07 Ağustos 2013

Ölümün Arifesinde

benim parmaklarım, yüzümün devamıdır
ellerimse Tanrı'nın varlığına delil
hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar, hiç yaşamamış gibi ölürüz
bize ihanet edenlerden, ölerek intikam alırız
ben ki her saniyemi, son anım gibi yaşıyorum
yani muamma değil artık benim için ölüm
eğer buraya sığamıyorsam
ya göğe çekilir, ya toprağa gömülürüm

ben öldüğümde
sana verdiğim kolye parlayacak
bir fotoğraf alev alacak, bir kuş havalanacak
yere düşürdüğün kitaptan etrafa sözcükler saçılacak
bozkırda babasının sırrı bir oğul doğacak
ben öldüğümde
bu venedik bayramı son bulacak

gece üsküdar vapurunda sur üflendi
paşakapı duygulu bir cezaevidir, her an kendini ateşe verebilir
çünkü kapıaltında bir çocuk bilir çıkınca öleceğini
bir çocuk yalnızca kafiyeye düşmandır, dünyada kötülük bitmiş gibi
benimse ellerimi sudaki yıldız aksi yakabilir
ve her söylediğim, kimsenin açamayacağı bir vasiyettir


Alper Çeker

İstanbul’u seyrediyorum sarhoş kulaklarla

bu yolu buraya mavi otobüsle kasten getirmişler
tuhaf güvercin dalgalarıyla 
ve gömleğin, eteğin ve çizmelerin dur duraksızlığı 
aynalarda bir şeyler olmuş galiba ne oldu sana İstanbul? 
sen birisini giyinmişsin ve bu sevgilinin kokusudur 
omuzlarından toprak ve sardunya kokusu 
kendi uçarı renginin kokusu 

ey deniz gözlü rengarenk dalgalı şehir 
ardındaki pusta küfür dolu duvarlar var ve aşk mektupları 
ne oldu sana İstanbul? 
benim tunç ayaklarımla gecenin bu saatinde nereye gidiyoruz? 
çay ve sigara ikram eden bu hoş kokulu ölülerle neden burada oturuyoruz? 
ben yağmurun altında bu taştan adamla sevişmek istiyorum ey şehir! 
Buhara’ya kadar yalın ayak söyleyeyim ve kulak kabartayım kavaklara 
hava nane bahçesidir bu gece 
duyuyor musun? 
şerefe şerefe! 

sevdalanmak ne de hoştur 
bu savurgan eller bu mağazalar 
sufi kar narçiçekleri 
suda martılar 
ve gömleğin içinde karanlık bir dansın gölgesi! 

bu odayı nasıl buldun 
ben bu yatak yorganın kokusuyla müzik oldum biliyor muydun? 
bu pencerelerin çığırtısıyla taaaa yürekten… güldüm seninle 

bu satırın hışırtısını tanıyorum ben ey şehir 
bu şarkı söyleyen şemsiyeleri 

bu bulutlarla bana bir şeyler olmuş! 
gözlerim İstanbul diyemiyor 
ellerim yapamıyor...

Şeyda Mohammedi
Farsçadan Çeviren: Haşim Hüsrevşahi


İstanbul ‘da Olmak isterdim

Şu anda İstanbul’da olmak isterdim.
Mihrabat Korusunun dar yollarında seninle
Yan yana,yana yana yürümek…
Bir de martıların kanatlarından seyretmek İstanbul’u.

Bir de sen olacaktın yanımda adamım.
Bakarken Çamlıca´dan mehtaba,
Dinleyecektik en güzel aşk şarkılarını.
Ve ben senin gözlerinde kaybolurken,

Seni Seviyorum diye haykıracaktım Marmara´ya

Şimdi yanımdasın belki ama,
Ne Mihrabat Korusunun dar yollarında,
Seninle yan yana,yana yana
Yürüyebildik…

Ne de bakabildik Çamlıca’dan mehtaba
Ne de dinleyebildik en güzel aşk şarkılarını
Sadece kaybolabildim gözlerinde ama
Seni seviyorum diye haykıramadım Marmara’ya…

Özdemir Asaf

Kırık Değirmen

Bir içimin alacakaranlığında dayanmak meselesi,
Bir bu fena İstanbul akşamını yaşamak
Nice odaların kapanmış penceresi
Gene bana iniyor yalnızlığıma sığınmak.

Gene benim, şimdi tek başına, sonra beraber.
Bir yanım mağrur sağlam, bir yanım gücüme gider.
Bir yanımda karşı koyma, bir yanımda ezilmeler.
İkili tutkular gibi canıma okuyacak.

Her şeyler devam eder bu bildiğim gidişte.
Evli evine giderken yolcu yoluna.
Ne rüzgârlar yapacağını yapmış ki bana
Kırık değirmenler gibiyim, dönemiyorum işte…

Şükran Kurdakul

Gece Buluşması

Sen İstinye’de bekle ben buradayım
İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git
Çünkü ben buradayım Karanlıktayım

Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
Şarabım bütün ekşi suyum soğuk
Yanımda olmadınmı seni seviyorum
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git

Yüzünü ıslatmadan ağlıyabilir misin
Gece yarıları telefon ettin mi hiç
Karanlık adamlar hüviyetini sordu mu
Ben senin olmadığını arıyorum
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git

Yabancı gibisin miyop gözlerin kısık
Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor
Sana ait ne varsa hiçbiri benim değil
Belki ölmek hakkımı kullanıyorum
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git

Attila İlhan

Bedri'ye Mısralar

Bedri Tahir Şaman`a zarif dostluk havasının ilhamiyle -

Gelmek’çün ikinci bir hayâta,
Bir gün dönüş olsa âhiretten;
Her rûh açılıp da kâinâta,
Keyfince semâda bulsa mesken;
Tâlih bana dönse, nâzikâne;
Bir yıldızı verse mâlikâne;
Bîgâne kalır o iltifâta,
İstanbul’a dönmek isterim ben.

Bin bir tepe yükselen Boğaz’dan
Baktıkça vatan görünsün engin;
Her yıl, bin ömür boyunca, yazdan,
Yelkenler açılsa ufka gergin.
Lâkin bu ikinci varlığımda,
Son devrede, ihtiyarlığımda,
Artık çekilince söz ve sazdan,
Ömrüm İç-Erenköyü’nde geçsin.

Yahya Kemal Beyatlı

Siste Söyleniş

Birden kapandı birbiri ardınca perdeler…
Kandilli, Göksu, Kanlıca, İstinye nerdeler?

Som zümrüt ortasında, muzaffer, akıp giden
Firuze nehri nerde? Bugün saklıdır, neden?

Benzetmek olmasın sana dünyada bir yeri;
Eylül sonunda böyledir İsviçre gölleri.

Bir devri lanetiyle boğan şairin Sis’i.
Vicdan ve ruh elemlerinin en zehirlisi.

Hülyama bir eza gibi aksetti bir daha;
-Örtün! Muebbeden uyu! Ey şehr! -O beddua…

Hayır bu hal uzun süremez, sen yakındasın;
Hala dağılmayan bu sisin arkasındasın.

Sıyrıl, beyaz karanlık içinden, parıl parıl
Berraklığında bilme nedir hafta, ay ve yıl.

Hüznün, ferahlığın bizim olsun kışın, yazın,
Hiç bir zaman kader bizi senden ayırmasın.

Yahya Kemal Beyatlı