03 Temmuz 2013

Rüyamız

Bir havuz kenarında yan yana oturmuşuz;
Bu su bizim gölgemiz,biziz şeffaf ve temiz.
Su sesine uyarak bir şarkı tutturmuşuz,
Açılan güller gibi suda gönüllerimiz.

Ne vakitten beridir burada oturmuşuz?
Dünden, hatta bugünden bile yok haberimiz.
Yaşamanın en güzel noktasında durmuşuz,
Bir huzur ahengine dalmış gönüllerimiz.

Uyanabilir miyiz sanki böyle rüyadan?
Asırlar kadar uzun,müphem ve tatlı bir an,
Biz o kadar sarhoşuz, o kadar sarhoşuz biz!

İşte gözlerimizde bu suyun derinliği,
İçimizdedir işte bu suyun serinliği;
Biz o kadar, o kadar birbirimiziniz.

Cahit Sıtkı Tarancı

Şarkılar

Her şarkının götürdüğü yer başka,
Hepsi başka başka sinmiş içime.
Biri, Büyükdereye götürüyor,
Biri on altı yaşımın Kadıköyüne.

Kimse sevgimi bilmez şarkısı
Eskiden ağlatırdı beni;
Şimdi düşündürüyor.

Özdemir Asaf

Şakacı

Güler, gülümser bir şakacı,
Güldürür,düşündürür,
Arada-bir durur, gözleri dalar,
Neler söyler, neler susar..
Yoksa, çok acı bir şakayı
Şakadan da olsa,
Çok yalın bir karanlığa mı saklar..
Oynadığı oyunsa,
Yaşamda oynadığı,
Oyununu mu yaşar..
Oyunda yaşadığı,
Yaşamını mı oynar..
Yaşarcasına, oynarcasına.
Öyküler anlatır olmuşcasına,
Sonunu mutlu bağlar,
Gider evinde ağlar.


Özdemir Asaf

Yoklama Defteri

yoklama defterinden öğrenmedim sizi,
benim haylaz çocuklarım!
sınıfın en devamsızını
bir sinema dönüşü tanıdım,
koltuğunda satılmamış gazeteler...
dumanlı bir salonda
kendime göre karşılarken akşamı,
naneşekeri uzattı en tembeliniz...
götürmek istedi küfesinde
elimdeki ıspanak demetini
en dalgını sınıfın!
isterken adam olmanızı
çoğunuz semtine uğramaz oldu okulun
palto, ayakkabı yüzünden.
kiminiz limon satar balıkpazarı'nda
kiminiz tahtakale'de çaycılık eder;
biz inceleyeduralım aç tavuk hesabı,
tereyağındaki vitamini
ve kalorisini taze yumurtanın!
karşılıklı neler öğrenmedik sınıfta,
çevresini ölçtük dünyanın,
hesapladık yıldızların uzaklığını,
orta asya'dan konuştuk
laf kıtlığında.
neler düşünmedik beraberce
burnumuzun dibindekini görmeden
bulutlara mı karışmadık!
"hazar rüzgarı"nda dökülmüş
"hasta yapraklar"a mı üzülmedik!
serçelere mi acımadık, kış günlerinde
kendimizi unutarak!

Rıfat Ilgaz


zeynep beni bekle

zeynep beni bekle / gece ağaçlarına
yağmur çiseliyorum / cam tozu su beyazı
yalnızlığını mutlaka değiştireceğim.
bir yaprak halinde süzülüp saçlarına
eski teşrinlerden / kederli kırmızı
zeynep beni bekle mutlaka döneceğim
söyle kim önleyebilir buluşmamızı

geceleyin ışıkları söndürdüğün zaman
benim şiir kitaplarından sızan aydınlık
elinde uyuyakaldığın heyecanlı roman
pancurların çarpıldığı lodos geceleri
rüzgârın değil benim / pencerendeki ıslık
her akşam koridordaki ayak sesleri
yanlış çaldığını zannettiğin telefon
zeynep beni bekle mutlaka geleceğim
hem bu ne ilk ayrılığımız ne de son

pikapta eminağa acemaşirân saz semaisi
sokakta çocuklar saklambaç hırsız polis
hayat akıp gidiyor olsam da olmasam da
saati durmamalı ufak sorumlulukların
resmi bırakmadın ya / son çektiğin hangisi
bak mektuplar birikmiş yine masamda
fakülteler açılacak bak bugün yarın
zeynep beni bekle mutlaka geleceğim
başladığımız filmi birlikte bitireceğiz
kim ne derse desin içimde delice bir his...

atilla ilhan




bir fincan kahve

çok zaman sonra oturup
bir fincan kahve içebilmeli insan
eski sevgilisiyle
geride bunu bırakabilmeli
yalnız ya da birlikte çekip giderken bir ilişkiden!

her şey dün gibiyken
yıllar geçti
uzakta birbirimizden.

cam kenarına oturduğum masadan
yüzüme sokağı vuran tülün gölgesinde
düşünüyorum:
yavaş yavaş anıların da terk ediyor beni
git gide azalıyor
günün birinde
birlikte
bir fincan kahve içebilmenin
sadakati
hayali...

neden mümkün olmuyor
ayrılmak
yok pahasına tüketmeden her şeyi?!

garbage'ın şarkısı:
"cup of coffee"
benim yıllar önce aşkımıza verdiğim
söz gibi, hayal:
yıllar sonra insanın eski sevgilisiyle
hüzün, şefkat ve incelikle bir fincan kahve içebilmesi...

neden yıllar sonra bir araya getiremiyor bizi
hüzün, şefkat, incelik ve bir fincan kahve
yalnızca bu kadarına azalmışken
bir zamanlar yaşanan
o büyük aşkın ikindisi!

fincanın üzerinden birbirimize bakarken
ikimiz de biliyoruz giden gitti!
daha kapıda ayrılacak yollarımız
buluştuğumuz kafeden
kendi hayatlarımıza dağılırken
yine de birbirimizden hatırladıklarımıza değmez mi
o bir fincan kahve
ağzımızda yıllardır zehir zemberek bekleyen?

ya da boş ver, en iyisi
garbage dinleyelim ikimiz de
kahvelerimizi içerken kendi evlerimizde...

Murathan Mungan

Çok Şey İstemem Senden

yaşanmayanlara özlem var içimde..
sende bulacağıma inanıyorum ya
belki sende bulma isteği bu içimdeki
illa ki sende bulma inadı

şimdi sen çağırsan beni
neden çağırdığını söylemeden
sadece gel desen
gelip uzak yollardan..
sana sarılsam düşünmeksizin..
neden sarıldığımı anlatmaya gerek görmeden..
çok şey istemem senden

belki bir tatlıcıya gideriz..
ikimiz de severiz tatlıyı
tavuk göğsünü severim ben..
tatlı yiyip tatlı konuşacağız ya
bir kaşık tatlımdan alıp
seni anlatacağım ya

yetmez ya hiç bir şeker adı
sözcüklerime seni katmaya
gözlerine bakarım
yetmez gizli bakışına sığınırım
şiirim kabarır içimde
şiirler yazarım kağıt peçeteler üstüne..

belki ürküyorsun sen
aşkım çok
sevgim çok
sense korkak
sense sevginin içinde duraksamış
sevmeye istekli bir korkak

aslında çok şey istemeye niyetim yok..
olanla varsın ya bende..
bendeki olan senin bütünün ya..
varlığımı sımsıcak ısıtan
istemiyorum zaten fazlasını ..

belki alışverişe çıkarız..
sen beğenirsin alacağım kazağı..
siyah rengi çok severim..
gözünün değdiği ilk kazağı alırım..
belki çabucak giymem
bakışların değmiş ya ..
saklarım sensizliğin yakama yapışacağı anlara
özleminin büyüyeceği ilk anda
bakışlarından giyinirim
kazağıma değen elime
sıcaklığın bulaşır
senden saklı büyüttüğüm

kimbilir belki deniz kenarında yürürüz..
ben balık ekmek isterim..
belki bir de şalgam..
sen belki kırmızı şarap..
ve dudaklarımdan sana dair şiirleri yudumlamak

yine de yürürüz beraberce seninle
elele olmak mı..
çok şey istemem ..
ruhundaki ellerimi çıkaramam ki.
sıcak senin içinde ellerim..
hiçbir şey ruhundaki renkler kadar ısıtmaz ellerimi..
dedim ya çok şey istemiyorum senden
her şeyini almışken..
katmışken kendime
satır satır
damla damla
bundan daha çok ne olur bilmem

çok şey istemiyorum diye şaşırma.
ben öyle az şeyle yetinirim
belki beraberce klasik müzik dinleriz
belki bana figaronun düğününü anlatırsın..
ben seni dinlerim ..
klasik müzik neyime.
sesinin notalarına düşer ya aklım...
ben belli etmem bilirim utanırsın..
aşk dedikçe korkan birisisin sen ..
olsun ben ses çıkarmam
serde dillendirilmeyen aşkı yaşamak var

belki dedim ya az şey isterim senden..
lunaparka gideriz
içimizdeki çocuğu sevindirmek için.
çarpışan otolara bineriz
ellerin yakınımda
değerim de gizli gizli..
sıcaklığına vurgunum ya
sıcaklığından sevişmelere yürürüm ya
kutsal bir emanet gibi alırım ya seni
ellerinin sıcağından
değerim ellerine
arsız bir çocuk yaramazlığında

dedim ya çok şey istemiyorum senden ..
öyle aşk sözcükleri beklediğimi sanma
sarılsan bana sımsıkı
konuşmadan
suskunluğunla gülümsesen
yeter bana sevgini büyütme
ben alırım ne de olsa ....
senin vermek istediğin her şeyi
vermeye bu denli korkakken sen

haydi sen unut bunların hepsini
sen yeter ki gülümse
çok şey istemem senden

Gassan Satar