07 Ağustos 2013

Köprü

İnsanlar köprüden geçmediği zaman
Acaba köprü düşünür mü?
Çamaşır mandalını gözlerinde allayan meczubun geçtiğini
Üsküdar iskelesinin kanapelerinde güneş banyosu yapanı
Üsküdar kıyılarının ötesindeki
Kastamonu, Sivas, Safranbolu… Erzurumu.
Burada insanların içinde büyük dürbünler.
Güller gibi açmıştır.
Yufkacılar burada açarlar, koskocaman oklavalarla
-İçlerindeki hamurdan-
Şeffaf ve titrek memleket rüyalarını.
Alyanaklı, beyaz, kalın şekerciler;
Akide ve bergamutlarını mermer tezgâhlara
vurdukları zamanki kasvetsiz hallerini burada
kaybeder, burada şairleşirler
hışırtı ile ve kocaman bıçaklarla kesilen tahan
helvalarının kokusu ellerinde
Askerî müzedeki, balmumundan yeniçeri heykelleri gibi, güzel, büyük insanlar
Burada omuz omuza;
Kötü yağlarla yaptıkları börekten şişmanlamış, iyi insanlarla
Dalgıcı seyrederler.
Onlar ki küçük parmaklarını birbirine vermişlerdir.
Onlar ki sarı elbiselerinin içinde
Kazsız köyün sıcak gecelerini
Kırağıları ve zelzeleleri, fezeyanları ve harbleri görmüşlerdir:
Onlar ki yağsız köpüklü ayranlar içmiş, taşlı bulgur pilâvı yemişlerdir:
Küçük parmaklarını birbirine vererek…
Bazen birdenbire sarası tutup düşerek..
Nereden gelir, nereye giderler?
Küçük parmaklarını birbirine vererek…
Bunlardır köprünün sairfilmenamları.
Hepsi yirmişer, otuzar yaşında ihtiyar rüyaları görmüş;
Aşağıda, İstanbul bıçkınlarının söğüştüğü sandallarda.
Balıkçıların torik yakaladığına onlardan daha çok memnun;
Çifti altmış paraya satılan bayat simitlerden hoşlanırlar.
Onlarda her şey bir derin uykudadır
Kahramanlık, dostluk, sevgi ve müsamaha…
Bütün lüzumlar ve lâzımlar.
Şu ensesi dümdüz ustura ile alınmış
Saçları arkaya taranmış.
Bol elbiseli, altın bakışlı, sarışın, uzun bacaklı adam
Kimdir biliyor musunuz?
Onu köprüden başka, bir de eski polisler tanır:
-Ulan sen yine buralarda mısın? derler.
Omuzlarını kısar, ellerini cebinden çıkarır, atar ağzından cigarasını
- Gidiyoruz be muavin bey ağabey, der.
Bu meşhur yankesici, Yedikuleli İstavrodur
Ve hoş çocuktur.
Bir başkası gece saat ondan sonra vapurları ve ışıkları
seyreder, güler.
Ah ona bir bilet alan olsa dünyayı dolaşmak işten değil;
Onun yanındaki gitmemeyi, gitmek isteyerek düşünmekte
Yalnız bu sonuncuda her şey yalancı, hülya, ve melânkolidir.
Her kim ki bir arkadaş bulmak için dolanmakta ise
Ondan çekinmeli..
Köprüde arkadaş olunmaz;
Köprüden seyredilir.

Sait Faik Abasıyanık

Eylül Sonu

Günler kısaldı. Kanlıca’nın ihtiyarları
Bir bir hatırlamakta geçen sonbalarları.

Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa…
Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa…

İçtik bu nadir içki’yi yıllarca kanmadık…
Bir böyle zevke tek bir ömür yetmiyor, yazık!

Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;
Lakin vatandan ayrılışın ıztırabı zor.

Hiç dönmemek ölüm gecesinden bu sahile,
Bitmez bir özleyiştir, ölümden beter bile.

Yahya Kemal Beyatlı

Kaside Der Vasf-ı Der İstanbul

Bu şehr-i sitanbul ki bi misl ü behâdır
Bir sengine yek pâre acem mülkü fedâdır

Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır

Bir kân-ı niamdır ki anın gevheri ikbâl
Bir bağ-ı iremdir ki gülü izz ü alâdır

Altında mı üstünde midir cennet-i a’lâ
El-hak bu ne halet bu ne hoş âb u hevâdır

Her bağçesi bir çemenistân-ı letâfet
Her kûşesi bir meclis-i pür-feyz ü safâdır

İnsaf değildir ânı dünyaya değişmek
Gülzarların cennete teşbih hatadır

Herkes irişür anda muradına ânınçün
Dergahları melce-i erbab-ı recâdır

Kala-yı meârif satılır sûklarında
Bazâr-ı hüner ma’den-i ilm ü ulemâdır

Camilerinin her biri bir kûh-i tecellî
Ebrû-yi melek andaki mihrâb-ı duâdır

Mescidlerinin her biri bir lücce-i envâr
Kandilleri meh gibi lebrîz-i ziyâdır

Ser-çeşmeleri olmada insana revân-bahş
Germ-âbeleri câna safâ cisme şifâdır

Hep halkının etvarı pesendîde-i makbul
Derler ki biraz dilleri bî-mihr ü vefâdır

Şimdi yapılan âlem-i nev-resm ü safânın
Evsafı hele başka kitâb olsa sezâdır

Nâmı gibi olmuşdur o hem sa’d hem âbâd
İstanbul’a sermâye-i fahr olsa revâdır

Kûh-sarları bağları kasrları hep
Güya ki bütün şevk ü tarab zevk u safâdır

İstanbul’un evsafını mümkün mi beyân hiç
Maksûd heman sadr-ı kerem-kâra senâdır

Nedim

Der Beyan-ı Şeref-i İstanbul

İlm ile marifete cây-ı kabul
Olmaz illâ ki meğer İstanbul
Olmaya mîve-hor-ı bâğ-ı hüner
Olmaya şehr-i Sitanbul kadar
İtsün İstanbulı Allah mamur
Andadır cümle meâli-i umur
Mevlid ü menşe-i ashâb-ı himem
Terbiyet-hâne-i esnâf-ı ümem
Ne kadar var ise ashâb-ı kemal
Hep Sitanbulda bulur istikbâl
…….
Ne kadar âlemi devr itse sipihr
Bulmaz İstanbula benzer bir şehr
Hüsn ile görmek ile müstesnâ
Anı âğûşuna çekmiş deryâ
Ne kadar var ise aksam-ı hüner
Hep Sitanbulda bulur revnâk ü fer
….
İtidal olsa hevâsında eger
Gayri buldâna kim eylerdi nazar
Her kimün kim ola bünyâdı kavi
Yapmasun gayri vilâyetde evi
Ana mânend olamaz şehr-i diyar
Olmaz anun gibi bir cây-i karar
Andadur mâ-hasal-ı kadr ü hüner
Taşralarda kim okur kim dinler
Akçedür taşranun ancak hüneri
Hakk olunmuş hünerün sanki yeri
….
Nolduğun halkı kenarın ancak
Gören İstanbulu anlar ancak
Olur irdükde kemin meclise hasr
Geçinen taşrada allâme-i asr
Mütefennin görünen sersem olur
Mütekellim geçinen ebkem olur
Olmaz ednalarınun bezmine râh
Taşra yirlerde satan izzet ü câh
…..
Hak budur âb-ı rûy-i buldândur
Hayli mamûre-i âl-i şândur
Maksad-ı Hind ü Firenk ü Maçin
Bender-i muteber-i rûy-i zemin
Bulunur emtia-i gûn-a-gûn
Nimet ü mal ü menâli efzûn
Bâhusus ab ü hevâsı dil-keş
Sâha-i nihr ü binâsı dil-keş

Nebî

Yer Yatağında İki Sevgili

Yer yatağında iki sevgili
Nerden baksan
Öğrenci evi
“kaloriferler pek yanmaz”
Uyarısına rağmen kiralanan..

Fakat yine de
Sevişmelerle bazen
Bazen gözyaşlarıyla
Battaniyeler içinde
Sıcak tutmuşlar düşlerini...

Yer yatağında iki sevgili!
Çokça zaman
Türkü çığırıp
Umut bestelemişler
Sırtlarını dayayıp soğuk peteklere...
Heyhat..
Zaman yine yapmış yapacağını
Bir sabah ayrılığı işlemişler
Doğan güneşe..

Ama artık
Yer yatağında UYUMUYOR iki sevgili
Birisi el olmuş çoktan
Diğeri onun şairi..


Okan Savcı

Hasret

benden uçup kaçmışsın ve ben sadeyim hala
senin ihanetine inanmıyorum
kalbimi sevgine öyle bağladım ki bir daha
başka sevdalı bir yürek istemiyorum

gittin ve tüm umudum sevincim seninle gitti
sevdanı senin nasıl arzularım
senin bir tek öpücüğünün sarhoşluğunu
bu karanlık acı suskuda nasıl ararım

anımsa o deli kadını anımsa nasıl bir akşam
bağrında senin sarhoşluğun nazıyla uyudu
heves susamış dudaklarında titredi,nasıl
utangaç gözlerinde onun gereksinim güldü

susamış dudakların dudağına öpüşün yangısını kondurdu
senin istek söylenceni bakışıyla söyledi
ayın sarı bahçelerinde yanmış o iki kol
sarıldı senin tenine bir sarmaşık gibi

kulağına söylediğin sevda öykülerini
anımsıyor tümünü unutmamıştır
o şaşılası geceden yazık ne kalmış arda ki
o dal kurumuş o bahçe ölmüştür

gerçi geçmişsin ve unutmuşsun beni fakat
hala istiyorum seni candan seviyorum
gel ey erkek ey somut aldanış gel seni
yangılı bağrıma basmak istiyorum

Furuğ Ferruhzad

06 Ağustos 2013

Güz

Yapraklar düşmede bilinmez nerden,
Gökkubbede uzak bahçeler bozulmuş sanki
Yapraklar düşmede gönülsüz
Ve geceler ağır dünyamız kopmuş gibi yıldızlardan
Kaymada yalnızlığa
Hepimiz düşmedeyiz, şu gördüğün el düşüyor
Nereye baksan hep o düşüş
Ama biri var ki bu düşenleri tutuyor yumuşak ve sonsuz.

Rainer Maria Rilke