06 Ekim 2013

Gelmeyen Ziyaretçi

Akşam geçip gitti ve nerdeyse kayboldu ayın yüzü,
Yazık, ikinci akşam da eklenip birincinin ardından!
Gözümüzün önünde sona eriyor mutluluk işte,
Sen gelmedin ve yitirdik seni,
Öteki dileklerimizle birlikte.
Sen yoksun, yerin boş kaldı.
Darmadağın olmuş bizler soluğumuzu kesip,
Sabırsız ve sıkıntılı sorup durduk gelmeyen ziyaretçiyi.
Bilmem ki yılların ötesinde de yok muydun ?
Gölgenin izleri vardı her kelimede ve her anlamda,
Her köşede ve düşlerimin her birinde,kafamda canlanan.
Yok muydu,burdakilerden daha mı gerçektin bilmiyorum.
Yüzlerce ziyaretçi bile dindiremiyordu
Sana karşı duyduğum özlemi bir an.
Her biri gelmeyen bir ziyaretçinin
Görme tutkusunu coşturuyordu üstelik.
Gelseydin diyelim, olmaz ya,
Ötekilerle birlikte olsaydın şuracıkta,
Öteden beriden söz ederek,
Dilediğini konuşsaydı herkes, ilgilendiği konuda,
Buradakilerden biri olmayacak mıydın sende?
Akşam sona eriyordu. Bakıp duruyorduk şuraya buraya.
Gecelerde gelmeyenlerin boş yerlerine bakıp
Soruyorduk birbirimize bağrışarak
Gelmeyen bir ziyaretçinin onların
Arasında olup olmadığını.
Yine de ben gelmemeni isterdim.
Eğer günün birinde çıkıp gelseydin,
Anılarımın rengarenk evreninin
Hoş kokusu yitip giderdi,
Kırılırdı düş dünyamın kanatları,
Türkümün sesi kısılırdı,
Alırdım avucumun içinde kalan kirlenmemiş
Tutkumun kırıntılarını,
Ve anlardım, düş görür gibi seni sevdiğimi.
Oysa sen etten ve kemiktensin işte orda.
Düşleyip duracağım gelmeyen garip ziyaretçiyi.


Nazik el Melike
Eray Canberk

Ayrı Düşmüş Sevgililer

Bir garda tıpkı sağır ve dilsizler gibi
Acıklı bir dil konuşarak gürültünün koyulaştığı yerde
Garip hareketler yapıyor ayrı düşmüş sevgililer
Kışın ve silahların beyaz sessizliğinde
Ve gecelerin bakarasında oluşmaya geldiği vakit yeniden
Düş onun ateş parmakları bulutlarda kesişirse
Ne yazık ki demir kuşların üzerine olur
Bu tarlakuşu değil Ey yabanıl Romeo’lar
Ve bülbül de değil cehenneme dönen gökte

Ağaçlar insanlar duvarlar
Hava bej rengi bej ve bej
Anılar gibi duygulandılar
Karla kaplı bir dünyada
Geldiği an Fakat aşk da
Yine bulur arpejini
Hüzün dolu bir mektup ölesiye
Hüzün dolu bir mektup ölesiye

Kış birisinin yalnızlığına benzer
Kıştadır şarkı söyleyen kristaller
Donmuş şarabın anlamsızlaştığı yerde
Hüzünlü bir türkünün yavaşladığı yerde
Ve beni saran müzik
Çalar çalar çalar saatleri
Yelkovan döner ve gıcırdar zaman
Yelkovan döner gıcırdar zaman

Altın eşim kasımpatım benim
Mektubun niçin o kadar acı
Seviyorsam seni niçin mektubun
Açık denizde bir geminin batması gibi
Öylesine çığlıklar atar
Acı rüzgârların bastırdığı çığlıklar
Kendi uyaklarının titreyişiyle
Kendi suçlarının titreyişiyle

Sevgilim geriye kalan ne var
Sadece sözcükler bizim dudak boyamız
Sadece donmuş sözler bir ökseye takılan
Gün ki umutsuz şekilde doğar
Düş görür sürünür ölür doğar yeniden
Gesvres şatosunun hendeklerinde
Borunun benim için çaldığı yerde
Borunun senin için çaldığı yerde

Biricik hazinemizi yaratacağım bu sözcüklerden
Azizlerin önüne konan sevinç dolu buketler
Ve onları uzatacağım tatlım bu sümbülleri
Bu yörekent leylaklarının yavşanların mavisini
Ve kadife bademi dallarıyla satılan
Mayıs panayırlarında o beyaz çanlar gibi
Mügenin bizim toplamaya gitmeyeceğimiz taa
Taa ah çiçekli sözcükler gevşer orda
Çiçekler döker çiçeklerini esintisiyle rüzgârın
Ve kapanır gözler cezayir menekşeleri gibi
Yine de şarkılar söyleyeceğim senin için yankı verinceye kadar
Seni sonsuz sevecek olan yüreğimdeki kırmızı kan
Bu nakarat bir tralallam gibi gelebilir insana
Belki de bir gün söylediği sözcükler
Bu yıpranmış bu basit yüreğin işareti olacak
Şahane bir dünyanın bir tek sen bileceksin
Güneş parıldıyorsa ve titriyorsa sevda
Bunun nedeni sonbaharda bile inanmayarak ilkbahara
Ben başkalarınınkine benzemeyen bir tralallam söylemiş olacağım

Louis Aragon
Türkçesi: Gertrude Durusoy-Ahmet Necdet

Oyunbozan

ben sana inanmıyorum havlayadur göğsümde nefis
sıkıca tutuyorum yumruğumu düşmesin yere; böyle iyi
şahlar piyonları yesin, kediler fareleri yesin
fare dedim de sahi kavalcı değilim, bezirgân değilim
ben ney üflerim ezelin ve ebedin bahçeleri mesnevîleşir.

dünya şahların piyonları yediği bir oyunmuş
şaşı bakanların düştüğü bir uçurummuş tarih aldırmam
ben aldırmam bu büyücülere, bu sirke, bu şirke
çok uluslu, çok günahlı, çok suçlu bu çağa bir kandil yakarım
yakarım kandilleri: kanımın dili ebedîleşir.

hah! üzgünüm ama durmuş işte rilke’nin ağır saat’i
hem bütün saatler kıyameti, bütün saatler alnı akıtmalı atları
sahi sen yarıştırırsın atları toynakları boğazını keser
ezer geçersin çocuk seslerini, oyunbozanları ezer geçersin
bu alçak resmi bencilliğin paletiyle tankların paletiyle boyarsın.

ben sana inanmıyorum havlayadur göğsümde nefis
kelimeleri böyle sarıp sarmalayıp çoğalırım ben,
çoğalırım bir yola girerim önümde bir âh ormanı uzar gider
dedem korkut’un erleri gelir önümden uzar gider
usulca sokulurum kalbime, unutulurum: unutulmak da güzel!

Ahmet Edip Başaran



Seviyorum Susmanı

Seviyorum susmanı,yokluk gibisin çünkü,
sesim sana varmadan işitiyorsun beni.
havalanıyor gibi gözlerin yerlerinden
ve sanki bir öpüşle kapanmış gibi ağzın yeni.

Benim ruhumla dolu bütün nesneler gibi
yine benim ruhumla yükselirsin her şeyden .
Ruhuma benziyorsun, düş kelebeğimsin benim,
karasevda sözüne benziyorsun tıpkı sen.

Seviyorum susmanı, uzaklıklar gibisin.
İnler gibisin hem de kuğuran kelebeğim.
İşitiyorsun benim sesimi sana varmadan
Senin sessizliğinle ben de susayım derim.

Seninle konuşayım o senin yüzük gibi
yalın sessziliğinde, o lamba gibi parlak,
gece gibisin sen de sessiz, yıldız içinde
Sessizliğin bir küçük yıldızdır senin,uzak

Seviyorum susmanı, yokluk gibidir çünkü.
Öyle uzak, acılı ölüp gitmiş gibi sen.
Yeter o zaman bir söz, bir gülümseyiş bile.
Sevinirim, başka şey yok öyle sevindiren.

Pablo Neruda
Çeviri: Sait Maden


Yalan

Yalan söyleme bana
Büyük yalanlar sakın söyleme.
Ne olursa olsun
Daha iyidir her şey
Yalanından senin.

Aşk için söyleme
İçinde kıpırdanan şeyler için,
İstediklerin için.
Hüzün daha iyidir
Yalanın yarattığı üzüntüden.

Tehlike için de söyleme,
Korkunu duyuyorum zaten
Güvenmiyorsan duygularıma eğer
Tanımıyorum demektir seni,
Bu daha da tehlikeli.

Hastalık için de söyleme
O derinliklere inerim daha iyi
Senin tatlı buluşlarında
Kendimi yitirmekten,
O derinliklerde yitiririm kendimi

Ölüm için de söyleme
İkimiz de buradaysak eğer,
Düşüncelerine girememek
Kapalı kalmak dışarıda
Daha mı iyi ölümden sanki?

Judith Herzberg
Çeviren: Ülkü Tamer

Gittim

Dizginleyemedim kendimi.
Aldım başımı gittim,
Gittim ışıltılı geceye;
O yarı gerçek ve kafamda
Yarı belirlenmiş zevklere.
Ve baş döndürücü şaraplar içtim
Şehvetle kucaklaşmaktan
Korkmayanların içtiği

Konstantinos Kavafis
Çeviri: Cevat Çapan

Anlayasın Diye Beni

Anlayasın diye beni
sözlerim
incelir arasıra
kumsallarda martıların izleri gibi.

Gerdanlık, esrik çıngırak
üzümler gibi tatlı ellerin için.

Öylece tırmanırlar nemli duvarlara.
Bu kanlı oyunun sensin suçlusu.

İşte kaçışıyorlar karanlık inimden.
Sen hepsiyle dolusun, seninle dolu hepsi.

Senden önce sardılar yerleştiğim ıssızlığı
ve benim hüznüme alıştılar, sana değil.

Desinler isterim şimdi sana demek istediğimi
anlayasın diye onları beni anladığın gibi.

Bir bunaltı rüzgarı sürüklüyor onları yine.
Düş kasırgaları deviriyor ikide bir.
Başka şeyler duyuyorsun acılı sesimde.
Eski ağızlar ağıtı, eski işkenceler kanı.

Sev beni dost. Bırakma beni. İzle beni.
İzle, beni dost, bu bunaltı dalgasında.

Ama aşkının rengine bürünüyor sözlerim.
ve saıyorsun hepsini, sarıyorsun hepsini.

Bir kocaman gerdanlık yapıyorum hepsinden
üzümler gibi tatlı, beyaz ellerin için.

Pablo Neruda
Çeviri: T.Said Maden