17 Kasım 2013

Gangster

Şiir yazdım bunca senedir,
Ne buldum ?
Eşkiyalık edeceğim bundan sonra.

Haberi olsun yol kesenlerin:
İş yok artık kendilerine
Dağ başlarında.

Mademki ekmeklerini alıyorum
Ellerinden,
Buyursunlar onlar da benim
yerime.

Münhal var edebiyat âleminde.

Orhan Veli









Galata Köprüsü

Dikilir köprü üzerine,
Keyifle seyrederim hepinizi.
Kiminiz kürek çeker, suya suya;
Kiminiz midye çıkarır dubalardan;
Kiminiz dümen tutar mavnalarda;
Kiminiz çımacıdır halat basında;
Kiminiz kustur, uçar, şairane;
Kiminiz balıktır, pırıl pırıl;
Kiminiz vapur, kiminiz şamandıra;
Kiminiz bulut, havalarda;
Kiminiz çatanadır, kırdığı gibi bacayı,
Şıp diye geçer Köprünün altından;
Kiminiz düdüktür, öter;
Kiminiz dumandır, tüter;
Ama hepiniz, hepiniz...
Hepiniz geçim derdinde.
Bir ben miyim keyif ehli içinizde?
Bakmayın, gün olur, ben de
Bir şiir söylerim belki sizlere dair;
Elime üç beş kuruş geçer;
Karnım doyar benim de.

Orhan Veli

16 Kasım 2013

Veda

Ne ay ışığı yürüyeceğim,
Ne sessizlik aşk boyunca. 

İçimde çırpınan dalganın var ettiği kıyıda 
Gömdüm onu 
Aşkla.

Bejan Matur

Her Kadın Kendi Ağacını Tanır

Sana geldiğimde
Kanatlarını, 
Siyah taşlarla örülmüş 
O ıssız şehrin üzerinde açacak, 
Bulduğum bir ağacın dallarına tüneyecek 
Ve acıyla bağıracaktım. 

Her kadın kendi ağacını tanır. 

Uçtum o gece. 
Karanlığın girmeye korktuğu şehri geçtim. 
Gölge olmayınca ruh yalnızdı. Uludum.

Bejan Matur

Beyaz Meselâ

İnsan duvarları olmayan tapınakta
Bir gece uyusa
Sanıyor ki kederi azalacak.
Ama yetmiyor
Bezler bağlıyor
Bulduğu her ağaca.
Hikayeler anlatıyor
İnanıyor aşkın hep olacağına.
Oysa aşk biter
Dinginliği başlar göllerin.
Bekleyiş,
Sonsuz mavi bir göz olur
Camdan ve gittikçe uzayan.
Acı verir bazan renkler
Beyaz mesela
Kuş gibidir insan beyaz bir yatakta
Ölümü gibi çocukların
Soluğu kesik
Suda dolaşan.

Bir kaya mezarında ağlayan adam
Ölülerini suya ve göğe gömüp,
Gelir acısıyla avunmaya.
Dua ve kuş gibidir zaman
Bir şey olur bulutlara,
Bir ağırlık
Bir koyuluk taşırlar uzaktan.
Tuhaf yitik hayatların
Seslerini doldururlar kovuklara.
Bir şey olur
Sarnıçtaki sularda
Unutulmuş anahtar parlayınca
Yağmurumuz der biri
Sarnıçlarımızda gizli
Acımız avuçlarımızda.

Bejan Matur

13 Kasım 2013

Ölümün Bıyıklı Bir Resmi

Bilmiyor Rembrandt daha,
yalnız peynirden 
ve akarsulardan konuşuyor 
değirmenci Felemenk;
nice acılar süzdü paletinden 
Paris yollarına düştü ama 
henüz Van Gogh da çırak.
Cesaretin bebeklikten başladı, 
boya dediğin zaten 
tüfek gibi kullanılır 
haylazlığa, şuna buna karşı.
İki tur danstan sonra 
alnın alnından öperdi ustan Picasso 
masmaviye kesince 
birazdan bu kırk yıllık kavak.
Boş ver ılımanlığa falan 
nasılsa vaktin var coğrafyaya 
kışın da gitmesin leykekler 
oturt bakalım bacanın üstüne, 
kar da yandan çarklı yağsın: 
bir muştu gibi dinleyelim 
damlara, koyaklara inen sesini.
İmzanı at, portakalını ye, 
böyle yapılır sevinç resmi.

-Sevinç nedir baba?

Çarşıdan döndüm nar ayıklıyorum sana 
parmaklarım uçtu uçacak, 
diyelim günlerden Pazar 
ütünün kordonunu onardım 
boyadım mutfaktaki dolabı, 
ellerimin sevinci de bunlar.
Dişlerinin sevinci bitmez saymakla, 
kavun-karpuz toprakçıldır 
su içerken omzuna dayar testiyi 
mendil bağlar başına; 
canerik mayhoşluğun birimi 
fındık eşkiya gibi bastırır da 
Haziran vermez geçit.
Vermez hüznünden kimselere 
gün sayar, yol izler 
arkadaşım Balaban Cerit.
Öyle sevinecek ki 
dönünce babası mapustan 
bir mimoza olup fışkıracak 
duvarlardan, bahçelerden, parklardan 
sana anlattığı ölü martı.

− Ölüm nedir baba?

Durmuştuk bir çeşme başında 
inerken Mut'a doğru

− Ölüm nedir baba? 
ölüm nedir peki?

Ah! 
Bıyıkları yeni terlemiş bir ağbi.

Ahmet Oktay

Aracı

Bağlı kollarımı çözmek kimin aklına gelir
Kelepçeli o zamanlar
Bir kız kaşıkla su içirir
Başımı çevirince -yeter demekti bu-
Kaybolurdu

Büyük ağaçların gölgesiyle
Geldiği çok oldu
Arada bir geceleri yarı çıplak
Ve daha çok
Saçları uzadıkça

Denize inerdik
Ben yüzerdim o girmez
Rıhtımdan suya bakardı
Denizden çıkardım
Yok

Şaşırmazdım
Ben onun doğumunu bilirim
Doğmadan öncesini
Yokluğunu

Oktay Rıfat