26 Eylül 2013

Bir İntihar Akşamı

Kısacık serin bir akşam
Kelebeklerin atlarla yarıştığı
Yoğun bir akşam
Bazı mektuplar damgalandı postanelerde
Oturuldu bir takım şarkılar söylendi
Bir adam bir kadının kapısını vurdu
Kısacık bir akşam

Neyi söylesem bir kahramanlıktı
İçinde azıcık buluştuğumuz
Bir bulutla bir kağıt peçete arasında
Kısacık yoğun bir akşam
Şaşırdım hüznümü nerelere bıraksam
Bir yanda kasıklarımın sarsılmaz gücü ve
Kısacık yoğun bir akşam

Her şey bir unutkanlıktı
Arada bir deliler gibi kavuştuğumuz
Tüfekle vurulmuş bir parsın yarasında
Kısacık yoğun bir akşam
Biliyordum bir soğuktu nereye varsam
Bir yanımda bir el bir yanda vazgeçilmez bir sancı ve
Kısacık yoğun bir akşam

Kim karıştırdı gerçekliğine
Yaşadığım sonsuzluğun
Ve oturuldu bir takım şeyler söylendi
İmla kurallarıyla mutsuzluk üstüne
Kısacık bir akşam
Duraladım ne yapsam

Kim karıştırdı gerçekliğine
Su terazilerindeki ensizliğin
Ve fotoğraflar çekildi ben çıkmadım herkes eğlendi
Araba vapurlarıyla denizsizlik üstüne
Kısacık bir akşam
O kadar kısa ki bir akşam

Yüzümü suyun ardında buldum
Kıyılar bu yüzdendir öyle dediler
Kısacık yoğun bir akşam
Serin bir akşam öyle söylediler…

Turgut Uyar

ramazan bizi camiye götür!

yarabbi bir sürü günah, bir sürü halt yedik affola
yarabbi bütün yıl karıları kestik, öldürmedik ama
yarabbi sen gafursun, sen rahimsin affola
yarabbi senin dostların bizim de dostumuzdur
o has bahçeye çirkin kokularla girmeyelim ey alemlerin efendisi
ağzımızı çalkalayarak yüz seksene taktık geliyoruz yarabbi
hamdu senalar sana selamlar habibine olsun
leybeyk leybeyk lebbeyk ya rab ellerimizi açtık,
transparan yerlerimizi kapattık, meyhaneleri de kapatacaz yarabbi
bu şerefsizler bir şey vermiyor, sırtımızı defolu kullarına, çivisi çıkmış dünyaya çevirdik
bize sen ver yarabbi hayırlı olan ne varsa
yalnız senden isteriz yine sana döneriz yarabbi
yarabbi bizi halilullaha ulaştır bizi düşür kabe yollarına
yarabbi yüzümü bütün 18 yaş üstü kemliklerden çevirdim
yüzümü çevir yoluna keklik gibi seke seke geliyorum efendim
yediğimiz bütün naneler affola

yarabbi yüzümüz yok, paramız yok, karımız yok, bursumuz yok, ölmeye niyetimiz yok
derdimiz çok, düşmanımız çok, falsomuz çok, fortçumuz çok
bizi kötülüklerden beri, hasenatlara yakin eyle yarabbi
lastiğimizi patlatma yarabbi
lastiğimizi patlatma yarabbi
lastiğimizi patlatma yarabbi
göğsümüz imanla dolsun taşsın yarabbi
bizi monica belluci'lerle imtihan etme yarabbi
karı görünce raydan çıkıyoruz yarabbi
bizi dostlarınla buluştur yarabbi
bize dervişler gelsin, biz dervişlere gidelim yarabbi
kemal da derviş mi yarabbi?
ya habibi ya aynel yakin, ya kulubel elbab
herkesler topu dikmiş, bize topu diktirme yarabbi
bizi toplara musallat etme yarabbi
bizi hottiri pottiriklere musallat etme yarabbi
bizi zottiriklerle hesap etme yarabbi

ya hannan, ya mennan, sebbit kulubune alel iman
ayaklarımızı cehennem çukurlarına kaydırma yarabbi
vel basu badel mevt iman ettik, iman üzre nefesimizi teslim etmeyi nasip et
hu hu hu hu hu ya allah ya zül celali vel ikram
namazlarımızı yamuk kılıyoruz, doğdoğru kıldır yarabbi
ezanlarımızla kafirlerin göğsünü titret yarabbi
şiirimiz kafirlerin boşluklarını doldursun yarabbi
arkada boş yer var, doldurun diyorlar, bizden çok şey istiyorlar yarabbi
biz de çok şey istiyoruz, bize hakikati istet yarabbi
kaşarların yoluna kaydırma yarabbi
tostunu yiyenler yesin, biz cennet'te kevseri içmek istiyoruz
içip aşkın şarabın kandır ya habibi

ey senden başka güce muktedir olmayan, ey kainatları yoktan var eden
ey cilloşların, sarhoşların, berduşların, yamukların, zırzopların, imansızların da rabbi olan allah
ey kalbi kararanları dilerse hidayete çeviren allah
ey imanın kimde olduğunu bilen alemlerin sultanı
ey avrupa birliğini, amerika'yı, rusya'yı, israil'i bir toz zerresine çevirebilecek el kahhar, el celal, el hakim, el adil-i mutlak
allahuekber ve lilla ilhamd
şükür ancak sanadır
her nefis topu dikecektir amenna ve saddekna
nefsimizi bize musallat etme yarabbi

büyük savaş veriyoruz, her tarafta konkon, ultra günah çukuru
her tarafta fasulye, her tarafta pandikçi, her tarafta panik kaltak
evlerimiz harap, kalplerimiz harap, ceplerimiz harap
bizi ahrette harap etme yarabbi
allah bes baki heves, amentü yarabbi
amentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rusulihi vel yevmil ahiri ve bil kaderi hayriyi ve şerrihi minellahi taela
vel basü badel mevt
hakkun:
eşhedü enla ilahe illallah
ve eşhedü enne muhammeden abduhü ve resuluhü
amentü yarabbi sonsuz kere amentü
ölürken hard diskimizi çökertme yarabbi

ramazan geldi hoş geldi
evlerimize gel yarabbi
biz de geliyoruz yarabbi

Mustafa Burak Sezer

Adımı Unuttum

adımı unuttum
adı olmayan yerlerde
ne in
ne cin
ne benî âdem

zamanlar içinde
kuşlar uçuyor
kervanlar geçiyor
bir iğne deliğinden

çarşılar kuruluyor
sarayları oyuncak
insanları karınca şehirler
zamanları gördün mü
bir iğne deliğinden?

adımı unuttum
adı olmayan yerlerde
geçip gidenlere bakarak

Asaf Hâlet Çelebi

Aptal Bir Kadının Mektubu

sevgili beyim !
bu aptal bir kadının seslenişidir
daha önce hiç aptal bir kadın yazdı mı sana?
benim adım mı?
adları bırakalım bir tarafa
raniye, zeynep, hind ya da hayfa
taşıdığımız en büyük saçmalık adlardır.

beyim!
korkuyorum içimdekileri söylemeye
söylersem göğün yanmasından korkuyorum
sizin doğu'nuz sevgili beyim
mavi mektuplara el koyar
el koyar kadınların hazinelerindeki düşlere
kadınların duygularına haciz koymaya davranır
kadınlarla konuşmak için
bıçak ve satır kullanır
ve boğazlar baharı, özlemleri ve siyah saç örgülerini
ve kadınların kafataslarından yapar yüksek şeref tacını

kötüyse yazım...
kusura bakma beyim...
yazıyorum... cellât kapımın ardında
ve odanın dışında rüzgârların ve köpeklerin sesi beyim!
kapımın ardında antere el absi
boğazlayacak beni, görürse yazdıklarımı kesecek kafamı
görürse şeffaf elbiselerimi
kesecek kafamı...
eğer ben dile getirirsem acımı

sizin doğu'nuz sevgili beyim
mızraklarla kuşatır kadınları
ve doğu'nuz, ey sevgili beyim
erkeklere peygamber diye biat eder
ve kadınları toprağa gömer

rahatsız olma satırlarımdan
cağlar boyu kapalı duran kupu kırdıysam
kursun mührü çıkardıysam vicdanımdan
kaçtıysam sarayların harem odalarından
ölümüme, mezarıma, köklerime ve büyük mezbahaya
başkaldırdıysam
rahatsız olma
keşfettiysem şuurumu
çünkü doğulu erkek ilgilenmez ne şiirle ne şuurla
doğulu erkek cüretimi bağışla
kadını yatakta anlar yalnızca.

el attıysam krallığına erkeklerin
özür dilerim
büyük edebiyat erkeklerin edebiyatıdır
ve sevgi daima erkeklerin payıdır
cinsellik de her zaman uyuşturucudur size satılan
kadın özgürlüğü ülkemizde bir hurafedir ancak
yoktur erkeklerin özgürlüğü dışında bir özgürlük
benim için istediğini söyleyebilirsin, aldırmıyorum
yüzeysel, aptal, deli, alık
aldırmıyorum artik
çünkü erkeklerin mantığına göre
aptal kadındır dertlerini yazan kadın
e! mektubumun başında ben aptal bir kadınım demedim mi !

Nizar Kabbani

On Derste Birisi Ölünce Ne Yapmak Gerekir

1: ve içerki odaya koş
yatağın üstünde zıplamaya başla
bağır ki o yok artık
dünyadaki bütün gözyaşlarıyla beraber gitti

2: ölüm benim neyimdir
adamın biri olarak
en sevdiğim ön koltuk minübüs yolcusu
“bir edirnekapı uzatır mısınız”
matematik bilen biri
o yüzden mi hep üşürdü elleri

3: dünyaya yenilmenin de vahşi bir tadı var
uygun adam olmanın ve bir gece ayakta ölmenin

4: oğluyla vedalaştırılmamış bir adam mı ölür
yoksa bir “ulan tonton yanak” efsanesi mi aniden

5: bu solmuş çiçeklerin altında kimse yaşayamaz
gösterişli yırtılmalar bundan böyle bir beden bol gelsin
cüzdanında iki yaprak glayöl taşıyan bir çocuğa
“-niye?” “-ne niye?”

6: peki hanginiz vidalayacak beni bu dünyaya
bu ölüme bu matematiğe?

7: taşa saplı bir kılıcı kanırtmak gerekir

8: ölüm oyunu bıraktı
“saklambaç oynayan kaleyemumdiksin”
burnu yerine ölümü karıştıran bir çocuk
kelime oyunu sandı arkadaşları

9: geri geri zıplayan zaman, bütün bunları ezberle
dur durak bil ve hatırlan,
şiire yol aç:
annem seni istiyordu
sen beni iste-
miyordun
5imde vardın da
neden 15imde yoktun
o kadar hızlı geçmeseydin
belki duyardın dediğimi
“seni özleyebilir miyim
baba
baba
baba”

10: ben bugün babamdan öldüm
bunu bana on gün söylemediler
oğlum doğana kadar tuttum ağlamamı
şimdi ne zaman uzanıp oğlumu öpsem
alnıma sakalları batıyor babamın

Enis Akın

Sahne

Sahne bir ölüm tasarısıdır
Zille açılır perde
Silahımızı çektiğimiz yerde
Ölürüz


Şehir kutsanmamış bir taş bebektir
Yalancı umutlar sunar bize
Sahte hayatlar ısmarlarız
Tozlu antikacılardan
Ben raflardan siyahı seçerim üzerime
Sen beyaz giyersin
Bu kent beni kurban eder


Umursamaz bir delinin ölümünü
Ne boğazda balık tutan adam
Ne pembe hayaller kuran kadın


Hepimizin içinden bir İstanbul geçer
İçimizden bir şiir geçer
Okumak isteriz de
Utanırız
Okuyamayız
Okutmazlar
Anlamazlar


Sahne bir sendromun tasarısıdır
Üzerinde aşk durmaz oyuncuların
Hayat aynaların yansımasıdır
Bir kadın çığlığı
Bir silah sesi
Bir kurşun
Ve sahne kapanır...

Islamabad-Pakistan, 2006. 01. 07

Mustafa Burak Sezer

Dün Gece

Dün gece senin kayıp hatıran kalbime uğradı
Hani bahar usulca beyabanı* ziyaret eder ya
Hani frişka** çölde ayak seslerinin sessizliğini aksisedalar,
Hani huzur birilerinin hastalığı üzerine yavaşça, yumuşakça çöker ya.

*Çöl, sahra
**Meltem, hafif ve tatlı rüzgâr

Faiz Ahmed Faiz
Çeviri: Mustafa Burak Sezer


Rubai

Senin yitik anılarındı önceki gece yüreğimi ürperten
İlkbaharın çorak bahçelere gizlice girmesi gibi 
Çölü usulca yalaması gibi sabahın serin esintisinin 
Kendini iyi hissetmesi gibi bir hastanın, yok başka bir nedeni

Faiz Ahmed Faiz
Çeviri : Tuğrul Asi Balkar