01 Ağustos 2013

Eski Kış

Alevlerin alacakaranlığında
aydınlık ellerini özlüyorum:
meşe kokan, gül kokan,
ve ölüm. Eski kış.

Kuşlar yem ararken, birden,
karın altında kaldılar;
sözcükler de öyle.
Biraz güneş, aynası bir meleğin,
sonra inen sis, ağaçlar ve biz
sabahın soluğundan yaratılmış.

Salvatore QUASIMODO
Çeviren : Cevat Çapan


Öyledir Öyle Başlar

İnsan iki yaşında da öyle başlar işte
Ezgilerin karanlığına sıyrılır kucaklardan,
Cıvıl cıvıl cıvıldar, mırıldar bir süre,
Derken, üçüne doğru, sözler dökülür ağzından.

Öyledir işte, yavaşça başlarsın anlamaya,
Kapılıp bir türbinin büyük gürültüsüne,
Sen misin bu, bir başkası mı yoksa,
Yabancılaşmıştır evin, bir gölgedir annen de

Bu zalim leylâk parıltısının nedir derdi?
bu dökülen, bu inen bir park kanepesine,
Nedir ? çocukları kaçırmak gibi bir şey mi?
Öyledir işte, kuşlar öyle doluşur içine

Arttıkça artan kıvamını bulan acılardan :
Yüreğinde ulaşılmayanın özlemi, uzak yıldızlar,
Faust gibi olduğun, kafan bulandığı zaman
Öyledir, öyle başlar çingene çalgıcılar.

Uçaraktan yüce yüce gök katlarından
Çevrili alanlar görürsün, evsiz topraklar,
ve denizler bir iç çekiş kadar ansızın,
İşte tıpkı öyle doğar heceler ve uyaklar.

Yulafların üstünde, sırtüstü, yaz geceleri,
yakarır durur : her şey yerini alsın diye,
Sakınarak gözünden şafağı ve evreni
Öyle olacaktır, öyledir dalaşımız güneşle.

Öyledir, öyle başlar yaşamak, dizelerle.


Boris Pasternak
Çeviren: Cemal Süreya

Uzaktaki Sevgiliye

Seni yitirdiğim, söyle gerçek mi ?
Ey güzel, bırakıp beni gittin mi ?
Her şarkı, her söz kulaklarımda
Hala bugün gibi çağlayıp durmada.

Bir yolcu nasıl bakışlarıyla
Delmeye çalışırsa uzakları,
Nasıl keşf için uğraşırsa
Havada gizlice şakıyan kuşları,

Öyle aranıyor gözlerim durmadan
Tarlayı, çalıyı, ormanı tekrar;
Ey güzel sevdiğim, dön artık bana !
Seni çağırıyor söylediğim şarkılar !

Johann Wolfgang von Goethe

Ele Geçirme

Apansız atladı yaşlılık gözlerime.
Yundu yıkandı sularında
çocukluğumun son kalıntılarını arıtma niyetiyle.
Ancak bakakaldı gerilere…

Teslim olmayacağım!
Şiddet uygulaması gerekecek
Beni ele geçirmesi için…

Bojana Apostolova
Çeviren : Kadriye Cesur

Yıldan Yıla

Yıldan yıla azaldı gücüm
Aklım uyuştu, kanım soğudu
Yurdum benim! Belki ölürüm
Görmeden senin kurtuluşunu

Ama bilmek isterdim hiç değilse
Ferah günlerin yaklaştığını
Kıtlıktan kırılmayacağını
Yoksul çiftçinin bundan böyle

Ve köyümden kopup gelen rüzgâr
Kulağıma tek bir ses ulaştırsaydı
Tek bir ses, içinde ne insan kanı-
Olsaydı, ne hıçkırıklar...


Nikolay Alekseyeviç Nekrasov

Aşk Herşeyi Dengeler

adını andığımda bir deniz sessizliği
kentin uzak yerlerine işlerdi
martı çığlıkları ve vapur düdükleri
bazen de çılgınlıklar arasında

bilenler özlem derdi
bilmeyenler elbette kınamıştır
dört yanımda kemikten kahkahalar
hep böyle yapmazlar mı

adını andığımda bir yaban menekşesi
sevinçlerle gözlerini çizerdi
duvarlara camlara suyun yüzüne
gör bendeki sevinci
adını andığımda susup kalırdım
bir deniz açılırdı önüme
iki yanı silme çiçek tarlası
nerelere gitmezdim
içimde ellerinle kurduğun
aşkın en büyük krallığı

Afşar Timuçin

Ağıt

Yanar döner kalemler, yazıyor bir düzüye,
"Halkın derdi konusu artık eskidi" diye;
Bu zamanın şairi unutmalıymış onu,
Kanmayın sakın, gençler; hiç eskir mi bu konu?
Ah keşke eskiseydi, cennet olurdu her yer
Yılların geçmesiyle... Ne yazık ki milletler,
Cılız sürüler gibi kırbaçla sürüldükçe,
Çorak kırlarda böyle aç çıplak süründükçe,
Yalnız Musa onların derdine çare bulur,
Yeryüzünde en güzel, en sağlam birlik budur.
Kendileri gülerken, halkın çektiklerini,
Güçlülere anlatır, uyandırır hepsini,
Gözlerini boyuna millet üstüne çeker,
Şiir bundan daha iyi neye hizmet eder?

Bağışladım millete elimdeki sazı ben,
Ölüp gitsem de yanmam beni asla görmeden.
Ödevimi bitirdim rahattır artık gönlüm,
Savaşta bütün erler düşmana saçmaz ölüm,
Ama herkes savaşır. Hayat savaştan doğar.
Bir gün gördüm ne mutlu, Rusya'da hürriyet var.
Bol bol sevinç gözyaşı döktüm, ürperdi içim,
Musa'nın dürtmesiyle birden kendime geldim:
"Coşup taştığın yeter, ileri gitmelisin,
Gerçi hür oldu millet, ama rahat mı dersin?"

Altın buğday biçen kız, güler, türkü söyler mi,
İhtiyar rahat rahat tarlasını sürer mi
Yiyecek götürürken çiftteki babasına,
Gülüp oynar mı çocuk çayırlarda bir başına,
Ses verir mi oraklar, hışırdar mı tırpanlar,
Kafamı kurcalayan daha nice soru var.
"Son yıllarda kimbilir köylünün binbir derdi
Hiç çekilmez mi oldu, yoksa biraz dindi mi?
Sürüp gider mi böyle bizde kölelik yine,
Çıkar gelir mi dersin bir gün onun yerine
Hürriyet, köy kızının sevinçli türküsünde,
Yaslar mı bürür yoksa bu türküyü o gün de?"

Artık hava karardı, yapayalnız kırlarda,
Hayallerime dalıp yemyeşil çayırlarda,
Akşam serinliğinde düşünceli gezerken
Bir ezgi perde perde dalgalandı içimden;
Canlandı bu ezgide demin düşündüklerim
Köylünün emeğine başarılar diledim.

Onu çiğneyenlere hep lanetler yağdırdım
Bu halkı kurtar diye Yaradana yalvardım.
Uğuldayan türkümü vadiler de tekrarlar,
Yankısını çınlatır uzakta yalçın dağlar,
Orman karşılık verir, tabiat beni anlar,
Ama asıl türkümü söylediğim biri var,
Millete sundum sözde bütün şiirlerimi,
Yazık ki dinlemiyor, anlamıyor o beni.


Nikolay Alekseyeviç Neksarov