincikler.
-
Âmâ olsaydım
dalgınlıklarımdan anlardım güzün gelişini
-
Döküldü fesleğenin yaprakları:
Sesleri hâlâ kulağımda.
-
Birkaç meyve ağacı varmış evlerinin önünde.
Yüzü söyledi kendisinden önce.
-
Oraya da otopark yapılacakmış:
Korkudan her gün meyve veriyor ağaçlar.
-
Toz toprak içindeki çocuk erik yiyor.
Şimdi inandım baharın geldiğine.
-
Sâkin ol
ki fırtına dinsin.
-
Olur olmaz şeylerin üzerinde durmayacakmışım.
Böyle emrediyor ilerleyen yaşım.
-
Tahta masa duysaydı
dallanır, çiçeklenirdi.
-
Evlilikler de kurudu:
Çiçekleri koparılmış gül dalları.
-
Bir köşeye çekilsem
yanımda güzden başka kimse olmasa.
-
İyi bakın gönüllerinize
yara izi mi var, ayak izi mi?
-
Biraz daha uyuyacaktım ama
bırakmadı hanımeli kokusu.
-
Kent-leş-miş insanların evleri:
Eşya polikliniği.
-
Kafam yorgun.
Kalbim dinleniyor.
-
Kekeliyor geçen bulutların gölgesi.
Bu şehirde yaşanabilir mi?
-
Aşk mı?
Kim bilir nedir onun bugünkü adı.
-
Mezar taşıma rastlayanlar okusun:
Dünyadayken şiir de yazmıştır.
-
Olduğum yerden başlasam yaşamaya
olduğumu sandığım yerden.
-
Bahar gelmiş;
köy kahvesinin kapısı ardına kadar açık.
-
Canlanıverdi
yağmurun sesini duyan papatyalar.
-
Ey kimsesiz gelincik!
N'olurdu kuş olsaydın
bir defacık dinleseydim seni.
-
Uzun bir aradan sonra çiçekleri suladım.
Zamanı gelmeyenler de açtı.
-
Muhâtabı olsa da söylesem:
Seninle geliyorum.
-
Bir tek yaprak vermedi bu yıl:
Başını mı dinliyor okaliptus ağacı?
-
Anılar üşüştü başıma dün gece.
Sağolsunlar. Sabaha sağ çıktım.
-
Nereye gitti
çocuğu olduğu zaman utanan babalar?
-
Anlat, dinliyorum seni.
Dinliyorum tel örgülere takılı serçeyi.
-
Yavaş yürüyorum.
Unutmak istemiyorum.
-
Kalbim düşünmeyi bıraksa
çabuk biter gece.
-
Bıkmaya başlıdıysan
ne kaldı geriye.
-
Eskiyebilen bir evde ölmek isterim.
-
Küçük bir koy arar
yüreğe sığınır bütün acılar.
-
Kargalardan arındırılmış tarlalar, çınarlar
ve akşam kadar hazindir
tek başına yaşayanın ölümü.
-
Kalbinle bak.
Göreceksin, çiçekler bile kurumaz.
-
Vaktin geldiğini anlar çeker giderim.
İşgal etmem.
Terhis olurum.
-
Yüreğim, buğdayların arasında çırpınan
kör bir serçe.
-
Öyle bir hava ki
sen de olsaydın
taşlardaki çiçek resimleri çiçeğe dururdu.
-
Şu yeşillikte hiç çiçek yok, diyorsun,
Bütün gözlerinle bak görürsün
toprağın altına gizlendiği çiçekleri.
-
Nasıl mıyım? Ne mi yapıyorum?
Bugün akmayan hayatlar gibiyim.
Şiir yazıyorum.
-
Şiir!
Başka şaire git.
Yalnız kalmak istiyorum.
-
Kimse kimseye bir şey anlatmıyor
anlatamadan göçüp gidiyor.
-
Uzaklarda batan ay
seni öbür dünyada seyredeceğim.
Yazan: Bir idam mahkumu.
Süreyya Berfe - Ufkun Dışında - de Yayınları - 1985 (sayfa 213-256)
Bakarkör
Çağırdım gelmedi
bakmadı bile
Dolaştı durdu
başı yukarlarda gözleri her yanda
Havuz kenarına gitti
Küçük bir gölge buldu oturdu
ara sıra gözlerini yumuyordu.
Bir tane daha geldi
sokuldu yanına
Uçtular kanat kanada
bulutlara göklere doğru
Ne bileyim
yalnız sanmıştım onu
Süreyya Berfe
bakmadı bile
Dolaştı durdu
başı yukarlarda gözleri her yanda
Havuz kenarına gitti
Küçük bir gölge buldu oturdu
ara sıra gözlerini yumuyordu.
Bir tane daha geldi
sokuldu yanına
Uçtular kanat kanada
bulutlara göklere doğru
Ne bileyim
yalnız sanmıştım onu
Süreyya Berfe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






