28 Temmuz 2013

Ömrüm Yolunda Tükendi

Aşkının yolunda ömrüm tükendi ey her halden anlayan sevgili
İnleyiş ve ahlarım, zaman, aylar ve yıllarım hasretinle geçeli

Çoktan sana helaldır kanımı istiyorsan eğer
Aşk elinden deli divaneyim bende alal ve olgunluk ne gezer

Sen kalbimdeki düş, cesedimdeki ruh
Virane etti gönlümün mülkünü, gam ordusundan bir güruh

Aşk evinde tutsağım imdadıma sen derman
O Tatar'lar aklımı, dinimi, mal ve mülkümü ettiler talan

Çoğaldı dertlerim, acılarım tarifsiz, el aleme dağıldı sırlarım
Kerbela şehitleri dengi hasret kadehinin susamışlığıyım.

Sende mi divanesin dağlanmış gönlüm misali
Yeniden naz etti bana ceylan gözlü sevgili

Hasretinle yaşıyorum habersizsin ey sevgili
Ayrılıktan, halimden her dem bihabersin

Ahvalimi canana arz eyledim canu gönülden
Biganesin arzularım ve halimden, aşk çeşmesi bülbülünden

Acep var mı yardan yana bir kısmetim ve nasibim
Kapında bekleyen çaresizim, deli divane bir garibim

Xanî'nin illetinin dermanı kavuşmaktır ey Tabibim!
Derdim çok kime yanam senden gayri yok Habibim.

Ehmedê Xanî

Yalnızlık

Yürüyorum
Gözlerim taş be taş
Ölçüyor yeri

Boynu bükük
Yetim bir çocuk
Sessiz sokaklarda
Soluğunu arıyorum annemin

Kimse yok
Hiçbir ses yok
Kalbimin sesinden
Başka

Uykusuzluğun karanlığında
Renkli rüyaların mutluluğunu
Benden çalıyor
Sıcaklığını arıyorum
Ama her zaman
Soğuğa bulanıyorum

Harfler kaçıyor benden
Ve perişanlığım elinden
Günlerim
Toza dönüşüyor

Jana Seyda
Kürtçe'den çeviren: Metin Aksoy

Ayrılık Feryadı

Saki! Böyle dön böyle dön
Yüzünü dön bana kadehle dön

Benim gibi müşteri az meyhanede
Çoğu zaman kaygısızlar, neşe ve sefa içinde

Mey haramdır duyarsız olana gamsıza
Gamsızın sarhoşluğu neden yapışsın yakamıza?

Bu şarap acıdır kaygının dermanıdır
Haram olsun o kimseye ki derdi azdır

Bu şarap kırmızıdır dertsiz için değildir
Haram olsun o kimseye ki yüzü solgun değildir

Kimisi için mey hançer yarasıdır
Niçin tatsın da zorba yaralansın?

Kimisi için mey – ki derdine ilaçtır
Gamsızın biri içtiğinde zorbalıktır

Kimisi için mey: dağlanmışsa eğer yüreği
Niçin içmesin o tatların en yücesini?

O kimse ki kimsesiz değilse ama evi harap
Yılan zehirine döner onda bade ile şarap!

O kimse ki tatmadıysa yaşam derdini
O kimse ki görmediyse acıyı elemi

O kimse ki hedefi olmadıysa kaygı oklarının
Çökmediyse omuzları feleğin yükünü taşımaktan

O kimse ki hissetmediyse zorbalığı
Yaralanmadıysa zorbanın jiletiyle

O kimse ki görmediyse geldiğini düşmanın
Takılmadıysa kölelik halkası boynuna

O kimse ki henüz sefil perişan bir halde
Böylesine yemediyse zamanın sillesini

O kimse ki öğütmediyse onu zamanın değirmeni
O kimse ki “yükselmediyse göğe çığlığı”

O kimse ki çekmediyse sevdiklerinin hasretini
Görmediyse henüz düşmanlarının belasını

Biraz olsun bahtsızlık yapışmadıysa yakasına
Tüm kapılar kapanmadıysa suratına

O kimse ki içip sızıyorsa bir gölgede
Evini terk ediyorsa keyif için gece

Niçin gelip daraltsın meyhaneyi?!
Zevk ü sefa için mekan çok...

Hêmin
Çeviren: Osman Mehmed


Tik Tak

Ne kadar aradıysam
suyunda bulamadım tak'ları
zaman denilen kuyunun
yüzümde bu yüzden
yalnızca tik'lerini taşırım
çocukluğumun

Yarısını tuttum
çocuk doktoru
olmamı isteyen anneme
hasta yatağında verdiğim sözün
doktor olamadım ama
çocuk kaldım

İki çocuk
rahatlıkla oturduğumuz
kapının eşiğine
kendi başıma zor sığıyorum bugün
büyüdükçe insan
yalnız mı kalıyor ne ?

Sunay Akın


Beceriksiz

Kabuğunu koparmadan
ne bir elmayı soyabildim
ne de iyileştirebildim bir yaramı
ama karşıma çıkınca
kızmadım hiç elma kurduna
bendim çünkü bıçağı saplayan
onun yurduna

Şair diyorlar benim için
bilmiyorum oysa
her şiire konmalı mı uyak
her yere nedense
konamıyor tayyare
hay dilimi
arı türkçe soksun; uçak

Kaptan olmak isterdim
aynanın karşısında
eski bir sinema yıldızı
gibi ağlayan
İstanbul hatlarında
bir fırça hafifliğiyle gidip
gelen vapurlara

Eskimo bir şair dokunuyor omuzuma
ve Kız Kulesi'ni göstererek
bırak artık diyor üzülmeyi
yedi tepeli bu şehirde
şiir okunacak tek yer
elbette denizin ortasındaki
şu küçük buz dağı

Terzi olsa da babam
sökük dikmesini beceremem
beni yalnızca sen anlarsın
iğnenin deliğinden geçsin
diye ipliklerin
bir anlık ıslatıldığı dudaklara
takılıp kalan annem

Sunay Akın

Avarelik Yılları

Sen miydin, Tanrım, o kerem sahibi,
Bir öğün yemek, bir testi şarap
Ve bir gecelik barınak için
Kapını çaldığımda
Hizmetçilerine
"Evde yok!" dedirten?

Sen miydin, Lordum,
Aklın taş gemisiyle ruhun çölünde
Kalbim forsada kürek çekerken
Gökçe krallığının tepelerinden
Biraz kekik kokusu,
Biraz serinlik istediğimde,
Rüzgarın yalazlı dudağına
"Evde yok!" dedirten?

Sen miydin, Efendimiz,
Sen miydin, şairlerin, yoksulların tanrısı
Sözcüklerin yalancı cennetinde
Dillerini bilmediğim yamaklarının,
Söz cambazlarının arasında
Yüreğimin kekeme diline
Bir ahenk, bir düzen istediğimde,
Yalnızlığın ilham perilerine
"Evde yok!" dedirten?


Cahit Koytak

Hüzün Denizi

Günlerin atına
Bindim
Acılarımla beraber yolcuyum

Aşk rüzgârı
Kalbimin tellerine
Vurunca
Istıraplar yağdı
Tıpkı son demlerini yaşayan sonbahar gibi

Sıcaklığı bulutlardan
İstiyorum
Ve yıldızlarla tutuşuyorum

Ben ve acılarım
Yolcuyuz
Uzaklaşıyoruz
Ve hüzün denizinde
Yüzüyoruz

Jana Seyda
Kürtçe'den çeviren: Metin Aksoy