25 Haziran 2013

Gar ve Tren

Hangi garda bu kadar güzel bir şair vardır
Gardını almışsa kötülük, bizden uzak dursun
Evine geç dönen şiirler yazmaktan sıkılmadım
Ama yoruldum, beni efkârdan yağmur yapacaklar

Hangi aşkın içinde bu kadar güzel bir dem vardır
Tren kalkınca hatırlanıyor o sıcacık, üzgün anılar
Herkesin derdinden bir şiir çıkmıyor eyvah
Ama susuyorum beni şiirden şarkı yapacaklar

Valizin içinde saklanan solgun fotoğraflar vardır
Cumbalı evlerden kalan, rüyalardan arta kalan
Sahici kimse kalmış mıdır, garda bir başına yürüyen
Ama uykusuzum beni bir annenin kalbine bırakacaklar

Hangi düşlerin içinde bu kadar çok hayat vardır
Gar lokantasında Haydar vardır, bir kadeh rakıdır
Eskişehir ile Ankara arasındaki aşk bir başkadır
Ama korkuyorum beni bir tren sanacaklar

Tren kalkıyor, raydan çıkmış bir vagon nereye
Giderse oradadır şair, şairden başka uçan turna yoktur
Sahici bir kimse kalmış mıdır garda bir başına ağlayan
Bir gün beni şiirden resim yapıp duvara çakacaklar

Engin Turgut

Yazdı, Bitti!

Mutsuz, ipeksi, kırılgan bir şeydi, yaz!
Ruhumuzu nereye taşısak yazdan
kurtulamayacaktık. Şapkanın dalgın-
lığından başka neydi ki yaz! Omuz-
larımızdan sarkardı sarışın bir ince-
liğin boynumuzda açtığı rüya. Kaçır-
dığımız tanrının ıslığı yaza nı ayar-
lıydı kimbilir belki de yaz yorgunu
bir hayatın karnından yuvarlanan
çakıltaşlarıydık!...

Aşkın yüzümüzle buluşmasında daha
kederli ve daha yalnızdı yaz! Çünkü
hep yaz çocuğu bellediler bizi…Ve
bu yüzden yaz, ormanın gözünden
kaçtı. Yaz bunu da atlatır biliyorum,
yaz duygusu kimseden saklanmaz bu-
nu da biliyorum peki ama nerden geliyor
boşluğun o müthiş zarif tadı!

Yazın rüzgârı ardına kadar balkon. Bak
nasıl da sığınıyoruz kendine gecikmiş
bir aşkın oyuncak saatlerine…Cumbalı
ama tuhaf bir ev kokusuydu ve öpücük-
lerle eğitirdi ayrılığı yaz! Ve fazla hatıra-
dan boynu bükük birden yaşlanırdı ağaçlar…
Aşk ve yaz o ilk şaşkınlık! İkisi de
düşleriyle gelir ikisi de çabuk biterdi…

Engin Turgut

En Mutlu Gün, En Mutlu Saat

En mutlu – gün en mutlu saat
Kurumuş körelmiş yüreğimin bildiği,
En büyük umutları gücün ve gururun
Hissettiğim, geçip gitti.

Güç mü dedim? Evet öyle düşünmüştüm
Ama yazık! Çoktan yitip gitti hepsi
Gençliğimin hayalleri-
Ama boşver şimdi.

Ya gurur, ne yapacağım senle şimdi
Sakin ol ruhum!
Belki bir diğer baş devralır
Üzerime döktüğün zehri.

En mutlu gün – en mutlu saat
Gözlerimin gördüğü göreceği,
En parlak ışıltısı gücün ve gururun
Hissettiğim:
Ama o zaman çektiğim acıyla
Gücün ve gururun umudunu verselerdi,
Yaşamazdım o parlak saati tekrar

Çünkü onun kanatlarındaydı kara alaşım
Ve çırptıkça-bir öz dökülüyordu
Öldürmeye yeterli
Onu bilen bir ruhu.

Edgar Allan Poe


Yitikçi

Hadi git azıcık İstanbul iste
Kosunlar o denizi bir çanağa
Bir çıkına elesinler o günlerimi
O yazdan Üsküdar’dan ne kaldıysa Elif’ten
Doldur ceplerine
Onlarda yoksa komşularında vardır
Tanırlar sevinirler
Beni Bay Metin gönderdi, de

Metin Eloğlu

Evlilik Üstüne

Kadınlar aynı anda güzel, zeki, genç ve bekar olamazlar...
Genç ve güzel bir kız, güzelliğini farkettiği anda zekasını kaybeder.

Kadınlar bilinç altlarındaki hinliğin su yüzüne çıkmaması için büyük mücadele verirler.
Kadın genç ve güzel ise bu mücadeleyi gençlik yıllarında yapmaya gerek duymaz.

Kadın genç, güzel, evli ve mutlu ise zekice bir yalan söylüyordur.
Kadın çirkin ve evli ve de mutlu ise bu doğru olabilir

Kadının bütün düşüncesi güzelliği üstünedir, erkeğinki ise güzelliğin peşinden koşmak üzerine.
Hep bu ikili nedenden ötürü birbirlerini neden anlayamadıklarını hayatlarının sonuna kadar sorup dururlar.

Kadınlar yaşlandıkça erkeğin gözünden dünyaya bakmaya başlar.
Erkekler yaşlandıkça kadını anlamaya başlarlar. 

Ama her şey çok geçtir artık.


Boris Vian

Olsam Olamam Sonesi

Çiçek gibi değil, size çiçek kadar koktuğunuzu
söylerdim ben olsam-ben olamam: Bendimi
yıkıp taşmak için biliyorum ilk cümlemden korktuğunuzu,
gürültümde susturmaya alışmışım ben kendimi.

Olsaydım, ince şebboy kulağınızın arkasından,
krizantem ensenizden, birkaç demet ful
sırtınızdan belinize inesiye, bacakaranızdan
siyah lâle toplar, hâreniz efendim, ben kul,

fısıldardım: Şimdi kokunuza karışır kokum,
kalenizin içinde artık tutuşmuş bir okum,
ağzımda kan köpüğü bir denizden kalma tad,

bin kere sarhoş, bin kere pişman derdim
ben olsam, olamam: Gücüm derdim
hayal gücüm, salamam içimdeki kuşu.

Enis Batur

Pençe Defteri'nden

1
iki hafif şiir yazdım sabah
boşlukta iki ağır küpe

2
Masamdan, garsonun tak diye bıraktığı
fincanı terk edip yükseliyor kahvenin kokusu

3
Şarabın rengi Hayyam.
Kılıcın rengi kan.
Bir söğüt görmüştüm,
Rengi koynuna girdiğim
kadın.

4
Sigaranın dumanı
Benden uzar gider o eski,
Unutulmuş Kızılderili türküsü

5
Tenim başıboş
Bakışım kömür,
Sırtımdan yokuş aşağı
Poyraz.

6
Sizin ışığınız kıvrak.Gecenin içinde
Onca renk, onca karanlık,sızdınız
Her şeyin arasından geldiniz,
Dokundunuz,kendinize kattınız.
Sizin ışığınız, esriğinden beri kırık.

7
yazıysa yanlış yazılmış
sözse besbelli yanlış söylenmiş
yanlış duyulmuş
gözse kör: Gecenin dibine baktım,
herkese karanlıkta görünen
bana erişmedi.

8
yaşarken mutlaka yarım bırakmalı bazı şiirleri insan

9
peşpeşe şemsiyeler geçiyor, pencerenin önünden. Bir tanesi
duruyor birden,etrafında dönüyor, iri bir damla hızla akıp düşüyor
ucundan. Sonra gidiyor--quasi presto

10
bulamadı kimse kapısını uykumun,
kendim kendimde öylesine kilitlemişim.

11
Masanın üstünde boş bir su bardağı, bardağın hemen önünde iki üç
nefesiik, düşmüş, düşüp öylece kalmış sigara külü,külün arkasında
kendisinden az büyük gölgesi.

12
kozalak
sizi kış kendinize kapatmış.

13
Uykumun dibinden söküp aldım sizi.
Bir görüntü olsaydınız görürdüm ışığınız,
bir ses olsaydınız işitirdim titreşiminiz.
Bir sanıydınız ama inanmaya hazır
Olduğum an varlığınıza döndünüz gerisin
Geri gittiniz,upuzun,tıpkı geldiğiniz.

14
Gece,koyu ve pıhtılaşmış bir kan gölü gibi artıyor durmadan.

15
birden hızlanıyor yukarıda rüzgar,katıyor
önüne üst üste yığılmış bekleyen bulutları,
sürüklüyor onları Doğu'ya doğru. Aşağıda
her şey dindin ve kıpırtısız oysa:Ördekler
gölün yüzünde birer durgun leke, dolaşmıyor
tek fısıltı olsun ağaçların dalları arasında,
yalnızca yaşlı,kamburu çıkmış bir adam
ilerliyor ıslak renklerinin içinde tablonun.

16
Kemandan tek bir tel ayırın.
.........

Enis Batur